<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757</id><updated>2012-01-26T10:28:51.013+02:00</updated><category term='Eleştiri'/><category term='Yemin ve Öç'/><category term='Hikaye'/><category term='Blog Dergisi'/><category term='Anı'/><category term='Yorgun Savaşçı'/><category term='İnceleme'/><category term='Pazarolla'/><category term='Röportaj'/><category term='Mim'/><category term='Takıntılar'/><category term='Bilim-Kurgu'/><category term='Fas'/><category term='Kitaplarım'/><category term='e-kitap'/><category term='Korku-Gerilim'/><category term='Konuk Yazar'/><category term='BU Yayınları'/><category term='Polisiye'/><category term='Yitik Öyküler'/><category term='Gölge'/><category term='Çeviri'/><category term='Fantastik'/><category term='Ne demek?'/><category term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü</title><subtitle type='html'>Kendi çapımda yazdığım kısa hikayelerimin buluşma ve kendi aralarında kaynatma noktası...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>210</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-5733675194782039145</id><published>2012-01-24T18:58:00.000+02:00</published><updated>2012-01-24T18:58:07.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>8:00 - Kitap İnceleme</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/08-00/" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;img src="http://farm7.static.flickr.com/6208/6127032295_2d35d03b67.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Her insanın mutlaka bir sırrı vardır. Ama büyük ama küçük… Saklarsınız onu herkeslerden, gizlersiniz meraklı gözlerden, delik kulaklardan. Fakat şunu iyi bilirsiniz ki bir sırrı saklamaktan çok daha zor bir şey vardır şu hayatta: Bir sırrı açıklamak. Hatta bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümle süslüyor on parmağında on bir marifet olan yazarımız Alper Kaya’nın yeni kitabı 8:00’ın gösterişli kapağını. Ve belki de en iyi bu söz tanımlıyor kitabın alengirli konusunu. İstanbul’un izbe bir barında başlıyor ve yine aynı mekânda sona eriyor hikâyemiz. Birbirini hiç tanımayan bir avuç müşteri var içeride. Her biri kendi şahsi meselelerine dalmış, sorunlarını alkolün zihni bulanıklaştıran etkisi yardımıyla unutmaya çalışıyor. Başlangıçta birbirlerine tamamen yabancı olan bu kişiler ufak bir olay sonucu bir anda kendilerini aynı masada oturmuş, dostça muhabbet ederken buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın en çarpıcı yeri kesinlikle karakter betimlemeleri… Alper Kaya’nın kaleminden dökülen karakterler öylesine gerçekçi, öylesine derin işlenmiş ki okurken her biri gözlerinizin önünde ete ve kana bürünüyor. Teker teker tanımaya başlıyoruz hepsini. Ya da daha doğrusu tanıdığımızı sanmaya… Çünkü işler çığırından çıkıp kendi aralarında Rus Ruleti oynamaya başladıklarında hep bildiğiniz ama itinayla görmezden geldiğiniz bir gerçeği vuruyor kitap yüzünüze: Aslında hiç kimse anlattığı kişi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her karakterin geçmişine ait, açıklamaktansa ölmeyi tercih ettiği bir sırrı olduğunu öğreniyoruz yavaşça. Ve aslında her birinin normal hayata uzak, gazetelerin üçüncü sayfasına yaraşır kişiler olduğunu… Sahibinin “Hatırlatma tabancası” adını verdiği silah, içindeki tek mermiyle elden ele dolaşırken sayfalar da gözlerinizin önünde hızla akıp gidiyor. Ardından Alper Kaya yine yapacağını yapıyor ve okuyucularını bir anda ters köşeye yatırıveriyor. Ne mi yapıyor? Eh, bunu burada anlatıp da okuma zevkinizi baltalayacak değilim ama kesinlikle şaşıracağınızı, kitaba bakış açınızın o anda katmerlenerek artacağını garanti edebilirim. Bir de yazarımızın fantastik kökenine bir selam çaktığı final bölümü var ki sormayın gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası 8:00 kısa görünümüne rağmen dolu bir içerik sunmayı, bir ilk roman olmasına rağmen ise akıllara kazınmayı hakkıyla başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice romanlara sevgili Alper…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-5733675194782039145?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/5733675194782039145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=5733675194782039145&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5733675194782039145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5733675194782039145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2012/01/800-kitap-inceleme.html' title='8:00 - Kitap İnceleme'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm7.static.flickr.com/6208/6127032295_2d35d03b67_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3816575030403816855</id><published>2012-01-20T17:33:00.000+02:00</published><updated>2012-01-20T17:33:08.365+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Heykel</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-g_v-VDosuH4/TxmI-_QSoXI/AAAAAAAACV4/_54lEOQzS8o/s1600/steteskop.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://1.bp.blogspot.com/-g_v-VDosuH4/TxmI-_QSoXI/AAAAAAAACV4/_54lEOQzS8o/s320/steteskop.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rahmetli dedem henüz genç ve yeni evliyken zorlu bir hastalığa yakalanmış. Ne yapmalı ne etmeli diye düşünürken, soluğu o zamanın ünlü doktorlarından birinin yanında almaya karar vermişler. Apar topar gitmişler bu meşhur doktora. “Doktor Bey halim yaman, bana bir çare!”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doktor, dedemi güzelce muayene etmiş sonra da bir tedavi yöntemi uygulamaya başlamış. Ama iyi olacağına gittikçe daha kötü oluyormuş dedem. Meğerse ‘ünlü’ doktorumuzun uyguladığı tedavi aslında yanlışmış ve az kalsın o gencecik yaşında dedemi hakkın rahmetine kavuşturuyormuş. Neyse ki bizimkiler durumun farkına varmış da dedem zor da olsa kendisini erken ölümün ve hastalığının pençesinden kurtarmış. Ama o günden itibaren de yaptığı hatadan dolayı doktoru hiç affetmemiş. Küfürbaz bir insan olduğu için de sürekli kulaklarını çınlatmış durmuş yıllar boyunca.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıllar yıllar sonra, dedemlerin oturduğu apartmanın karşısındaki parka bir heykel dikildi. Bilin bakalım kimin? Evet, doğru tahmin; o meşhur doktorun heykeli… Bu yetmezmiş gibi parkın ismini de değiştirip doktorun adını verdiler bu yeşil alana. İşin en ilginç tarafı da heykelin duruş şekliydi: bir elini yanındaki kızın omzuna koymuş, diğer eliyle tam da dedemlerin evinin balkonunu gösterecek şekilde ileriye uzatıyordu. Sanki ona bir şeyler anlatıyormuş gibi bir hali vardı. Dedem bu işe çok bozulmuştu tabi. Anneannem ise çok gülmüştü. “Sen çok seversin ya, ondan diktiler herhalde.” deyip deyip gülüyordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Nereyi gösteriyor bu heykel dede?” diye sormuştuk muzip muzip, balkonda durmuş parktaki heykeli seyrederken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dedem şöyle bir durdu, düşündü, sonra da aynen şöyle dedi: “Beni gösteriyor tabi. Bir tek şu pez****gi öldüremedim diyor!”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3816575030403816855?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3816575030403816855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3816575030403816855&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3816575030403816855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3816575030403816855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2012/01/heykel.html' title='Heykel'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-g_v-VDosuH4/TxmI-_QSoXI/AAAAAAAACV4/_54lEOQzS8o/s72-c/steteskop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4096202964924005393</id><published>2012-01-14T20:45:00.001+02:00</published><updated>2012-01-14T20:47:06.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mim'/><title type='text'>Çok yönlü Blogger ödülü</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WlXdajWAzL4/TxHNJUb-HUI/AAAAAAAACVI/dbAInPouQsg/s1600/award.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-WlXdajWAzL4/TxHNJUb-HUI/AAAAAAAACVI/dbAInPouQsg/s320/award.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sevgili &lt;b&gt;&lt;a href="http://kararli.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Pabuç&lt;/a&gt;&lt;/b&gt; ve &lt;a href="http://hypatianineferi.blogspot.com/" target="_blank"&gt;&lt;b&gt;Hypatia&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;, geçen&amp;nbsp;(öhöm!)&amp;nbsp;ay beni mimlemiş ve blog sayfamı "Çok Yönlü Blogger" ödülüne layık görmüşlerdi sağ olsunlar. Ben de ne yapıp edip mimi cevapsız bırakmayacağıma dair kendilerine söz vermiştim ve şimdi bunu tutmanın tam zamanı (Aksi takdirde bana üç vakte kadar dayak görüyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mimde olduğu gibi bunda da bazı kurallar var elbette. Öyle ödülü alıp kaçmak yok anlayacağınız. Bakalım ne eziyetl... öhöm... şartları varmış bu ödülün.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1.&amp;nbsp;Size bu ödülü layık gören kişiye teşekkür etmeli ve ona geri bağlantı vermelisiniz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Elbette, büyük zevkle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse ilk günlerimden beri beni takip eden, yorumunu, desteğini ve de ene önemlisi arkadaşlığını benden esirgemeyen sevgili &lt;b&gt;Pabuç&lt;/b&gt;, yazılarını "&lt;b&gt;&lt;a href="http://kararli.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Bu da geçer&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;" isimli sayfasında bıkmadan usanmadan yayınlamaya devam etmekte. Arada bir bıktım dese de biz içten içe içindeki yazı canavarının yeniden ortaya çıkacağını biliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek kaliteli yazıları gerekse değerli kişiliğiyle kısa sürede bütün ödül, takdir ve alkışları toplayan sevgili &lt;b&gt;Hypatia&lt;/b&gt; ise birbirinden güzel paylaşımlarıyla "&lt;a href="http://hypatianineferi.blogspot.com/" style="font-weight: bold;" target="_blank"&gt;Hypatia'nın araştırmacı ruhu&lt;/a&gt;" isimli sayfasında arz-ı endam etmekte. Blog dünyasına yeni giriş yapmasına rağmen kırk yıllık blog yazarlarına taş çıkarttıracak kadar da güzel şeyler yazmakta kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikisine de bu ödül için çok teşekkür ederim. Eksik olmayın arkadaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Kendiniz hakkınızda 7 gerçeği paylaşın.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hah! Şimdi geldik işin alengirli kısmına. Kendi kendini rezil etmek! İşte bu konuda üstüme yoktur. Üstelik genellikle ekstradan bir çaba sarf etmeme bile gerek kalmıyor. Sokağa çıkmam, ağzımı açmam ya da sadece kendim olmam yetiyor da artıyor bile. Beni uzun zamandır takip edenler&amp;nbsp;&lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2010/01/yorgun-savascnn-7-acayip-huyu.html" target="_blank"&gt;&lt;b&gt;şuradaki&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;yazımda kendimle alakalı 7 acayip huyumu anlattığımı hatırlayacaktır. Orada yazdıklarımı tekrar etmemek adına 7 garip huyumu daha ifşa ediyorum efendim, kemerlerinizi bağlayın!&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Önemli not: Bu yazıyı okuduktan sonra akıl ve ruh sağlığınızda oluşacak bozukluklardan müessesemiz sorumlu olmamakla birlikte blog sayfamı takip listenizden, beni de hayatınızdan çıkartmak kesinlikle yasaktır. )&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Ben kolay kolay gıdıklanan biri değilimdir. Bunu başarabilenlerin sayısıysa bir elin parmaklarını geçmez. Hatta şöyle diyeyim; birincisi annem, ikincisiyse rahmetli teyzemdir. Amma ve lakin geçen gün keşfetme bahtsızlığını yakaladığım üzere şirket müdürüm de beni gayet başarılı bir şekilde gıdıklayabiliyor! Müdürün neden beni gıdıklama ihtiyacı duyduğunu kesinlikle konuşmak istemediğim gibi bu keşfimin bana iş yerimdeki başarı basamaklarını hızla tırmandırmayacağını da can-ı yürekten umuyorum!&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&amp;nbsp;Beni yakından tanıyanlar genellikle ne kadar mütevazi bir kişiliğe sahip olduğumu söylerler (Böyle yazınca pek de öyle olmadı sanki ama haydi hayırlısı). İşte ben bu huyumu bir çamur birikintisine borçluyum sayın okuyucular. Evet, doğru okudunuz. Çamur birikintisi... Neden mi? Anlatayım efendim. İlkokul günlerim... İkinci ya da üçüncü sınıftayım. Bir akşam, yağmurlu bir okul çıkışında amcamın oğlu Cihat, şimdi sebebini bile hatırlamadığım bir olay yüzünden sınıf arkadaşlarımızdan biriyle ağız dalaşına girmişti.&amp;nbsp; Ben de neyin ne olduğunu bilmeyen saf çocuk rolünde onları izliyordum.&amp;nbsp;Ama şunu iyi hatırlıyorum; Cihat benim en iyi dostumdu ve her ne olursa olsun onun tarafını tutmaya hazırdım.&amp;nbsp;Son lafı söyleyen ve kavganın galibi Cihat olmuştu. Zafer sevinciyle "Hıh!" deyip burnunu havaya kaldırmış ve azametle yürüyerek uzaklaşmaya başlamıştı. Tartışmayı kaybeden arkadaşımız ise oldukça üzgün ve şaşkın bir halde bir ona bir de bana bakakalmıştı. Bir an için ne yapacağımı bilemez bir vaziyette orada durdum. Sonra Cihat'ı taklit ederek bir "Hıh!" da ben çektim, arkadaşımıza küçümser bir bakış attım ve gayet havalı, kendini görmüş bir edayla kuzenimi takip etmeye başladım. Ya da takip etmeye çalıştım diyelim. Çünkü henüz ikinci adımımı atmamla kaygan bir çamur birikintisine basmam ve yere yapışmam bir oldu. Bir anda baştan aşağı vıcık vıcık çamura bulanmıştım. Ama öyle böyle değil. Saçım, suratım, pantolonum, önlüğüm... Eve kadar hüngür hüngür ağlayarak gitmiştim. "Sen misin insanları küçük gören?" demişti biri bana sanki. İşte o gün çok önemli bir ders çıkardım bu olaydan kendime: insanlara sataşırken etrafta çamur birikintisi olmamasına dikkat etmek. :)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Ben daha henüz çok küçükken bizimkiler bana bir oyuncak almaya karar vermişler. Yanılmıyorsam ilk oyuncağım olacakmış bu. Aile dostumuz olan bir eczaneye girmişler (o zaman nerdeee şimdiki oyuncakçılar?) ve minik bir Hacıyatmaz almaya karar vermişler. Henüz bir yaşında bile değilmişim, o yüzden oyuncağın işlevini anlayıp anlayamayacağımdan tam olarak emin olamamışlar. Bu yüzden "Deneyelim bakalım." diyerek Hacıyatmazla beni karşı karşıya oturtmuşlar. Hacıyatmaz başlamış ileri-geri, sağa-sola sallanmaya... O durana kadar dikkatle izlemişim, hareketi bittikten sonra kısa bir süre beklemişim, ardından da başlamışım kendim sallanmaya. İleri-geri, sağa-sola... Çok gülmüşler bu halime elbette. En çok da eczacı amca. Ama bilmiyorlarmış ki psikolojimle oynadıklarını... Bugün üzerinize afiyet 32 yaşındayım ve ne zaman canım sıkılsa Hacıyatmaz misali sallanmaya başlarım.&amp;nbsp; Öne arkaya...&amp;nbsp;Sağa sola...&amp;nbsp;Evde, işte, durakta... &amp;nbsp;"Hah! Başladı bizim Hacıyatmaz!" der annem bu halimi görünce. Çok iyi tanımayanlarsa "Oğlum gitsene tuvalete! Buraya mı yapacaksın!"&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bankalara gittiğiniz zaman elimize tutuşturulan numara kağıtlarını bilirsiniz. Hani üzerinde sıra numaramız yazan minik kağıtlar. İşte ben o kağıtlara bin bir eziyet çektirir, soytarı ederim elimde. Dans ettiririm, takla attırırım, durmadan evirip çeviririm, arada katlar sonra tekrar açarım. Bu esnada da nedenini tam olarak anlamadığım bir sebepten dolayı sağımdaki ve solumdaki koltuklar boşalır, çevremdekiler bana deli gibi bakar falan... Acayip huyları var şu insanların.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mr4KTUt8P9M/TxHNKKUp7fI/AAAAAAAACVQ/euFxDrAEW5A/s1600/Lightsaber.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-mr4KTUt8P9M/TxHNKKUp7fI/AAAAAAAACVQ/euFxDrAEW5A/s200/Lightsaber.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Şemsiyeler ve yağmurla aramda garip bir husumet vardır. Her ne kadar benim ikisiyle de bir alıp veremediğim olmasa da onlar bana düşmandır. Ne zaman yanıma şemsiye alsam güneş açar, ne zaman evde bıraksam sırılsıklam olurum. Böyle garip bir ilişkimiz var. Ama en garip olan yanı elime her şemsiye alışımda istisnasız olarak kulaklarımda Star Wars müzikleri yankılanmaya başlaması şüphesiz. Şemsiyemi her açtığımda o meşhur "ışın kılıcı" efekti çınlar beynimin karanlık koridorlarında. Neyse ki henüz kılıç gibi sallayıp etrafta deli gibi koşturmaya başlamadım. (Bunu daha önce yazmıştın diyenlerin yüzünün önünde elimi hafifçe sallıyor ve "Böyle bir şeyi daha önce hiç okumadın!" diyorum.)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;Eee... Şey... Beş mi oldu? Evet, öyle olmuş. Ama siz hatırım için yedi tane yazmışım gibi davranabilirsiniz. Yaparsınız değil mi? Yaparsınız yaparsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Sevdiğiniz ve takdir ettiğiniz 10 başka blog yazarına aynı ödülü verdiğinizi bildirin.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu ödül tüm blog dostlarıma gelsin. "Hepiniz yazacaksınız! Mecbursunuz! Muhaha!" demiyorum elbette. İsteyen yanıtlamakta, istemeyenler ise görmemiş numarası yapıp arkasına bakmadan kaçmakta serbest.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Desteğiniz ve eksik etmediğiniz değerli yorumlarınız için hepinize teşekkürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4096202964924005393?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4096202964924005393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4096202964924005393&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4096202964924005393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4096202964924005393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2012/01/cok-yonlu-blogger-odulu.html' title='Çok yönlü Blogger ödülü'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-WlXdajWAzL4/TxHNJUb-HUI/AAAAAAAACVI/dbAInPouQsg/s72-c/award.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-867680809478834663</id><published>2012-01-05T08:44:00.002+02:00</published><updated>2012-01-09T10:07:27.906+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Yürü(yeme)yen merdiven</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XFtW3W9XRjY/TwSDTLxqB1I/AAAAAAAACVA/T385ifdscdg/s1600/Escalator.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="234" src="http://1.bp.blogspot.com/-XFtW3W9XRjY/TwSDTLxqB1I/AAAAAAAACVA/T385ifdscdg/s320/Escalator.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen sabah, her zamanki gibi işe gitmek üzere metroya binmiştim. Sardalye konservelerinin rahat ve ferah bir yer gibi görünmesine neden olacak denli sıkışık bir yolculuktan sonra kendimi zor da olsa kapılardan dışarı attım ve istasyona indim. Sabahın henüz erken saatleri olduğundan ben dâhil pek çok kişinin henüz uykusu açılmamıştı. Yavaş adımlarla yürüyen merdivene ilerledim, topluluğa ayak uydurarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta her şey gayet normaldi. Yürümek istemeyenler sol tarafta bekliyor, benim gibi boş durmayı sevmeyenler ise sağ taraftaki basamakları tırmanıyordu. Ben de bir yandan merdiveni çıkarken diğer yandan mahmur gözlerle etrafı seyrediyorum. Sonra birdenbire garip bir şey fark ettim. Basamakları tırmanıyordum tırmanmasına ama baktığım manzara hiç değişmiyordu nedense. Şaşkınlıkla gözlerimi üzerinde durduğum yürüyen merdivene çevirdim ve hayretle basamakların geri geri gitmeye başladığını gördüm. Resmen olduğum yerde sayıyordum. Bir anda etrafımdaki kalabalıktan bir şaşkınlık nidası kopuverdi. Ardından yönünü şaşırmış merdivenimiz hızını arttırmaya başladı. Biz durur muyuz? Biz de arttırdık hızımızı merdivene inat. Hep beraber koşar adım merdivenleri tırmanma gayretine giriştik. Ben diyeyim yirmi siz deyin otuz kişi, başladık hızlı hızlı koşmaya… Ama ne hacet? Biz hızlandıkça merdiven de inat edermiş gibi giderek süratleniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda hatalı da olsa teknoloji insana üstün geldi ve komedi filmlerini andırır bir şekilde, koşar adım ileri gitmemize rağmen hep beraber gerisin geri indik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası gür kahkahalar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-867680809478834663?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/867680809478834663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=867680809478834663&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/867680809478834663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/867680809478834663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2012/01/yuruyemeyen-merdiven.html' title='Yürü(yeme)yen merdiven'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-XFtW3W9XRjY/TwSDTLxqB1I/AAAAAAAACVA/T385ifdscdg/s72-c/Escalator.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-8313730388374171420</id><published>2012-01-02T19:18:00.001+02:00</published><updated>2012-01-02T19:20:15.391+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yitik Öyküler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölge'/><title type='text'>Yitik Öyküler Kitabı, Gölge E-Dergi'de...</title><content type='html'>&lt;div class="tr_bq" style="text-align: justify;"&gt;İnternetin saygın yayınlarından biri olan &lt;a href="http://golgedergi.blogspot.com/2012/01/golge-e-dergi-ocak-2012-say-52.html" target="_blank"&gt;&lt;b&gt;Gölge E-dergi&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;, bu ayki sayısında Yitik Öyküler Kitabı'nın çıkış hikayesine de yer verdi. Yazıyı aşağıda okuyabileceğiniz gibi derginin tamamına da &lt;a href="http://issuu.com/golgedergi/docs/g_lge_e-dergi_ocak_2012_say__52" target="_blank"&gt;&lt;b&gt;buradan&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; ulaşabilir ve zengin içeriğinde gönlünüzce kaybolabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Keyifli okumalar ve teşekkürler Gölge Ekibi...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Yazarının kaleminden Yitik Öyküler Kitabı&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mDYS1Z2s2lU/TwHjREVFthI/AAAAAAAACU0/PPYdziNRXks/s1600/golge_yok.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-mDYS1Z2s2lU/TwHjREVFthI/AAAAAAAACU0/PPYdziNRXks/s320/golge_yok.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Önce Yemin ve Öç, şimdi de Yitik Öyküler Kitabı… Bu kitaplar benim mi, bunları gerçekten de ben mi yazdım? Bu soruları hala soruyorum kendime. Oysa çok değil sadece birkaç yıl öncesine kadar ne hikâye yazmışlığım vardı ne de başka bir şey. Evet, kendi çapımda kısa mizah yazıları yazıyordum, çizdiğim çizgi-romanlar da vardı ama bunlar hep gülüp eğlenmek için yaptığım şeylerdi. Hiçbirini profesyonel anlamda kaleme almamıştım. Kitap çıkarma fikri ise tatlı ve ulaşılamaz bir hayaldi benim için. Peki, ne oldu da bu noktaya gelebildim? Vallahi ben de bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; white-space: pre-wrap;"&gt;Her şey oldukça sıradan bir gecede başladı. Zaten hep öyle olmaz mı? Evde oturmuş, günün yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışırken bulanık zihnimin derinliklerinde bir öykü fikri canlanıverdi. Öyle aniden ve birdenbire… Konuşan bir kılıç, emekli bir şövalye ve bir cadı hakkında biraz komik biraz fantastik bir maceraydı aklımda şekillenen. İçine serpiştirebileceğim esprileri düşünürken bile keyifle sırıtmaktan kendimi alamıyordum. Hevesle yerimden kalktım, bilgisayarımın başına geçtim ve bugün “Cesur ve Geveze” olarak bilinen hikâyenin ilk satırlarını yazmaya başladım. Garip bir şekilde, kendimi de hayretler içerisinde bırakarak yazdıkça yazıyordum. Hikâyeyi tamamladım, blog sayfamda yayınladım ardından heyecanla yorumları beklemeye başladım. İlk gelen tepkiler oldukça olumluydu ve okuyan herkes daha fazlasını yazmam için beni teşvik ediyordu. Sevmiştim bu işi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Derken günlerden bir gün “&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Aykırı Çağrışım&lt;/a&gt;” isimli güzide blog sayfasını keşfettim. Kendisi de çok yetenekli bir yazar olan Fırtınakıran’a aitti bu sayfa. Aynı zamanda Kayıp Rıhtım’ın yöneticilerindendir kendisi. Neyse efendim, Aykırı Çağrışım’ın sayfalarında gezinirken küçük bir ilan çekti dikkatimi. “&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/" target="_blank"&gt;Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;” düzenleniyordu Kayıp Rıhtım’da ve henüz ikinci ayındaydı bu etkinlik. Ben de katılayım dedim ve oturup uzun bir hikâye yazdım seçki için. Böylece “Ölüm Kulesi” isimli öykü doğmuş oldu. Çok heyecanlıydım. Bu işi gerçekten bilen ve fantastik edebiyat okumaktan keyif alan kişiler tarafından okunacaktı çünkü bu kez yazdıklarım. Sonuç yine gayet başarılıydı. Sevgili Rıhtım ekibi de kalemimi daha fazla çalıştırmam için beni teşvik ediyor, aksi takdirde zindanlarında ne kadar lanetli yaratık varsa üzerime salmak gibi sevgi dolu tehditler savuruyorlardı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Böylece yazdım ve yazdım ve yazdım. Sonunda iki yılı devirdim seçkiyle beraber. Bu esnada hem Aylık Öykü Seçkisi’nde, hem Gölge E-Dergi’de, hem blog sayfamda, hem de Kayıp Rıhtım forumlarında onlarca hikâyem dolaşmaya başladı. Yorumlar geldi, tavsiyeler verildi, dostluk köprüleri kuruldu ve macera devam etti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Derken &lt;a href="http://www.askingungor.com/index.html" target="_blank"&gt;Aşkın Güngör&lt;/a&gt;’den, çok kıymetli yazarlarımızdan biri olan ve benden desteğini hiçbir zaman esirgemeyen o değerli şahsiyetten bir e-mail aldım bir gün. “Senin şu hikâyeleri toplayıp kitaplaştırsak diyorum. Ne dersin?” diyordu mesajında. Cevabım gayet net ve bir o kadar da amatörceydi: “Ne mi derim? Allah derim!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Önce Yemin ve Öç’ün çizer kadrosunu oluşturan, Gölge’de de sürekli çizimleri yayınlanan &lt;a href="http://telumaithor.deviantart.com/" target="_blank"&gt;A. Gökhan Gültekin&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://robocat58.deviantart.com/" target="_blank"&gt;Celalettin Ceylan&lt;/a&gt;’ı tekrar bir araya getirdik. Sonra da aralarına sevgili &lt;a href="http://devrimkunter.deviantart.com/" target="_blank"&gt;Devrim Kunter&lt;/a&gt;’i de kattık ve Voltran’ı oluşturmuş olduk. Ardından Aşkın Güngör’ün sevgi dolu darbeleri altında gece gündüz demeden hikâyeleri düzenlenmeye ve çizimleri yapmaya başladık. Sonra sıra geldi kitabın adını koymaya. “Kayıp Öyküler Kitabı olsun.” dedim, Kayıp Rıhtım’a bir teşekkür ve bir gönderme babında… Ama olamadı çünkü bu ismin daha önce başka bir yazar tarafından (Önemli biri değil canım, Tolkien…) kullanıldığını keşfettik. Böylece “Kayıp” kayboldu, yerine “Yitik” geldi ve Yitik Öyküler Kitabı da (Aşkın ağabeyin deyimiyle YÖK) böylece doğmuş oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Kitabın içinde dokuz farklı hikâyem var. Kimisi bizim dünyamıza ve zamanımıza yakın yerlerde geçerken kimiyse geçmişe ya da geleceğe, apayrı dünyalara uzanıyor. Çoğu fantastik öyküler ama arada iki bilim-kurgu hikâyesi de mevcut. Şövalyeler, cadılar, iblisler, nükleer felaket sonrası bir İstanbul, Mısır’ın engin çölleri ve çok daha fazlası bu sayfalar arasında yer alıyor. Kitap, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış “Nazik bir iş” adlı öykümü de bünyesinde barındırıyor. Hepsi de kimi zaman gülmeyi, kimi zaman heyecanlanmayı, ama en önemlisi de farklı serüvenlerde kaybolmayı seven okurlarla buluşmayı bekliyor. Tıpkı benim gibi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px; font-weight: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"&gt;Şimdiden keyifli okumalar dilerim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;* Bu yazı ilk olarak &lt;a href="http://golgedergi.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Gölge E-Dergi&lt;/a&gt;'nin 52 nci sayısında yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.2668524400796741" style="white-space: pre-wrap;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-8313730388374171420?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/8313730388374171420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=8313730388374171420&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8313730388374171420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8313730388374171420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2012/01/yitik-oykuler-kitab-golge-e-dergide.html' title='Yitik Öyküler Kitabı, Gölge E-Dergi&apos;de...'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-mDYS1Z2s2lU/TwHjREVFthI/AAAAAAAACU0/PPYdziNRXks/s72-c/golge_yok.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2293323822341194693</id><published>2011-11-24T18:43:00.002+02:00</published><updated>2011-12-11T14:49:33.615+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>İmza günü ve sonrası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eMX1A0hOxRg/Ts5w5AQdbXI/AAAAAAAACTE/HFRDFCo3nOQ/s1600/%25C4%25B0stanbulKitapFuari_2011.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-eMX1A0hOxRg/Ts5w5AQdbXI/AAAAAAAACTE/HFRDFCo3nOQ/s320/%25C4%25B0stanbulKitapFuari_2011.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) üzere geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Kitap Fuarı'nda imza günüm vardı. Hala inanamasam da gerçekten de vardı. Üstelik çok da güzel geçti. Hiç beklemediğim kadar iyi ve eğlenceli... Hem çok güzel insanlarla tanışmış oldum hem de gelme imkanı bulan eş-dostla kucaklaştım binlerce kitapseverin arasında. Ama durun durun, yine ortasından başladım anlatmaya. En iyisi baştan alayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi günü iş yerimden izin alıp (Hayır, efendim. Olağanüstü bir kıvırma ve atlatma harekatına girişip biraz da zor kullanarak erken çıktığım kocaman bir iftiradır!) soluğu hava alanında aldım. Sorunsuz bir şekilde İstanbul'a vardığımda gözlerim beni alanda karşılayacak olan çok özel birini aramaya başladı. Sonra onu gördüm, o da beni... Ardından birbirimize doğru ağır çekimde koşmaya başladık. Saçlarımız rüzgarda savrulurken kollarımızı hasretle iki yana açmıştık. Onu ne kadar çok sevdiğimi, ne kadar özlediğimi size anlatamam. Yani askerlik arkadaşım Erhan'ı... (Siz kim sanmıştınız?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarımı uzun zamandır takip ediyorsanız Erhan ve sevgili eşi Tuğba'dan burada birkaç kez bahsettiğimi hatırlamanız muhtemel (Ayrıca yine yazılarımı uzun bir süredir takip ediyorsanız akıl ve ruh sağlığınızı bozmuş olmam da muhtemel ama o apayrı bir konu). Canımdan çok sevdiğim bu neşeli, bir o kadar da deli dolu çift beni evlerinde konuk etme nezaketinde bulundular sağ olsunlar. Birlikte bütün gece oturduk, muhabbet ettik, müzik dinledik, arada Tuğba'nın ünlü aşçılığı sayesinde doyasıya tıkındık (pilav gerçekten de harikaydı, tekrar belirteyim) ve oyun oynadık. Evet, oyun oynadık. Benim gibi büyümüş de küçülmüşlerden onlar da... En son hatırladığım saatin gece üçü gösterdiği ve benim sürünerek yatağıma gittiğim. Onların ise hala deliler gibi eğlendiği...&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün kendimi de şaşırtarak sabahın yedisinde gözlerimi açtım. Oysa geç uyanacağımdan adım gibi emindim. Çok sakindim. Heyecandan yerimde duramayıp yatakta bir sağa bir sola dönmedim kesinlikle. Elim falan da hiiiiç titremiyor, dizlerim birbirine çarpmıyordu. Hatta o kadar sakindim ki tıraş olurken yüzümü &lt;i&gt;Cırt!&lt;/i&gt; diye kesiverdim. &amp;nbsp;O kadar soğukkanlıydım işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben lavabodaki kanlı eylemimin izlerini temizlemeye çalışırken en az benim kadar heyecanlı olan Tuğba da evin içinde bir o odaya bir bu odaya koşturup duruyordu. Ama aramızdaki en heyecanlı kişi kesinlikle Erhan'dı. Yatağından zorla kalkıp oturma odasına, oradan tekrar yatağına, sonra tekrar oturma odasına yattı kendisi. Hatta arada heyecanını bastıramadı ve ağzını ardına dek açarak esnedi, biraz kaşındı falan... Önünü alamadık, durduramadık kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uFO7Wzo4Jm0/Ts5w50T3SJI/AAAAAAAACTM/wnz0w5zsB3s/s1600/tuyap-kitap-fuari-30-yilinda.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-uFO7Wzo4Jm0/Ts5w50T3SJI/AAAAAAAACTM/wnz0w5zsB3s/s1600/tuyap-kitap-fuari-30-yilinda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şaka bir yana evde ufak çaplı bir heyecan dalgası vardı haliyle. Hızlı bir hazırlık, ufak bir tıraş kazası ve bol şans dileklerinin ardından Erhan'la beraber önce leziz bir kahvaltı yaptık, ardından da fuarın yolunu tuttuk.&amp;nbsp;Fuar alanı gerçekten de inanılmaz derecede kalabalıktı. Etkinliğin son günü olduğu için bütün İstanbullular oraya koşuşturmuştu sanki. Zorlukla kapılardan geçtim ve kapıdaki görevliye "İmza günüm için geldim." diyerek ücret ödemeden içeriye girmenin keyfini çıkardım. Ardından soluğu BU Yayınlarının standında aldım. Yayınevi yetkililerinden Ali Bey beni samimi bir şekilde karşıladı ve biraz dolaşmamı rica etti ve kısa sürede yerimin hazır olacağını söyledi. "Hay hay..." dedim ve bu fırsatı fuarı turlayarak değerlendirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İthaki standına vardığımda güzel bir sürpriz bekliyordu beni. Ben kendi halimde kitaplara bakar ve gün sonunda cüzdanımda oluşacak muhtemel bir kara deliğin boyutlarını hesaplarken "İhsan Tatari değil mi bu?" diye sordu biri. Başımı kaldırıp şaşkınlıkla sağa sola bakındım. Yanlış duymuştum herhalde. Beni kim tanırdı ki? O esnada aynı soru bir kez daha yinelendi. "İhsan Tatari değil miydi o?" O an Kayıp Rıhtım'dan eretrusilden ile göz göze geldim. Başta onu tanımıyordum elbette. Fakat samimi bir tanışma ve kitap dolu bir sohbetin ardından daha önce tanımadığıma hayıflanmadım desem yalan olur. Böylece kitabımı okuyan ilk kişiyle de tanışmış oldum. Aldığım yorumlar da gayet iyiydi üstelik. Biraz daha muhabbet ettik, sonra da kendisine veda edip mutlu bir şekilde standa döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada Ali Bey beni başta Ferda Bey olmak üzere yayınevi çalışanları olan Can Bey, Erdoğan Bey ve Küçük Erdem'le tanıştırdı. Daha sonra da yazarlarımızdan Ayşe Yamaç, Berrin Aksu, Filiz Tosyalı, Nurettin İğci ve Esra Avgören ile tanışma mutluluğunu yaşadım. Özellikle Ayşe Yamaç'ın beni "Ooo! Hoşgeldin mit!" diye karşılaması benim için günün en güzel ve şaşırtıcı sürprizlerinden biriydi. Ve tabi ki Pelin Saydam... Benim gibi çiçeği burnunda bir yazar olan, samimi ve cana yakın biri kendisi. Üstelik hem yetenekli hem de oldukça iddialı. İkimiz de fuar boyunca birbirimize destek olduk. O benim kitabımı tanıtıp dururken ben de onunkini (&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/2011/11/24/vampir-golgesi-cikti/" target="_blank"&gt;Vampir Gölgesi&lt;/a&gt;) öneriyordum her gelene. İkimizin de Aşkın Güngör'ün yeni kitabını (&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/2011/11/14/ruhlar-kayboluyor-cikti/" target="_blank"&gt;Kayıp Ruhlar Kulübü&lt;/a&gt;) satma konusundaki azmimiz ise görülmeye değerdi. Şahsen kendiminkinden çok Aşkın abi'nin kitabını sattım. Sanırım aynı şey Pelin için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2JTU6-SFH4k/Ts5w4WUOw2I/AAAAAAAACTA/d9HNdvpGKHc/s1600/BU.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://3.bp.blogspot.com/-2JTU6-SFH4k/Ts5w4WUOw2I/AAAAAAAACTA/d9HNdvpGKHc/s320/BU.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Neyse efendim, standa oturur oturmaz ilk kitabımı da satmam bir oldu. İlk başlarda heyecanın dozunu biraz fazla kaçırdığım için imzalarım daha çok birer karalamaya benzese de dakikalar geçtikçe yavaşça alışmaya başladım. Arada blog takipçilerimden Aylin ile tanışma fırsatı yakaladım, üniversiteden arkadaşım Bahar onca koşuşturmacasına rağmen ziyaretime geldi, Eretrusilden dayanamayıp bir kitap daha aldı hatta. Ardından bu aralar "&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/08-00/" target="_blank"&gt;8:00&lt;/a&gt;" adlı kitabıyla satış rekorları kıran, gönül listelerimizi alt üst eden Alper Kaya geldi yanıma. Sonra bir de baktım Kayıp Rıhtım'dan sevgili Fırtınakıran karşımda! Arkasında da Rıhtım tayfasından KoyuBeyaz, DarLy OpuS, magicalbronze, Canina, Baal ve Amras Ringeril vardı. Bir koşu kalkıp boyunlarına sarıldım hepsinin teker teker. Bir anda standın etrafı kalabalıklaşıverdi onların varlığıyla. Her biriyle elimden geldiğince konuşmaya çalıştım ama neşeli kahkahalar eşliğinde birbirlerini dirsekleyip öne çıkmaya çalıştıklarından bu pek de kolay olmadı. Sonra hem onlar için hem de katılamayan diğer rıhtımlılar için imzaladım kitaplarımı. Şüphe yok ki fuarın en keyifli anlarından biriydi o dakikalar. Ardından bir de röportaj yaptık kendileriyle. Muhabir Hakan Lafsokan (Tunç) sordu, kameraman Alper Güzelçeker (Kaya) çekti. Yakında onu da burada paylaşırım sizlerle. Ne yazık ki beraberliğimiz kısa sürdü ve Rıhtım ekibi bana el sallayarak fuarın kalabalığı arasında kayboldu. O an imzayı falan bırakıp onlara katılmayı nasıl istedim anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan birkaç dakika sonra sevgili Kayra "Keri" Küpçü (FrpNet, Laika, Gölge) ve Göktuğ Canbaba (Tılsım-ı Kudret, Ozanın Şarkısı) çıkageldi insan denizinin arasından. Samimi bir selamlaşma ve ayaküstü bir kaç kelam, iki de imza sonrası onları da uğurladım sonsuz teşekkürlerimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 16 sularında, fuarın tuvaletlerini yakından incelemek için dayanılmaz bir his oluştu içimde. Kesinlikle tuvaletim falan geldiğinden değil. Tamamen bilimsel... Öhöm! Her neyse... İmza atarken kıvranıp durmanın (meraktan kıvranıyorum efendim, meraktan) iyi bir şey olmayacağına karar vererek müsaade istedim ve kendimi kalabalığın içine attım. Ama ne kalabalık! 10 adımlık yeri yarım saatte gidemedim. Merakım son raddeye dayanmıştı ki zor da olsa kendimi tuvalete atabildim. Ama çok geç kalmıştım ve hemen geri dönmeliydim. Derken Tuğba ve Erhan'dan telefon geldi, "Baba biz kapıdayız ama üzerimizde para yok!" diyordu Erhan gülerek. Hemen kapılara koşturdum, zar zor buluştuk, para değiş tokuşu yaptık ve çifti içeri aldım. Sonra koştura koştura standa geri döndüm. Ya da dönmeye çalıştım diyelim. Çünkü o esnada gözüme takılan bir kitap bana nerede olduğumu bir anda unutturuverdi. Bir de baktım ki satın alıvermişim. "Eh, madem başladık devam edelim." diyerek diğer stantlara doğru taarruza giriştim. &amp;nbsp;Son hatırladığım elimin kolumun poşetle dolu olduğu...&amp;nbsp;Arada bir de Laika'ya uğrayıp sevgili Egemen'i ziyaret ettim ve İzmir'den getirdiğim selamları kendisine ilettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-viFfrk3LnJs/Ts5xsCOP-vI/AAAAAAAACTY/bdvjpLsrYNo/s1600/30.-istanbul-kitap-fuari-2369.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-viFfrk3LnJs/Ts5xsCOP-vI/AAAAAAAACTY/bdvjpLsrYNo/s1600/30.-istanbul-kitap-fuari-2369.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Standa geri döndüğümde Erhan ile Tuğba beni bekliyorlardı. İki kitap aldılar sağ olsunlar fakat üzerlerinde nakit olmadığı için ve kredi kartı makinesi arızalı olduğu için ödemeyi yapan yine ben oldum. Böylelikle fuarda kendi kitabını satın alan ilk yazar olarak tarihe geçmeme vesile oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, lafı fazla uzatmayayım. Oldukça güzel ve eğlenceli bir gündü. Aşkın abi'yi göremediğim için biraz üzgündüm, geleceğini söyleyip de katılamayan diğerlerini de öyle... Yine de mutluydum. sonuçta bu hayal etmeye dahi cesaret edemediğim bir şeydi ve gerçek olmuştu. Akşam 19'a kadar oradaydım. Herkesle samimi bir şekilde selamlaştım, kitap değiş tokuşu yaptım ve elim kolum poşetlerle dolu bir şekilde oradan ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün fuarın etkisini&amp;nbsp;hala&amp;nbsp;üzerimden atamamıştım. Öyle ki bir ara bankaya gittiğimde veznedar bana imzalamam için banka dekontunu uzattığında "Tabi, kimin adına imzalayayım?" diye sordum yanlışlıkla. Veznedarın şaşkın bakışları ve son derece kalın sesiyle "Neeeeey?" diye sorması görülmeye değerdi doğrusu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2293323822341194693?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2293323822341194693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2293323822341194693&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2293323822341194693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2293323822341194693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/11/imza-gunu-ve-sonras.html' title='İmza günü ve sonrası'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-eMX1A0hOxRg/Ts5w5AQdbXI/AAAAAAAACTE/HFRDFCo3nOQ/s72-c/%25C4%25B0stanbulKitapFuari_2011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7223900598969225601</id><published>2011-11-14T23:01:00.002+02:00</published><updated>2011-11-24T13:57:47.827+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yitik Öyküler'/><title type='text'>Yitik Öyküler Kitabı çıktı</title><content type='html'>&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-npMZLdLimqA/TsF9H6ZS-sI/AAAAAAAACSU/bdIwW7wIeh0/s1600/YitikOykulerKitabi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-npMZLdLimqA/TsF9H6ZS-sI/AAAAAAAACSU/bdIwW7wIeh0/s320/YitikOykulerKitabi.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Rıza Türker&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Yitik Öyküler Kitabı isimli yeni kitabım (gel de aynı cümlede iki kez kitap kelimesini kullanma. Aaa? Üç oldu!) bu ayın 12'si yani kitap fuarının ilk günü itibariyle raflardaki yerini aldı. Üstelik değerli yazar, sevgili dost &lt;a href="http://www.facebook.com/askingungor"&gt;Aşkın Güngör&lt;/a&gt;'ün "Kayıp Ruhlar Kulübü" adlı kitabıyla yan yana! Kitabımın çıktığına mı sevinsem yoksa ağabeyim kadar sevdiğim bu değerli şahsiyetle aynı standı paylaştığıma mı, bilemedim doğrusu. Bu yıl düzenlenen İstanbul kitap fuarını ziyaret etme imkanı bulursanız her iki kitabı da BU Yayınları standından temin edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün sürprizi ise Aşkın Güngör'ün sitesinde dolanırken Yitik Öyküler'in Vatan Kitap'ta yayınlanan tanıtımına rastlamam oldu.&amp;nbsp;Tanıtımının&amp;nbsp;yapıldığını daha önceden duymuştum ama bu kadar ayrıntılı bir yazı beklemiyordum doğrusu. Tahminlerimde yanılmıyorsam Aşkın ağabey tarafından kaleme&amp;nbsp;alınmış&amp;nbsp;hem de. Okurken hem duygulandım hem de her yanımı bir heyecan sardı. Ne mi yazıyordu? Gelin, hep beraber bakalım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;M. İhsan Tatari'den Yitik Öyküler Kitabı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KgaXgct6AfY/TsF9OksuAgI/AAAAAAAACSk/cOdtc-ymUrA/s1600/YitikOykulerKitabi_Page_7.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-KgaXgct6AfY/TsF9OksuAgI/AAAAAAAACSk/cOdtc-ymUrA/s320/YitikOykulerKitabi_Page_7.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;A.Gökhan Gültekin&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;M. İhsan Tatari imzalı fantastik öykü derlemesi Yitik Öyküler Kitabı raflardaki yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU Yayınevi’nden çıkan, M. İhsan Tatari’nin yazdığı dokuz öyküyü içinde barıdıran kitap okurları maceradan maceraya sürükleyecek. Ayrıca her hikâyeye özel çizilmiş görseller kitaba farklı bakış açıları kazandırıyor. Bu çizimler Celalettin Ceylan, A. Gökhan Gültekin, Devrim Kunter ve Rıza Türker’e ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan bir yıl önce ilk kitabı &lt;i&gt;Yemin ve Öç&lt;/i&gt; ile karşımıza gelen Tatari’nin, yeni eseri olan Yitik Öyküler Kitabı’nın arka kapak tanıtımında şunlar yazıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Dokuz…&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Kılıçlar ve kalemler, şövalyeler ve hırsızlar, büyücüler ve cadılar, yaşayan ölüler ve insanlar, cesurlar ve korkaklar, dürüstler ve yalancılarla dolu dokuz farklı öykü. &lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Mısır’ın engin çöllerinden nükleer bir felaket sonrası İstanbul’a, iblislerin hüküm sürdüğü alternatif boyutlardan gelecek zamanların teknoloji harikası şehirlerine, perili köşklerden cıvıl cıvıl üniversite kampüslerine dek uzanan dokuz farklı hikâye. &lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Kimi zaman heyecanlandıran, kimi zamansa duygulandıran, kimi zaman düşündüren kimi zamansa kahkahalar attıran dokuz farklı macera. &lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Dokuzu da aynı yazarın kaleminden, dokuzu da tek bir kitapta, elinizde tuttuğunuz cildin sayfalarında…&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;i&gt;Hayal gücünüzün kapılarını aralayın.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HbC9DAjDt1E/TsF9Lvo3BaI/AAAAAAAACSc/Gb3WHyqvahU/s1600/YitikOykulerKitabi_Page_6.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-HbC9DAjDt1E/TsF9Lvo3BaI/AAAAAAAACSc/Gb3WHyqvahU/s320/YitikOykulerKitabi_Page_6.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Celalettin Ceylan&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Editörlüğünü ve sayfa tasarımını Aşkın Güngör’ün üstlendiği kitabın kapak tasarımını Rıza Türker, iç sayfa çizimlerini ise Celalettin Ceylan, Devrim Kunter ve A. Gökhan Gültekin üstlenmiş. Ayrıca değerli yazarlarımızdan Aşkın Güngör’ün bu kitaba da bir Ön(süz)söz yazdığını not olarak düştükten sonra, kısaca öykülere göz atalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitik Öyküler Kitabı’nda dokuz öykü var. Bu öyküler &lt;i&gt;Arayış, Mektup, Çölün Yüreği, Cesur ve Geveze, Eve Dönüş, Bahar Şenliği, Nazik Bir İş, Kılıçların Gardiyanı&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;Ölüm Kulesi&lt;/i&gt; adını taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykülerin tamamı fantastik bir artalana inşa edilse de, yazarlar için en büyük lütuflardan olan esprili ve eğlenceli anlatım dili kullanabilme meziyetine sahip M. İhsan Tatari, hemen her öyküsüne kendi ‘özel şerbetini’ katmayı da başarıyor. Hem fantastik hem de alabildiğine gerçek evrenler ortaya çıkıyor böylece. Ve Tatari, bazen bir şövalye atının terkisinde, bazen vampirlerle dolu bir şatonun kuytu köşesinde, bazen bir ormanın sık ağaçları arasında gizlenmiş de, tanık olduğu olayları okura anlatıyormuş hissi vermeyi başarıyor. Genç bir yazar için hiç de azımsanacak bir özellik değil bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitik Öyküler Kitabı’ndaki öyküler sadece fantastik değil. Araya birkaç da bilim kurgu öyküsü katmış Tatari.Mektup ve Eve Dönüş böyle öyküler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen teknolojinin basit bir mektup yazmayı bile nasıl eziyete dönüştürdüğünü anlatan Mektup, keyifli üslubu, sürpriz çıkışlarıyla hem güldürmeyi hem de ince ince düşündürmeyi başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7yHAg58VQWU/TsGAW4eFjLI/AAAAAAAACS0/i-wUXQ7BI0Y/s1600/YitikOykulerKitabi_Page_5.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-7yHAg58VQWU/TsGAW4eFjLI/AAAAAAAACS0/i-wUXQ7BI0Y/s320/YitikOykulerKitabi_Page_5.jpg" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Devrim Kunter&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Eve Dönüş’teyse basbayağı karanlık bir gelecek tasviri var. Makinelerin hükmettiği, insan ırkının büyük çoğunluğunun zombiye dönüştüğü bu gelecekte, genç bir savaşçının soluk soluğa okunan serüvenini aktarıyor Tatari. Ve bunu da öyle ustalıkla yapıyor ki, kahramanımızın üstüne atılan zombilerden birinin bizzat yazarın kendisi olduğunu anlamakta gecikmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki fantastik öyküler de bilim kurgu öyküler kadar iyi. Tatari’nin tasarladığı evrenler kendi içinde çelişkisi olmayan, sağlam, ayağı yere basan yerler. Tüm imkansızlıkların gerçekleşmesine karşın hem de. Öyle ki Cesur ve Geveze adlı öyküde bir cadıyı haklamak için yola çıkan yaşlı şövalyeyle geveze kılıcının bitmek bilmeyen atışmaları bile inandırıcı olmayı başarıyor. Bunu sağlayan, Tatari’nin mekan tasarımları kadar diyalog yazımlarında da son derece başarılı olabilmesi elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, bir solukta okunacak ve her biri bambaşka evrenlere açılan harika dokuz öykü okumayı isterseniz, Yitik öyküler Kitabı tam size göre.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Vatan Kitap, Kasım 2011&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu güzel yazıyı hazırlayan Aşkın Güngör başta olmak üzere benden desteğini, yorum ve eleştirilerini esirgemeyen herkese teşekkürler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi... Gel 20 Kasım, gel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yazının orjinaline, künye bilgilerine ve ön okumasına &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/index.php/2011/11/yitik-oykuler-kitabi/" target="_blank"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7223900598969225601?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7223900598969225601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7223900598969225601&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7223900598969225601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7223900598969225601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/11/yitik-oykuler-kitab-ckt.html' title='Yitik Öyküler Kitabı çıktı'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-npMZLdLimqA/TsF9H6ZS-sI/AAAAAAAACSU/bdIwW7wIeh0/s72-c/YitikOykulerKitabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7167885914788781781</id><published>2011-11-13T12:43:00.002+02:00</published><updated>2011-11-13T12:44:33.781+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Aşkın Güngör'den iki güzel kitap haberi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-MfyQAkbJ9Ug/Tr-Z7HHp2gI/AAAAAAAACRw/G6_qWFNsac4/s1600/logo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="72" src="http://3.bp.blogspot.com/-MfyQAkbJ9Ug/Tr-Z7HHp2gI/AAAAAAAACRw/G6_qWFNsac4/s400/logo.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan sevgili &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog" target="_blank"&gt;Aşkın Güngör&lt;/a&gt;, ilham perilerinin saldırısına uğramış gibi görünüyor. Çünkü bu kez bir değil, tam iki farklı kitapla çıkıyor karşımıza. Üstelik ikisi de uzun soluklu serilerin birinci kitabı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ilki daha önce &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/bol-bel-geliyor.html" target="_blank"&gt;bu sayfalarda&lt;/a&gt; tanıştığınız sevimli Dedektif Bol Bel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zuQmMKk0nCk/Tr-Z6NPGeVI/AAAAAAAACRo/9CuDltYvkIQ/s1600/bolbel_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="186" src="http://3.bp.blogspot.com/-zuQmMKk0nCk/Tr-Z6NPGeVI/AAAAAAAACRo/9CuDltYvkIQ/s400/bolbel_1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un Anadolu Yakası’nda, Fillibaba Yolu 11 numaradaki deniz mavisi rengindeki kulübecikte yaşar kendisi. Hayal Gücüyle oluşturulmuş nesnelere sahiptir. Şekli de üzerindeki yazılar da değişebilen tabela, papağan sesli kapı zili, Babil Taşı, Boyut Anahtarı ve daha nicesi… Hepsi bir yana, Genişleyen Oda adını verdiği, bütün bu nesneleri koyduğu, zamanla başka bir boyuta dönüşen bir de odası vardır bürosunda. O boyuttan gelen Hayal Gücü Varlıkları zaman zaman bir olayı çözmesinde yardımcı olur ona, zaman zaman da kendileri bir olaya dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizemli Şeyler Dedektifi Bol Bel okura &lt;b&gt;‘mevhaba’&lt;/b&gt; dediği ilk kitap olan Sözcük Korsanı’nda İstanbul’un bir kısmını etkisi altına olan ‘konuşamama’ sorununu çözmeye çalışıyor. Bu olayda en büyük yardımcıları Büyük İlköğretim Okulu’nun beş afacan öğrencisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Editörlüğünü Mavisel Yener'in, kapak ve iç resimlerini ise Gökçe Akgül'ün üstlendiği kitap Tudem Yayınevinden çıktı ve birkaç kitaptan oluşacak bir sevinin (aman, pardon... serinin) ilk basamağını oluşturuyor. Kitaptan &lt;b&gt;örnek bir bölüm&lt;/b&gt; okumak isterseniz tek yapmanız gereken şey &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/index.php/2011/11/dedektif-bol-bel-1-sozcuk-korsani/" target="_blank"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklamak. Künye bilgileri, arka kapak yazısı ve kapak çizimine de yine aynı yerden ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi ise benim uzun zamandan beri büyük bir merak ve heyecanla beklediğim &lt;b&gt;Kayıp Ruhlar Kulübü.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8YFHq2bkaQA/Tr-dr_n6MqI/AAAAAAAACR4/0fQhqnGdub4/s1600/krk_01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="186" src="http://1.bp.blogspot.com/-8YFHq2bkaQA/Tr-dr_n6MqI/AAAAAAAACR4/0fQhqnGdub4/s400/krk_01.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yedi kişi… Yedi kader… Yedi kayıp ruh… Yaşamın bir yerlerinde kesişecek yedi karanlık öykü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun soluklu, tam yedi kitaplık Kayıp Ruhlar Kulübü dizisinin başlangıcını oluşturan Ruhlar Kayboluyor bu yedi kişiye odaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek de bildik kahraman çizgisinde olmayan kişiler bunlar. Zaafları, hayata veya kendilerine duydukları öfkenin neden olduğu olumsuz tavırları, kimisi pek de masum olmayan beklentileriyle kusurlu varlıklar hepsi. Ve bir ayağı bildik evrene, diğeri kâbuslar diyarına basan serüvenlerinde bir çeşit sacayağı görevi görüyor, evrenin dağılmasını önlüyorlar. Bunu bilinçli tercihle, kahramanca güdülerle yaptıklarını söylemek mümkün değil. Ana gayeleri kendilerini kurtarmak. Ama —kaderin tuhaf bir oyunu olsa gerek— kendilerini sadece bu boyutu değil, tüm varoluş boyutlarını etkileyecek bir komplonun içinde buluyorlar. Kısacası, bir ara boyuta sürükleniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildik dünyanın üstüne saydam kılıf gibi geçirilen bir boyut bu. Sokaklarda ateş gözlü dev kurbağalar, umut, mutluluk, huzur gibi olumlu duyguları emen sülükler, et yiyen bitkiler, devasa yarasalar, köpekle fare karışımı korkunç yaratıklar, iğrenç böcekler ve daha bir yığın vahşi yaratık fink atıyor. Normal insanlar tarafından görülemeyen bu yaratıklar kayıp ruhlar tarafından görülebiliyor. Dahası, yaratıklar için de diğer insanlara oranla daha fark edilir hale geliyor bu yedi anti-kahraman.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yedi sene önce yazımına başlanan ve ancak günümüzde tamamlanarak yayın aşamasına gelen binlerce sayfalık Kayıp Ruhlar Kulübü dizisinde fantastik unsurların yanı sıra korku öğeleri de bolca yer alıyor. Okura da ilk kitap olan Ruhlar Kayboluyor’la bu tuhaf evreni ziyaret etmek kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çizimleri Volkan Akmeşe tarafından kaleme alınan kitap BU Yayınevi tarafından basıldı. Kitapla ilgili &lt;b&gt;örnek bölüm&lt;/b&gt;, künye ve arka kapak yazısına &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/index.php/2011/11/krk1-ruhlar-kayboluyor/" target="_blank"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca her iki kitap da şu anda gerçekleşmekte olan İstanbul Kitap fuarında yer almakta. Sizi bilmiyorum ama her ikisi de "almak istediğim kitaplar" sıralamasının en üstlerinde yer alıyor. Özellikle de Kayıp Ruhlar Kulübü beni oldukça heyecanlandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili Aşkın Güngör'ü buradan bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Okurun bol (bel) olsun inşallah.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7167885914788781781?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7167885914788781781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7167885914788781781&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7167885914788781781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7167885914788781781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/11/askn-gungorden-iki-guzel-kitap-haberi.html' title='Aşkın Güngör&apos;den iki güzel kitap haberi'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-MfyQAkbJ9Ug/Tr-Z7HHp2gI/AAAAAAAACRw/G6_qWFNsac4/s72-c/logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2129026762315965342</id><published>2011-11-03T19:34:00.001+02:00</published><updated>2011-11-03T19:36:55.164+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BU Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yitik Öyküler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>İmza günü mü? Nasıl bir şey ki o?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lvyPTc4uUL0/TrLLub7hRcI/AAAAAAAACRg/wW1EH_4Vo-g/s1600/%25C4%25B0mza-karikat%25C3%25BCr.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-lvyPTc4uUL0/TrLLub7hRcI/AAAAAAAACRg/wW1EH_4Vo-g/s320/%25C4%25B0mza-karikat%25C3%25BCr.jpg" width="291" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, biliyorum. Çok uzun zamandır yazamıyorum bu sayfalara. Hatta yazmayı geçtim, sizin bloglarınıza uğrayıp bir yorum bile bırakamaz oldum. O yüzden bana ne kadar sitem etseniz, kafama ne kadar terlik, takunya, oklava, piyano (öhöm!) fırlatsanız haklısınız. Fakat gerçekten de çok yoğunum ve iş dışında başka şeye harcayacak zamanı zor buluyorum. O yüzden lütfen o kızılcık sopasını yere koyun. Yavaşça... Hayır, kafama doğru değil! Ah!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hıncınızı aldığınıza göre anlatmaya devam edeyim efendim. Dediğim gibi "iş dışında başka şeye vakit ayıramıyorum" aylarına geri döndüm. Neyse ki başka birileri, mesela BU Yayınevi'nden Melek Hanım benim için bir şeyler ayarlıyor da yılda bir de olsa ufak kaçamaklar yapabiliyorum (Kendisine buradan bir kez daha teşekkürler bu arada).&amp;nbsp;Peki nedir bu -ufak-kaçamak? Hemen anlatayım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hatırlayacağınız gibi&amp;nbsp;&lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/10/yitik-oykuler-kitab-geliyor.html"&gt;şuradaki&lt;/a&gt; yazımda yeni çıkan kitabımın haberini sizlerle paylaşmıştım. İşte o kitabın imza günü düzenlenecek bu ay içerisinde. Bildiğiniz (ya da şimdi öğrendiğiniz ama çaktırmadığınız) üzere bayramdan hemen sonra İstanbul Kitap Fuarı başlıyor. Fuarın son günü yani 20 Kasım Pazar günü ben de orada olacağım ve BU Yayınevi standında kitaplarımı imzalayacağım inşallah. Tabi beni kim tanır, bana kim kitap imzalatır orası biraz meçhul ama olsun. Sonuçta bu bir ilk olacak benim açımdan ve bunu yaşama şansını yakaladığım için gerçekten de çok mutluyum. Hatta şimdiden imza pratiği yapmaya başladım. Evdeki emektar dikiş makinesini açıp üzerinde imza atmaya çalışıyorum. Böylece elim titrerken de güzel imza atabileceğim. Yani en azından öyle umuyorum...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hatırlıyorum da bu sayfalarda ilk hikayelerimi yayınladığım zamanlarda içinizden pek çoğu "Kitaplarını da okuruz umarım." tarzı yorumlar bırakmıştı. Bense tebessüm etmekle yetinmiştim&amp;nbsp;sadece. İnanmıyordum çünkü böyle bir şey olabileceğine. Ben ne bileyim nefesinizin... aman, şey... yorumunuzun bu kadar kuvvetli olacağını? Hala şaşkınlık içerisindeyim doğrusu. "Ben? Kitap fuarında kendi kitabımı imzalayacağım ha? Yok artık!" Ama oldu işte... Bunun için siz blog okurlarım olmak üzere hikayelerimi okuyan ve yorumlarıyla beni destekleyen herkese kocaman bir teşekkür borçluyum gerçekten de. Sağ olun, var olun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun lafın kısası, 20 Kasım'da kitap fuarına gelirseniz ve bir köşede yüzü heyecandan solmuş ve eli 9.2 şiddetinde titreyen bir delikanlı görürseniz bilin ki o benim. Müsait olan herkesi güzel bir sohbet ve keyifli bir gün için fuara bekliyorum. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görüşmek dileğiyle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2129026762315965342?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2129026762315965342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2129026762315965342&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2129026762315965342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2129026762315965342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/11/imza-gunu-mu-nasl-bir-sey-ki-o.html' title='İmza günü mü? Nasıl bir şey ki o?'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-lvyPTc4uUL0/TrLLub7hRcI/AAAAAAAACRg/wW1EH_4Vo-g/s72-c/%25C4%25B0mza-karikat%25C3%25BCr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2559832244446983154</id><published>2011-10-12T19:56:00.003+03:00</published><updated>2011-10-12T20:03:39.717+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BU Yayınları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yitik Öyküler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Yitik Öyküler Kitabı geliyor!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-txpTsxKjQVk/TpXF_C2Z_4I/AAAAAAAACQ0/F76njOnsq0o/s1600/yitik-oykuler-kitabi.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-txpTsxKjQVk/TpXF_C2Z_4I/AAAAAAAACQ0/F76njOnsq0o/s320/yitik-oykuler-kitabi.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Nihayet!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Artık uzun süren suskunluğumu bozabilir ve bu güzel haberi sizlerle gönül rahatlığıyla paylaşabilirim. Eğer bir aksilik olmazsa "Yitik Öyküler Kitabı" isimli yeni kitabım bu ay içerisinde satışa çıkacak inşallah. Kitap, Bu Yayınları'ndan çıkıyor ve D&amp;amp;R hariç tüm kitap mağazalarının raflarında bulunacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Peki nedir Yitik Öyküler Kitabı ya da &lt;b&gt;Aşkın Güngör&lt;/b&gt;'ün deyimiyle YÖK? (Kendi kısaltmasına getirdiği güzel esprisini de buraya aynen ekliyorum :) "YÖK mü? Aman Yareppim!") Kısaca özetlemek gerekirse kimi Aylık Öykü Seçkisinde, kimi bu sayfalarda, kimiyse farklı mecralarda yayınlanan kısa hikayelerimin bir derlemesi. İçinde bir de &lt;b&gt;Nazik bir mesele &lt;/b&gt;adında daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir öykü de içeriyor aynı zamanda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Editörlüğünden tutun da sayfa düzenine kadar neredeyse tamamı sevgili ağabeyim, değerli yazarımız ve bir o kadar da kıymetli insan olan &lt;b&gt;Aşkın Güngör&lt;/b&gt;'ün emeğinin ve özverili çalışmalarının ürünüdür. Kapak çizimi sayın &lt;b&gt;Rıza Türker&lt;/b&gt;'e, iç çizimler daha önce &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2010/09/yemin-ve-oc-basld.html"&gt;Yemin ve Öç&lt;/a&gt; isimli kitabımda da benimle çalışma lütfünü gösteren&lt;b&gt; A. Gökhan Gültekin&lt;/b&gt; ile &lt;b&gt;Celalettin Ceylan&lt;/b&gt;'a ve ekibimize katılarak bizi onurlandıran &lt;b&gt;Devrim Kunter&lt;/b&gt;'e ait.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Lafı fazla uzatıp canınızı sıkmayayım. Zaten &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;'daki değerli dostlar söylenebilecek her şeyi söylemiş. Ne mi demişler? Gelin hep beraber bakalım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;a href="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/yitik-oykuler-kitabitop.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/yitik-oykuler-kitabitop.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Hazır olun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili dostumuz ve olmazsa olmazımız &lt;b&gt;M. İhsan Tatari&lt;/b&gt;, nam-ı diğer mit’in yeni öykü derlemesi &lt;span class="Apple-style-span" style="color: #cc0000;"&gt;&lt;b&gt;Yitik Öyküler Kitabı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; çok yakında raflardaki yerini almaya hazırlanıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu Yayınları&lt;/b&gt;’ndan çıkmaya hazırlanan, &lt;b&gt;M. İhsan Tatari&lt;/b&gt;’nin yazmış olduğu dokuz öyküyü içinde barıdıran kitap okurları maceradan maceraya sürükleyecek. Ayrıca her hikayeye özel çizilmiş görseller kitaba çok daha farklı bir bakış açısı katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan bir yıl önce, ilk kitabı &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/yemin-ve-oc/"&gt;Yemin ve Öç&lt;/a&gt; ile karşımıza gelen Tatari, yeni öykü derlemesi olan &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #cc0000;"&gt;Yitik Öyküler Kitabı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;’yla da her birimize farklı maceraların kapısını açacak! Yazarın, seçki dahil olmak üzere farklı mecralarda yayımlanan ve bunlara ek olarak bir adet yeni öykü yazılan derlemenenin tanıtım metnine dilerseniz hep beraber göz atalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;i&gt;Dokuz…&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Kılıçlar ve kalemler, şövalyeler ve hırsızlar, büyücüler ve cadılar, yaşayan ölüler ve insanlar, cesurlar ve korkaklar, dürüstler ve yalancılarla dolu dokuz farklı öykü.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-style: italic;"&gt;Mısır’ın engin çöllerinden nükleer bir felaket sonrası İstanbul’a, iblislerin hüküm sürdüğü alternatif boyutlardan gelecek zamanların teknoloji harikası şehirlerine, perili köşklerden cıvıl cıvıl üniversite kampüslerine dek uzanan dokuz farklı hikâye.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-style: italic;"&gt;Kimi zaman heyecanlandıran, kimi zamansa duygulandıran, kimi zaman düşündüren kimi zamansa kahkahalar attıran dokuz farklı macera.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-style: italic;"&gt;Dokuzu da aynı yazarın kaleminden, dokuzu da tek bir kitapta, elinizde tuttuğunuz cildin sayfalarında…&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-style: italic;"&gt;Hayal gücünüzün kapılarını aralayın.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;Editörlüğünü ve sayfa tasarımını &lt;b&gt;Aşkın Güngör&lt;/b&gt;’ün üstlendiği kitabın kapak tasarımını &lt;b&gt;Rıza Türker&lt;/b&gt;, iç sayfa çizimlerini ise &lt;b&gt;Celalettin Ceylan, Devrim Kunter&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;A. Gökhan Gültekin&lt;/b&gt; üstlenmiş. Ayrıca değerli yazarlarımızdan Aşkın Güngör’ün bu kitaba da bir Ön(süz)söz yazdığını not olarak düşelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz kitabın kesin çıkış tarihi ve fiyatı bilinmemekle beraber, künye bilgileri ve tanıtım yazısı için &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/yitik-oykuler-kitabi/"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz. Yakın zamanda son detaylar belli olunca da sizlere haber olarak duyuru yapacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili M. İhsan Tatari’yi bu başarısından dolayı bir kez daha tebrik ediyor, daha nice kitaplarının çıkışını buradan duyuracağımızı ümit ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Kitap şu an baskıda ve önümüzdeki günlerde satışa sunulacak. Eğer bir aksilik olmazsa bir de önümüzdeki İstanbul Kitap Fuarında imza günü düzenlenecek. Buradan başta Aşkın Güngör, çizer arkadaşlar, Bu Yayınevi çalışanları ve Kayıp Rıhtım ekibi olmak üzere emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür etmek isterim. Ayrıca yorumlarını esirgemeyen siz değerli blog dostlarıma da teşekkürü bir borç bilirim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Şimdiden keyifli okumalar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2559832244446983154?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2559832244446983154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2559832244446983154&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2559832244446983154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2559832244446983154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/10/yitik-oykuler-kitab-geliyor.html' title='Yitik Öyküler Kitabı geliyor!'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-txpTsxKjQVk/TpXF_C2Z_4I/AAAAAAAACQ0/F76njOnsq0o/s72-c/yitik-oykuler-kitabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3261915357247773715</id><published>2011-09-30T19:40:00.001+03:00</published><updated>2011-09-30T19:45:22.212+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Bir başka iftar macerası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3vi1Y0zrBRw/ToXw1P9KbnI/AAAAAAAACQw/ds4rJV3qd1k/s1600/gullac.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-3vi1Y0zrBRw/ToXw1P9KbnI/AAAAAAAACQw/ds4rJV3qd1k/s320/gullac.jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğer yazılarımı yakından takip edenlerdenseniz kimilerine göre şans kimilerine göre şanssızlık olarak değerlendirilen maceralarımın bol olduğunu bilirsiniz. &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2010/03/bir-iftar-yemegi.html"&gt;Şu yazıda&lt;/a&gt; anlattığım iftar yemeği serüvenimi okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Sonuçta ben, bardağında sineklerin jakuzi partisi yaptığı bir insanım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçtiğimiz Ramazan ayında yine bir iftar yemeğine davetliydik. Yer, Bayraklı semtinin yeni gözdelerinden olan Arena’ydı. İlk defa gidiyordum bu mekâna ve gerçekten de çok hoşuma gitti. Gün batımının turuncu ve mor dansına, ayaklarımızın dibinde uzanan denizin sakin manzarasına doyum olmuyordu. Gerçi oruçlu olduğumuz için sadece manzarayla doyamamamız normaldir herhalde. İftarın iyice yaklaşmasının da etkisiyle insan o saatte deniz ve mehtaptan çok mayonez ve ketçapı düşünüyor haliyle.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her neyse… Ezan saati yaklaşırken oturduk masalarımıza, sevdiklerimizle selamlaştık, sevmediklerimize rosto gözüyle baktık. Derken ezan okundu, bir bardak su eşliğinde dua edildi ve hemen yemeğe geçildi. Daha doğrusu ben hariç herkes yemeğine başladı. Neden mi? Çünkü benim oturduğum yerde çatal-kaşık yoktu! O kadar aradım, tabağın altından masanın ayaklarına kadar her yeri taradım ama yoktu işte. O anda aklıma daha önce yaşadığım &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/03/aclk-basa-vurursa.html"&gt;çatal faciası&lt;/a&gt; geldi. Resmen aynı olayın Ramazan versiyonunu yaşıyordum. Bir an evrendeki tüm çatal ve kaşıkların bana karşı bir komplo hazırladığı fikri canlandı zihnimin karanlık köşelerinde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra her makul insanın yapacağı gibi en yakın garsona saldırıp… öhöm… seslenip bir çatal rica ettim. “Tamam efendim, hemen getiriyorum!” dedi garson telaşla. O –hemen– kelimesi adet olduğu üzere havada kaldı ve yaklaşık on dakika kadar masa örtüsünün kenarını kemirerek açlığımı bastırmaya çalıştım. Sonra bir başka garsona, ondan sonra da bir başka garsona gayet yam-yamvari bakışlarla (adam etli butluydu, ben ne yapabilirim?) isteğimi yineledim. Masadaki herkes “Çok şükür” çekerken ben “Ya sabır” demekle meşguldüm. Neyse ki sonunda yanımda oturan arkadaşlardan biri bana acıyıp bir başka masaya doğru atağa kalktı ve boş bulduğu bir çatalı kapıp bana getirdi.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gecenin final anı ise tatlı servisi sırasında gerçekleşti. Güllaç vardı menüde ve üzerine bir tane kiraz şekeri koymuşlardı. Garson tabakları masamıza servis ederken benim tatlımın üzerindeki kiraz düştü ve masaya yuvarlandı. Garson en abartılı sesiyle “Pardoooon!” diyerek, çıplak eliyle kirazı kaptı ve bir “Pörç!” sesi eşliğinde tatlının üzerine geri koyuverdi. Ondan sonra da hiçbir şey olmamış gibi “Afiyet olsuuuun…” nidası eşliğinde yanımızdan ayrıldı. O tatlıyı yiyeceğimi gerçekten düşünüyor muydu, hala merak etmekteyim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güllaç photo by &lt;a href="http://mutfaksirlari.com/"&gt;Mutfak Sırları&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3261915357247773715?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3261915357247773715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3261915357247773715&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3261915357247773715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3261915357247773715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/09/bir-baska-iftar-maceras.html' title='Bir başka iftar macerası'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-3vi1Y0zrBRw/ToXw1P9KbnI/AAAAAAAACQw/ds4rJV3qd1k/s72-c/gullac.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-6072397236858914271</id><published>2011-09-17T12:07:00.001+03:00</published><updated>2011-09-17T12:13:59.307+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çeviri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>“Way of Kings” ön okuması yayında!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #e4ddcb; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="140" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/way-of-kings-top.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="467" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;strong&gt;Brandon Sanderson&lt;/strong&gt;’un sıradışı romanı&amp;nbsp;&lt;span style="background-image: none; color: maroon;"&gt;&lt;strong&gt;The Way of Kings&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="background-image: none; text-decoration: underline;"&gt;ön okuma&lt;/span&gt;sıyla&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/em&gt;’da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;Yakın zamanda&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Arkadaş Yayınları’&lt;/em&gt;nın kitabı dilimize kazandıracağını açıkladığı&amp;nbsp;&lt;strong&gt;The Stormlight Archive (&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Fırtınaışığı Arşivi&lt;/em&gt;)&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;Serisinin ilk kitabı olan&amp;nbsp;&lt;span style="background-image: none; color: maroon;"&gt;&lt;strong&gt;The Way of Kings&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;(&lt;span style="background-image: none; color: maroon;"&gt;&lt;strong&gt;Kralların Yolu&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;) kitabının ön okuması&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;strong&gt;M.İhsan Tatari&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;çevirisiyle ilk defa Rıhtım’da sizlerle buluşuyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;Bu seride kişisel çıkarları için mücadele eden insanlar, gücünü fırtınalardan alan büyülü silahlar, keskin hatlarıyla kötü kahramanlar ve bir fantastik eserde aradığınız, alışılmışın çok ötesinde bir macera var. 10 kitaplık bir seri olarak tasarlanan&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;The Stormlight Archive (Fırtınaışığı Arşivi)&lt;/em&gt;daha ilk kitabından anlatacak çok şeye sahip!&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;Dolu dolu, yaklaşık 1000 sayfalık ilk kitabı ile daha başından okuyucuya muazzam bir dünyanın sırlarını veriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;İstiyorsanız gelin,&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ÖN OKUMA&lt;/strong&gt;dan önce hep birlikte bu ilk kitabın tanıtım yazısına göz atalım:&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-warning_box" id="stb-box-4565" style="background-color: #feffd5; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(254, 154, 5); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(254, 154, 5); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(254, 154, 5); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(254, 154, 5); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: black; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Son Haraplık’tan önceki günleri özlüyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Haberciler’in bizi terk etmelerinden ve Radiant Şövalyeleri’nin bize karşı dönmelerinden önceki çağ… Hâlâ dünyada büyünün ve insanların kalbinde onurun olduğu bir zaman…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Dünya bizimdi ve biz onu kaybettik. Görünüşe göre zaferin kendisinden başka hiçbir şey insan ruhunu daha fazla kamçılayamaz.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Ya da, tüm bu zaman boyunca zafer bir illüzyon muydu? Onlar daha sert savaştıkça bizim de daha güçlü karşı koyduğumuzu düşmanlarımız fark etmişler miydi? Belki de, sadece daha iyi bir kılıç yapmak için, ısıyı ve çekici gördüler. Ama çeliği yeterince görmezden gelirsen sonunda paslanır…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;İzlediğimiz dört kişi var. İlki, zamanımızın en vahşi savaşında asker olmak için iyileştirmeyi zorla bir kenara bırakmış bir cerrah. İkincisi bir suikastçı, öldürdüğü gibi göz yaşı da döken bir katil. Üçüncüsü bir yalancı, bir hırsızın yüreğinin üzerinde bir bilim adamının gömleğini giyen genç bir kadın. Sonuncusu ise bir prens, savaşa olan arzusu azalırken gözleri geçmişe açılmış bir kumandan.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Dünya değişebilir. Surgebinding ve Shardwielding geri dönebilir; eski zamanların büyüsü yeniden bizim olabilir. Anahtar, bu dört insan.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Onlardan biri bizi kurtarabilir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Ve bir tanesi, bizi yok edebilir.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;Ve şimdi maceraya adım atmaya hazırlanın! Kitabın yaklaşık ilk yirmi sayfasını içeren&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ÖN OKUMA&lt;/strong&gt;sına ulaşmak için yapmanız gereken tek şey&amp;nbsp;&lt;span style="background-image: none; font-family: verdana, geneva;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/on-okumalar/the-way-of-kings-krallarin-yolu-on-okuma/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="background-image: none; font-size: medium;"&gt;&lt;strong&gt;BURAYA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;tıklamak!&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;Herkese iyi okumalar!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-6072397236858914271?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/6072397236858914271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=6072397236858914271&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/6072397236858914271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/6072397236858914271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/09/way-of-kings-on-okumas-yaynda.html' title='“Way of Kings” ön okuması yayında!'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4679036195619986362</id><published>2011-09-11T23:19:00.000+03:00</published><updated>2011-09-11T23:19:15.735+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Yemekhanedeki kıkırdamalar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hrCc9LKVu60/TicMl_bCGbI/AAAAAAAACMI/wHiP3McSusY/s1600/Peynir.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-hrCc9LKVu60/TicMl_bCGbI/AAAAAAAACMI/wHiP3McSusY/s320/Peynir.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üniversite yıllarım… Yaz stajımızı yapabilmek için haldır huldur uygun yer bakınıyorduk Fatih’le. İşletmelerin stajyerlere bakış açısı şimdi nasılsa o zaman da aynen öyleydi. Yani stajyer eşittir istenmeyen adam. O yüzden staj yeri bulmak pek de kolay olmuyordu. Yine de uzun uğraşlar sonucu bir tekstil fabrikasında kendimize yer bulmuş ve hemen başlamıştık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her ne kadar stajyerler istenmeyen adamlar olsalar da el altında bulundukları vakit değerleri birdenbire artar. Neden mi? Çünkü ücretsiz işçi pozisyonundadırlar. Bu yüzden her türlü işe koşturulup boş oturmamaları itinayla sağlanır. Bu kural bizim için de değişmemişti ve daha ilk günden koskoca fabrika içinde dört dönmüştük Fatih’le. Laboratuar, boyahane, dokuma, iplik derken girmediğimiz delik, çalışmadığımız yer kalmamıştı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O günün iş çıkışını hiç unutamıyorum. Yazın sıcağının altında bacaklarımızda derman kalmamış bir halde otobüs durağına yürüyorduk Fatih’le. Bir an göz göze geldik. İkimizde resmen ağlayacak vaziyetteydik. Birbirimizin varlığından destek almasak hüngür hüngür ağlayabilirdik de… Şimdi hatırladıkça gülüyoruz o halimize.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşin bir de yemekhane kısmı vardı. Kriz döneminde olduğumuzdan&amp;nbsp;(evet, o zaman da vardı bu illet)&amp;nbsp;fabrikaların kısıtlamaya gittiği ilk şey yemekhane masrafları oluyordu. Bizimkinde de durum farklı değildi. Haftanın belirli günlerinde hep aynı yemek çıkardı. Mesela pazartesileri kuru fasulye-pilav ikilisi… Salı günleri ise en çok güldüğümüz menü vardı; beyaz peynir, salatalık, domates ve su. Stajın ikinci günü büyük bir iştahla girdiğimiz yemekhanede bu sofrayla karşılaşmak tam bir hayal kırıklığı olmuştu bizde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bari yanında çay verselerdi.” demişti Fatih.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Suyun çay olduğunu hayal et.” demiştim ben de. Sonra da çay gibi höpürdeterek bir yudum su içmiştim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fatih önce somurtmuş sonra o da benim oyunuma katılmıştı. O gün yemekhanede menüye rağmen gülebilen bir tek biz vardık herhalde. Ondan sonraki yemeklerde de bu oyunu sürdürdük ve çay niyetine yudumladık sularımızı. Etraftakilerse bize hep deli gözüyle bakmaya devam ettiler staj boyunca.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yıllar yıllar sonra askerdeyken aklıma geldi bu anı. Kışla yemekhanesinde oturmuş, Erhan’la önümüzdeki yemeğe bezgin bir şekilde bakıyorduk. Hep aynı yemek çıkıyordu çünkü; tavuk…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kısa bir iç çekişin ardından Erhan’a baktım ve tabağındakileri memnuniyetsizlikle süzdüğünü gördüm. Ardından onu neşelendirmek için su-çay oyunumuzdan bahsetmeye başladım. Zaten askerliğimin yarısı Erhan’ın moralini düzeltmeye çalışmakla geçmişti. Onunla uğraşmaktan kendi şafağımı saymıyordum. Eh, bir bakıma da iyi oluyordu. Askerlik psikolojisine kapılmıyordum bu sayede. Her neyse, anlattığım hatıra çok hoşuna gitti ve çelik bardaklardan birini kapıp höpürdeterek bir yudum aldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Oh, mis gibi çay.” dedi kıkırdayarak. Ben de ona uydum ve etraftakilerin şaşkın bakışları arasında gülmeye başladık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Burası da boğaz zaten…” dedim, elimle pencereleri işaret ederek.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Vay be, manzaraya bak.” dedi Erhan, daha da fazla gülerek. “Ya şu karidesten çok sıkıldım artık. Hep karides, hep deniz mahsulü olmaz ki ama…” diye ekledi sonra da, önündeki tavuğu işaret ederek.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Al benden de o kadar! İnsan ara sıra tavuk falan yapar yahu!” dedim ben de kahkahalar eşliğinde. Ondan sonraki yemeklerde de bu oyunu sürdürdük çılgın kahkahalar eşliğinde. Etrafımızdakilerse bize hep deli gözüyle bakmaya devam ettiler askerliğimiz boyunca.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4679036195619986362?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4679036195619986362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4679036195619986362&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4679036195619986362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4679036195619986362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/09/yemekhanedeki-kkrdamalar.html' title='Yemekhanedeki kıkırdamalar'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-hrCc9LKVu60/TicMl_bCGbI/AAAAAAAACMI/wHiP3McSusY/s72-c/Peynir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3659641737649201668</id><published>2011-09-03T19:42:00.002+03:00</published><updated>2011-09-03T19:46:49.053+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Dresden Dosyaları - Hayalet Tehlikesi İnceleme</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #e4ddcb; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="170" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/hayalet-tehlikesi-inceleme-top.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="467" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-warning_box" id="stb-box-9988" style="background-color: #feffd5; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(254, 154, 5); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(254, 154, 5); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(254, 154, 5); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(254, 154, 5); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: black; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Hayatınızın çok monoton geçmesinden mi şikâyetçisiniz? Bir daha düşünün. Harry Dresden bir parça monotonluk için sizinle asasını bile takas edebilir. Ya da Bob’u…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Önce kara büyücüler ve iblisler, ardından da gözü dönmüş kurt adamlar… Tam Harry&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;“Daha kötü ne olabilir ki?”&lt;/em&gt;&amp;nbsp;demişken âdet olduğu üzere işler bir kez daha kontrolden çıkıyor ve bahtsız büyücümüze bu kez de hayaletler musallat oluyor. Üstelik yanlarında pençelerini, dişlerini ya da bilumum kesici uzuvlarını Harry’ye geçirebilmek için yanıp tutuşan pek çok yardakçıyı da beraberlerinde getirerek…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-2577" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Kimi arayacaksınız?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;strong&gt;Hayalet Tehlikesi&lt;/strong&gt;, tabiri caizse fırtına gibi bir açılışla başlıyor. Hayaletler bilinmeyen bir nedenden ötürü zıvanadan çıkmış durumda ve itina ile Chicago’nun altını üstüne getirmekle meşguller. Hayalet Avcıları’nın numarasıysa maalesef rehberde yok. Onun yerine talihsiz büyücümüz Harry’ninki var ve işler içinden çıkılmaz bir hal almaya başlayınca ilk aranan da o oluyor elbette. Telefon rehberindeki tek profesyonel büyücü kendisi olunca böyle durumlardan kaçınması zor oluyor sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;İşler sadece hayaletlerle de sınırlı kalmıyor elbette. Tıpkı ilk iki romanda da olduğu gibi her şey yine bir güzel sarpa sarıyor.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Bianca&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ve vampirleri yeniden boy gösteriyor ve ilk kitapta ekilen husumet tohumlarının filizlenmeye başladığına şahit oluyoruz. Kan emici dostlarımız dışında&lt;strong&gt;“Kâbus”&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;isimli son derece kuvvetli ve bir o kadar da gizemli bir düşman daha ortalıkta dolaşmakta ve yaşayanların dünyasına aşırı derecede zararlar vermekte.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Ama panik yok, Harry bu kez yalnız değil. Kendisine&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Michael&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;adında (tam adı Michael Joseph Patrick Carpenter) gerçek bir şövalye eşlik ediyor. Normal hayatta basit bir marangoz olan Michael da tıpkı Harry gibi modern zamanlarda yaşayan eski çağların insanlarından. Omuzlarında bir pelerin ve elinde&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Amoracchius&lt;/em&gt;&amp;nbsp;adındaki devasa kılıç, altındaysa kot pantolon ve spor ayakkabılarla arşınlıyor sokakları. Michael gerçekten de enteresan ve sevilesi bir karakter. Daha ilk anlardan itibaren asil tavırları, sarsılmaz inancı ve modern dünyayla oluşturduğu tezatla kalbinizi fethetmeyi başarıyor. Kendisini özetlemem gerekseydi kısaca Harry’nin tam tersi derdim herhalde (bu arada demiş de bulundum). Michael, Harry’nin büyücülük numaralarından ve inançsızlığından pek de hoşlanmıyor fakat her ikisi de ortak bir amaç için yani kötülüğü yok etmek adına çabaladıklarından bazı şeylere göz yumuyor. O ve bir de Harry’nin aslında iyi yürekli bir insan olması… Bu ikilinin arasında geçen diyaloglar da kitaba ayrı bir tat katıyor gerçekten de.&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Harry: Allah kahretsin!&lt;br /&gt;Michael: Öyle demek istemedi Tanrım!&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&amp;nbsp;Harry ise yine bildiğimiz Harry. Yani olup olmadık yerde yorumlarıyla okuyucuya kahkahalar attıran, başı beladan kurtulmayan ve bir türlü iki yakası bir araya gelmeyen Harry.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-3130" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Güzel giriş, çuvallayan gelişme&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Harry ile Michael’ın oradan oraya koşturup bir takım doğaüstü olayları çözmeye çalıştığı ilk bölümler büyük bir keyif ve hızla akıp gidiyor. Ama sonrasında gerçekleşen olaylar işin keyif kısmını biraz baltalıyor maalesef. Neden derseniz yazar yine ilk iki kitaptaki gibi karmaşık ve kolayca sonuca ulaşamayacağımız bir kurgu oluşturmaya çalışmış ama bu kez mantığın ve inandırıcılığın sınırlarını biraz fazla zorlamış. Evet, ilk romanlarda da kötü adamın kim olduğunu hemen anlayamıyor, Harry’yle birlikte bu konu üzerinde bayağı kafa patlatmamız gerekiyordu. Ama sonuç ortaya çıktığında da “Evet, işte bu!” diyebiliyor, olayı büyücümüzle birlikte adım adım çözebildiğimizi hissedebiliyorduk. Sonuç mantıklıydı, her şey yerli yerine oturuyordu, kötü adamın planı dâhiceydi falan filan. Fakat bu kez hiç de öyle olmuyor maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Kitabın ortalarından itibaren Harry sürekli yanlış kararlar alıyor, yanlış fikirlere kapılıyor, sürekli dayak yiyip bolca yerlerde sürünüyor. Sonra birdenbire, aniden bazı şeylerin göründüğü gibi olmadığını kavrayıveriyor ve olayı çözüyor! Bu durumda bize de sadece “Hadi canım!” demek düşüyor. Üstüne bir de Harry’nin önceki kitapta yaşadığına benzer bir sorunla karşılaşması ve yeteneklerini gerektiği kadar sergileyememesi de eklenince insan ister istemez kendini “Öf, yine mi?” demekten alıkoyamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-1999" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Kaçırdığım bir şeyler mi var?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Kitabı okurken yukarıdaki soruyu sık sık kendinize soracaksınız. Nedeniyse yazarın hikâyeye ortadan başlaması. Yanlış anlaşılmasın, bu tarz anlatımı severim. Yani okuyucuyu birdenbire olayların ortasına atmak, sonra da onlara bazı ipuçları vermek ya da geçmişe gidişlerle konuyu yavaşça açmak doğru kullanıldığında gerçekten de işe yarayan bir teknik. Yanlış kullanıldığındaysa yukarıdaki ara başlığı bolca tekrar ettirir.&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignright" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: right; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 210px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/dresden-dosyalari/#3" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" height="282" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/dresden-hayalet-tehlikesi.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Künye için kapak resmine tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Sorun şu ki&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Jim Butcher&lt;/strong&gt;başlangıçta bizi bir sürü soru işaretiyle baş başa bırakmış fakat daha sonra bunların çok azını açıklamakla yetinmiş.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Hayalet Tehlikesi&lt;/strong&gt;’nde gerçekleşen olaylar serinin ikinci kitabı olan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Kurt Adamlar&lt;/strong&gt;’dan bir yıl sonrasını konu alıyor ve anlaşılan o ki bu bir yıllık zaman zarfında pek çok şey meydana gelmiş. En basitinden yazının başında övdüğüm ve çok sevdiğim Michael karakterinin bile nereden çıktığını, Harry ile nasıl tanıştığını bilmiyoruz. Michael dışında Harry’nin peşini bir türlü bırakmayan ve verdiği bir sözü tutmaya zorlayan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Peri Anne&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;kimdir, nedir, neyin nesidir, bahsettiği söz nedir bilmiyoruz. Michael ile Harry’nin bir aralar birlikte ziyaret ettiği&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Mortimer&lt;/strong&gt;isimli bir psişik, yine ikilinin bir ara icabına baktığı kara büyücü&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Kravos&lt;/strong&gt;, uzun zamandır&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Karrin Murphy&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ile Özel Soruşturmalar’da çalıştığı iddia edilen ama nedense ilk kez karşımıza çıkan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;John Stallings&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;gibi pek çok yan karakterle tanışıyoruz. Hepsi de geçmişte Harry ile yaşadığı bir olaydan bahsediyor ama biz bunların da ne olduğunu kesinlikle bilmiyoruz. Kitap boyunca öğrenemiyoruz da. Sanki&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Butcher&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;arada bir başka macera yazmış da sonradan yayınlamaktan vazgeçmiş gibi bir boşluk var ortada.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Erotizm unsurlarında da gözle görülen bir artış var kitapta. Sizi bilmem ama kafamı çevirdiğim her kaliteli yapımda çıplaklıkla prim yapılmaya çalışması benim biraz canımı sıkmaya başladı. Tamam, ilk kitapta da bunlar vardı ama bu kadar ayrıntılı değillerdi ve bence doğrusu da oydu yani yüzeysel geçmesi ve derine inmemesi.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Önceki kitapları okuyanlar bilirler,&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Harry Dresden&lt;/strong&gt;’in kendisi kadar içinde bulunduğu dünyada da bir alaycılık, bir mizah unsuru vardı. Mükemmel bir Oxford aksanıyla konuşan gözlüklü bir iblis gibi…&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Hayalet Tehlikesi&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise bu kez işi daha ciddiye alıyor ve ortaya daha karanlık, daha kasvetli, daha karamsar bir dünya çıkıyor.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Butcher&lt;/strong&gt;, yarattığı dünyaya derinlik katmaya, onu biraz daha gözler önüne sermeye ve sonraki kitaplarda patlak verebilecek olayların tohumlarını atmaya çalışmış. Mesela&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Beyaz Konsey&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;dışında başka konseyler olduğunu öğreniyor ve bu dünyada yaşayan diğer varlıkları tanıma fırsatı buluyoruz. Önceki romanların aksine sayfaları bitirdiğimizde bizi bekleyen şey mutlu ve tamamlanmış bir son değil, bu işin burada bitmediğini gösteren bir son oluyor. Neyse ki Harry en umutsuz anlarda bile çok güzel espriler yapabiliyor da yüzümüz bir parça da olsa gülüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-4427" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Son söz&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Şimdi yukarıda yazdıklarıma bakıp da&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Hayalet Tehlikesi&lt;/strong&gt;’ni kötü bir kitap sanmayın. Aksine yine okuyucuyu merak içerisinde bırakan, heyecanlandıran, kimi yerlerdeyse kahkahalar attıran (Seni seviyoruz Bob), başı ve sonu gayet iyi, ortası ise acımtırak olan güzel bir macera var elimizde ve bir sonraki Dresden kitabını beklemenize yetecek kadar da iyi. Kitabın sonlarına doğru Harry’nin güçlerini doğru yerde ve doğru zamanda kullanmaya başlaması, ortalığı büyüsüyle kasıp kavurması da ağzınızdaki acı tadı silip götürüyor. Sadece ilk iki kitabın biraz daha gölgesinde kalıyor, hepsi bu. Eh, her uzun soluklu seride arada bir böyle iniş çıkışlar olur sanırım. Şurası kesin; Harry’nin kitabın sonundaki olaylarla ileride nasıl başa çıkacağını görmek gayet ilginç olacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Bilmeyenler için tekrar hatırlatalım;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Hayalet Tehlikesi&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;(ya da orijinal adıyla&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Grave Peril&lt;/em&gt;), Dresden Dosyaları’nın üçüncü kitabı. Eğer ilk iki kitabı okumadıysanız çok şey kaçırmışsınız demektir çünkü kendisi son yıllarda okuduğum en orijinal serilerden biri olma yolunda (Son kitapta süratini biraz azaltsa da) “büyüleyici” bir hızla ilerliyor. Aynı şey yurt dışındaki okurlar için de geçerli olsa gerek ki serinin&amp;nbsp;&lt;strong&gt;on üçüncü&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;kitabı şu sıralar pek çok sitede en çok satanlar arasında yer alıyor. Yazar&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Jim Butcher&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;ise&lt;em style="font-style: italic;"&gt;“New York Times Best Seller Author”&lt;/em&gt;&amp;nbsp;yaftasını çoktan kazanmış, göğsünü gere gere&amp;nbsp;&lt;strong&gt;on dördüncü&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;kitap üzerinde çalışmakta. Yetmedi mi? Peki ya bu serinin kendi çizgi-romanına, dizi filmine ve masaüstü rol yapma oyununa da sahip olduğunu söylesek?&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Tamam, tamam! Sakin olun, izdihama gerek yok!&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Dilimize&amp;nbsp;&lt;strong&gt;İthaki Yayınları&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;tarafından kazandırılan bu güzide seri en yakın kitapçıda sizleri beklemekte. Bayramlıkları harcamak için iyi bir kitaptan daha güzel ne olabilir ki?&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;Şey… Belki iki kitap…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: İlk olarak &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;'da yayınlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3659641737649201668?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3659641737649201668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3659641737649201668&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3659641737649201668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3659641737649201668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/09/dresden-dosyalar-hayalet-tehlikesi.html' title='Dresden Dosyaları - Hayalet Tehlikesi İnceleme'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-5627677438640753773</id><published>2011-08-29T23:27:00.000+03:00</published><updated>2011-08-29T23:27:00.143+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Kısa kısa...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-H1hFHsLcki4/TlvfBcEWXwI/AAAAAAAACNE/Zlyix-9dy10/s1600/papatya.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://3.bp.blogspot.com/-H1hFHsLcki4/TlvfBcEWXwI/AAAAAAAACNE/Zlyix-9dy10/s320/papatya.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Geçen gün işe gitmek için yataktan çıkarken bayağı bir zorlandım. Hani bir çekici getirseler ona sarılıp "Gel biraz daha &amp;nbsp;uyuyalım ya!" diyerek zorla yatağın içine çekebilirdim. Yapmışlığım da vardır hani... Çekiciye değil tabi, anneme... Her neyse... Zor da olsa kendimi yataktan atıp metroya koşturdum. İzmir'deki metro istasyonlarında "Lütfen sarı çizgiyi geçmeyiniz." diye bir ibare vardır zeminde. İşte ben o uykulu halimle bu yazıyı &lt;b&gt;"Lütfen sarı çizmeyi giymeyiniz."&lt;/b&gt; diye okuyuverdim. Sonra da şaşkın şaşkın etrafıma bakındım, nerede bu çizme diye... Varın siz düşünün artık ne kadar uykulu olduğumu...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Cuma günü bankaya giderken (hayır Akbank'a değil, İşbankası'na) nedendir bilinmez birdenbire kendi kendime yanımda olmayan hayali birine bankaya giden yolu tarif etmeye başladım. Şuradan döneceksin, şu sokağa sapacaksın falan... Ama bayağı da hararetli anlatıyorum kendi kendime. Neyse... Bankadaki işimi bitirdim, oradan postanenin boğucu insan kalabalığına dalıp oradaki işimi de zor da olsa hallettim. Tam çıkmış, iş yerine geri dönüyordum ki yaşlı bir teyze bana yaklaşıp "Oğlum, İşbankası ne tarafta?" diye sormasın mı?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Bizim iş yerine bakan sokağın köşesinde seyyar bir lahmacuncu var. Adam bütün Ramazan boyunca ne zaman önünden geçsem ısrarla "Var lahmacun, ayran! Var lahmacun, ayran! Buyur abi!" diyerek peşimden koşturuyor. Hani bir kolumdan tutup ağzıma zorla lahmacun tıkmadığı kaldı adamın. Ben de geçerken "Var oruç, ramazan. Var oruç, ramazan." desem ne olurdu acaba?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Sevili &lt;a href="http://kararli.blogspot.com/"&gt;Pabuç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://lunaparktayasamak.blogspot.com/"&gt;Kamikaze&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://bidosttt.blogspot.com/"&gt;bidost&lt;/a&gt; beni mimlemişler ve &lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;En çok güldüren&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;En akıcı yazan&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; blogger ödüllerine layık görmüşler. Kendilerine buradan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. İyi ki varsınız arkadaşlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Bu aralar blog sayfama eskisi kadar vakit ayıramıyorum çünkü sevgili &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog"&gt;Aşkın Güngör&lt;/a&gt; ile birlikte yeni bir kitap üzerinde çalışmaktayız. Blog sayfamda ya da &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;'da yayınlanan öykülerimden bir kısmını bir araya getireceğiz. "&lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/2010/09/yemin-ve-oc-basld.html"&gt;&lt;b&gt;Yemin ve Öç&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;" kitabımda da bizlerden yardımlarını esirgemeyen sevgili çizer dostlar &lt;b&gt;A.Gökhan Gültekin&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Celalettin Ceylan&lt;/b&gt; da bizimle çalışıyorlar. Onlara bir de değerli &lt;b&gt;Devrim Kunter&lt;/b&gt; eşlik etti bu kez. Kısmetse yakında raflarda olacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;* Son olarak da hepinizin Mübarek Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum sevgili dostlar. Dilerim eski bayramlar tadında, huzurlu ve mutlu bir hafta geçirirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;End of transmission.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-5627677438640753773?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/5627677438640753773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=5627677438640753773&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5627677438640753773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5627677438640753773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/ksa-ksa.html' title='Kısa kısa...'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-H1hFHsLcki4/TlvfBcEWXwI/AAAAAAAACNE/Zlyix-9dy10/s72-c/papatya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4392622823638081306</id><published>2011-08-25T14:13:00.000+03:00</published><updated>2011-08-25T14:13:15.942+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>İki enayi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Uo4ns_dnvTU/TicCGCOrkjI/AAAAAAAACL4/zSjceSfB4aU/s1600/dumb+and+dumber.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-Uo4ns_dnvTU/TicCGCOrkjI/AAAAAAAACL4/zSjceSfB4aU/s320/dumb+and+dumber.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;Amcamın oğlu Cihat’la nefes nefese koşturuyorduk. Bakırköy’e gidecektik ve deniz otobüsüne yetişmemiz gerekiyordu. Saate bakılırsa geç kalmıştık ve vapur her an kalkabilirdi. Üstelik karnımız açtı ve susamıştık da. Fakat bulunduğumuz yerden insanların vapura girdiği görülebiliyordu. Bu yüzden son bir depara kalkmış kapılara doğru koşuyorduk deli danalar gibi. Tam biletlerimizi atıp içeri girmiştik ki kapılar kapanıverdi ve deniz otobüsü harekete geçti. Yetişememiştik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;Biz bakarken kapının üstündeki ışıklı tabela değişti. Bir sonraki vapurun kırk beş dakika sonra olduğu yazıyordu üzerinde. Bir de salondaki yolcu sayısı; iki.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;“İki enayi…” dedi Cihat tabelaya bakıp.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;“Neden öyle diyorsun yahu?” diye çıkıştım ona. Enayi yerine konmayı kim sever?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;“Çünkü açız, susadık, içeride tek bir büfe yok ve kırk beş dakika boyunca buraya kapalı kaldık.” diye açıkladı Cihat. “Sence neyiz?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"&gt;Bir ona bir de tabeladaki 2 rakamına baktım bir müddet. Sonra da kafamı sallayıp “Evet,” dedim “İki enayi…”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4392622823638081306?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4392622823638081306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4392622823638081306&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4392622823638081306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4392622823638081306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/iki-enayi.html' title='İki enayi'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Uo4ns_dnvTU/TicCGCOrkjI/AAAAAAAACL4/zSjceSfB4aU/s72-c/dumb+and+dumber.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-1095890932710591650</id><published>2011-08-16T14:51:00.000+03:00</published><updated>2011-08-16T14:51:19.441+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çeviri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>"Tolkien'in Mektupları" Sizlerle</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="170" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/lotr/tolkienmektup-top.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;" width="467" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Ve sizlere uzun süredir üzerinde çalıştığımız yeni bir &lt;b&gt;Orta Dünya&lt;/b&gt; projemizi sunmanın keyfini yaşıyoruz! Daha önce &lt;a href="http://buyuculer.kayiprihtim.org/"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orta Dünya Büyücüleri&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; ile bir ilke imza atmış bizler, yine beklenmeyeni yaparak çok farklı bir projeyle karşınıza geldik. Peki bu ne mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Büyük Usta Tolkien‘e hiç şüphesiz, yaşadığı dönemlerde kitaplarına dair pek çok soru gelmişti. Peki o sorulara kendi ağzından verdiği cevapları okumak ister misiniz? Ustanın kendi elleriyle kaleme aldığı ve açıkladığı, ona dair pek çok bilinmeyeni kendi ağzından dinlemeye hazır mısınız? Karakterlerine, kitaplarına, hayatına ve daha pek çok şeye dair bir hazine gizli bu sayfada!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Tolkien’in kitaplarına dair sorular soran hayranlarına, editörüne, yayıncılarına yazdığı &lt;b&gt;mektuplarla dolu&lt;/b&gt; bir yazı sizleri bekliyor!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Sizi daha fazla bekletmeyelim ve &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/ekstra/tolkienin-mektuplari/"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;BURAYA&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; alalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;Şimdiden herkese keyifli okumalar!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #e4ddcb; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;table align="center" border="0" style="height: 342px; width: 600px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="330" src="http://www.kayiprihtim.org/images/tolk2.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: none; border-bottom-width: 0pt; border-color: initial; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: none; border-left-width: 0pt; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: none; border-right-width: 0pt; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: none; border-top-width: 0pt; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="100" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;h2 style="background-color: transparent; background-image: none; border-bottom-color: rgb(174, 154, 108); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; clear: both; display: block; font-size: 2em; height: auto; line-height: 1.5em; margin-bottom: 10px; margin-left: 5px; margin-right: 5px; margin-top: 5px; padding-bottom: 3px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: center; width: auto;"&gt;&lt;span style="background-image: none; font-size: medium;"&gt;&lt;span style="background-image: none; font-family: impact, chicago; font-weight: normal;"&gt;TEŞEKKÜRLER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Proje Editörü ve Genel Konsept Danışmanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;M. İhsan “mit” Tatari&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Proje Sahibi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hazal “Fırtınakıran” Çamur&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Çeviriler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Can “Canina” İnal&lt;br /&gt;M. İhsan “mit” Tatari&lt;br /&gt;Oğuz “Hurin” Karaaslan&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Sayfa Tasarım&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hakan “magicalbronze” Tunç&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Arkaplan Görseli&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;John Howe&lt;br /&gt;www.tolkiengateway.com&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" height="330" src="http://www.kayiprihtim.org/images/tolk2.jpg" style="border-bottom-style: none; border-bottom-width: 0pt; border-color: initial; border-left-style: none; border-left-width: 0pt; border-right-style: none; border-right-width: 0pt; border-top-style: none; border-top-width: 0pt; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="100" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-1095890932710591650?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/1095890932710591650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=1095890932710591650&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1095890932710591650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1095890932710591650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/tolkienin-mektuplar-sizlerle.html' title='&quot;Tolkien&apos;in Mektupları&quot; Sizlerle'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/lotr/th_tolkienmektup-top.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3173765663919530117</id><published>2011-08-13T22:03:00.000+03:00</published><updated>2011-08-13T22:03:00.342+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Kitap okumanın zararları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bgLkBP1M97A/TicFryfysdI/AAAAAAAACMA/TwN1IQAYGYM/s1600/hp-sorcerers-stone.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-bgLkBP1M97A/TicFryfysdI/AAAAAAAACMA/TwN1IQAYGYM/s320/hp-sorcerers-stone.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yağmurlu bir gündü. Aşırı yağmurlu… İzmir’in durup durup sonra birdenbire patlayan yağışları yine iş başındaydı anlayacağınız. Sokaklar azgın birer nehre dönüşmüştü ve caddelerden aşağı süratle akan yağmur suları başta çöp tenekeleri olmak üzere önlerine çıkan her şeyi alıp götürüyordu. Yağmurluk giyip şemsiye taşımak yerine üzerinize bir mayo geçirip belinize de can simidi taksanız kimse sizi sorgulamazdı. Bense anneannemin evine kapanmış, pencereden aşağıdaki nehir-caddeleri izliyordum. Böyle bir havada içerde olduğum için sevinsem mi yoksa zaten zar zor aldığım izin günümü evde geçirmek zorunda kaldığım için üzülsem mi bilemiyordum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuzenim Selin, halimden anlamış olacak ki “Dur sana bir kitap getireyim, okursun.” dedi. Bir koşu arka odaya gidip elinde sarı kapaklı bir kitapla geri geldi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Neymiş bu?” dedim merakla, uzattığı cildi alırken. Gösterişli harflerle ‘Harry Potter ve Felsefe Taşı’ yazıyordu kapağında.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hmm…” dedim. “Adını duymuştum. Şu meşhur çocuk kitabı değil mi bu?”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Evet, o.” dedi Selin. “Ama çok güzel! İlk başta ben de tereddütte kalmıştım ama okuyunca çok beğendim. Mutlaka oku!” diye devam etti sonra da heyecanla.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Eh, bir göz atarım belki.” deyip teşekkür ettim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günün ilerleyen saatlerinde kitabı evin içinde benimle beraber gezdirdim ama hiç de kapağını açıp okuyasım gelmiyordu. Sıkıntılı bir günde yapmak istediğim son şey basit dille yazılmış bir çocuk masalı okumaktı çünkü. Son bir ümitle bir kez daha pencerelerden dışarıya şöyle bir göz attım ve yağmurun şiddetini aynen koruduğunu gördüm. Hayal kırıklığına uğramış bir biçimde kaderime razı geldim ve kendimi bir kanepeye atarak kitabı okumaya başladım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ondan sonra tek hatırladığım kitabın sayfalarına iyice gömülmüş bir halde, saatlerce yerimden kalkamadan okuduğum ve okuduğum ve okuduğum. “Çocuk kitabı” beni ters köşeye yatırmıştı, bu uzun zamandır okuduğum en iyi maceralardan biriydi çünkü. Sonuç olarak o gün tek oturuşta kitabı soluksuz bir biçimde okudum. Bitirdiğimde gece olmuştu ve gözlerim hafiften yanmaktaydı. Ama aldığım keyif bunun yanında hiçti. Nihayet yorgun argın fakat mutlu bir şekilde kendimi yatağa attım. Son hatırladığım erkek kardeşim Metin’in “Ben okuyayım biraz da şunu.” dediğiydi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gece geç bir saatte uyandım. “Oda ne kadar karanlık dedi Harry.” dedim kendi kendime. Esneyerek yatağımdan kalktım ve mutfağa gittim. Bir taraftan da “Harry karanlık koridorda mutfağa ilerledi.” diye düşünüyordum istemsiz olarak. Buzdolabını açtım ve dolabın ışığı gözlerimi kamaştırdı. “Işık çok parlak dedi Harry.” dedim kendi kendime. Bir bardak su alıp içtim. “Harry suyu içti.” diyordum bu sırada. Sonra ne yapığımı fark ederek halime kıs kıs gülmeye başladım. “Eh be İhsan, bütün gün kitap okursan olacağı bu! Dedi Harry gitti Harry… Tüm gece devam ederim buna artık.” dedim kendi kendime. Sonra da yatağıma dönüp yorganı üzerime çektim. “Yatağına uzanıp gözlerini yumdu Harry.”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ertesi sabah uyandığımda dün geceki olaya hâlâ gülüyordum. Kahvaltı masasına gittim ve Metin’i orada buldum. Hevesle “dedi Harry gitti Harry” meselesini anlattım ona. Birden kahkahayı patlattı. “Sana da mı öyle oldu?” dedi gülmekten yaşaran gözlerle. “Ben de aynı şeyi yaptım! Hem de buzdolabının ışığı için!”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bitti Harry…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3173765663919530117?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3173765663919530117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3173765663919530117&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3173765663919530117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3173765663919530117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/kitap-okumann-zararlar.html' title='Kitap okumanın zararları'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bgLkBP1M97A/TicFryfysdI/AAAAAAAACMA/TwN1IQAYGYM/s72-c/hp-sorcerers-stone.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-8212493929090239670</id><published>2011-08-10T13:03:00.000+03:00</published><updated>2011-08-10T13:03:42.204+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Kar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LZCSnTByiDM/TicEvtw1ADI/AAAAAAAACL8/uAFfPemKs_c/s1600/Kar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://2.bp.blogspot.com/-LZCSnTByiDM/TicEvtw1ADI/AAAAAAAACL8/uAFfPemKs_c/s320/Kar.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstanbul’da doğup büyüdüğüm için soğuğa ve kara alışkındım. Özellikle küçüklüğümde babam, kız kardeşim ve kuzenlerimle boyum kadar kar birikintilerinin içinde oynadığımı daha dün gibi hatırlarım. Ama hiçbir zaman askerde üşüdüğüm kadar üşümedim hayatımda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Manisa Kışla’sında acemiliğimizin son gününü yaşıyorduk. Yarın dağıtımımız yapılacak ve önümüzdeki 14 koca ayı nerede geçireceğimiz belli olacaktı. Batı illerinden gelen erlerin çoğu Doğu Anadolu topraklarını incelerken, o taraftan gelenler de Batı şehirlerine bakıyordu. Bu işin genel kuralı belliydi çünkü. Batılı doğuya, Doğulu ise batıya gider. Bir an için gözlerim haritanın ortasındaki Konya’ya takıldı ve “Bir Allah’ın kulunu da şuraya vermezler mi be?” diye hayıflandım yüksek sesle. Verdiler… Ertesi gün dağıtım yerleri açıkladığında koskoca bölükten Konya’ya giden tek kişi bendim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yanlış hatırlamıyorsam Konya’daki birliğime katıldığımda tarihler 7 Mart 2005’i gösteriyordu ve ortalık bembeyazdı. Çok üşüdüğümü anımsıyorum ama soğuğu göz ardı etmeye ve kendime moral vermeye çalışıyordum “Bu bana vız gelir. Ben ne soğuklar atlattım! Ayrıca ben karı çok severim! Hem birazcık soğuktan ne zarar gelebilir ki?” diyordum kendi kendime. Demez olaydım…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O sene ülke genelinde son yüzyılın en soğuk kışı yaşandı ve bizim orada hava -27 dereceye kadar düştü. Nöbete giderken kazak üstüne kazak, eşofman üstüne parka giyiyorduk ama nafile. Nefes alırken burnumuzun içi çatırdıyor, ellerimizi ısıtmak için ağzımızdan hava üflediğimizde eldivenlerimizin üzeri buz kesiyordu. Bu arada da yürürken bol bol kıç üstü düşüyorduk. İşin güzel tarafı düştüğünüz sırada etrafınızda size gülen biri varsa canınızı sıkmanıza gerek kalmamasıydı. Çünkü yaklaşık beş saniye kadar sonra düşme sırası ona, gülme sırasıysa size geliyordu. “Olsun,” diyordum “Ben karı çok severim.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi o ayları düşündüğümde bol bol kar kürediğimizi anımsıyorum. Her sabah kalkıp giyiniyor, kahvaltımızı edip içtima alanına geçiyor ve tüm alanı karlardan temizlemeye çalışıyorduk. Sabah içtimasından sonraysa sıra yollara geliyordu. Biz kürüyorduk kar yağıyordu, biz yine kürüyorduk kar yine yağıyordu. Elimizdeki işi bitirip arkamıza döndüğümüzde tüm yolun hâlâ karla kaplı olduğunu görüyorduk. Tam bir kısır döngüydü anlayacağınız. “Ben karı severim…” diyordum hâlâ kendi kendime, eskisi kadar coşkulu olmayan bir ses tonuyla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mayıs ayının ortalarına doğru kar yağışı nihayet durdu. Bu işkenceden kurtulduğumuz için bayram ettik haliyle. Hepimizin elleri çatlamıştı ve yüzlerimiz kar yanığı nedeniyle aşırı derecede bronzlaşmıştı. Hani bir gören olsa bizi deniz kenarında güneşlenmişiz sanırdı. 31 Mayıs gecesi hepimiz mutlu ve huzurlu bir şekilde yattık yataklarımıza. Yarın yaz aylarının ilk günüydü ve bir ayı daha devirmiştik. Biz ne bilelim ertesi sabah kalktığımızda her yeri yine yeni yeniden bembeyaz bulacağımızı?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1 Haziran 2005 tarihinde tüm Konya ovası kışın yağan kardan bile daha kalın ve soğuk bir kar tabakasıyla kaplanmıştı. Arkasında ise birbirine sarılıp ağlayan bir bölük asker ve “Kardan nefret ediyorum!” diye bağıran bir er bırakmıştı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben ne bileyim önümüzdeki yaz aylarının son elli yılın en sıcak mevsimi olacağını ve sıcaklığın 47 dereceye yükseleceğini?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-8212493929090239670?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/8212493929090239670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=8212493929090239670&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8212493929090239670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8212493929090239670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/kar.html' title='Kar'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-LZCSnTByiDM/TicEvtw1ADI/AAAAAAAACL8/uAFfPemKs_c/s72-c/Kar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2982977858093167960</id><published>2011-08-05T09:13:00.013+03:00</published><updated>2011-08-07T12:33:44.191+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Gülme komşuna...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aIG06IfYRuQ/Tib_DbN8blI/AAAAAAAACL0/mcaH5PE4e84/s1600/laugh.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-aIG06IfYRuQ/Tib_DbN8blI/AAAAAAAACL0/mcaH5PE4e84/s1600/laugh.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Askerliğimin ortalarındaydım. Bölük terzisi yazıhaneye geldi ve ağlayıp sızlanmaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ne oldu?” diye sordum merakla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yahu sorma,” dedi üzüntüyle. “Komutan, er gazinosuna yeni bir televizyon almış. Kocaman bir plazma TV ve zimmetini benim üzerime yapıyor.” ( Yani o televizyonun tüm mesuliyeti ona ait olacak ve başına gelen herhangi bir şeyde maddi bedelini ödemek zorunda kalacak. )&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yapma yahu, ne kadarmış değeri peki?” dedim. Şimdi hatırlamadığım hatırı sayılır bir rakamdan bahsetti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ooo, çokmuş.” dedim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Çok ne kelime! O televizyona bir şey olursa yanarım. Askerliğim bitmez!” dedi terzi, hayıflanarak. “Ne yapacağım ben şimdi?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz de askeriz ya… Eğlenecek şey arıyoruz sürekli kendimize. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Oğlum yandın sen. Senin askerlik bitmez!” dedim gülerek. Terzi oflayıp puflarken odadaki diğer askerler bu espriyi çok beğendiler ve sürekli söylemeye başladılar. Bir-iki hafta boyunca arkadaşımızı gördüğümüz her köşede ona bu şekilde takılmaya devam ettik. O ise her akşam televizyonun başında nöbet tutuyor, kimsenin yaklaşmasına izin vermiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derken bir sabah yazıhaneye kocaman bir fotokopi makinesi getirdiler. Tam fonksiyonlu, dijital göstergeli, tarayıcılı, tek tuşla önlü arkalı çekebilen muazzam bir alet… Yetkili servis makineyi kurarken komutan içeri girdi ve bana dönerek şöyle dedi; “Bu makine bundan sonra sana zimmetli. Başına bir iş gelirse senden bilirim.” Ardından televizyonun tam üç katı olan bir rakam telaffuz etti ve dışarı çıktı. Olduğum yere çakılı kalmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O esnada diğer yazıcılardan biri kulağıma eğildi ve dedi ki; “Oğlum yandın sen. Senin askerlik bitmez!”&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2982977858093167960?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2982977858093167960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2982977858093167960&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2982977858093167960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2982977858093167960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/gulme-komsuna.html' title='Gülme komşuna...'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-aIG06IfYRuQ/Tib_DbN8blI/AAAAAAAACL0/mcaH5PE4e84/s72-c/laugh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-1958235192704601556</id><published>2011-08-03T11:19:00.000+03:00</published><updated>2011-08-03T11:19:03.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Sağır sultan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ly2OC4RtfO8/TicKoZ-RU1I/AAAAAAAACME/viDY3IYKULc/s1600/just+pretend.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ly2OC4RtfO8/TicKoZ-RU1I/AAAAAAAACME/viDY3IYKULc/s1600/just+pretend.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir yaz günü… Şirket müdürümüzle alış-verişe çıkmıştık. Firmaya bir cep telefonu almamız gerekiyordu. O alış-verişi yapacak ben de arabayı kollayacaktım. Çankaya’nın işlek caddesi üzerinde bir telefon bayi bulup önüne yanaştık. Müdür hemen inip mağazaya girdi, ben de sıcağın altında beklemeye başladım. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derken oldukça ihtiyar bir teyze yanaştı arabaya. Yaşlılıktan beli bükülmüş, teni buruşmuş, saçları bembeyaz olmuştu. Elinde de bir poşet dolusu kâğıt mendil paketi vardı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Selpak ister misin oğlum?” dedi. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hayır teyzecim, sağ ol.” dedim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“NE?” diye bağırdı kadın, aşırı derecede yüksek bir sesle. Onun bağırmasıyla benim koltuğumda sıçramam bir oldu. Kadının içine Pavarotti falan kaçmıştı sanki. “Ne oluyoruz yahu?” dedim kendi kendime. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Alacak mısın?” diye sordu kadın tekrardan, paketi burnumun dibine sokarak. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, istemiyorum.” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“NE?” dedi yine, yüksek sesle. Anlaşılan kulakları ağır işitiyordu. Paketi ise hâlâ burnuma sokmaktaydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“İstemiyorum!” dedim, biraz daha yüksek sesle. Bu kez başımı olumsuz anlamda sallamayı da ihmal etmedim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kadın durdu, bana şöyle baktı sonra da başladı yalvarmaya, dualar etmeye. Halim şöyle, böyle. Tek istediğim bir ekmek parası… Bu seferde acıdım kadına. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Tamam teyze, alayım bir tane.” dedim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“NE?” diye bağırdı yine. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bir tane alacağım!” dedim tekrardan. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“NE?” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ver bir tane, ver!” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“NE?” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Dedim ki…” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Aman be! Almazsan alma!” dedi sonunda, elini sinirle sallayarak. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yahu alacağım, versene bir tane!” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Almazsan alma!” dedi tekrardan ve yürüyerek uzaklaştı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bense arkasından bağırıyordum hâlâ; “Ya teyze! Versene selpağımı ya!” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama nerde teyzede o kulak… &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-1958235192704601556?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/1958235192704601556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=1958235192704601556&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1958235192704601556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1958235192704601556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/08/sagr-sultan.html' title='Sağır sultan'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Ly2OC4RtfO8/TicKoZ-RU1I/AAAAAAAACME/viDY3IYKULc/s72-c/just+pretend.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-665051101743624994</id><published>2011-07-31T18:10:00.000+03:00</published><updated>2011-07-31T18:10:56.819+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Gösteri sanatının sınırlarında...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-vDZPiYWV1f8/Tib9J1lRyNI/AAAAAAAACLw/vVDqgIOU9_Y/s1600/Fireworks.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-vDZPiYWV1f8/Tib9J1lRyNI/AAAAAAAACLw/vVDqgIOU9_Y/s320/Fireworks.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İzmir’in kurtuluşu tüm şehirde coşkuyla kutlanıyordu. Âdet olduğu üzere uzun bir fener alayı trampet ve borazanlar eşliğinde Kordon’u turlayıp milletin kulaklarına pas tıkarken, meşhur şarkıcılardan biriyse Gündoğdu Meydanı’nda konser vererek bu pası dökmeye çabalıyordu. Bense tüm bu hengâmeden uzakta, üniversiteden dostlarım olan Fatih ve Boran’la birlikte Üsküdar Çaycısı (sormayın) isimli mekânda oturmuş, neskafemi yudumluyordum. Boran’ı uzun zamandır görmediğimizden muhabbet muhabbeti açıyor, eski çapkınl… öhhö! hatıralarımızdan bahsediyor ve hasret gideriyorduk.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derken uzakta, Bayraklı tarafında havai fişekler atılmaya başlandı. Bir müddet konuşmayı kesip gösterinin tadını çıkarmaya başladık. Çeşitli renklerde ve şekillerdeki fişekler karanlık gökyüzüne yükseliyor ve ortalığı tam bir şenlik alanına çeviriyordu. Sonra tepenin üzerinde farklı ışıklar görülmeye başladı. Önce sağda, sonra solda derken geniş bir daire şeklini aldı ışıklar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Vay…” dedi Fatih. “Adamlar ateş gösterisi bile hazırlamışlar.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerçekten de ateşti bu… Yuvarlak bir şekil çizen alevler uyumlu bir şekilde dans ederek tepenin etrafını sarmış ve yine aynı ahenkle yukarı doğru yükselmeye başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Prodüksiyon ekipleri artık işini biliyor hocam.” dedi Boran. “Baksanıza şu alevlerin uyumuna…” Etraftaki masalardan bir memnuniyet ve onay mırıltısı yükseldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz dâhil olmak üzere tüm masalar durmuş, hayran hayran ateş gösterisini izliyorduk. Sonra kırmızı mavi ışıklar görülmeye başladı tepenin dibinde. Ardından bir helikopter geçti tepemizden. İtfaiye helikopteriydi ve hızla tepeye doğru ilerliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Eee, şey…” dedim, yerimde rahatsızca kıpırdanarak. “Bunun bir gösteri olduğundan emin miyiz?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Değildi. Havai fişeklerin alevleri tepedeki otları tutuşturmuştu. Az önce gösteri sanatının ne kadar ilerlediğini hep birlikte överken şimdi şaşkınlıkla açılmış gözlerle tepeye bakakalmıştık. Sonra tüm müşterilerle birlikte önümüze döndük, içeceklerimizi bitirdik ve hızla ortamı terk ettik. O zamandan beri de oraya uğramıyor, gökyüzünde bir havai fişek patladığında utançla kızararak boynumu yere eğiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-665051101743624994?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/665051101743624994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=665051101743624994&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/665051101743624994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/665051101743624994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/gosteri-sanatnn-snrlarnda.html' title='Gösteri sanatının sınırlarında...'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-vDZPiYWV1f8/Tib9J1lRyNI/AAAAAAAACLw/vVDqgIOU9_Y/s72-c/Fireworks.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-5892941954463965785</id><published>2011-07-28T11:50:00.000+03:00</published><updated>2011-07-28T11:50:47.979+03:00</updated><title type='text'>Çocuklar ölmesin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://haberpan.net/haber/11/07/26/36d6/bmden-somaliye-yardim.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://haberpan.net/haber/11/07/26/36d6/bmden-somaliye-yardim.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Doğu Afrika’yı etkisi altına alan kuraklık Kenya, Somali, Etiyopya, Cibuti ve Uganda’da hayatı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Özellikle Somali’de durum içler acısı. Ülkenin güney bölgelerinde yaşayan halk, buraya yardım ulaşmadığı için ölümle burun buruna yaşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;100 ailenin yaşadığı bir kampta birkaç saat içinde 8 çocuk hayatını kaybetti. Ülkede otorite olmadığı için hiçbir şeyin resmi rakamı yok. Kamplarda kaç kişi yaşıyor, kaç kişi hayatını kaybetti tam bilinmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;SOMALI yazıp 3072'ye göndererek 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-5892941954463965785?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/5892941954463965785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=5892941954463965785&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5892941954463965785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5892941954463965785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/cocuklar-olmesin.html' title='Çocuklar ölmesin'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-8465904757728108622</id><published>2011-07-27T15:47:00.003+03:00</published><updated>2011-09-03T19:47:45.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Dresden Dosyaları - Kitap inceleme</title><content type='html'>&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/dresden-dosyasi-inceleme.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Benim adım Harry Blackstone Copperfield Dresden. Bu adı kullanarak beni çağırırsanız risk size aittir. Ben bir büyücüyüm. Chicago’nun merkezindeki bir büroda çalışıyorum. Bildiğim kadarıyla ülkede çalışan tek profesyonel büyücüyüm. Beni sarı sayfalarda ‘Büyücüler’ başlığı altında bulabilirsiniz. İster inanın ister inanmayın, orada bir tek ben varım. İlanım şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" style="font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; height: 145px; line-height: 22px; text-align: justify; width: 352px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: #660000;"&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;span style="background-image: none; color: white;"&gt;&lt;strong&gt;HARRY DRESDEN – BÜYÜCÜ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;span style="background-image: none; color: white;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Kayıp eşyalar bulunur. Paranormal soruşturmalar.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;span style="background-image: none; color: white;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Danışma. Tavsiye. Makul fiyatlar.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; text-align: center;"&gt;&lt;span style="background-image: none; color: white;"&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Aşk iksirleri, bitmek bilmez servetler ve çılgın partiler&lt;br /&gt;iş kapsamı dışındadır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaç kişinin sadece ciddi olup olmadığımı bilmek için beni aradığını bilseniz şaşardınız. Ama öte yandan eğer gördüğüm şeyleri görmüş olsanız, bildiklerimin yarısını bilseniz herhangi birinin nasıl ciddi olmadığımı düşünebildiğini merak ederdiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşler tuhaflaştığında, geceleri size çarpan bir şey ışıkları yaktığında, başka hiç kimse size yardım edemediğinde beni arayın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Numaram rehberde var.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-7987" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Harry Dresden ile tanışın&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dresden Dosyaları, Amerikalı Jim Butcher’ın ilk romanı. Kendisi Codex Alera isimli bir başka serinin de yazarı ve bu iki eser kendisini birden fazla kez New York Times Bestsellers listesine taşımış. Dresden Dosyaları, diğer seriye göre daha fazla tanınıyor ve 2000 yılından beri maceraları yayınlanmakta. Hatta (kitapla pek alakası olmasa bile) dizi filme bile dönüştürülmüş bir eser. Ülkemize gelişiyse 2010 yılında, İthaki Yayıncılık tarafından gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignleft" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: left; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 210px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/dresden-dosyalari/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" class="  " height="282" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/firtina-buyucusu-dresden-1.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Künye için kapak resmine tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabımızın kahramanı Harry Dresden, günümüz Chicago’sunda yaşayan gerçek bir büyücü. Annesi doğum esnasında hayata gözlerini yummuş. Onu tek başına büyüten ve bir sahne sihirbazı olan babası, adını üç büyük ustaya ithafen koymuş; Harry Houdini, David Copperfield ve meşhur illüzyonist Blackstone… Siyah uzun pardösüsü, mavi kot pantolonu ve kovboy çizmeleriyle western filmlerinden fırlamış gibi bir hali var. Hazırcevap kişiliğe ve iyi espri kabiliyetine sahip biri.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Harry, iksirler hazırlıyor, rüzgâra hükmediyor, etrafı ateşe verebiliyor ve ellerinden şimşekler fırlatabiliyor. Kısacası bir büyücüden bekleyebileceğiniz her türlü yetenek kendisinde fazlasıyla mevcut. Yine de tüm bu becerilerine rağmen insanların alay konusu olmaktan ve hor görülmekten kurtulamıyor. Tanıştığı herkes ona şarlatan gözüyle bakıyor ve bu fikirlerini yüzüne söylemekten de kaçınmıyorlar. Hem de alaycı kahkahalar eşliğinde… Bu Harry için hiç de iyi değil elbette. Aynı zamanda işi için de…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Harry tabiri caizse günlerini sinek avlamakla geçiriyor. Kiralarını ödemek için paraya ihtiyacı var, cebinde ise metelik yok. Neyse ki hâlâ onun yeteneklerine ihtiyaç duyan insanlar var. Özel Soruşturmalar müdürü Karrin Murphy gibi… Polis ne zaman sıra dışı bir olayla karşılaşsa ve durum içinden çıkılmaz bir hal almaya başlasa çareyi büyücümüzü aramakta buluyor. Genelde son çare olarak elbette… Hayır diyecek durumda olmayan Harry ise kendi ayağıyla belaların ortasına atılmak zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de anlayacağınız gibi Harry tam bir yorgun savaşçı. Başı beladan kurtulmayan, hiçbir işi doğru gitmeyen, tüm iyi niyetine ve doğru olanı yapma çabalarına rağmen yanlış anlaşılmaktan kurtulamayan biri. Sevdiklerini ve kendini korumak adına büyü ilminin sırlarını açıklaması kesinlikle yasak. Fakat başta Murphy olmak üzere herkes bilgisini paylaşması yönünde üzerinde baskı kurmakta. Sessiz kaldığı zamanlarda da ya sahtekâr ya da hain damgası yemekten kurtulamıyor. Ama tüm bunlar onu işini yapmaktan alıkoymuyor. Büyük güç, büyük sorumluluk getirir felsefesini taşıyanlardan o da. Bu özelliğiyse onu daha fazla belaya bulaştırmaktan başka bir işe yaramıyor maalesef (bizim açımızdan bakarsak ne mutlu!). Eğer işler bundan daha kötü olamazdı diyorsanız bir daha düşünün çünkü işin içinde Dresden varsa her şey her an daha da berbatlaşabilir.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-4349" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Büyü başlasın!&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignright" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: right; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 210px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/dresden-dosyalari/#2" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" height="293" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/dresden-kurtadamlar.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Künye için kapak resmine tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Harry’nin dünyası her ne kadar bildiğimiz Chicago’dan ibaret olsa da aslında bir o kadar da tanımadığımız bir yer. Şirket sahibi vampirler, sokaklarda cirit atan Kurtadamlar, karanlık köşelerde bekleyen iblisler var burada. Aynı zamanda Yok Diyar, Beyaz Konsey gibi olgular da yerleştirilmiş arka plana. Harry’nin de geçmişi pek aydınlık değil ve peşinde olan kimseler var. Fakat bunların hepsinden azar azar bahsediliyor ve kendinizi daha fazlasını öğrenmek için olayların içine çekilivermiş buluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Serinin ilk kitabı olan Fırtına Büyücüsü’nde Dresden, aynı anda hem polis için bir kara büyücünün peşinde koşmakta hem de özel bir müşterisi için kayıp bir kocayı aramakta. İlk başlarda her şey sıradan bir Mike Hammer romanı gibi başlıyor. Çulsuz bir dedektif, garip bir cinayet, kayıp bir koca… Üstelik ilk 100 sayfayı geçinceye kadar Harry’nin “Büyücüyüm.” demesinden daha fazlasını yaptığına tanık olamıyorsunuz. Fakat o andan sonra daha renkli karakterlerin işin içine girmesi ve Harry’nin yeteneklerini bir bir sergilemeye başlamasıyla işlerin rengi bir anda değişiveriyor. İlk sayfalarda sizi eğlendiren fakat yavaş tempoyla ilerleyen macera birdenbire vites büyütüp sizi adeta kitabın sayfalarına hapsediyor. Soluk soluğa, hızla, gözlerinizi ayıramadan ve büyük bir keyifle çeviriyorsunuz sayfaları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci kitap olan Kurtadamlar’da ise hem Harry’yi biraz daha tanımış olmanın verdiği rahatlıkla hem de olayların daha hızlı gelişmesiyle (çünkü Dresden ikinci bölümden itibaren kolları sıvıyor) daha akıcı bir okuma bekliyor bizleri. Üstelik henüz kitabın yarısına gelmiş olmanıza rağmen Harry şimdiden bin bir çeşit belaya bulaşmış ve bir sürü de nefes kesici badire atlatmış oluyor. Üçüncü kitabı henüz okuma fırsatı bulamadım ama ilk fırsatta pençelerimi kendisine geçireceğimden şüpheniz olmasın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilirsiniz, bazı kitapların şöyle bir etkisi vardı biz okuyucuların üzerinde: Bir yandan kitabın bitmesini istememek ama diğer yandan da onu elinizden bırakamamak… Dresden Dosyaları bunu başarabilenler arasında.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-8374" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Kılavuzu Harry olanın…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;Her iki kitapta da Harry burnunu aynı anda birden fazla belaya bulaştırmayı büyük bir ustalıkla (ya da şanssızlıkla) başarıyor. Bu sebeple bir yandan esas olayı çözmeye çalışırken diğer yandan da öteki meseleler ve beraberinde getirdikleri çeşitli belalarla da yüzleşmek zorunda kalıyor. Fakat yazar, olayları öyle güzel harmanlamış, birbirlerine öyle güzel bağlamış ki okurken kurgunun işlenişine hayran olmadan edemiyorsunuz. Bu da hem aldığınız keyfi ikiye katlıyor hem de sizi düşünmeniz gereken bir avuç dolusu soru işaretiyle baş başa bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jim Butcher bu dengeyi öyle ustaca sağlamış ki tüm macera boyunca Harry ile birlikte kafa patlatmanıza rağmen kötü adam kim, bu işin arkasında kim var ya da şu olay niçin meydana geldi gibi sorulara yanıt bulamıyorsunuz. Bu da kitapları klişelerle dolu ve tahmin edilebilir bir eser olmaktan başarıyla kurtarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece konu bakımından değil, diğer pek çok şeyle de klişe olmaktan kendini kurtarıyor Butcher. Örneğin büyüye getirdiği yeni bakış açısı hem makul hem de oldukça farklı bir yapıya sahip. Dresden’ın dünyasında büyü hayatın, insan ruhunun bir parçası. Kaynağını mutlu bir anıdan, üzüntüden, korkudan ya da öfkeden alabiliyor. Tek yapmanız gereken ona uzanmak ve kullanılabilir bir enerji haline getirmek. Elbette benim burada anlattığım bunun en basit şekli. Daha ayrıntılı örnekler görmek isteyenleri kitabın sayfaları arasına alalım.&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-5864" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Bir tutam minare tozu&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aynı çeşitliliği ve farklılığı iksir hazırlama seanslarında da görebiliyoruz. Demek istediğim başka hangi kitapta iksir malzemesi olarak titrek bir gölge, fare koşuşturmacaları ya da son iç çekiş gibi enteresan malzemelerin kullanıldığını gördünüz ki? (Şimdi bu kitaplarda da yok dermişim) Hatta buna benzer şeyleri büyü için de kullanıyor Harry. Beyaz bir mendilin içine neler koyabildiğini gördüğünüzde şaşırmadan ve sırıtmadan edemeyeceksiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignleft" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: left; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 210px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/dresden-dosyalari/#3" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" height="282" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/dresden-hayalet-tehlikesi.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Künye için kapak resmine tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Söz iksirlere gelmişken Bob’dan bahsetmemek olmaz. Bob, insan kafatası içine hapsolmuş bir hava ruhu. Zamanını genellikle Harry’nin bodrumundaki laboratuarda, kitap raflarının birinin üzerinde geçirmekte. Kendisi tam bir bilgi bankası ve başta iksir yapımı olmak üzere pek çok şey hakkında bilgi sahibi. Fakat kafayı seksle bozmuş vaziyette ve konuyu sürekli o yöne çekmeye aşırı derecede meyilli. Bu haliyle Planescape: Torment’daki Morte karakterini feci şekilde andırıyor. Sadece bu seferki gerçek bir bilgi bankası… Harry’nin bilgisayar kullanması imkânsız olduğundan elindeki en iyi ve tek seçenek de Bob.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, Harry bilgisayar kullanamıyor. Aslına bakarsanız hiçbir elektronik aletten faydalanamıyor. Eğer ortamda elektrikli bir fener, bir ampul ya da bilgisayar varsa Harry etraftayken anında bozuluveriyorlar çünkü. Arabalar, radyolar ve televizyonlar da öyle… Çevresinde toplanan büyü enerjisinin böyle bir etkisi var modern cihazlarda. Bu yüzden asansör yerine merdivenleri tercih ediyor bahtsız büyücümüz. Neyse ki tosbağa model külüstür arabası, haftada en az üç kez arıza yapsa da hâlâ kendisini uzak mesafelere taşıyabilmekte… O üç arızanın en önemli anlara denk geldiğini söylememe bilmem gerek var mı?&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-3338" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Biterken…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dresden Dosyalarının bazı kısımlarının aşırı olmasa da cinsellik içerdiğini bilmenizde fayda var. Bunlar öyle aman aman detaylı şeyler değiller belki ama çok genç okuyucuların belki bir müddet daha bekleyip biraz büyümelerini tavsiye edebilirim. Ben bekleyemem diyorsanız bir yaşlandırma iksiri de deneyebilirsiniz elbette…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitabın çevirisine gelecek olursak genel anlamda başarılı bir iş çıkarıldığını söyleyebilirim. Genelde bu tarz yoğun anlatım içeren eserleri çevirmek gerçekten de zor bir iştir. Yine de Sayın Ulaş Apak’ın bu zor görevin altından başarıyla kalktığını görmek güzel. Hiç mi devrik cümle yok, hiç mi harf hatası yok diyenlere cevabım; evet var. Ama üç yüz küsur sayfada sadece bir-iki tane. O kadarı da mazur görülebilir diye düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son olarak, Dresden’in şansızlığı kitaplarına da bulaşmış durumda. Ben kitaplarımı özenle korur, onları ilk aldığım günkü kadar temiz tutmaya çalışırım. Ama bunu Dresden Dosyaları’nda başaramadım. Birinin köşesi kıvrıldı, birinin sayfaları buruştu, kapağı büküldü. Hem de tüm üstün çabalarıma rağmen… Uyarmadı demeyin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şaka bir yana, Dresden Dosyaları tam da beklediğim gibi bir kitap çıktı. Hızlı, sürükleyici, merak uyandırıcı, kimi zaman güldüren kimi zamansa coşturan harika bir macera. Alın, okuyun. Pişman olmazsınız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Not: Bu inceleme ilk olarak &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt; sitesinde yayınlanmıştır.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-8465904757728108622?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/8465904757728108622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=8465904757728108622&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8465904757728108622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8465904757728108622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/dresden-dosyalar-kitap-inceleme.html' title='Dresden Dosyaları - Kitap inceleme'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4157892636190168024</id><published>2011-07-26T08:29:00.004+03:00</published><updated>2011-07-26T08:29:00.235+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gölge'/><title type='text'>Kusursuz Plan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-x38cjELwGXw/Tib4UFgmMvI/AAAAAAAACLM/6lXzpN7y_3c/s1600/Nightlight.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-x38cjELwGXw/Tib4UFgmMvI/AAAAAAAACLM/6lXzpN7y_3c/s1600/Nightlight.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sıcak bir yaz gecesiydi. Genç kız böylesine güzel bir havada evinde oturmaktan sıkılmış, arkadaşında ders çalışma bahanesiyle ailesinden izin alıp dışarı çıkmıştı. Apartmandan çıkmadan önce merdiven boşluğunda kısa bir mola verip eteğini bel hizasından katlamayı ve bluzunun üst düğmelerinden birini açmayı da ihmal etmemişti tabi. Evde takındığı cici kız rolünü daha fazla sürdürmesine gerek yoktu ne de olsa.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sokağa çıkıp havalı olduğunu düşündüğü bir tarzla ana caddeye doğru yürümeye başladı. Kendisini ilgiyle süzen mahalle erkeklerine küçümser bir bakış atıp, yanlarından geçti. Delikanlılardan biri ayağa kalkıp "Hey bebek! Bu gece benimle takılmaya ne dersin?" diye laf attı arkasından. "Ne kadar da banal." diye düşündü içinden. "Seninle takılacağımı düşünüyorsan tam bir salaksın yanee..." dedi kelimeleri yuvarlayarak, omzunun üzerinden geriye bakarken. Basit erkeklerle işi yoktu onun, özel olanı bekliyordu. Mükemmel olanı... Daha aşağısını kabul etmesine imkân yoktu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Gerçek aşkı ne zaman bulacağım ben? Kusursuz sevgilimi?" diye mırıldandı kendi kendine. Sonra elini çantasına atıp en sevdiği kitabı çıkarttı. Kitabın kapağında kırmızı bir elma tutan bir çift el vardı ve büyük harflerle "Twilight" yazıyordu üzerinde. "Benim bir vampire ihtiyacım var. Neredesin mükemmel sevgilim?" diye hayıflandı kız, iç çekerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adımları onu şehrin en gözde mekânlarından birine götürdü. Hiç düşünmeden içeri daldı ve ahşap barın önündeki yüksek taburelerden birine oturdu. Barmeni küçümseyici bakışlarla süzerek kendine içecek bir şeyler söyledi. Ardından kitabını açıp en sevdiği bölümlerden birini okumaya başladı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ah, en sevdiğim kitap." dedi sağ yanından bir erkek sesi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genç kız irkilerek yerinde hafifçe sıçradı. Sesin geldiği yöne döndüğünde hemen yanındaki taburede genç bir adamın oturmakta olduğunu gördü hayretle. Oysa bir saniye önce o taburenin boş olduğuna yemin edebilirdi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Nasıl yani? Twilight sever misiniz?" diye sordu kız, kuşkuyla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet, bayılırım." dedi adam, dramatik bir tonda. Hareketlerinde garip bir abartı, değişik bir aşırılık vardı. Kız, böyle bir terimin farkında olsa bu tavırlarını teatral olarak adlandırabilirdi belki. Ama değildi...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ne yazık ki gerçeğinin yanına bile yaklaşamıyor." diye devam etti adam, başını mutsuz bir biçimde iki yana sallayarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu laf üzerine kızın kaşları çatıldı. "Eğer gerçek vampir şöyle olmalı falan diyecekseniz hiç başlamayın yane. Ay, nedir bu Krokula takıntısı anlayamıyorum hiç!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Drakula..." diye düzeltti adam.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Her neyse haltsa işte..." dedi kız, her zamanki gibi kelimeleri uzatarak ve yuvarlayarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ayrıca ben öyle bir şey demeyecektim. Kitap, vampirleri tam da olması gerektiği gibi yansıtıyor bence." dedi adam, kızın gözlerinin içine bakarak. "Zeki, etkileyici ve yakışıklı... Kusursuz âşık."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genç kız anlayamadığı bir sebepten dolayı adama doğru çekildiğini hissediyordu. Hâlbuki tipi de değildi ama... Saçları geriye taranmıştı fakat üzerlerinde zerre kadar jöle yoktu, ne de üzerindeki eşyalarda bir zenginlik belirtisi vardı adamın. Basit giyimliydi, siyah bir pantolon, siyah ayakkabılar, hâkim yaka beyaz gömlek ve siyah bir ceket... Oldukça solgun, beyaza yakın bir ten rengi vardı. Ama bir şekilde kızı kendine çekiyordu işte. Gözleri...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kız bakışlarını adamınkilerden zorla ayırıp kendini toparladı. O kadar kolay teslim olmayacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Niçün öyle dediniz o halde?" diye sordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Gerçek bu da ondan." dedi gizemli adam. "Kitapta vampir, mükemmel sevgilisini buluyor ve birlikte muhteşem bir aşk yaşıyorlar. Oysa gerçekte öyle mi?" diye devam etti, sağ kolunun yenini alnına dayayıp dramatik bir edayla başını sağa sola sallarken.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Nasıl yanee?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Öyle işte... Ben... Yo, hayır. Böyle bir kötülüğü size yapamam. Beni sonsuz yalnızlığımla baş başa bırakın lütfen." dedi adam, başını ters yöne çevirerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sonsuz yalnızlık mı?" dedi kız, merakı iyice artmıştı. "Haydi ama, anlatın lütfeeeen."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Pekâlâ..." dedi adam, başını yine kızdan tarafa çevirip. Olması gerektiğinden bayağı çabuk bir şekilde razı gelmişti sanki. "Ben..." dedi. Sonra kuşkuyla etrafına bakındı. Sanki dinleyen biri var mı diye kontrol ediyordu. Sonra yavaşça kızın kulağına eğildi ve şöyle fısıldadı; "Ben bir vampirim."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genç kız duyduklarını idrak etmekte bir anlığına zorlandı. Sonra da alaycı bir kahkaha patlattı. "Ay inanmıyorum sizeee. Bu hayatımda duyduğum en salakça şey yaniii. Elimdeki kitabı görünce başka türlü bir tavlama şekli düşünemediniz herhalde?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İnanmıyorsanız aynaya bakın küçük hanım." dedi adam, gücenmiş bir tavırla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genç kız sıkkın bir şekilde üfleyerek tam karşılarındaki büyük bar aynasına baktı. İşte kendisi oradaydı. Her zamanki gibi bakımlı, güzel ve süslü... Sonra bakışları yanındaki adamın yansımasına kaydı ve... Adamın aynada aksi yoktu!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nefesini tutmuş bir şekilde kafasını hızla sağına çevirdi. Adam hâlâ yanında oturuyordu. Bakışları birkaç kez aynayla adam arasında gidip geldi. "Buna inanamıyorum!" dedi sonunda, fal taşı gibi açılmış gözlerle. "Yanımda kanlı canlı bir vampir oturuyooo!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Pek de canlı olduğum söylenemez." dedi vampir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ay, öyle demek istemediiiim."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sorun değil, buna alışığım." dedi vampir. "Ben Edward, Edward Connor." diye tanıttı kendini, bir elini kıza uzatarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Edward mı? Edward Cullen gibi mi yaaani?" dedi kız, kendisine uzatılan eli hayranlık ve hayret duygularıyla sıkarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hahaha! Hayır, hayır." dedi vampir, havalı bir kahkaha atarak. "Cullen benim sahne ismim diyebiliriz, Stephenie'den gerçek ismimi kullanmamasını rica ettim de..."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Stephenie derken?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Stephenie Meyer'i kast ediyorum elbette." dedi vampir, kitabın kapağındaki isme dokunarak. Ceketinin iç ceplerinden bir fotoğraf çıkartıp masanın üzerine koydu. Üzerinde "Edward'a her şey için teşekkürlerimle..." yazan imzalı bir Stephenie Meyer fotoğrafıydı bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ona hayat hikâyemi anlattım, o da kendi kurgusuyla kaleme aldı. Romantik bir yapım olduğundan işin içine aşk katmayı da ihmal etmedi sağ olsun. Kitaptaki Edward benden daha yakışıklı oldu haliyle, ne de olsa o hayali bir kahraman. Ama ne romantizm konusunda ne de karakter açısından benim mükemmelliğime yakalaşamıyor bile.&amp;nbsp;Ah, bir de gerçek aşkı bulabilseydim!" Vampir sağ elinin tersiyle alnına dokunup başını hafifçe geriye yasladı. Yüzünde acılı bir ifade vardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kız bir an ne diyeceğini bilemedi. Bu olanlara inanamıyordu, yaşadıkları gerçek olamayacak kadar olağanüstüydü. Gözleri tekrar aynaya kaydı ve adamın aksinin yerinde hâlâ yeller estiğini gördü sevinçle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Şimdi ben anlamadım." dedi her zamanki tiki konuşma tarzıyla. "Bir sevgilin olmadığını mı söylemek istiyorsun banaaa?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hayır, maalesef gökteki dolunay kadar yalnızım şu dünyada. Bella sadece kitaplarda yer alan hayali bir karakter, gerçekteyse kalbim bomboş ve sahipsiz. Tek aşkımı buluncaya kadar elbette." dedi vampir, ağlamaklı bir sesle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bu tek aşkın... Nasıl biri sence? Benim gibi olabilir mi dersin?" diye sordu kız, tek eliyle saçlarını geriye savurup gözlerini süzerken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Vampir bir anlığına kıza bakakaldı. Sanki karşısındaki güzelliğin farkına yeni varıyormuş gibi bir ifade vardı yüzünde. "Şey..." dedi, "Aslında şimdi siz söyleyince fark ettim de. Gerçekten de çok güzel bir bayansınız."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sen de hiç fena değilsin yane." dedi kız, cilveli bir şekilde kıkırdayarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ben... Ama hayır! Böylesine muhteşem bir olasılığı hayal etmeye bile cesaret edemem!" dedi vampir. "Lütfen beni boş yere umutlandırmayın, kalbimin yeniden kırılmasına dayanamam."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ne umutlandırması yha? Bu kitabı okuduğumdan beri senin gibi birini arıyorum ben. Bulmuşken kaçırır mıyım hiç?" dedi kız, cilveli bir edayla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ciddi misiniz?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çok ciddiyim." diye cevapladı kız, adama iyice sokularak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bu harika bir haber!" dedi vampir, kızın elini kibarca öperek. Dudakları buz gibiydi. "Haydi, dışarı çıkıp romantik bir gece yaşayalım."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bu gece olmaz aşkitom." dedi kız, pahalı kol saatini kontrol ederek. "Vakit geç oldu, eve dönmem lazım. İstersen yarın öğlen buluşalım."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Öğlen olmaz!" dedi vampir, gözleri korkuyla açılırken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Neden kiii?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çünkü... Şey..."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ay ne kadar aptalıııım! Gün ışığında parlıyodun di mi seeen?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet! Evet, parlıyorum! Kitap basıldığından beri bir sürü genç kız var peşimde. Hiç biri de senin kadar güzel, gösterişli ve mükemmel değil elbette. Kusursuz aşkı hak etmiyorlar. Parladığımı fark ettikleri anda üstüme çullanırlar ve aşkımıza engel olurlar!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hayııır! Olmasııın!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bence de... O yüzden gece buluşalım. 21:00 nasıl?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Oluuuur."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hatta başka arkadaşlarını da getirebilirsin. Benim kadar yakışıklı olmasalar da aşkı arayan birkaç dostum daha var."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Gerçekten miii? Ay, James gıbi olmasın sakın? Hani Bella'yı öldürmek isteyen salak şey vardı yaa."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hahaha! Hayır, için rahat olsun. Dostlarımın hepsi birer Don Juan'dır."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Valla donlarının markası beni pek ilgilendirmiyo, insan gibi vampir olsunlar yeter."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Vampir bu cevap üzerine bir anlık afallama geçirse de kendini çabuk toparladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Yarın 21:00'de o halde. Eski sinemanın önünde sizi bekliyor olacağız bir tanecik sevgilim." dedi kızın gözlerinin içine bir kez daha bakarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tamam aşkitom." dedi kız, kendinden geçmiş bir şekilde sırıtırken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra vampir kalktı ve mekânı terk etti.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Şehir mezarlığı&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt; &lt;/span&gt;Gece yarısı;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarasalar dolunayın solgun ışığı altında, soğuk mezar taşlarının üzerinde uçup o günkü vızıldayan besinlerini avlamakla meşguldüler. Derken diğerlerine göre daha iri görünen bir yarasa göründü ağaçların arasında. Onun gelişi diğer yarasalar dört bir yana dağılıverdi. İri yarasa hiç istifini bozmadan yoluna devam etti ve mermer bir mozolenin üzerine doğru uçtu. Mermer yapının üzerinde bir iki tur attıktan sonra önce sis, ardından da insan formuna büründü. Edward adındaki vampirdi bu. Çevresini hızla kolaçan eden vampir etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra mozolenin kapısına yaklaştı. Mermerden oyulmuş, üzeri kabartmalarla dolu bir kapıydı bu. Vampir bu kabartmalardan birini iterek gizli bir mekanizmayı harekete geçirdi ve ağır kapı yavaşça kenara kayarak açıldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Selam beyler." dedi vampir, mozolenin merdivenlerinden aşağı indiğinde. Daire şeklinde bir odaydı burası. Bir köşede üç tabut, kapakları açık bir şekilde yerde uzanıyordu. Odanın geri kalanıysa oldukça normal döşenmişti. Ya da bir mezar için gayet anormal... Çünkü bir kanepe, iki koltuk hatta bir bilgisayar bile vardı içeride. Ve biri kanepede boylu boyunca yatan diğeri ise bilgisayarın başında oturan iki vampir daha...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hoş geldin Eduardo. Av nasıl gitti?" diye sordu bilgisayar başındaki.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Harikaydı Alfonso. Hatta muhteşem!" dedi Eduardo, muzafferane bir tavırla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Muhtejeeeeem..." dedi kanepede yatan vampir, garip bir sesle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Nesi var bunun?" diye sordu Eduardo, şaşkın bakışlarla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Emilio'nun mu? Berduşun tekinin kanını emmiş. Herifin kanında kaç promil alkol vardı bilmiyorum ama bizimki kafayı bulduğuna göre bayağı sağlam bir şey içmiş."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çoook şağlaaam... Hick!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Zavallı serseri..." dedi Eduardo, tiksinen bakışlarla arkadaşını süzerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hangisi? Bizimki mi berduş mu?" diye sordu Alfonso, hınzır bir şekilde sırıtarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İkisi de..."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ya sen? Susuzluğunu dindirebildin mi?"&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hayır."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Muhteşem geçti demiştin?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çünkü öyleydi kana susamış dostum. Bu gece senin şu dâhiyane planını uygulamaya geçirdim."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Alacakaranlık planını mı yani?" dedi Alfonso, iyice meraklanmış görünerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet ve bil bakalım ne oldu? Yarın gece birkaç genç kızla randevumuz var!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ciddi olamazsın!" dedi Alfonso heyecanla ayaklanarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çok ciddiyim! Kız nasıl da tongaya düştü, nasıl heyecanlandı anlatamam!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ama... Ama bu demek oluyor ki..."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Aynen öyle! Sayende bundan sonra hiç aç kalmayacağız. Kızlar kendi rızaları ile yanımıza gelecek, düşünebiliyor musun?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki vampir kısa bir an birbirlerine baktı, ardından mermer duvarlarda yankı yapan korkunç birer kahkaha patlattılar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bundan sonra eve davet edilme derdi yok. Balolarda kız tavlamak için dans etmek yok." dedi Eduardo kötücül bir neşeyle. "Tek yapmamız gereken biraz romantik davranıp onları kuytu bir köşeye çekmek. Sonra da..." Uzun dişleriyle bir şeyi ısırır gibi yaptı zalimce gülerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Öpüjeeeem..." dedi sarhoş vampir, kanepeden yuvarlanarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Doğrusunu istersen bu planın bu kadar başarılı olacağını hiç düşünmemiştim." dedi Eduardo.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Eh, biraz da şans yardım etti. O karanlık sokakta Meyer denilen kadını kıstırdığımda böyle bir şey kafamda hiç yoktu aslında." dedi Alfonso.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Onun bir yazar olduğunu fark etmen büyük şans."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sadece o değil, aklıma Alacakaranlık fikrinin gelmesi de şanstı. Onu köşeye sıkıştırdım ve benim anlattığım gibi bir vampir romanı yazması için onu tehdit ettim. Meyer denilen budalanın başka şansı yoktu. Kitabı yazmazsa bir gece onun boynunu ısıracağımı adı gibi biliyordu ne de olsa."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Kendi kanına karşılık bütün insanlığın kanı... Bu insanlar tam bir canavar." dedi Eduardo.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Danalaaaar..." diye mırıldandı Emilio, sarhoş bir şekilde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Haydi," dedi Eduardo zalimce sırıtarak. "Şu yazar bozuntusunu biraz daha sıkıştıralım."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Alfonso bu lafı ikiletmedi ve hemen bilgisayarın başına oturdu. Bir iki tıklamanın ardından sohbet programını açmış ve Meyer'e ilk mesajını göndermişti bile.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bu sefer ne yazdıralım?" diye sordu Alfonso.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bilemiyorum. Parladık, romantik birer âşık olduk... Başka ne olabilir ki?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;"Buldum! Vampirler sarımsaklı yemeklerden nefret ederler çünkü sevgililerinin yanında ağızlarının kokmasından çekinirler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Harika! Söyle, yeni kitabında bunu mutlaka yazsın!"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki vampir, Emilio'nun hıçkırıkları arasında zalim bir kahkaha daha attı ve Alfonso hemen klavyeye sarılarak yazara yeni kitabının ayrıntılarını sıralamaya başladı. Bu vampirler için yeni bir çağın başlangıcı olacaktı. Aşk sosuna bulandırılmış bol kanlı bir çağ...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;- SON -&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;Not:&amp;nbsp;&lt;a href="http://golgedergi.blogspot.com/"&gt;Gölge E-Dergi'&lt;/a&gt;nin 46'ncı sayısında yayınlanmıştır.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4157892636190168024?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4157892636190168024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4157892636190168024&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4157892636190168024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4157892636190168024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/kusursuz-plan.html' title='Kusursuz Plan'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-x38cjELwGXw/Tib4UFgmMvI/AAAAAAAACLM/6lXzpN7y_3c/s72-c/Nightlight.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-1258549598773791785</id><published>2011-07-24T08:29:00.001+03:00</published><updated>2011-07-24T08:29:00.482+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Bir Akbil macerası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_ASLEx2-sz8/TibylFeTTyI/AAAAAAAACLE/W8VfRQl14C0/s1600/deniz_otobusu.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-_ASLEx2-sz8/TibylFeTTyI/AAAAAAAACLE/W8VfRQl14C0/s1600/deniz_otobusu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bundan yaklaşık dört-beş sene evvel, nadiren yakaladığım yıllık izinlerimden birinde (az çıktığımı söylemiştim!) İstanbul'a gitmiştim. Giderken de babamın emektar akbilini yattığı tozlu çekmecelerden çıkarıp yanıma almayı ihmal etmedim. Tatilimin ilk gününü amcamların evinde ense yaparak... Aman, şey... amcamlarla geçirerek saadet dolu akrabalık geçmişimizi neşeyle yad ederek geçirdim. İkinci gün ise "Bu kadar aile saadeti yeter." diyerek Avrupa Yakası’na geçmeye ve birkaç arkadaşı ziyaret etmeye karar verdim. Hem de deniz otobüsüyle! Uzun zamandır binmemiştim ve çok özlemiştim doğrusu. Gerçi Kadıköy – Eminönü vapurlarının yerini tutmaz ama neyse…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hevesle evden çıktım ve soluğu Bostancı İskelesi’nde aldım. Fakat buraya gelmek akbilimdeki son kuruşların da bana elveda demesine ve kullanılmış biletler cennetine gitmelerine neden olmuştu. Yeniden dolum yapmam gerekiyordu. Etrafıma dikkatle bakındım ama bir tane bile gişe göremedim. Onun yerine, iskelenin bir köşesine şu otomatik dolum cihazlarından koymuşlardı birkaç tane. Makinelere şüpheyle yaklaştım. Daha önce hiç kullanmamıştım çünkü. Üzerindeki talimatlara şöyle bir göz attım ve her şeyi iyice okudum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Nasıl bir terslik olabilir ki?” dedim, kendi kendime. Sonuçta bir sürü insan kullanabiliyordu bunu, benim ne eksiğim vardı? Sonra parayı yerleştirdim, akbili yerine koydum ve…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Bzzzt!&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Makine hata verdi ve paramı yuttu!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Harika…” dedim bezgin bir sesle. "Nasıl başka türlü olabilir ki?" Ardından hemen yetkili birini aramaya başladım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçeride bir güvenlik görevlisi vardı. Ona durumu anlatmaya çalıştım ama pek oralı olmadı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Form doldurmanız gerek.” dedi. “Arkadaşlar makinedeki parayı saydıktan sonra fazla çıktığına kanaat getirirlerse yarın gelip paranızı alabilirsiniz.”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarın mı? “İyi de ben yarın burada değilim ki! Bu gece İzmir’e uçacağım.” dedim ben de. Adam yine oralı olmadı. Yavaş yavaş sinirlenmeye başlıyordum, görevliyse ukalaca gülmekle meşguldü.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-p7m7dreMJjg/TibzUgVDUGI/AAAAAAAACLI/-k_dFl8awks/s1600/ticket-machine.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-p7m7dreMJjg/TibzUgVDUGI/AAAAAAAACLI/-k_dFl8awks/s320/ticket-machine.jpg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O esnada ellili yaşlarında bir kadın yanaştı yanımıza ve “Makine paramı yuttu!” diye beyan etti. Adamın yüzündeki alaycı gülümsemenin yavaşça solması bana garip bir keyif verdi doğrusu. Görevli hafifçe boğazını temizledi ve “Form doldurmanız lazım. Arkadaşlar makinedeki parayı…”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama sözünü bitirmeye fırsat bulamadı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ben form falan dolduramam! Yalan mı söyleyeceğim kardeşim? Paramı isterim!” dedi kadın, cazgır bir şekilde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Benim de paramı almam lazım, yarın şehir dışında olacağım.” dedim ben de, fırsattan istifade ederek adamın üstünde baskı kurmaya çalışıyordum kendimce. Ayrıca söylediğim de yalan değildi, hakikaten de yarın İzmir’e uçuyordum ne de olsa.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Görevli bir bana bir de kadına baktı sonra da “Beni takip edin.” dedi biraz da mecbur kalarak. Bizi arka tarafta bir odaya götürdü. Burada bir başka görevliyle bir süre tartıştıktan sonra tekrar yanımıza geldi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Tamam, paranızı iade edeceğiz. Kaç para kaptırdınız?” diye sordu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“On.” dedim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yirmi.” diye yanıtladı kadın.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adam tekrar içeri girdi ve iki form çıkarıp doldurmamızı rica etti. Ardından da paramızı iade etti. Teşekkür edip oradan ayrıldık. Tam kapıdan çıkarken teşekkür etmek amacıyla yanımdaki teyzeye döndüm. O esnada kadın çılgınca bir kahkahayla bana dönüp şöyle dedi;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Keşke elli lira kaptırdım deseydim! Hehehehe!”&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-1258549598773791785?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/1258549598773791785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=1258549598773791785&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1258549598773791785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1258549598773791785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/bir-akbil-maceras.html' title='Bir Akbil macerası'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_ASLEx2-sz8/TibylFeTTyI/AAAAAAAACLE/W8VfRQl14C0/s72-c/deniz_otobusu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total><georss:featurename>Bostancı Mh., Istanbul, Türkiye</georss:featurename><georss:point>40.9537595 29.095149600000013</georss:point><georss:box>40.945916 29.079661100000013 40.961603 29.110638100000013</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2689402738906045197</id><published>2011-07-22T08:15:00.000+03:00</published><updated>2011-07-22T08:15:02.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Seçkide İkinci Yıl !</title><content type='html'>&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="167" src="http://oyku.kayiprihtim.org/wp-content/themes/IkinciYil/images/ikinciyil-top.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="465" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bundan iki yıl kadar önce birkaç arkadaş, bir yolculuğa çıkmaya karar verdik. Aylık olarak yazacağımız öyküleri, bir şekilde bu türü seven okurlarla buluşturmak niyetiyle çıktığımız bu yolculuk; zamanla okurlarının da sadık katılımıyla büyüdü. Gelişti. Çığ gibi büyüyen bu oluşumun adına da “Aylık Öykü Seçkisi” dedik. 2009′un Haziran ayında ise “Göl” temalı ilk öykümüz yayınlandı ve maceranın fitili ateşlenmiş oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte iki yıl önce başladığımız bu serüven, hız kaybetmeden siz değerli okuyucularımız eşliğinde yayın hayatına devam ediyor. Bu ay da, tıpkı ilk yılımızda olduğu gibi yine sizler için özel bir seçki hazırladık. Kayıp Rıhtım sitesinin en aktif yazarlarının, seçkimiz için yazmış oldukları &lt;b&gt;“Kayıp Rıhtım”&lt;/b&gt; temalı öyküler sizleri bir maceradan diğerine sürükleyecek. Her bir yazarın Kayıp Rıhtım’ı ana tema olarak kullandığı bu hikayeleri okurken bizler envai çeşit duyguya gark olduk: Korku, hüzün, sevinç, heyecan, umut… Ama en çok da umut! Bir avuç gencin başlattığı bu yangın, şimdi yüzlerce öyküyle hayallerimizi aydınlatmak niyetinde. Eminiz ki sizler de bu düş sağanağından bizim kadar keyif alacaksınız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki bu öykü seçkisinde kimler mi var? Dilerseniz gelin şimdi hangi yazarımız hangi öyküsüyle teşrif etmiş, hep beraber göz atalım.&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;- &lt;b&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/maket-alpi/"&gt;Maket&lt;/a&gt; &lt;/b&gt;adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Alper Kaya&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;b&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/limbo-black-helen/"&gt;Limbo&lt;/a&gt; &lt;/b&gt;adlı öyküsü ile&lt;b&gt; Beyza Taşdelen&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-rihtimin-cagrisi-malkavian/"&gt;&lt;b&gt;Kayıp Rıhtım’ın Çağrısı&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Buğra Şenyüz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kaptanin-sandigi-bardes/"&gt;&lt;b&gt;Kaptanın Sandığı&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Burcu Durukan&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kaybolan-canina/"&gt;&lt;b&gt;Kaybolan&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Can İnal&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/isyan-firtinakiran/"&gt;&lt;b&gt;İsyan&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Hazal Çamur&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/papyonlar-havalidir-laughing-madcap/"&gt;&lt;b&gt;Papyonlar Havalıdır!&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Kürşat Toker&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-rihtimda-bir-yabanci-mit/"&gt;&lt;b&gt;Kayıp Rıhtım’da Bir Yabancı&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;M. İhsan Tatari&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/fedaiyan-i-gaib-rihtim-wyern/"&gt;&lt;b&gt;Fedâiyan-ı Gaib Rıhtım&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Mehmet Berk Yaltırık&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/rihtimda-bir-deli-amras-ringeril/"&gt;&lt;b&gt;Rıhtım’da Bir Deli&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Özgürcan Uzunyaşa&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kotu-kokular-mutfagi-darly-opus/"&gt;&lt;b&gt;Kötü Kokular Mutfağı&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Onur Selamet&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/altin-cag-koyubeyaz/"&gt;&lt;b&gt;Altın Çağ&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; adlı öyküsü ile &lt;b&gt;Tarık Kaplan&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte bu öykülerle ikinci yılımızı kutladık. Belki havai fişekler patlamadı yahut sizlere bir karnaval eğlencesi sunamadık. Ama inanıyoruz ki yukarıdaki kalemlerden dökülenlerin gücü, bütün karnavallardan daha renkli hayallere mürekkep olabilecek çizgide. Edgar Allan Poe’nun da dediği gibi: &lt;i&gt;“Bu seçkiyi, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyoruz.”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelelim gelecek ayın seçkisine. Ağustos ayı için öykülerinizi yazmaya şimdiden başlayabilirsiniz! Gelecek ay kalemlerinize çarpacak temamızsa &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;"İntihar"&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; oldu! Her zamanki gibi öykülerinizi &lt;b&gt;&lt;i&gt;kayiprihtim@gmail.com&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; mail adresine gönderebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkese, bizi bugüne kadar yalnız bırakmadığı için bir kez daha sonsuz teşekkürler, iyi okumalar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgiler,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hakan “magicalbronze” Tunç &amp;amp; Onur “DarLy OpuS” Selamet&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2689402738906045197?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2689402738906045197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2689402738906045197&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2689402738906045197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2689402738906045197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/seckide-ikinci-yl.html' title='Seçkide İkinci Yıl !'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-514427849371122141</id><published>2011-07-20T17:12:00.000+03:00</published><updated>2011-07-20T17:12:27.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Aradığınız kişi şu anda güneşleniyor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-le90gnUdgeA/TibiAgFe4uI/AAAAAAAACK8/iqaifJShb0k/s1600/photo2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-le90gnUdgeA/TibiAgFe4uI/AAAAAAAACK8/iqaifJShb0k/s320/photo2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üzerinize afiyet, geçtiğimiz hafta yıllık izine çıktım. Üç yıldır bir gün dahi izin kullanamadığımdan bu benim için çok hoş bir değişiklik oldu doğrusu. Hazır bizim kabile anneannemlerin yazlığındayken bu fırsatı kaçırmayayım dedim ve soluğu orada aldım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İzmir'in Balıklıova adında ufak bir sahil kasabasında yazlık evimiz. O kadar sulamamıza rağmen her daim sarı kalan çimlerimiz, komando eğitimi almış sivrisineklerimiz, gürültücülükte sınır tanımayan komşularımız (her gece havai fişek patlatıyor adamlar, daha ne olsun?) her yaz olduğu gibi yine oradaydı. Pazar günleri yerden mantar gibi bitiveren, eniştemin &amp;nbsp;Kum Komandoları olarak adlandırdığı günübirlik tatilcileri de unutmamak gerek elbette. Tatil yapmak herkesin hakkı tabi ki ama bize de bir karışlık kum bıraksaydınız çok makbule geçecekti. Haydi kumu geçtim, ayağımızı sokacak boşluğa bile razıydık. Her neyse...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;"Eee, tatile gittin. Yok mu bir yaz aşkı?" diyenlere cevabım ise şu: Biriyle çok yakınlaştım&amp;nbsp;ama çok acı bıraktı bende. Hain çıktı! Pis deniz kestanesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak aile erbabı ve susturucu takmış sivrisineklerle dolu güzel bir dört gün geçirdim. Kafamdaki bütün problemleri ise kızgın kumlardan serin sulara atlarken, mayom ile havlum arasında bir yerlerde kaybettim. Bu arada ben tatildeyken yaptığınız yorumları, gönderdiğiniz mailleri vb. göremedim haliyle. Ama bu konuda beni hoş göreceğinizi tahmin ediyorum. Görürsünüz, değil mi? Görürsünüz, görürsünüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-514427849371122141?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/514427849371122141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=514427849371122141&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/514427849371122141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/514427849371122141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/aradgnz-kisi-su-anda-gunesleniyor.html' title='Aradığınız kişi şu anda güneşleniyor'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-le90gnUdgeA/TibiAgFe4uI/AAAAAAAACK8/iqaifJShb0k/s72-c/photo2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total><georss:featurename>Balıklıova/Izmir, Türkiye</georss:featurename><georss:point>38.42599999999999 26.58299999999997</georss:point><georss:box>38.421722999999986 26.57780849999997 38.43027699999999 26.58819149999997</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-6004292935426468262</id><published>2011-07-13T08:41:00.003+03:00</published><updated>2011-07-13T08:41:02.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Koşu bandı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ttoTs5dZf98/ThimQ7Lb0nI/AAAAAAAACKM/iVmjnDaxg_M/s1600/treadmill.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-ttoTs5dZf98/ThimQ7Lb0nI/AAAAAAAACKM/iVmjnDaxg_M/s320/treadmill.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kız kardeşimin eşi ( VI. Ali Paşa ) çok eskiden bir koşu bandı almıştı kendine. Şişman falan olduğundan değil efendim, tamamen spora olan müthiş saygı ve sevgisinden dolayı. Kendisine şişman diyenlerin üzerine oturup onları ortadan kaldırdığı sadece bir&amp;nbsp;mübalağa&amp;nbsp; olup midesinin etrafındaki şişkinliğin de sadece çok gelişmiş bir kas yığını olduğu kafasına balyozla vurulan bir hekim tarafından onaylanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, geçtiğimiz günlerde artık koşu bandına ihtiyacı kalmayan Ali, meşhur alım-satım sitelerinden birine girmiş ve aleti şatışa koymuş. O akşam da yemeğe bize davetlilerdi. Hep beraber oturduk, bir güzel yemeğimizi yedik. Yemeğin ardından da sofra başı muhabbetlerimiz başladı. Biz konuşurken haberleri kaçırmak istemeyen babam ise oturma odasına geçmişti. Sohbet sohbeti açarken laf döndü dolaştı koşu bandına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben onu satıyorum ya." dedi Ali.&lt;br /&gt;"Ya? Gerçekten mi?" diye sordu annem.&lt;br /&gt;"Evet, bugün internette satışa koydum. Hatta talibi bile var." dedi Ali. "Fotoğrafını göstereyim isterseniz." diye ekledi ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur dedik, kalktık hep beraber oturma odasına geçtik. Ali bilgisayarın başına oturdu, ben, kız kardeşim ve annem ise hemen onun arkasındaydık. Bizi böyle gören babam meraklandı tabi. Nasıl meraklanmasın ki? Dört kişi birden heyecanlı adımlarla odaya girmiş, hevesli bir şekilde sırıtarak bilgisayara bakıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne oldu?" diye sordu babam. "Bir şey mi oldu yoksa?"&lt;br /&gt;"Hayır, yok bir şey." dedi bakışları ekrana sabitlenmiş olan annem.&lt;br /&gt;"Neye bakıyorsunuz peki?" diye sordu babam.&lt;br /&gt;"Koşu bandının resimlerine bakıyoruz." diye yanıtladı annem, dalgın bir sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın verdiği cevap hepimizi gülmekten yerlere yatırmaya yetti de arttı bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne? Kuşum Aydın'ın resimlerine mi bakıyorsunuz?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-6004292935426468262?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/6004292935426468262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=6004292935426468262&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/6004292935426468262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/6004292935426468262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/kosu-band.html' title='Koşu bandı'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ttoTs5dZf98/ThimQ7Lb0nI/AAAAAAAACKM/iVmjnDaxg_M/s72-c/treadmill.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3587927433442067543</id><published>2011-07-12T00:37:00.000+03:00</published><updated>2011-07-12T00:37:44.320+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Zaman tozutan sokaklar</title><content type='html'>&lt;i&gt;Bu makale ilk olarak &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayp Rıhtım&lt;/a&gt;'da yayınlanmıştır.&lt;/i&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/zaman-tozutan-sokaklar.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;/div&gt;Üstat Sadık Yemni’yi duymuşsunuzdur. Efendim? Duymadınız mı? Eh, çok şey kaybetmişsiniz o zaman. Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar fazla… Ama zararın neresinden dönerseniz kardır derler. O yüzden Sadık Yemni’nin bir kitabını okumak için henüz çok geç değil. Peki, hangisinden mi başlayacaksınız? Eh, buyurun size son çıkan kitaplarından ikisinin tanıtımı…&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-4825" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Kimdir Sadık Yemni?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px; line-height: 17px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;Sevgili üstat, son zamanlarda içimizden çıkan en büyük ve en yetenekli fantastik yazarlardan birisidir. Gerçi onu sadece fantastik edebiyat yazarı olarak tanımlamak haksızlık olur çünkü başta polisiye olmak üzere pek çok alanda gayet başarılı eserlere sahip. Zaten kendisi de hikâyelerini belli bir kalıba koymak yerine onları bir potada eritip hepsini “Tuhaf ötesi öyküler” olarak tanımlamakta… Tuhaf ötesi, yazarın hikayeleri için güzel bir tanım çünkü gerçekten de öyleler. Paralel evrenler, doğaüstü olaylar, açıklaması güç gerçekler… Bu saydıklarımızın hepsi onun öykülerinin temel noktasını oluşturuyor. Öykülerinin bir başka ortak noktasıysa hemen hemen hepsinin içinde yer alan kahramanların tıpkı yazarın kendisi gibi içimizden birileri olması ve maceraların bizim topraklarımızda geçmesi.&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-6990" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Zaman tozutmaya başlayalım&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;Tanıtacağımız ilk kitap olan “Zaman Tozları”, Metin Civerek isimli bir gencin başından geçen esrarengiz olayları konu alıyor. Bir lise öğrencisi olan Metin, yağmurlu bir günde arkadaşlarıyla birlikte gezerken korkunç bir kaza geçirir. Arkadaşları hayata gözlerini yumar fakat Metin dört gün komada yatmasına rağmen mucizevî bir şekilde hayatta kalmayı başarır. Olayın şaşkınlığını henüz tam olarak üzerinden atamamışken bir de kafasının içinde gizemli bir ses duymaya başlar üstelik. Çok geçmeden ses, onu bir internet kafeye yönlendirir ve burada hayli sıra dışı bir biçimde Metin’e küçük bir armağan sunar; zamanı durdurabilen minik bir topçuk…&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignright" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: right; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 226px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/kitaplar/zaman-tozlari/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" class="  " height="302" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/zaman-tozlari-cizmelikedi.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Kitap künye bilgisi için resme tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Başta da belirttiğim gibi, Metin bir lise öğrencisidir ve o yaşta kanı kaynayan her gencin yapacağı gibi Metin de bu aparatı kendi “önemli” işleri için kullanmaya başlar. Sınıfta kendisiyle dalga geçen zorbaya haddini bildirmek, yoluna taş koyan kıza – acı – bir şaka yapmak ve sevdiği kızın gönlünü çalmak gibi… Fakat çok geçmeden elindeki cihazın potansiyelinin farkına varır ve gözünü daha büyük hedeflere çevirir. İşte o andan itibaren işler iyice sarpa sarar ve Metin’in başı bin bir çeşit belaya girer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Zaman Tozları, keyifle okunan, sayfalar arasında sıkılmadan ilerleyebileceğiniz, kimi zaman neşeli kimi zaman hüzünlü bir macera vaat ediyor okurlarına ve bunu da hakkıyla yerine getiriyor. Öyle ki hikâyenin sonlarına yaklaştığınızda sanki siz de işin içindeymiş gibi hop oturup hop kalkmaya başlıyorsunuz oturduğunuz yerde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bu gizemli topçuk? Zamanı nasıl durduruyor? Metin’e bu muhteşem cihazı veren kim ve amacı ne? Hepsinden önemlisi de Metin bu karmaşanın içinden sağ çıkabilecek mi? İşte hepsinin cevabı bu sayfalar arasında, gözleriniz ve hayal gücünüzle buluşmayı bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen belirtmekte fayda var, birkaç bölümü daha önce, dost sitelerimizden biri olan Kayıp Dünya’da yayınlanmıştı Zaman Tozları’nın. Kitap haline getirilip yeniden basılmadan önce düzenlemeye gidilmiş ve sitede yayınlanan hikâyedeki küçük hatalardan tamamen arındırılmış. Hikâyeye oradan başlayıp yarım bırakanlara duyuralım.&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-6423" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Tanıdık sokakları bir de böyle görün&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;“Sokaklar Benim Yeniden” ise Zaman Tozları’na nazaran daha karamsar ama daha inanılır bir hikâye sunuyor bizlere. Başkahramanımız bu kez Ergin isimli bir genç. Kendisi bilgisayar başından kalkmayan, hayatını sanal âlemde idame ettiren tiplerden. Bu işte de bayağı iyi üstelik fakat aynı şeyi “gerçek” sosyal hayatı için söylemek güç.&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="wp-caption alignleft" style="background-color: #f7f7f7; border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; float: left; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-top: 5px; text-align: center; width: 231px;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/sokaklar-benim-yeniden/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;img alt="" class="  " height="302" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/sokaklar-benim-yeniden.jpg" style="border-bottom-color: rgb(213, 213, 213); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(213, 213, 213); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(213, 213, 213); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(213, 213, 213); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="221" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="wp-caption-text" style="background-image: none; color: black; font-size: 11px; line-height: 17px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 4px; padding-right: 4px; padding-top: 5px;"&gt;Künye için kapak resmine tıklayın!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergin bir sabah (ya da öğlen) kalktığında elektriklerin kesik olduğunu fark ediyor şaşkınlıkla. Üstelik bu normal bir kesinti de değil çünkü tüm enerji hiç gelmemecesine gitmiş gibi… Telefon şarjları kendiliğinden boşalmış durumda, piller de öyle… Ama bu işin sadece basit kısmı, asıl felaket onu dışarıda yani sokaklarda bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağdat Caddesi tıklım tıklım. Arabalar stop etmiş, trenler durmuş, uçaklar düşmüş vaziyette. Tüm dünyada açıklanamayan bir enerji kaybı var ve kaos hızla şehri kucaklamakta. İnsanlar birbirleriyle çekişmeye başlamış, yağmalamalar her yanda… Üstelik yetişkinlerde de bir sorun var. Ne annesinden ne de babasından bir haber alabilmekte… Ergin ne yapacağına karar veremezken beklenmedik bir şahıs kendisini beklenmedik bir şekilde ziyaret eder ve macera o noktada başlar. Ergin bu karmaşayı durdurabilecek bir ekip kurmak ve bu olaya bir son vermek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsen Sokaklar benim yeniden’i Zaman Tozları’na nazaran daha çok sevdim. İçerisindeki anlatım ve gizemli hava bir öncekine nazaran çok daha iyi aktarılmış okuyucuya. Ayrıca karakterlerin kişilikleri ve isimleri de hali ilginç. Coolover Metin, Tera Pi, Fasil-G bunlardan bazıları… Kitabın son bölümlerindeyse minik bir sürpriz bekliyor yazarın sadık takipçilerini. Kısacası eğlenceli ve heyecan verici bir kitap. Bizim topraklarımızda geçiyor olması da ayrıca bir artı olarak çıkıyor karşımıza. Okurken benzeri bir olayın gerçekleşme ihtimalini ve olabilecekleri düşünerek ürperiyorsunuz ister istemeden.&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-indent: 0.4cm;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="stb-black_box" id="stb-box-8381" style="background-color: black; background-repeat: no-repeat no-repeat; border-bottom-color: rgb(110, 110, 110); border-bottom-left-radius: 5px 5px; border-bottom-right-radius: 5px 5px; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(110, 110, 110); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(110, 110, 110); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(110, 110, 110); border-top-left-radius: 5px 5px; border-top-right-radius: 5px 5px; border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: white; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 10px; margin-top: 10px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px;"&gt;&lt;strong&gt;Son söz&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Üstat her iki kitapta da kendine has üslubunu başarıyla kullanmış ve okuyucularına tuhaf ötesi bir şölen sunmuş başarıyla. Okurken acaba neler olacak diye düşünmeden duramayacak, sayfalar tükenmeden rahat edemeyeceksiniz. Aralarda da yazarın kendisine yaptığı minik göndermeleri okuyarak gülümseyeceksiniz. Gönül isterdi ki size daha uzun ve detaylı bir tanıtım hazırlayalım. Lakin kitapların sayfa sayısı pek az ve küçücük bir bilgi kırıntısı bile okuma zevkinize gölge düşürebilir. O yüzden az ama öz olmasına gayret ettik, mazur görün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak; ellerinize sağlık Sadık Bey, daha uzun seneler boyunca nice kitaplarınızı görmek ve okumak dileğiyle…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkese iyi okumalar…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3587927433442067543?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3587927433442067543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3587927433442067543&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3587927433442067543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3587927433442067543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/zaman-tozutan-sokaklar.html' title='Zaman tozutan sokaklar'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-341674274347062451</id><published>2011-07-10T00:49:00.000+03:00</published><updated>2011-07-09T20:54:05.381+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çeviri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Biz bunu istiyoruz: The Kingkiller Chronicle</title><content type='html'>&lt;div style="background-image: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="170" src="http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/nameofhtewind/the-kingkiller-chronicle-top.jpg" style="border-bottom-color: rgb(93, 55, 42); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(93, 55, 42); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(93, 55, 42); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(93, 55, 42); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; clear: both; display: block; margin-bottom: 7px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 7px; max-width: 100%; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" width="467" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kayıp Rıhtım ailesiyle büyük bir projeye giriştik bugünlerde; Biz Bunu İstiyoruz... Uzun zamandır dilimize çevrilmeyen eserlerin çokluğundan yakınıp duruyorduk. Mesela Ursula Le Guin'in pek çok ödül almış kitabı "Rüyanın Öte Yakası" bize ancak kırk yıl sonra ulaşabilmiş. İnanabiliyor musunuz, 40 yıl!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi, o gene bir şekilde ulaşmış. Şu sıralar dünyayı kasıp kavuran Taht Oyunları serisine ne demeli? Dünya çapında beşinci romanına ulaşan serinin ülkemizde sadece ilk kitabı basılmış. Basılmayan daha neler neler var, bir bilseniz. İşte böyle doğdu "Biz Bunu İstiyoruz" projesi. Aylar boyunca ekip olarak çalıştık, didindik ve onlarca sayfa tutan çeviriler yaptık. Ben de bu güzel ekibin bir parçası olma mutluluğunu yaşadım üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı fazla uzatmadan sizleri sitede yayınlanan tanıtım yazısı ve önokumasıyla, röportajları ve yorumlarıyla projemizle başbaşa bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifli okumalar...&lt;br /&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;Fantazyanın büyülü dalgalarında sürüklenen bizler, asla elimizdekiyle yetinmedik. Hayır, hayal gücünün sınırlandırılmasına katlanamadık ve her zaman daha fazlasını istedik. Ve bir gün, nisan ayının başında, tüm bunların sonucu olarak “&lt;strong&gt;Biz Bunu İstiyoruz!&lt;/strong&gt;” doğdu.&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;strong&gt;Biz Bunu İstiyoruz&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;, hep uzaktan baktığımız ve dilimize çevrilse bile o vakte kadar yılların geçtiği kitapları okumanın bizim de hakkımız olduğunu haykıran, baş kaldıran ve sizlerin, herkesin, isteğini özgürce dile getiren bir projedir. Ama tek başına bir duruş olmaktan öte, bizlerin sizlere sunacağı çeşitli bilgilendirmeler, arka kapak yazıları, yabancı okurların incelemeleri, yorumları ve en önemlisi kitapların ön okumaları ile bütünleşen bir çalışmadır bu.&lt;br /&gt;Bundan sonra, sizler ve bizler, okumak istediklerimizi bu proje altında duyuracak, o kitaplardan haberdar olmayanları bilgilendirecek ve her daim tek bir bütün olarak fantastik ile bilimkurgunun, ebedi diyarlarında sessimizi duyuracağız.&lt;br /&gt;Çünkü: “&lt;strong&gt;Biz Bunu İstiyoruz!&lt;/strong&gt;”&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Projemiz için o kadar çok seçenek vardı ki ilk önce hangisini yayınlayacağımıza karar verememiştik. Ama aralarında öyle bir tanesi vardı ki, onu atlamamız mümkün gibi gözükmüyordu!&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;strong&gt;Kralkatili Destanı&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;’nın (&lt;strong&gt;The Kingkiller Chronicle&lt;/strong&gt;) ilk kitabı olan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Rüzgârın Adı&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;(&lt;strong&gt;The Name of the Wind&lt;/strong&gt;), 2007’de yayımlanarak fantazya dünyasını yerinden oynatmıştı. Yayımlandığı yıl bir anda dünya çapında çok satanlar listelerinin en tepesine tahtını kurmuştu. Bu öyle gelip geçici bir zafer de değildi, bunu gelişinden hissedebiliyordunuz.&lt;br /&gt;Daha ilk kitap ile ABD’nin Fantastik/Bilimkurgu dalındaki en kayda değer ödüllerinden biri olan&amp;nbsp;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Quill&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ödülüne layık görüldü. Seriyi kaleme alan&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/biz-bunu-istiyoruz-1/patrick-rothfuss/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Patrick Rothfuss&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;, daha yazarlığının tomurcukları açarken&amp;nbsp;&lt;strong&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;J.R.R. Tolkien&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;ve&lt;em style="font-style: italic;"&gt;&lt;strong&gt;George R.R. Martin&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;nbsp;gibi ustaların tahtına varis olarak gösterilmeye başlanmıştı.&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Dile kolay, 32 dile çevrilmiş bir seriden bahsediyoruz burada. Biz de dedik ki, neden Türk okurları, dünya bu kitapla çalkalanıyorken geri kalsın? 2011 yılında ikinci kitabı olan&lt;strong&gt;&amp;nbsp;The Wise Man’s Fear&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;da piyasaya çıkmışken neden daha fazla geride kalalım!&lt;br /&gt;&lt;em style="font-style: italic;"&gt;Ve işte karşınızdayız…&lt;/em&gt;Ancak biz bu haberi hazırlarken müthiş bir sürprizle kapımızı çaldı İthaki Yayınları. Onların da gözünden kaçmayan bu seri, ilk kitabı olan Rüzgârın Adı ile birlikte ağustos ayında bizlerle buluşacakmış!&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Ellerimiz kollarımız inceleme, röportaj, biyografi, tanıtım ve ön okumalarla dolu. Ve uzun bir süre bu şekilde karşınızda olmaktan geri durmayacağız!&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Son olarak bu ilk adımımızda bizleri yalnız bırakmayan dostlarımıza sonsuz&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/biz-bunu-istiyoruz-1/the-kingkiller-chronicle-tesekkurler/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;teşekkürler&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;!&lt;br /&gt;Şimdi gelin hep beraber projenin o giriş sayfasına gidelim ve bu yeni seriye adım atalım.&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-image: none; font-family: 'Century Gothic', 'Segoe UI', Verdana, Tahoma; font-size: 13px; line-height: 22px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/biz-bunu-istiyoruz-1/" style="color: #5d372a; font-style: oblique; text-decoration: none;"&gt;&lt;span style="background-image: none; font-family: impact, chicago;"&gt;&lt;strong style="font-size: 30px;"&gt;BURADAN BUYRUN!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-341674274347062451?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/341674274347062451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=341674274347062451&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/341674274347062451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/341674274347062451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/biz-bunu-istiyoruz-kingkiller-chronicle.html' title='Biz bunu istiyoruz: The Kingkiller Chronicle'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i363.photobucket.com/albums/oo79/kayiprihtim/nameofhtewind/th_the-kingkiller-chronicle-top.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3811874389352475795</id><published>2011-07-09T20:36:00.001+03:00</published><updated>2011-07-09T20:37:59.099+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Dünya küçük mü demiştim?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-32wodmHBpqI/TevMQUSk7_I/AAAAAAAACIM/Jj7QxHr5o28/s1600/Little+world.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="274" src="http://4.bp.blogspot.com/-32wodmHBpqI/TevMQUSk7_I/AAAAAAAACIM/Jj7QxHr5o28/s320/Little+world.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hava limanında çalışırken birbirinden ilginç insanlarla tanışma şansınız oluyor. Ben de pek çok değişik kişiyle tanışma ve muhabbet etme&amp;nbsp;imkanı&amp;nbsp;bulmuştum. Mesela tatili esnasında duyduğu bir şarkıyı söylemeye çalışan ama beceremeyen Fransızlar... Siz hiç "Uzun ince bir yoldayım" türkümüzü Fransızca dinlediniz mi? Dinlemeyin zaten, hiç tavsiye etmiyorum! Sağır olma riskiniz var bir kere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçağı rötar yapınca canı sıkılan Alman kadın vardır bir de... Bize zorla Tarkan'ın "Ölürüm Sana" albümünü açtırmış, üstüne bir de dans etmemizi istemişti. "Dans ederseniz albümü satın alacağım." demişti bir de. Etmedim tabi ama müdürüm etti. Vallahi! Çok enteresan bir görüntüydü doğrusu. Kadın mı? CD'yi almadan gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bunlardan hiçbiri şimdi size anlatacağım İngiliz kadar enteresan değildi.&amp;nbsp;Uzun, çok uzun boylu, sarışın bir adamdı hatırladığım kadarıyla. Elinde Osmanlı İmparatorluğunu anlatan Türkçe bir kitap vardı ve soran gözlerle etrafına bakınmaktaydı. Kibarca yanına yaklaşıp, "Yardımcı olabilir miyim?" diye sordum. Yüzüne bakabilmek için başımı iyice geriye yaslamam gerekiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet, lütfen." dedi. "Osmanlılara hayranım ve onlarla ilgili bir şeyler satın almak istiyorum. Fakat İngilizce olarak yazılmış iyi bir kitap bulamıyorum."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sanırım aradığınız şey bizde var." diyerek onu İngilizce bölümüne yönelttim. Kitapları görünce sevinçten gözleri parlamıştı. Hemen birkaç tanesini eline alıp hevesle incelemeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Açıkçası yabancı uyruklu birinin tarihimize böylesine bir ilgi duyduğunu görmek beni hem gururlandırmış hem de meraklandırmıştı. O da yüzümdeki merak çizgilerini (ya da bir karış açık ağzımı) görmüş olacak ki gülümsedi ve "Ben aslında&amp;nbsp;Müslümanım." dedi. "Göbek adım Mehmet."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Öyle mi? Benim göbek adım da Mehmet, ne tesadüf." dedim. El sıkışıp güldük.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tarihimizi öğrenmeye çalışıyorum. Türkiye'ye ilk kez geliyorum. Fas'ta büyüdüğüm için Türkçe bilmiyorum." diye devam etti sonra da.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Fas mı?" dedim şaşkınlığım bir kat daha artarak. "Ben de 3 sene orada yaşadım."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şaşırma sırası şimdi adamdaydı. "Öyle mi? Hangi şehir?" diye sordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tanca."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Ya? Ben de Tanca'da büyüdüm zaten!" dedi adam.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gözlerimizi kırpıştırarak birbirimize bakakaldık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Dünya gerçekten de küçük." dedi sonunda adam gülerek. Sonra omzunun üzerinden geriye baktı. "Karım bu tarz kitapları almamdan hoşlanmıyor. Satın aldığımı görmemeli,&amp;nbsp;bana yardımcı olabilir misiniz?" diye ekledi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Merak etmeyin, hallederiz." dedim ben de. Gizlice kitapları çantasına yerleştirdik, parasını ödedi ve vedalaştık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arkasından bakarken bir tuhaf oldum. Biri gelip de "Gün gelecek aynı şehirde yaşadığın, göbek adı Mehmet olan bir İngilizle tanışacaksın." dese ona bir yerleri... öhöm!... ona kahkahalarla gülerdim herhalde.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayat gerçekten de sürprizlerle dolu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Little world art by &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/khoraxis/"&gt;khoraxis&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3811874389352475795?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3811874389352475795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3811874389352475795&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3811874389352475795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3811874389352475795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/dunya-kucuk-mu-demistim.html' title='Dünya küçük mü demiştim?'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-32wodmHBpqI/TevMQUSk7_I/AAAAAAAACIM/Jj7QxHr5o28/s72-c/Little+world.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-8800805313811568774</id><published>2011-07-05T18:41:00.000+03:00</published><updated>2011-07-05T18:41:48.172+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Bol Bel geliyor!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/wp-content/uploads/2011/05/bolbelgeliyor.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img height="186" src="http://www.askingungor.com/blog/wp-content/uploads/2011/05/bolbelgeliyor.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sevgili &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/"&gt;Aşkın GÜNGÖR&lt;/a&gt; yeni bir kitap çıkaracağı haberi ile kapımı çaldı bugün. Üstelik oldukça özgün bir fikir ve enteresan bir karakter barındıracak bir kitap bu. Şahsen okuduklarım oldukça ilgimi çekti, ben de sizlerle paylaşayım dedim. Neyse, sözü fazla uzatmadan Aşkın ağabey'in yazısına buyur edeyim sizleri.&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/wp-content/uploads/2011/05/bolbelgeliyor.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Her gönülde bir aslan yatar” derler ya, işte o hesap, çooook uzun zamandır aklımda olan, yazmayı istediğim bir seri vardı. Bir dedektiflik serisi.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Adı olan bir seri değildi bu. Aklımda birikeduran fantastik, gizemli olayları “adı olmayan” bu serinin “adı olmayan” dedektifine mal ediyor, onun çözeceği bilmeceler haline getiriyor, bunu da arsızca bir keyifle yapıyordum.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Gün oldu, devran döndü. Hayalimdeki adsız kahraman beynimin kıvrımları arasında da olsa ete kemiğe bürünmeye başladı. Önce sıfatı, sonra yaşadığı dünya, sonra lakabı… ve gelişimin doğal sonucu olarak serinin genel adı oluştu: Gizemli Şeyler Dedektifi Bol Bel’in İnanılmaz Serüvenleri.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Ve ilk macerası yazıldı tabii:Sözcük Korsanı.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Dedektif Bol Bel, ergenlik sonrasında Bırak Artık Çocukluğu Yetişkin Ol Fakültesi’nde (BAÇYOF) okumak zorunda kalan, ancak bundan hiç de hoşnut olmayan biridir. Çünkü orada ‘Çocukları Görmeme Teknikleri’, ‘Dayağa Giriş’, ‘Üç Aşamalı Azarlama’, ‘Çizgiromanları Yakma’, ‘Fantastik ve Bilimkurguyu Kötüleme’ gibi derslere girmek zorundadır. Öyle uyumsuz davranır ki, sonunda ÖBÇOK cezası alarak okuldan BAÇYOF’tan atılır. ÖBÇOK, Ömür Boyu Çocuk Olarak Kalmak demektir ve Bol Bel bu cezayı severek kabullenir. Ama böyle olunca yetişkinlerin çalıştığı hiçbir işte çalışamaz. Bir müddet Tilki Tilki Saatin Kaççılık, El Yakmacılık, Kaydırakçılık, Yakan Topçuluk gibi işlerle iştigal etse de sonunda dedektiflik mesleğini icra etmeye karar verir. Doğrusu iyi de olur.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazının devamına &lt;a href="http://www.askingungor.com/blog/index.php/2011/07/bol-bel-geliyor-bol-bel/"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Sevgili Aşkın Güngör'e şimdiden başarılar diliyorum. Dilerim bu güzel fikrin okuru da bol olur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Beklemedeyiz efendim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-8800805313811568774?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/8800805313811568774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=8800805313811568774&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8800805313811568774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/8800805313811568774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/bol-bel-geliyor.html' title='Bol Bel geliyor!'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2496500786528284454</id><published>2011-07-03T00:49:00.003+03:00</published><updated>2011-07-03T01:03:08.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Kehanet ( Bölüm 5 ) -Son-</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yiK6Rmelta4/Tg-IybXgRmI/AAAAAAAACJk/9DYjlJi3ziY/s1600/merlin_mago.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-yiK6Rmelta4/Tg-IybXgRmI/AAAAAAAACJk/9DYjlJi3ziY/s320/merlin_mago.jpg" width="196" /&gt;&lt;/a&gt;Kenn çaresiz bir biçimde uzanmış, ölümün soğuk kollarının kendisini kucaklamasını beklerken derin ve güçlü bir ses çalındı kulaklarına; “Ayağa kalk cesur savaşçı.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“N-Ne?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ayağa kalk ve bana katıl.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen de kimsin?” dedi Kenn, başını yattığı yerden hafifçe kaldırarak. Görüşü tekrar düzelirken beyaz sakallı, mavi cüppeli bir adamın kendisine baktığını gördü hayretle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben büyücü Merlin, Avalon’un hükümdarı.” dedi yaşlı kişi gururla. “Krallığıma hoş geldin Kenn Wulf.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adımı nereden biliyorsun?” diye sordu yavaşça ayağa kalkarken. Mızrağın saplandığı yere baktığında tişörtünün hâlâ delik olduğunu gördü. Göğsündeki ölümcül yara ise kaybolmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çünkü sen kaderini önceden görmüş olduğum ve kehanette adını zikrettiğim o savaşçısın Kenn. Tam 1500 yıldır seni bekliyorum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şey… Beklettiğim için üzgünüm.” diye mırıldandı Kenn şaşkınlıkla. “Yani o kehaneti yazan sen miydin? Madalyonları yapan?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onu ve daha pek çok şeyi…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O halde doğru… Madam haklıydı.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elbette… O çok güçlü bir Görücü Wulf, kadını hafife almamalısın. Kendini de öyle… Omuzlarında çok büyük bir yük var savaşçı, insanlığın kaderi senin başarıp başaramamana bağlı çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tipik bir seçilmiş kişi senaryosu yani…” dedi Kenn, sıkıntı ile oflayarak. “Neden hep kirli işlerinizi bize yaptırırsınız ki?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kurallar böyle Wulf, karışmamız yasak. Sadece yol göstermeye iznimiz var.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Siz de kimsiniz? Ve bu kuralları da kim koyuyor böyle.”&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunları konuşmanın ne yeri ne de zamanı insan. Vakit daralıyor. İnsanoğluna bu son savaşında yardım edecek güç ve bilgelik artık senin.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim mi?” dedi Wulf, vücuduna bakarken. Bir hayalet gibi saydam görünüyordu. “Beni yanlış anlama ihtiyar ama ben öldüm!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte tam da bu yüzden tüm bu kudret ve irfan senin olacak. Dizeleri hatırla! Kurban edecek fani hayatının en büyük mücadelesini… Bir insanın hayattaki en büyük mücadelesi yine hayatın ta kendisidir. Yaşamını diğerlerini korumak için feda eden bir savaşçı bu güç ve irfana layıktır demektir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şey… Hayatımı tam olarak feda ettiğim söylenemez ama yine de sağ ol.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstisnalar kaideyi bozmaz.” dedi bıyık altından gülen Merlin. “Bu gücü Mephisto’ya vereceğimi sanmıyorsun ya?” diye sordu ardından. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn bu yoruma sırıtarak karşılık verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-n1HOxpbclXU/Tg-IxH_WgGI/AAAAAAAACJg/l3PwkUzSHHU/s1600/Excalibur.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://3.bp.blogspot.com/-n1HOxpbclXU/Tg-IxH_WgGI/AAAAAAAACJg/l3PwkUzSHHU/s320/Excalibur.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Zaman tekrar akmaya başladı. “Sonsuz kudret ve irfan artık benim!” diye bağırdı Mephisto, zalim kahkahalar eşliğinde, ellerini gökyüzüne kaldırarak. Kenn’in kanı Excalibur’un saplı olduğu kayayı kırmızıya boyarken kılıcın her iki yanındaki heykellerin gözleri ve ağızları sarı renkli yoğun bir ışıkla parıldadı. Başları yavaşça Mephisto’ya doğru dönmeye başladığında büyücünün kahkahaları iyice yükseldi. Fakat heykellerin hareketi orada durmadı ve Kenn’in yerde hareketsiz yatan bedenine odaklanıncaya kadar da dönmeye devam ettiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neler oluyor?” diye bağırdı Mephisto şaşkınlıkla ama heykeller oralı bile olmadı. Tam Kenn’i görecek şekilde durdular ve aynı anda hem ağızlarından hem de gözlerinden altın renkli, yoğun bir ışın huzmesi fışkırıverdi. Işığın teması ile Kenn’in bedeni şiddetle sarsıldı ve bir karış havaya yükselerek orada asılı kaldı. Mephisto olanları hayret ve öfke ile izlerken genç adamın bedeni enerji dalgalarıyla boydan boya yıkanmaya devam etti. Sonra gözleri aniden açıldı. Göz bebekleri sarı bir güç aurası ile parıldıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır! Hayır, bu olamaz! İmkânsız!” diye bağırdı büyücü ve asası ile Kenn’e bir yıldırım büyüsü yapmaya kalktı. Fakat büyü adamın etrafındaki güç aurasından sekerek Mephisto’ya geri döndü. Büyücü acı ile haykırarak geriye yuvarlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada Kenn ayaklanmış ve Excalibur’a doğru yürümeye başlamıştı bile. Kılıcı kabzasından kavradığı gibi saplı olduğu kayadan çekip çıkardı ve zaferle gökyüzüne doğru kaldırdı. Excalibur’un metalik yüzeyi bir şimşek misali parıldadı kırmızı gökyüzünün altında. Bir öfke çığlığı atan Mephisto elinden geldiğince hızla ayağa kalktı ve en güçlü büyülerinden birini rakibine gönderdi. Kenn insanüstü bir hız ve çeviklikle sağa sıçrayarak bu büyüden kolaylıkla kurtuldu. Mephisto bir büyü daha gönderdi fakat havada ufak bir parende atan Kenn bu saldırıyı da başarı ile savuşturdu. Ayaklarının üzerine zarifçe indi ve inanılmaz bir süratle koşarak Mephisto’nun üzerine saldırdı. Büyücü kafasına nişanlanmış kılıç darbesini asasının sapı ile karşılamaya çalıştı. İki büyülü nesne gök gürültüsünü andıran bir sesle çarpıştı ve hem Kenn hem de Mephisto büyük bir şok dalgasının etkisiyle geriye doğru uçarak yere kapaklandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İtici bir tip olduğunu biliyordum Mephisto ama bu kadarını tahmin etmiyordum doğrusu.” dedi Kenn, pardösüsünün üzerinde hafif duman huzmeleri tüterken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mephisto sadece hırıldamakla yetindi ve asasından destek alarak ayağa kalkmaya çabaladı. Kenn artistik bir hareketle ellerini yere dayayıp bacaklarının devinimi de kullanarak sıçradı. Ardından kılıcını elinde havalı bir şekilde evirip çevirmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni aptal! Beni gerçekten yenebileceğini mi sanıyorsun? Ben Mephisto’yum! Ölümün ve ölüm saçanların efendisi! Ben yenilmem!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haydi deneyelim.” dedi Kenn sırıtarak ve tekrar ileri atıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyücü öfke ile haykırarak bildiği tüm saldırı büyülerini ardı ardına rakibinin üzerine göndermeye başladı. Fakat Kenn her defasında Mephisto’yu çileden çıkaracak kadar zahmetsiz bir şekilde bunlardan kaçmayı başardı. Çok hızlıydı ve de çok çevik… Her defasında bir adım daha yaklaşıyordu büyücüye. Milim milim ama oldukça emin bir şekilde… Sonunda hedefine ulaştı ve ölümcül bir kesme hareketi ile büyücüye saldırdı. Mephisto çaresizce yine asasını kaldırdı fakat Kenn’in niyeti başkaydı. Son anda kılıcının yönünü değiştirerek asanın ucundaki keçi kafatasını hedef aldı. Kılıç boynuzlardan birine sertçe çarparak asanın yerini değiştirdi. Kenn çabucak olduğu yerde sıçrayarak büyücünün çenesine bir döner tekme attı. Darbenin sertliği ve uğradığı şaşkınlıkla geriye sendeledi Mephisto. Kenn bir kez daha saldırdı. Büyücü görmeyen gözlerle bir şimşek gönderdi önüne. Kenn çabucak öne doğru bir takla attı. Burnuna gelen yanık saç kokusuna bakılırsa kızarmaktan son anda kurtulmuştu. Ardından rakibini dizlerine iki tekme atarak yeniden sendelemesine sebep oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni aşağılık piç!” diye haykırdı Mephisto. Asasını iki eliyle kavrayıp başının üzerine kaldırdı ve bir mızrak misali Kenn’in göğsüne saplamaya çalıştı. Wulf yine son anda yana doğru yuvarlanarak bu darbeyi de atlattı. Tam tekrar ayağa kalkarken zihninde çok net bir ses duydu; “Savur beni…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne?” dedi Kenn şaşkınlıkla, sesin nereden geldiğini anlamaya çalışarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Savur beni! Şimdi!” dedi ses yeniden. Konuşan, efsanevi kılıç Excalibur’dan başkası değildi. Kenn biraz da refleksif olarak denileni yaptı ve kılıcını havayı yaracak şekilde savurdu. O anda kılıçtan güçlü bir enerji dalgası yayıldı ve Mephisto’yu tam göğsünden vurdu. Büyücü haykırarak yere kapaklandı. “Bitir işini!” diye geldi kılıcın telepatik mesajı. Kenn bu lafı ikiletmedi ve koşarak rakibinin tepesine bindi. Kılıcını kaldırdı ve sertçe rakibinin başına sapladı. Daha doğrusu başının olması gereken yere… Mephisto bir anda havaya karışarak ortadan yok oldu, Excalibur ise zararsız bir biçimde toprağa çarparak sekti. Afallayan Kenn panikle etrafına bakınmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mephisto!” diye bağırdı hiddetle. “Buraya gel ve erkek gibi dövüş!” Ama hiçbir cevap alamadı. Ellerini her iki yana açıp gökyüzüne doğru haykırdı yorgun savaşçı; “Mephisto!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-uQHHEXYEQ0Y/TgW-qU6dQ5I/AAAAAAAACJI/W1AUiHNy5Bk/s1600/stonehenge-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://2.bp.blogspot.com/-uQHHEXYEQ0Y/TgW-qU6dQ5I/AAAAAAAACJI/W1AUiHNy5Bk/s320/stonehenge-2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Az sonra bir elinde Excalibur olduğu halde Stonehenge’e açılan boyut kapısından çıkıyordu Kenn Wulf. O çıkar çıkmaz kapı ardından kapandı ve mühürler keskin bir çatırtı ile parçalanarak yok oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kehanetin sonu...” dedi kendi kendine. Önce mühürlere sonra da etrafındaki araziye şöyle bir göz attı. Güneş ufuktan yavaş yavaş doğmaya başlamıştı ve etraf yüzlerce orta-çağ zombisinin hareketsiz yatan bedenleri ile doluydu. Onlara hareket etme yeteneğini bahşeden efendileri yakınlarda olmayınca öbür tarafı boylamışlardı anlaşılan. Yine… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gazete başlıklarını şimdiden merak ediyorum doğrusu.” diye mırıldandı Kenn fakat kendi esprisine bile gülemeyecek kadar morali bozuktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Üzülme kahraman. Elinden geleni yaptın ve iyi bir dövüş çıkardın.” dedi kılıç, telepatik olarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kahraman mı? Hiç sanmıyorum dostum. Islandım, en sevdiğim tişörtümde koca bir delik açıldı ve öldüm.” dedi Wulf. Ardından şiddetli bir hapşırık attı. “Tüm bunlar yetmiyormuş gibi üzerine bir de grip oldum!” diye bağırdı sonra da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öfkeni düşmanını bulmak için odakla savaşçı. Yolumuz çok uzun ve yapılacak çok iş var. Göreceksin, onu bulacağız.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Umarım haklısındır.” dedi Wulf. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İçin rahat olsun, eğer biz onu bulamazsak… O bizi mutlaka bulacaktır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sağ ol, çok rahatladım doğrusu.” dedi Kenn alaycı bir tonla. Ardından hızlı adımlar ve tıkalı bir burunla tarihi alanı terk etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek savaş onun için yeni başlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;- SON -&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2496500786528284454?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2496500786528284454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2496500786528284454&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2496500786528284454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2496500786528284454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/07/kenn-caresiz-bir-bicimde-uzanms-olumun.html' title='Kehanet ( Bölüm 5 ) -Son-'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-yiK6Rmelta4/Tg-IybXgRmI/AAAAAAAACJk/9DYjlJi3ziY/s72-c/merlin_mago.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-1780379654172004659</id><published>2011-06-28T23:19:00.001+03:00</published><updated>2011-06-29T10:17:24.197+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Kitap kurtları için eşsiz bir mekan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xEAqn_93vnY/TevUba4nMDI/AAAAAAAACIQ/EJ0PXVyacbI/s1600/kutuphane_kitap.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="255" src="http://3.bp.blogspot.com/-xEAqn_93vnY/TevUba4nMDI/AAAAAAAACIQ/EJ0PXVyacbI/s320/kutuphane_kitap.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçtiğimiz gün Kayıp Rıhtım ailesi olarak &lt;a href="http://www.vikitap.com/"&gt;Vikitap&lt;/a&gt; adında yeni bir site keşfettik. Keşfediş o keşfediş, henüz içinden çıkabilmiş değiliz. Resmen kitapların arasında kaybolmuş vaziyetteyiz ve deli gibi de eğleniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, nedir Vikitap? Aslında çok basit... Kendi sanal kütüphanenizi oluşturabileceğiniz, kitapseverler için hazırlanmış ücretsiz bir sosyal paylaşım platformu burası. Okuduğunuz tüm kitaplara yorum yapabilir, onlara puan verebilir ve kitabı okuyan başka insanlarla tanışabilirsiniz &lt;a href="http://www.vikitap.com/"&gt;Vikitap&lt;/a&gt;'ta. Bitmedi, aynı zamanda okumadığınız kitaplar hakkındaki yorum ve görüşleri inceleyebilir, okumak istediğiniz kitaplar listenize de ekleyebilirsiniz. Üstelik üyelik ücretsiz ve sadece bir dakikanızı alıyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz Kayıp Rıhtım ailesi olarak birbirimizi heyecanla takip etmekteyiz. Siz kitap kurtlarını da aramızda görmekten mutluluk duyarız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdiden iyi eğlenceler...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-1780379654172004659?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/1780379654172004659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=1780379654172004659&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1780379654172004659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/1780379654172004659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/kitap-kurtlar-icin-essiz-bir-mekan.html' title='Kitap kurtları için eşsiz bir mekan'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-xEAqn_93vnY/TevUba4nMDI/AAAAAAAACIQ/EJ0PXVyacbI/s72-c/kutuphane_kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3473337210110911550</id><published>2011-06-25T13:58:00.000+03:00</published><updated>2011-06-25T20:58:25.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Kehanet ( Bölüm 4)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-oX69f19lEKg/TgW-rP64L1I/AAAAAAAACJM/_VUJECw2a5k/s1600/stonehenge-3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-oX69f19lEKg/TgW-rP64L1I/AAAAAAAACJM/_VUJECw2a5k/s320/stonehenge-3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Stonehenge çemberi M.Ö. 3000 yılında inşa edilmeye başlanmış gizemli bir yapıydı. Nasıl ve kimler tarafından inşa edildiği bugün bile bilinmeyen bir sırdı. Her biri ortalama dört buçuk metre olan ve çember şeklinde dizilmiş bu devasa taşların hangi amaca hizmet ettiğine dair çeşitli söylentiler vardı. Kimileri Druidler ile alakalı olduğunu söylüyor kimileri ise burasının bir şifa merkezi olduğunu iddia ediyordu. Bazı bilim adamlarına göreyse burası çok eskiden beri kullanılan bir mezarlıktı. Hatta bu mucizenin büyücü Merlin’in işi olduğunu söyleyenler bile vardı. Gerçek ne olursa olsun şurası kesindi; burası bir turist cennetiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki otostop ve birkaç kilometrelik yürüyüşün ardından hedefine varan Kenn şimdi de bu fotoğraf makineli kalabalıkla uğraşmak zorundaydı. “Turistler! Yağmur yağıyor farkında mısınız?” diye homurdandı meydandaki kalabalığı ilk gördüğünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardösüsüne iyice sarınmıştı, uzun ve ıslak saçlarından şakır şakır su damlıyordu. İstemeye istemeye de olsa kalabalığın arasına karıştı ve güvenlik görevlilerinin dikkatini çekmemeye çalışarak devasa taşların arasında dolaşmaya başladı. Mühürlere dair bir iz, ne yapacağına dair bir işaret arıyordu fakat bir saate yakın bir araştırmanın sonunda ümitlerini yitirdi. Yorulmuştu, ıslaktı ve tek bir şey bile bulamamıştı. En azından artık yağmur yağmıyordu. Etraftaki satıcılardan yiyecek bir şeyler alıp uzaktaki ağaçlardan birinin dibine çöktü. Havanın kararmasını beklemekten başka çaresi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç saat sonra hava iyice karardığında ve turistler ayakaltından çekildiğinde Wulf harekete geçti. Önce güvenlik görevlilerinden birini sonra ötekini sessizce saf dışı bıraktı. Ardından taş sütunların arasına dalıp yeniden etrafı araştırmaya başladı. Bu kez mühürler de ellerindeydi. Aniden kuvvetli bir hapşırık atıverdi. “Büyük kahraman grip mikrobuna yenik düştü. Aman ne güzel!” diye söylendi, burnunu çekerken. “İki mührü bulacak, çemberi tamamlayacak.” diye mırıldandı kendi kendine. “İyi de hangi çember? Burada çemberden bol ne var! Hapşuuu!”&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım saat kadar daha o taş senin bu taş benim dolaşırken ve sık sık hapşırıp burnunu çekerken birdenbire ayağı yerdeki bir şeye takıldı ve tökezleyerek yere kapaklandı. “Lanet olasıca kökler!” diye bağırdı takıldığı şeye bakarken. “Kökler?” dedi sonra da takıldığı şeye bakarken. “Bu bir kök değil, hareket ediyor! Bu… Bu…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir eldi. Çürümüş, etleri yer yer dökülmüş pis bir el… Ve toprağın altından çıkıyordu. El önce sağa sola sallanmaya başladı. Ardından bir el daha çıktı dışarı, sonra kollar sonra da bir vücut. Bir gözü düşmüş, üzerinde ilk çağlardan kalma bir kıyafet, kafasında da eski bir kep olan çürümüş bir beden.&lt;br /&gt;“Zombiler… Harika!” dedi Kenn, bezginlikle burnunu çekerken. “Hoş geldin Mephisto!” diye bağırdı ardından etrafındaki karanlıklara bakarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7TSWb-fMB9k/TgW_UL0rcdI/AAAAAAAACJQ/jcqumrWE1jA/s1600/zombies.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-7TSWb-fMB9k/TgW_UL0rcdI/AAAAAAAACJQ/jcqumrWE1jA/s320/zombies.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir anda zeminin her yerinden zombiler fışkırmaya başlamıştı. Çabucak silahlarını baş hizasına kaldırarak fısıldadı; “Cadavera animata…” Ve üzerine homurdanarak gelen ilk zombiye ateş açtı. Mermilerin isabet ettiği yaratık anında patlayarak parçalarına ayrıldı. Ardından bir diğeri ve diğeri… Fakat sayıları çok fazlaydı. “Anlaşılan buranın bir mezarlık olduğu doğruymuş.” dedi her yönden homurdanarak ve ağır aksak adımlarla yaklaşan kalabalık güruha bakarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken korku dolu, keskin bir haykırış yükseldi gecenin içinde. “Korumalar! Onları tamamen unuttum, lanet olsun!” Hızla çığlığın geldiği yöne doğru koşmaya başladı ama kulağına gelen seslere bakılırsa onlardan biri için artık çok geçti. Parçalanan etin sesi gökyüzünde yankılanıyordu. Gözlerini öfke bürüyen Kenn hışımla zombilerin arasına daldı ve onları kurşun yağmuruna tuttu. &amp;nbsp;Ardından hızla diğer korumayı bıraktığı köşeye ilerledi. Koşarken ateş etmeyi de ihmal etmiyordu. Neyse ki öteki koruma hâlâ canlıydı ve her şeyden habersiz bir şekilde baygın yatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn hemen adamın yanında konuşlandı ve üzerlerine akın akın gelen zombileri avlamaya başladı. Derken arkasında bir hareket sezdi, güvenlik görevlisi kendisine gelmiş olmalıydı. “Tam zamanında! Eğer aklına mukayyet olur ve dediklerimi aynen yaparsan buradan canlı çıkmak için bir şansın olur ahbap!” diye bağırdı Kenn, silahlarının gürültüsü üzerinden. Fakat korumadan hiçbir cevap alamadı. “Beni duydun mu?”&lt;br /&gt;“Seni gayet iyi duyuyorum Wulf!” diye geldi cevap hemen ardından. Derinden gelen, hırıltılı ve yankılı bir sesti bu. Sanki bir mezardan gelirmiş gibi soğuk… Sadece tek bir kişiye ait olabilecek bir ses…&lt;br /&gt;“Mephisto!” diye haykırdı Kenn arkasına dönerken.&lt;br /&gt;Büyücü tüm haşmeti ile karşısındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki metre boyundaydı ve tamamen siyahlar içine bürünmüştü. Ayakları yere değmiyor, adeta havada süzülüyordu. Siyah cüppesinin saçaklı etekleri yılan misali sürekli kıvrılıp duruyordu, elinde ise ucuna keçi kafatası takılmış uzun bir asa taşıyordu. Cüppesinin başlığı yüzünün büyük bir kısmını örtse de soluk renkli, kemikli çenesinin bir kısmı ve koyu kırmızı gözlerinin uğursuz parıltısı açıkça görülebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn sol elindeki silaha “Magia!” diye fısıldayıp çabucak büyücünün üzerine ateş açtı. Fakat mermiler daha ona yaklaşamadan havada eriyip yok oldu. Mephisto bir kahkaha atarak asasını şöyle bir savurdu ve Kenn bir anda kendini geriye doğru uçarken buldu sonra da sırtını geniş taşlardan birine sertçe çarparak yere yapıştı. Etraftaki zombiler hemen tepesine çullanmaya kalkıştı. Kenn olabildiğince çabuk bir şekilde toparlanarak sağ elindeki hâlâ zombilere ayarlı olan tabancasıyla rakiplerine ölüm kusmaya başladı. Bir yandan da Mephisto’ya birkaç mermi göndermeyi de ihmal etmedi. Ama mermilerin büyücüye yaklaşma şansı hiç yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mephisto birkaç büyülü söz daha fısıldadı ve Kenn olduğu yerde donakaldı. “Kahretsin!” diye bağırdı panikle. Zombiler her yandan yaklaşıyor, o ise ağzı ve gözleri dışında tek bir kasını bile hareket ettiremiyordu. Zombiler homurdanarak bir adım daha yaklaştılar, sonra bir adım daha… Sonra birdenbire durdular. “İstersem seni onlara anında yem edebilirim Wulf.” dedi Mephisto, derinden gelen hırıltılı sesi ile. “Ama bu çok kolay olur. Hayır… Beni bunca yıl peşinden koşturduktan sonra bu kadar kolay ölmene izin veremem. Zaferime şahitlik etmeden olmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni alkışlayarak tebrik etmek isterdim ama görüyorsun ki durumum buna pek müsait değil.” dedi Kenn alayla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hâlâ benimle dalga geçebilecek kadar küstahsın bakıyorum.” Büyücü süzülerek yaklaştı ve tam Kenn’in önünde durdu. “Yerinde olsam pek yaklaşmazdım, grip olmuşum da… Ya da vazgeçtim, yaklaş. Belki zatürreden ölüp her ikimize de bir kıyak geçersin.” dedi Kenn tıkalı bir burunla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şu haline bak! Zavallısın!” dedi Mephisto, keyifli kahkahalar atarak. “Sümüklü bir solucan!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Teşekkür ederim, eminim tanıştığın her erkeğe aynı şeyleri söylüyorsundur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kapa çeneni!” diye emretti büyücü ve Kenn’in çenesi hızla kapanarak kilitlendi. “Küstahlığının bedelini ödeyeceksin! Yıllardır beni peşinde koşturup durdun! Peki, ne uğruna? Kaçınılmaz olanı önlemek için! Zafer benim Wulf ve bunu kabul etmekten başka seçeneğin de yok. Şimdi önümde diz çök.” dedi asasını hafifçe öne eğerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn asa ile eş zamanlı olarak zorla eğilmeye başladı ve yavaşça rakibinin önünde diz çöktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güzel, şimdi de mühürleri görelim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi isteği dışında çantasını omzundan indirdi ve büyülü kumaşlara sarılı mühürleri açığa çıkardı. Çok garip bir histi bu. Vücudunu görüyor ama onun hareketlerine hükmedemiyordu. Rüyada gibiydi sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rüya değil, kâbus Wulf, kâbus.” dedi zihnini okuyan Mephisto. “Üstelik daha yeni başlıyor. Evet, düşüncelerini gayet net duyuyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Kenn içinden kıs kıs gülerek Mephisto hakkında pek de nazik olmayan şeyler düşünmeye başladı. Büyücü bundan hiç de memnun kalmadı. Asasını hızla savurmasıyla Kenn’in ayakları bir kez daha yerden kesildi ve sertçe bir başka taşa çarparak yere kapaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yerinde olsam şansımı fazla zorlamazdım solucan. Böylece birkaç dakika daha fazla yaşayabilirsin belki.” diye tısladı Mephisto. Asasını kullanarak Kenn’in tekrar ayağa kalkmasını sağladı. Ardından elinin bir hareketi ile mühürlerin uçarak kendisine yaklaşmasını sağladı. “Bu da ne? Koruma büyüsü mü yaptın üzerlerine? Ne kadar zavallıca! Hiçbir büyü beni engelleyemez.” dedi tek bir emir sözcüğü ile büyülü kumaşları yakarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sonunda! Nihayet mühürler benim ve sonsuz güç ve bilgeliğin anahtarı bende! Üstelik tek yapmam gereken şey seni takip etmek oldu. Sahi, seni nasıl bu kadar kolay bulduğumu merak ediyor olmalısın.” Elini tekrar salladı ve hemen avucunun üzerinde, havada öylece süzülen minik cam parçacıkları çıktı ortaya. Üzerlerinde kan damlaları olan cam parçaları… Kenn’in ayakları istem dışı sızladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet… Otelde üzerine bastığın cam kırıkları Wulf. Kan çok özel bir sıvıdır, çok da kıymetli. Kanın izinin sürülebildiğini biliyor muydun? Tıpkı koku gibi? Sanırım hayır. Buna hiç şaşırmadım. İnsanoğlunun kendisine can veren bu sıvıyı bu kadar hafife alması ne büyük bir ironi, öyle değil mi? Her neyse… Artık işimize bakalım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühürleri çemberin ortasındaki en büyük taşlardan birinin yanına getirdi. Biri sağ, diğeri ise sol sütunun karşısına gelecek şekilde süzülerek uçtu. Sonra da sütunlar üzerindeki gizli bölmelere yerleşerek gizli bir geçidi açığa çıkardılar. Büyük taşlardan oluşan yapının tam ortasındaki boşlukta mavi renkli parlak bir boyut kapısı ortaya çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne yani?” diye düşündü Kenn, kendi kendine. “Hepsi bu muydu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, bu kadar basitti işte.” diyerek güldü Mephisto, ardından havada süzülerek kapıdan geçti. Kenn de kontrolsüz bir biçimde onun peşinden gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-gZjoBbpI9F4/TgW-p8ZAz3I/AAAAAAAACJE/OqDcXwE-8UM/s1600/stonehenge.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-gZjoBbpI9F4/TgW-p8ZAz3I/AAAAAAAACJE/OqDcXwE-8UM/s320/stonehenge.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Avalon oldukça garip ve sisli bir yerdi. Kenn etrafına baktığında hâlâ Stonehenge’in taşlarını görebiliyordu ama deforme olmuş bir şekilde. Sanki tüm dünya garip açılarla eğilip bükülmüş gibiydi. Taşların kimisi uzamış kimisi ise kısalmıştı. Her yer açık mavi renkteydi, gökyüzü ise kıpkırmızı. Tam önlerinde sislerin derinliklerine doğru kıvrıla kıvrıla uzanan bir patika görünüyordu. Patikanın her iki yanında ise olağanüstü derecede uzun, imkânsız açılarla eğilip bükülmüş garip görünüşlü ağaçlar yer alıyordu. Mephisto süzülerek bu yolda ilerlemeye devam etti, Kenn ise bir kukla misali onu takip ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol demir parmaklıklı, çift kanatlı büyük bir kapıyla son buldu. Kapılar havada öylece duruyor, sağ ve sol yanlarında herhangi bir engel olmadığı halde yolu kapatıyorlardı. Onlar yaklaşınca kendiliğinden açılıp arkalarındaki manzarayı gözler önüne serdiler. Burası bir mezarlıktı. Sonsuzluğa doğru uzanan yüzlerce taş lahit önlerinde sessizce beklemekteydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte Kral Arthur’un mezarı.” dedi keyifle sırıtan Mephisto, en önde duran iki lahitten sağdakini işaret ederek. Üzerinde bir taç işlemesi olan görkemli bir mezardı bu. &amp;nbsp;“Ve şu da Merlin’inki olmalı.” diye ekledi onun yanındakini göstererek. Daha az gösterişli, işlemesiz, sade bir mezardı öteki. Üzerideki tek şey baş kısmına kazınmış “Myrddin” kelimesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu da meşhur Excalibur! Efsanevi kılıç! Sonsuz güç ve bilgeliğin sembolü…” İki mezarın ortasında irice bir kaya, kayanın tam ortasında ise taşa saplı bir kılıç bunuyordu. Kayanın her iki yanında da kartal başlı, aslan gövdeli iki iri heykel vardı. Heykellerin ikisi de sırtlarını kılıca dönmüş, mezarlara bakacak şekilde duruyordu. Mephisto, Kenn’i yeniden önünde eğilmeye zorladı sonra da kehanetin son iki dizesini tekrarladı yüksek sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;“Kurban edecek fani hayatının en büyük mücadelesini,&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Olacak sonsuz güç ve bilgeliğin tek sahibi.”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Bu en kolay kısmı Wulf, hayatımın en büyük mücadelesini feda etmem gerekiyor. Ve şu 300 yıllık hayatım boyunca senin kadar çetin bir düşmanım olmamıştı hiç. İşte bu yüzden seni buraya getirdim.” dedi sırıtarak. Ardından alaycı bir tonla ekledi; “Korkarım ölmen gerekecek!” Sonra da asasının sap kısmını bir mızrak misali Kenn’i göğsüne saplayıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn gözlerine inanamayan bir ifade ile bir asaya bir de kahkahalarla gülen Mephisto’ya bakakaldı. Büyücü asasını göğsünden sökerek çıkarttığında ise arkasındaki kayanın üzerine yığılıp kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sonsuz kudret ve irfan artık benim!” diye bağırıyordu tam karşısındaki Mephisto. Sonra her yer kararmaya ve her şey yavaşlamaya başladı. Ardından da zaman adeta durdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Devam edecek...)&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3473337210110911550?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3473337210110911550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3473337210110911550&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3473337210110911550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3473337210110911550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/kehanet-bolum-4.html' title='Kehanet ( Bölüm 4)'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-oX69f19lEKg/TgW-rP64L1I/AAAAAAAACJM/_VUJECw2a5k/s72-c/stonehenge-3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7142570464270594802</id><published>2011-06-22T09:09:00.006+03:00</published><updated>2011-06-22T09:09:00.388+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Neredeyse adaş</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BVBxjxg2QaM/TevbvQ5851I/AAAAAAAACIU/7QsBms9M6EY/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://3.bp.blogspot.com/-BVBxjxg2QaM/TevbvQ5851I/AAAAAAAACIU/7QsBms9M6EY/s320/images.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fatih, üniversitede edindiğim en iyi dostlarımdan biridir kuşkusuz. Hoş, o sıralarda tanıştığım hemen hemen herkes benim şimdiye kadar tanıdığım en iyi insanlardı ve aradan 12 yıl geçmiş olmasına rağmen çoğuyla hâlâ görüşüyorum. Fakat bir noktada Fatih'in yeri ayrıdır bende. Çünkü neredeyse adaşımdır o benim. Neredeyse adaş ne mi demek? Anlatayım efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam, okul çıkışı eve gidiyorduk. Fatih'le aynı otobüse binerdik genellikle. Şart değildi ama beraber binmek için de çabalardık hani. Maksat yol arkadaşlığı olsun. Yol boyunca da sürekli sohbet ederdik. Fatih yapısı itibari ile konuşmayı seven bir insandır. Hatta bazen çenesinin düştüğü, etrafındaki insanları kaçırdığı zamanlar da olurdu o zamanlarda. Her neyse, bu sohbetlerimizden birinde konu döndü dolaştı isimlerimize geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biliyor musun?" dedim, "Benim ismim az kalsın Fatih olacakmış. Annem adımı Mehmet Fatih koymak istemiş fakat sonradan vazgeçmiş."&lt;br /&gt;"Ya?" dedi Fatih. "Benim adım da Hakan olacakmış ama olmamış."&lt;br /&gt;"Haydi canım? Annem de Fatih'ten vazgeçince Hakan koymaya karar vermiş benim adımı!"&lt;br /&gt;"Yok artık!&amp;nbsp;Desene neredeyse adaş olacakmışız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mhsyp_2MTIQ/Tex9SzYYVPI/AAAAAAAACIo/nYz0-UMS8S0/s1600/Spider+Man.jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="237" src="http://1.bp.blogspot.com/-mhsyp_2MTIQ/Tex9SzYYVPI/AAAAAAAACIo/nYz0-UMS8S0/s320/Spider+Man.jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yaa... Böyle işte. Fatih'le çok farklı kişiliklere sahibizdir. Mesela o yüksek sesle konuşmayı sever, ben sessiz ve derinden. O muhabbet etmekten, uzun cümleler kurmaktan hoşlanır, ben az ama öz konuşmaktan. Staj zamanımızda bir ablamız karşımıza geçip uzun uzun bizi seyretmiş, sonra da "Siz nasıl anlaşıyorsunuz, anlamıyorum ya!" demişti hayretle. Halbuki bilmiyorlar ki bu farklılıklar sadece buz dağının görünen kısmı... İkimiz de yazmayı, fotoğraf çekmeyi, fantastik şeyleri seviyoruz mesela. Ve de Örümcek Adam'ı... : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün neredeyse adaşım Fatih'in doğum günü. Nice mutlu, huzurlu, sağlıklı ve birlikte senelere neredeyse adaşım olan ama aynı zamanda olmayan değerli dostum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7142570464270594802?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7142570464270594802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7142570464270594802&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7142570464270594802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7142570464270594802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/neredeyse-adas.html' title='Neredeyse adaş'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BVBxjxg2QaM/TevbvQ5851I/AAAAAAAACIU/7QsBms9M6EY/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4550825479281117065</id><published>2011-06-16T11:59:00.000+03:00</published><updated>2011-06-16T11:59:59.073+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuk Yazar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Radyoda Epik Müzikler ve BKF Sohbetleri</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;b&gt;Konuk Yazar :&amp;nbsp;&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/"&gt;Fırtınakıran&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yI-8vTDEfxs/Tfi9qwfQ7YI/AAAAAAAABcU/riFI0yTBmPU/s1600/yanyana.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="113" src="http://2.bp.blogspot.com/-yI-8vTDEfxs/Tfi9qwfQ7YI/AAAAAAAABcU/riFI0yTBmPU/s320/yanyana.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2f3b4e; font-family: 'Trebuchet MS', Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bahsettiğim şey tam olarak başlıkta ifade ettiğimdir. Ama size daha fazla detay vermek de bana düşüyor elbette :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KayıpRıhtım sitesi ile olan bağlantılarımı biliyorsunuz ve bizler site olarak yaklaşık 6 ay önce bir radyo kurduk. Bu radyoda, üyelerimizin çeşitli konularda, çeşitli programları var. Ama benim size anlatacağım hem Kayıp Rıhtım'ın hem de blogumun temasını oluşturan iki adet programdır:&amp;nbsp;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Kahramanın Yol Türküsü&lt;/span&gt;&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Son Gulyabani'nin Yeri.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk önce kendi programımdan başlayayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Kahramanın Yol Türküsü- Her Cumartesi, Saat: 21.00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalınan müzikler tamamıyla fantastik ya da bilimkurgu eserlerine ithaf edilmiş ya da tematik olarak içinde bu türe ait şeyler taşıyan şarkılardan oluşuyor. Power metal'in pek çok melodik ve epik şarkısı ile zaman zaman BKF filmlerinin soundtrackleri bu programda can buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar mı? Elbetteki hayır :)!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, her hafta bir konu üzerine tartışma dönüyor bu programda. Zamana zaman bilgilendirici anlatımlar, zaman zaman ise bilinen bir konuda sıkı tartışmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz bugüne kadar bu programda neler konuşmuşuz birazcık başlıklara değineyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Distopyalar&lt;br /&gt;Fantazyada Kadın&lt;br /&gt;Eski ve Yeni Kahramanlar&lt;br /&gt;Kötü Adam Kavramı ve Geçirdiği Değişimler&lt;br /&gt;Ejderhalar&lt;br /&gt;Neden Fantazya? Fantastik, Bilim-kurgu ve Türevlerinden Ne Anlıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dışında, (program kapsamında) Özel Yayın adı altında, bir de hikaye seslendirmesi yapıldı.Liste böyle uzayıp gidiyor. Ayrıca, ses kayıtlarımız da bulunmakta :D! Yakın zamanda geri kalan ses kayıtları da yüklenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programın sayfasına ve bugüne kadar hangi konularda konuştuğuma ulaşmak için&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/kahramanin-yol-turkusu-cumartesi-2100-t9448.0.html" style="color: #800040;"&gt;buradan&lt;/a&gt;&amp;nbsp;buyrun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim benzer konularda ama içinde her yerde bulamayacağınız bir başka yayına!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Son Gulyabani'nin Yeri - Her Cuma, Saat: 23.00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Berk Yaltırık, Tarih bölümünde okumuş ve aynı alanda yüksek lisans yapan bir arkadaşımız. Hal böyle olunca, onun anlattıkları tarihten fırlayan efsaneler gibi :). Onun pek çok kaynağa dayanan, gözkamaştıran ve çok farklı konularda aktardığı bilgiler eşliğinde Türk efsanelerinden, tekinsiz yerlere, perili ev inancının temellerinden, batı şövalyelerine kadar sayısız şeyin içinde sürükleniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi bu günlerde konuşacağı ve bilgiendireceği konuların bir kısmı ise aşağıda. Ama şunu da belirteyim, bu yayının da ses kayıtları bulunmaktadır!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Büyü İnancı&lt;br /&gt;Tolkien’in Tarihsel Kaynakları&lt;br /&gt;Batı’nın Şövalye Efsaneleri&lt;br /&gt;Perili Ev İnançları&lt;br /&gt;Popüler Halk İnançları&lt;br /&gt;Osmanlı Kaynaklarında Metafizik ve Korku&lt;br /&gt;Şamanizm Üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazlası için programın&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/son-gulyabaninin-yeri-t9510.0.html;msg97708#msg97708" style="color: #800040;"&gt;kendi sayfasına&lt;/a&gt;&amp;nbsp;buyrun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi anlattık ama radyoya nasıl gireceğinizi merak mı ediyorsunuz? O zaman buyrun&amp;nbsp;&lt;a href="http://radyo.kayiprihtim.org/" style="color: #800040;"&gt;Kayıp Rıhtım Radyo&lt;/a&gt;'ya!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Radyodaki diğer programlar için&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/index.php" style="color: #800040;"&gt;Kayıp Rıhtım Forum&lt;/a&gt;'a&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bakabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bitlilimon.com/?p=2786"&gt;Orjinal metine&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;yazarın&amp;nbsp;diğer güzel yazılarına&amp;nbsp;&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/"&gt;Aykırı Çağrışım&lt;/a&gt;&amp;nbsp;sitesinden ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4550825479281117065?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4550825479281117065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4550825479281117065&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4550825479281117065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4550825479281117065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/radyoda-epik-muzikler-ve-bkf-sohbetleri.html' title='Radyoda Epik Müzikler ve BKF Sohbetleri'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-yI-8vTDEfxs/Tfi9qwfQ7YI/AAAAAAAABcU/riFI0yTBmPU/s72-c/yanyana.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7845388873532217183</id><published>2011-06-14T16:17:00.000+03:00</published><updated>2011-06-25T20:58:25.978+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Kehanet ( Bölüm 3)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-81y_ZRXigxU/TfdfMLcI5FI/AAAAAAAACIw/npiRwVFErlI/s1600/ebonyivory_dmc.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-81y_ZRXigxU/TfdfMLcI5FI/AAAAAAAACIw/npiRwVFErlI/s1600/ebonyivory_dmc.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Reinfred hızla kapının önündeki boncukları söküp attı ve etraftaki eşyalardan derme çatma bir barikat kurmaya başladı. Madam mühürleri çantanın içine tıkıştırarak birkaç adım geri çekildi ve odanın gölgelerine gizlendi. Kenn ise tabancalarını çekip onları başının hizasına kaldırdı ve büyülü kelimeleri fısıldadı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nosferatu…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahların üzerindeki ejder işlemeleri canlı bir kırmızılıkla parıldadı ve ahşap uçlu mermiler namluya sürüldü. Kenn, damarlarına yayılan adrenalinin de etkisiyle yüzüne yayılan sırıtışa engel olamadı. Derken ilk saldırganlar, biri erkek diğeri dişi iki vampir solgun yüzleri ve sivri dişleriyle kapının ardında belirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reinfred hiç beklemeden barikatın üzerinden pompalı tüfeğini ateşledi. Göğsünden vurulan erkek vampir darbenin etkisiyle geriye uçup yere yığıldı fakat tekrar ayaklanmakta hiç gecikmedi. Kenn ise tabancalarını dişi vampire doğrulttu ve tam kalbine iki el ateş etti. Ahşap uçlu mermileri yiyen vampir acı dolu bir çığlık attı ve kalbine bir kazık çakılmış misali önce hızla yaşlandı, ardından toza dönüşerek yitip gitti. Kenn tam silahlarını diğer vampire çevirmişti ki Reinfred tüfeğini bir kez daha, bu kez yaratığın başına hedef alarak ateşledi. Kafatası patlayan vampir dizlerinin üstüne yığılarak sonsuz hayatına veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda odanın pencereleri büyük bir şangırtı eşliğinde kırıldı ve içeriye üç büyük yarasa giriverdi. Yarasalar çabucak önce sis sonra da vampir suretine büründüler ve avlarının üzerine atıldılar. Ateş edecek kadar bile zamanları yoktu. Reinfred üzerine gelen dişi vampire tüfeğinin kabzası ile okkalı bir yumruk attı. Ardından Madam’ın üzerine koşan diğer vampire ateş etti. Vurulan vampir uçarak odanın duvarlarından birine sertçe tosladı.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn üzerine koşan erkek vampire çarpık bir gülümseme gönderdi ve son ana kadar kıpırdamadı. Rakibi tam kendisine ulaşmıştı ki yüzündeki ifade bir anda ciddileşiverdi. Vücudunu hızla geri çekerken tek dizini kaldırıp rakibinin hayalarına sert bir darbe indirdi ve acıyla iki büklüm olmasına neden oldu. Sağ elinin tersiyle vampire bir yumruk atarak yaratığı yere yapıştırdı sonra da tek bir kez ateş ederek işini bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güzel taktik Dışlanmış.” dedi, aynı esnada kendi rakibini haklayan Reinfred.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet ama maalesef zombilerde pek işe yaramıyor.” diye yanıtladı Kenn gülerek. Ardından duvar dibindeki vampire de yedi-sekiz el ateş ederek yaratığı toza dönüştürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mermilerini boşa harcama, dışarıda dahası var!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merak etme, mermilerim –sonsuz.–” dedi sırıtan Kenn, tabancalarını tetik parmaklarının ucunda hızla çevirirken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam o esnada odanın kapısına kurdukları barikat büyük bir gürültü ile paramparça oldu ve içeriye iri yarı, uzun boylu bir vampir daha giriverdi. Kıpkırmızı gözleri zevkle ışıldıyor, sırıttığında uzun sivri dişleri açıkça görülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O-o! Bu biraz uğraştıracak gibi…” dedi Kenn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri yaratığın ardından ikisi erkek biri dişi, üç vampir daha odaya daldı ve hep birlikte saldırıya geçtiler. Reinfred tüfeğini ateşleyemeden iri vampir elinin tersi ile okkalı bir tokat attı ve zenciyi odanın karşısına uçurdu. Ayaklarının dibine düşen tüfeği ise bir tekme ile odanın bir başka köşesine gönderdi. Diğer üç vampir Kenn’in üzerinde atıldı. Kenn çabucak silahlarını ateşledi fakat vampirler bu kez hazırlıklıydı. Biri sağa, biri sola, biri ise tavana sıçrayıp bir panter misali duvarlara tutundular. Ardından üçü birden avlarına doğru dalışa geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda hiç beklenmeyen bir şey oldu ve Madam konuştu. Sadece tek bir hece çıktı ağzından; “Dur!” Ama o tek hece bile fazlasıyla yeterliydi. Sesinin şiddeti o kadar güçlü, o kadar yüksekti ki sanki bir ses bombası atılmış gibi odada ne varsa bir anda etrafa dağılıverdi. Mobilyalar yerlerinden oynayıp karşı duvara yığıldı, kâğıtlar etrafa uçuştu, pencerelerin camları tuzla buz olup caddeye saçıldı. Kenn sesin şiddeti yüzünden kulaklarını tıkayıp acıyla dizlerinin üzerine çökerken üzerine atılan üç vampir ise savrularak pencerelerden dışarı fırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakta kalabilmeyi becerebilen tek kişi iri yarı vampirdi. Başını şiddetle sağa sola sallayıp kendine gelmeye çalıştı, ardından öfke ve nefret dolu bakışlarla Madam’a doğru bir adım attı. Aynı anda Reinfred yattığı yerden doğrulup bir savaş narası eşliğinde vampirin üzerine atıldı. Vampir sağ elini hızla savurarak Reinfred’e ters bir tokat daha atmaya çalıştı fakat bu kez hazırlıklı olan kişi zenciydi. Çabucak eğilerek darbenin üzerinden geçmesine izin verdi ve sol eliyle vampirin midesine sert bir yumruk attı. Fakat rakibi bana mısın bile demedi. Reinfred bu kez de sağ eliyle rakibinin yüzüne bir yumruk daha attı. Vampir bu yumruğu da karşı koymadan kabul etti. Darbenin etkisiyle başı hafifçe sola döndü ama yumruğun etkisi sadece buydu. Yavaşça yüzünü rakibine dönen yaratığın yüzünü zalim bir sırıtış kapladı ve Reinfred’e şiddetli bir kafa attı. Reinfred’in vücudu bir kez daha odanın karşı tarafına uçtu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı ki pencerelerden iki iri yarasa odaya giriş yaptı. Madam’ın ses darbesi yüzünden az önce dışarı fırlayan vampirlerdi bunlar. Çabucak insan formuna girip halen çömelmiş bir vaziyette odanın ortasında duran Kenn’in üzerine çullandılar. Bilmedikleri şey ise Kenn’in zaten onları beklemekte olduğuydu. Yüzünde hınzır bir sırıtışla, siyah pardösüsünü savurarak ayağa fırladı ve silahlarını hızla ateşledi. Hazırlıksız yakalanan ilk vampir tam kalbinden vuruldu ve şaşkınlık dolu bakışlarla rakibine bakarken yaşlanıp toz bulutu haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci vampir ise daha zekiydi. Mermiler kendine ulaşmadan önce sis formuna geçip kendini kurtardı sonra yine çabucak insan formuna geçip Kenn’e doğru bir yumruk savurdu. Kenn başını sağa eğip bu darbeden kurtuldu. Ardından tekrar ateş etti fakat vampir yine sis formuna geçmişti bile. Bu kez sağ tarafta belirdi ama Kenn hemen o tarafa ateş etmeye başladığından doğru dürüst bir hamlede bulunamadan yeniden sis formuna dönüşmek zorunda kaldı. Böylece ikili arasında çılgın bir kör dövüşü başlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada iri yarı vampir ağır adımlarla Madam’ın durduğu yere doğru yürüyordu. Madam ise elindeki çantayla birlikte çaresiz bir şekilde geri geri ilerliyor, bu canavar ile arasında mümkün olduğunca çok mesafe bırakmaya çalışıyordu. Fakat oda küçüktü ve çok geçmeden kadın sırtına değen duvarın soğukluğunu hissetti. Avının kaçacak yeri olmadığını gören vampir zalimce hırıldayarak sırıttı ve kafasını iki yana yatırarak boynunu kütletti. Sonra da ani bir hareketle, vahşi bir hırıltı eşliğinde avının boğazına atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı esnada Reinfred kendisini çaresizce yaratığın üzerine fırlattı. Çarpışan iki beden yuvarlanarak yere düştü iki rakip arasında kıyasıya bir mücadele başladı. Dev vampir cüssesi sebebiyle ırkdaşlarına nazaran daha hantaldı ve bu yavaşlık yerde yuvarlanarak dövüşmesine hiç de yardımcı olmuyordu. Öte yandan Reinfred çevik ve formdaydı. Her şey bir yana o bir Gece Gözcü’süydü ve bütün hayatı boyunca bu tür yaratıklara karşı dövüşmek için eğitilmişti. Çok geçmeden Reinfred avantaj ele geçirdi ve yaratığı sırtüstü yatırarak göğsünün üzerine çıkmayı başardı. Ardından sağlı sollu yumruklar atmaya başladı. Hızlı ve acımasızca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beni yanlış anlama ama…” dedi Kenn Wulf hemen önünde ortaya çıkan vampire mermi yağdırırken. Vampir son birkaç dakikadır olduğu gibi yine son anda sis formuna geçerek bu saldırıdan da kurtuldu ve rakibinin bir açığını yakalamak umuduyla çabucak yer değiştirdi. “…ben erkeklerden hoşlanmam.” diye devam etti Kenn, sol çaprazında yeniden beliren vampire bir kez daha ateş ederken. Vampir tekrar kaçmayı başardı. “O yüzden neden bu dansı burada kesmiyoruz?” Sis formundaki vampir bu kez de Kenn’in arkasından dolanmayı denedi. Kenn bu hamleyi fark etmiş olsa da bu kez görmemiş gibi yapmayı tercih etti. Avını şaşırttığını düşünen vampir hevesle normal formuna geçti ve rakibinin boğazına doğru hızla hamle yaptı. Kenn’in göz ucuyla kendisini izlediğinin ve yüzüne yayılan sırıtışın farkında bile değildi. Wulf çabucak sağ elindeki tabancasını sol koltukaltından geçirerek tek bir el ateş etti. Ahşap mermiyi sol omzuna yiyen vampir acı ile tısladı. Bu sırada Kenn çabucak arkasına dönmüş ve hızla ateş etmeye başlamıştı bile. Olanlara inanamayan vampir göğsüne yediği mermilerin de verdiği acı ile korkunç bir çığlık attı, ardından hızla yaşlanıp önce bir iskelete ardından da toza dönüşerek yitip gitti. “Tipim olmadığını söylemiştim.” dedi Kenn, kendinden memnun bir ifade ile gülümserken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odanın diğer yanında Reinfred devasa vampiri yumruklamaya devam ediyordu. Her yumruk atışında canavarın başı bir sağa bir sola savruluyor fakat hiç karşılık vermiyordu. Kolları iki yana düşmüştü, göz kapakları ise kapalıydı. Sonunda Gözcü’nün yumrukları yavaşlamaya ve nefes alış verişleri hızlanmaya başladı. Yorulmuştu. Durup soluklanmaya ve yerde yatan rakibine bakmaya çalıştı. İri vampirin gözleri aniden uğursuz bir kızıllıkla parıldayarak açıldı ve zalim bir kahkaha eşliğinde üzerindeki Gözcü’yü boğazından kavrayıverdi. Zaten yorgunluktan nefesi tıkanmış olan Reinfred bu saldırı karşısında çaresiz kalmıştı. Boynunu kavrayan elleri gevşetmeye çalıştı ama nafileydi, yaratık çok kuvvetliydi. İri vampir yavaşça Reinfred’in başını aşağı, kendine doğru çekmeye başladı. Sonra da Gözcü’nün boynunu ağzına yaklaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hey yakışıklı!” diye geldi bir ses hemen arkasından. Vampir şaşkınlıkla sesin geldiği yöne baktığında başına doğrultulmuş ejder dövmeli iki namlu ucu ile göz göze geldi. Ve silahlar ateşlendi. Koca canavar alnına yediği ahşap mermilerin acısıyla uludu ve Reinfred’i bırakarak kollarını yüzüne siper etti. Nefesini tekrar kazanan Gözcü keskin bir öksürük nöbetine tutularak yana doğru yuvarlandı. Kenn hızla yer değiştirip vampirin göğsüne nişan aldı ve silahlarını bir kez daha ateşledi. Vampir son bir çığlık daha attı ve o da küle dönüşerek bu dünyadan yitip gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“La-Lanet yaratık!” diye bağırdı, hâlâ öksürmeye devam eden Reinfred. “Neredeyse işimi bitirecekti.”&lt;br /&gt;Kenn silahlarını kılıflarına yerleştirdikten sonra bir elini yerdeki Gözcü’ye uzattı. Reinfred uzatılan eli minnetle kavrayarak ayağa kalktı ve “Hayatımı kurtardın. Eğer sen olmasaydın…” diye mırıldandı, ne diyeceğini tam olarak bilemez vaziyette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sorun değil, senin kadar çirkin bir vampir görmeye dayanamazdım.” diye yanıtladı Kenn sırıtarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben… Şey… Teşekkürler Dışlanmış.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn elini önemsiz bir şeyi savuştururmuş gibi sallayarak odaya şöyle bir göz gezdirdi. Sonra da kaşlarını çatarak parmakları ile bir şeyler hesaplamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne oldu?” diye sordu, halen boğazını tutmakta olan Reinfred.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son saldıran grupta 4 vampir yok muydu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlesini bitirir bitirmez dişi bir vampir inanılmaz bir hızla pencereden içeri girdi ve korkunç bir kahkaha eşliğinde uçarcasına ikilinin üzerine atıldı. Aynı anda ateşlenen bir silah sesi duyuldu ve vurulan vampir savrularak duvara yapıştı. Reinfred ve Kenn bakışlarını hızla ateş edilen yöne çevirdiler ve elinde Gözcü’nün pompalı tüfeği olduğu halde köşede dikilen Madam ile göz göze geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hep siz eğlenecek değilsiniz ya?” dedi Madam telepatik olarak, tüfeğin namlusundan dumanlar tüterken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırıtan Kenn tabancalarından tekini çekip vampire tek bir el ateş etti ve yaratık küle dönüşürken sessizce izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güzel silahlar Dışlanmış.” dedi Reinfred.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Teşekkürler.” dedi Kenn, tabancasını kılıfına geri yerleştirirken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onları nereden buldun? Hiç böylelerini görmemiştim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İhtiyar Van Helsing’in hediyesi.” diye yanıtladı Kenn, alaycı bir şekilde sırıtarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen dalganı geç bakalım. Ben…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Konuşacak vakit yok. Buradan hemen uzaklaşmalıyız.” diye geldi Madam’ın zihinlerinde yankılanan sesi. Zenci kadın elindeki tüfeği Gözcü’ye geri vererek seri adımlarla odanın arka kısmına ilerledi. Duvara monte edilmiş bir kitaplığa uzanarak gizli bir bölmeyi açığa çıkardı. Kenn şöyle bir göz attığında ufak bölmenin içinde bazı teknolojik cihazların olduğunu gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne yapıyorsun?” diye sordu merakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Geri geleceklerdir, burada kalamayız. Yer değiştirmeliyiz.” diye cevapladı Madam. “Önce seni bırakalım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bırakalım mı? Nasıl yani?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruyu duymazdan gelen Madam cihaza bazı koordinatlar girip bir iki tuşa bastı. Dairenin perdeleri kendiliğinden kapandı ve dışarıyı görünmez hale getirdi. Kenn ne olduğunu anlayabilmek umuduyla Reinfred’e baktı. Gözcü ise sadece sakin olmasını işaret etmekle yetindi. Önce garip bir uğultu duyuldu sonra da ufak bir sarsıntı hissedildi odanın içinde. Ardından perdeler yavaşça kenara kaydı ve yağmurlu bir gökyüzünü gözler önüne serdi. Güneş ufuktan yavaş yavaş doğuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hey! Az önce gece değil miydi?” diye sordu Kenn.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O zaman dilimi Manhattan’da kaldı Wulf. Şu anda İngiltere’deyiz ve saat sabahın sekizi.” diye yanıtladı Madam, telepatik olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İngiltere mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet. Hatta tam olarak Londra’nın göbeğinde.” dedi Madam, bir eliyle ufukta yükselen Big Ben’i işaret ederek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyi de ne işimiz var burada?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizim değil, senin… Kehanete göre Avalon’a açılan gizli geçit burada.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ah, gene mi şu kehanet saçmalığı!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beni dinle Wulf!” diye çıkıştı Madam öfkeyle. “Kehanete ister inan ister inanma Mephisto o mühürlerin peşinde ve onları ele geçirinceye kadar da peşini bırakmayacaktır. Mühürleri elde ettiğinde ise ne sen ne de bir başka insanoğlu bir daha asla güvende olamayacak. Buna göz yumacak kadar vurdumduymaz olamazsın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn bir müddet hiçbir şey söylemeden kısık gözlerle zenci kadını süzdü, Madam da bu bakışlara aynı sertlikle karşılık verdi. Reinfred ise bir köşede sessizce beklemeyi tercih etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mephisto seni bulacaktır, buna emin ol. Tıpkı yeri asla ama asla tespit edilemeyen evimde bile bulduğu gibi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Kenn derin bir iç çekti ve “Peki neredeymiş bu lanet giriş?” diye sordu bezgince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Londra’nın batısında, Stonehenge Çemberi’nde…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Stonehenge… Başka neresi olabilirdi ki?” diye mırıldandı Kenn. “Peki, geçidi nasıl açıyorum ve orada ne yapmam gerekiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte bu cevap veremeyeceğim bir soru kaderi çizilmiş olan.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Neden? Kapsama alanı dışında mıyız yoksa?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir homurtu koyuveren Madam, Reinfred’e bir baş işareti yaptı. Gece Gözcüsü anladığını belirterek odanın uzak köşesine yürüdü ve yerde duran sırt çantasını alarak yavaşça Kenn’e fırlattı. Çantayı havada yakalayarak sırtına takan Kenn odadakilere son bir bakış attı ve “Eh, görüşürüz o halde. Yani umarım.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yolun açık olsun.” dedi Madam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyi şanslar Dışl… Kenn Wulf.” dedi Reinfred. “Ve tekrar teşekkürler.” diye devam etti el sıkışmak için elini uzatırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu harekete şaşıran Kenn uzatılan eli memnuniyetle kabul etti ve ikili dostça el sıkıştılar. Sonra Kenn gizli geçitten geçerek Londra’nın yağmurlu havasına merhaba dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Devam edecek... )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7845388873532217183?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7845388873532217183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7845388873532217183&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7845388873532217183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7845388873532217183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/kehanet-bolum-3.html' title='Kehanet ( Bölüm 3)'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-81y_ZRXigxU/TfdfMLcI5FI/AAAAAAAACIw/npiRwVFErlI/s72-c/ebonyivory_dmc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2057519348087270164</id><published>2011-06-11T23:46:00.001+03:00</published><updated>2011-10-12T19:57:04.987+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitaplarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yemin ve Öç'/><title type='text'>Yemin ve Öç Oyungezer'de!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Kok9oZlJD6Y/TfPS3lGPeUI/AAAAAAAACIs/gN3d4fCOa1E/s1600/yemin-ve-oc-top.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="99" src="http://4.bp.blogspot.com/-Kok9oZlJD6Y/TfPS3lGPeUI/AAAAAAAACIs/gN3d4fCOa1E/s320/yemin-ve-oc-top.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Yıllardan beri yakından takip ettiğim, 10 yılı aşkın bir zamandır hiçbir sayısını kaçırmadığım canım dergim &lt;a href="http://www.oyungezer.com.tr/"&gt;Oyungezer&lt;/a&gt;'de benim için çok özel bir tanıtım var bu ay. Oyungezer ailesinin en önde gelen isimlerinden olan ve bunca yıldır yazılarını beğeniyle takip ettiğim sevgili Sinan Akkol nam-ı diğer &lt;a href="http://blaxis.blogspot.com/"&gt;Blaxis&lt;/a&gt; derginin bu sayısında Yemin ve Öç'ten bahsetmiş övgüyle. Yazıyı burada sizlerle paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;Bazı "mit"ler bizden çıkar&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Yemin ve Öç yaklaşık 2 aydır masamın bir köşesinde, çeşitli kağıtların arasında duruyordu. Bir Türk fantastik roman yazarından geldiğini biliyordum, ama bir türlü zaman bulup okuyamamıştım. Bir hafta önce, yattığım yerden elime alıp da yazan kişinin ismini gördüğümde hoş bir sürprizle karşılaştım: M. İhsan Tatari, neredeyse 10 yıldır iletişimde olduğum bir okurumdu. Yıllardır "yahu, şöyle bir kitap mı yazsam, böyle bir kitap mı yazsam" diye diye daha tek satır yazamamışken, bir okurumun beni aşıp ortaya fiziksel bir sonuç çıkartması çok hoşuma gitti.&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Kitaba gelecek olursak: Unutulmuş Diyarlar'da (Forgotten Realms) geçen 3 adet hikayeden oluşuyor Yemin ve Öç. İlk iki hikaye www.kayiprihtim.org sitesinde yayınlanmış barbar Brann ve cüce Korgan'ın&lt;i&gt; ( doğrusu Korban olacak. Sevgili Sinan burada Baldur's Gate 2'ye kadar gidip gelmiş :) - mit ) &lt;/i&gt;hikayeleriyken, üçüncü ve tam bir macera uzunluğunda olan hikaye bu ikisini bağlamış. Ne yalan söyleyeyim, çok yüksek bir beklenti ile okumaya başlamamıştım kitabı. Ama okudukça inanılmaz bir şekilde sardı. Yalın ama etkileyici anlatımıyla, fantastik bir film seyrediyormuşçasına&amp;nbsp;gözümde&amp;nbsp;sahneleri canlandırmayı başarıyordu kitap. Unutulmuş Diyarlar'da sırıtmayacak şekilde araya serpiştirilmiş Türkvari esprilerin hepsine gülümsediğimi fark ettim. 200 küsur sayfayı bir solukta bitirdim, hem de büyük bir keyifle. Ve izninizle yazara buradan seslenmek istiyorum: İhsan, eğer Korban ve Brann'ın hikayelerine devam etmezsen , ben de sana oyun incelemesi yazmam bundan sonra :) &lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;- Sinan&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle... Yıllardır yazılarını büyük bir beğeni ile takip ettiğim sevgili Sinan Akkol'un benim yazmış olduğum bir eser hakkında böylesine güzel bir yorum yazması inanın benim için çok anlamlı. İzninizle kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sevgili Sinan, Brann ve Korban'ın yeni maceraları olmasa da farklı mekanlarda geçen başka kitaplar yazacağım senin için, söz. Yeter ki sen yazmayı bırakma :) Kucak dolusu sevgiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2057519348087270164?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2057519348087270164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2057519348087270164&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2057519348087270164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2057519348087270164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/yemin-ve-oc-oyungezerde.html' title='Yemin ve Öç Oyungezer&apos;de!'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Kok9oZlJD6Y/TfPS3lGPeUI/AAAAAAAACIs/gN3d4fCOa1E/s72-c/yemin-ve-oc-top.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4412957559178859960</id><published>2011-06-08T09:08:00.001+03:00</published><updated>2011-06-25T20:58:25.979+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Kehanet ( Bölüm 2)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aeIhr4-WMEw/TevhvMA8wQI/AAAAAAAACIk/jbzZ19pTeXQ/s1600/Hong_Kong_Alley_by_3vilCrayon.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-aeIhr4-WMEw/TevhvMA8wQI/AAAAAAAACIk/jbzZ19pTeXQ/s320/Hong_Kong_Alley_by_3vilCrayon.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kenn bir taraftan şehrin dar ve karanlık ara sokaklarında hızla ilerlerken bir taraftan da az önce dövüştüğü canavarın söylediği cümleleri aklında tartıyordu. Kurt adam bir konuda kesinlikle haklıydı, sonsuza kadar saklanamazdı. Ama zaten artık öyle bir niyeti de yoktu, o kararını çoktan vermişti. Adımlarını yıllardır gitmediği bir sokağa yönlendirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir müddet sonra şehrin karanlık ve izbe bölgelerinden birindeydi. Sokaklarında uyuşturucu satıcılarının ve hayat kadınlarının, karanlık köşelerinde ise adı ağza anılmayacak canavarların ve yaratıkların kol gezdiği bu bölgeye aklı başında hiç kimse kolay kolay adımını atmazdı. Aklı başında olan hiç kimse… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokak satıcılarından biri Kenn’e ihtiyatla yaklaştı ve “Hey adamım, ihtiyacın olan bir şey var mı?” diye sordu pardösüsünün bir bölümünü hafifçe aralayarak. Sahte saatler, kopya elmas kolyeler ve bunun gibi birkaç işe yaramaz şey çarptı Kenn’in gözüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır teşekkürler.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Belki bunlar daha çok ilgini çeker?” diye sordu satıcı, pardösüsünün diğer yanını aralayarak. Poşetlenmiş kan, uyuşturucu maddeler ve ölü bir fare çıktı bu kez ortaya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn adama kabaca bir omuz atıp caddenin uzak köşesindeki mekâna doğru ilerlemeye devam etti. Arkasından pek de kibar olmayan bazı sözcükler sarf eden satıcıya yine pek de kibar olmayan bir el hareketi çekmekten de geri kalmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kristal Küre adındaki mekân dışarıdan bakıldığında çift kanatlı eski kapıları, yer yer kalaslarla örtülmüş pencereleri ve eski püskü tabelasıyla terk edilmiş bir yer gibi görünüyordu. Tabelanın ışıkları muhtemel bir elektrik arızası nedeniyle ritimsiz bir şekilde yanıp sönüyor, garip cızırtılar çıkarıyordu. Tam kapının önünde ise mor renkli kıvırcık saçları olan, uzun boylu ve iri yapılı bir zenci duruyordu. Üzerinde kaliteli siyah deriden kıyafetler, gözlerinde ise güneş gözlükleri vardı. Sırtında oldukça havalı ve muhtemelen bir o kadar da ölümcül bir pompalı tüfek asılıydı. Tüfeğin sırtına çeşitli rünler işlenmişti. Adamın yüzünde ise beyaz renkli, garip bir dövme vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne istiyorsun Dışlanmış?” diye sordu zenci, kendisine yaklaşan Kenn’i gördüğünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana da selamlar Gece Gözcülerinden Reinfred. Eski dostlarını hep böyle mi karşılarsın?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dışlanmışlarla irtibat kurmamız yasaktır. Şimdi eğer burada işin yoksa…” diyerek elinin tersiyle uzaklaşmasını işaret etti kabaca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşim olmasaydı şehrin bu güzide köşesine kadar gelme zahmetine katlanır mıydım sence?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O halde isteğin ya da aradığın nedir Dışlanmış?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin gül yüzünü görmeye gelmediğim kesin.” dedi Kenn, kıs kıs gülerek. “Madam burada mı?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu seni hiç ilgilendirmez.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aslına bakarsan ilgilendirir. Onunla acil olarak görüşmem gerek.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dışlanmışların içeri girmesi kesinlikle yasakt…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken ikisi de kendilerine seslenen bir kadın sesi ile susuverdiler. Ses ne içeriden ne de dışarıdan geliyordu, sanki zihinlerinin içerisindeymiş gibiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bırak gelsin.” dedi zihinlerinde yankılanan kadın sesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Siz nasıl isterseniz Madam.” dedi Reinfred ve yana çekilerek kapının önünü açtı. Kenn yüzünde arsız bir sırıtışla Reinfred’e baktı ve “Müsaadenizle Sayın Gözcü.” diyerek kapıdan geçti. Arkasından gelen memnuniyetsiz homurtular ise sadece gülümsemesinin daha da genişlemesine neden oldu. &lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dar ve karanlık bir koridordan geçti. Döşemeler yer yer kalkmış, tavan küf lekeleri ile dolmuştu. Holün sonu bir başka duvar ile son buluyordu ve görünürde gidilebilecek başka bir yol da yoktu. Fakat Kenn hiç oralı olmadı ve tuğla örgüsünün içinden geçip yoluna devam etti. Bunun basit bir illüzyondan ibaret olduğunu çok iyi biliyordu çünkü. Şimdi otantik süslerle bezeli, oldukça şık döşenmiş bir başka koridorda yürüyordu. Yanından geçtiği pencerelerden şehrin ışıltılı caddeleri, yüksek binaların tepeleri hatta belli belirsiz de olsa Özgürlük Heykeli bile görünüyordu. Anlaşılan artık şehrin tamamen farklı bir köşesindeydi. “Belki de basit bir illüzyondan daha fazlasıdır.” diye mırıldandı kendi kendine.  İplere sıra sıra dizili renkli boncuklardan yapılmış bir perdeyi hafifçe araladı ve genişçe bir odaya girdi. Oda birbirinden egzotik süsler, maskeler, heykeller ve biblolarla dolu bir yerdi. Tam ortada üzeri beyaz bir masa örtüsüyle örtülü yuvarlak bir masa, masanın üzerinde ise Kenn’in ne olduğunu bilmediği çeşitli süsler vardı. Odadaki tek ışık kaynağı ise yer yer yakılmış mumlardan geliyordu. Mumların bazıları çeşitli boyutlarda ve farklı türlerdeki kafataslarının üzerine yerleştirilmişti. “Çok hoş…” dedi Kenn, ne tür bir canlıya ait olduğuna dair hiçbir fikri olmadığı bir kafatasına bakarken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Geleceğini biliyordum.” diyen bir kadın sesi yankılandı zihninde. Arkasına dönüp baktığında odanın bir başka kapısından içeri giren bir karaltı gördü. Siyahlar içerisinde, orta boylu zenci bir kadındı bu. Tek bir parçadan oluşan bol bir elbise giymişti, omuzlarında ise garip figürlerle dolu uzunca bir şal vardı. Küt saçları yer yer kar kadar beyaz yer yer ise gece kadar karanlıktı. Elleri, kolları ve boynu çeşitli takılar, kolyeler ve incik boncuklarla süslenmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merhabalar Madam.” dedi Kenn hafifçe eğilip kadını selamlayarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana da merhaba kaderi önceden çizilmiş olan.” diye yanıtladı kadının zihinlerde yankılanan sesi. Dudakları hiç kıpırdamıyordu. “Seni bekliyordum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öyle mi?” dedi Kenn, kaşlarını hafif alaycı bir biçimde yukarı kaldırarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, bunu daha önceden görmüştüm. Ta ilk buluşmamızda… Sana er ya da geç kaderine razı geleceğini söylemiştim.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, sanırım öyle bir şeylerden bahsetmiştin.” dedi Kenn sıkkın bir tavırla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O zaman da bana inanmamıştın. Görüyorum ki geçen yıllar inancını pek de güçlendirmemiş. Madem öyle buraya neden geldin? Kurt adamın nereye gittiğini soracaksan boşuna yorulmuşsun.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir kurt adam tarafından saldırıya uğradığımı nereden biliyorsun?” dedi Kenn, gözlerini tehditkâr bir biçimde kısarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunu gördüm elbette. Sen ne sandın, onu senin üzerine benim saldığımı mı?” dedi kadının zihinlerde yankılanan sesi, belli belirsiz bir alay tınısı ile. Kenn bu olasılığı bir müddet aklında tarttı, ardından başını iki yana silkeleyerek bu fikri kafasından attı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Akıllıca bir karar.” dedi Madam. “Zaten kurt adam sana kimin tarafından gönderildiğini açıkça söylemişti.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunu nereden…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gördüm Kenn Wulf, gördüm. Tıpkı yıllar önce senin kaderinin ne olduğunu ve buraya tekrar geleceğini gördüğüm gibi. Beni ve güçlerimi hafife alıyorsun dışlanmış olan.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Madem bu kadar çok şeyi biliyorsun bana o aşağılık Mephisto’nun yerini de söyle ya da daha iyisi gidip işini sen bitir de hepimiz bir pislikten kurtulalım.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu o kadar kolay değil, Mephisto’nun güçleri benimkilerin çok üzerinde. Onu ve yandaşlarının hareketlerini önceden görmemi kolaylıkla engelliyor. Şu anda bile…” Sözünü yarıda kesip bir elini alnına koyarak gözlerini yumdu. “Şu anda bile düşüncelerimi onun üzerinde yoğunlaştırmaya çalıştığımda sadece kalın bir pus ve karanlık görüyorum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yağmurlu bir yerde olsa gerek.” dedi Kenn, pis pis sırıtarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madam bu yoruma sert bakışlarla karşılık verdi. “Kaderle dalga geçme Kenn Wulf! Ne kaderini yönlendirmene yardımcı olacak müttefiklerini hafife al, ne de ona yön verecek hısımlarını!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn ellerini teslim olmuş gibi kaldırmakla yetindi, fakat yüzündeki sinir bozucu gülümsemeyi bastırmak için hiçbir girişimde de bulunmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Madam sinirli adımlarla odanın ortasındaki masaya yöneldi ve sandalyelerden birine oturdu. Elini asabiyetle sallayarak Kenn’in de oturmasını işaret etti. Kenn omuzlarını silkerek sırt çantasını yere indirdi ve denileni yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Görüyorum ki ne kadar inkâr edersen et kaderin sana biçtiği rolü oynamışsın.” dedi Madam, telepatik yolla. “Mühürler sende.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, buna biraz da mecbur kaldım diyebiliriz.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne kadar karşı çıkarsan çık sana çizilen kaderi değiştiremezsin dışlanmış. Bunu daha önce de…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, evet biliyorum. Bunu görmüştün.” dedi Kenn, çizmelerini masanın üzerine koyup bacak bacak üstüne atarak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madam ona kaşlarını çatarak baktı, adam ise sadece sırıtmakla yetindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mühürler… Onları görmem gerek.” dedi Madam sonunda, sinirli bir biçimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenn çantasını açıp içerisinden kumaşlara sarılı iki paket çıkarttı ve masanın üzerine bırakıverdi. Madam paketleri açmak için tek elini uzatmıştı ki bir anda duraksadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ah, üzerlerinde bir koruma büyüsü yerleştirmişsin.” dedi sırıtarak. “Göründüğün kadar aptal değilmişsin Wulf.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Teşekkürler, sanırım…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madam sadece parmaklarını oynatarak sessiz bir büyü yaptı. Kumaşın üzerine işlenmiş bazı görünmez rünler önce soluk mavi bir ışık ile parlamaya ardından da yavaşça sönmeye başladılar. Madam mühürlerin üzerini yavaşça açarak onları açığa çıkarttı. Biri üçgen diğeri ise altıgen şeklindeydi. İkisinin de bir zamanlar oldukça gösterişli şeyler oldukları her hallerinden belliydi. Her ne kadar zamanın etkisiyle yer yer kararmış ve yıpranmış olsalar da ikisi de altın kaplamaydı. Tam ortalarında yeşil birer zümrüt bulunuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Avalon’un Mühürleri… Yüzyıllardır bu ikisini bir arada gören yok.” dedi Madam, büyülenmiş bir biçimde mühürlere bakarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim dışımda…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madam bu yorumu duymazlıktan gelmeye karar verdi ve mühürleri eline alarak incelemeye başladı. Her ikisinin de arka yüzeyinde eğik ve ince bir el yazısı ile yazılmış satırlar vardı. Üçgen olanın alt kenarını altıgen mührün üstüne gelecek şekilde birleştirdi ve yazıları tamamladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;“Günler kararıp solduğunda, gönüller korku ile dolduğunda,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Halkın yüksek kulelerde yaşadığı modern zamanlarda.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Adı ağza alınmayacaklar musallat olacak Âdemoğullarına,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Ve bir savaşçı doğacak en karanlık sokaklarda.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Arayacak efsanevi kılıcı Avalon’un kadim salonlarında,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Bilgeliğin ve cesaretin engin olduğu diyarlarda.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;İki mührü bulup çemberi tamamlayacak,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Avalon’un kapıları onun için aralanacak.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Orada alacak uzun arayışlarının neticesini,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Açığa çıkacak olduğu her şeyin bir sebebi.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Kurban edecek fani hayatının en büyük mücadelesini,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Olacak sonsuz güç ve bilgeliğin tek sahibi.”&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kehanet…” dedi satırları okuyan Madam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, o satırları ben de okudum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunlar sadece basit satırlar değil kaderi çizilmiş olan. Bunlar insanlığın bu karanlık günlerden kurtuluşu ve geleceği. Aynı zamanda da senin…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hâlâ kehanette geçen savaşçının ben olduğumu mu iddia ediyorsun?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İddia etmiyorum, sen olduğunu biliyorum. Bunu önceden görmüştüm hatırlarsan. Son görüşmemizde…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, evet. Son görüşmemizde neler olduğunu çok iyi hatırlıyorum.” diyerek kadının sözünü kesti Wulf. “Senden yardım istemek için gelmiştim, sen ise elime bir kazık tutuşturmuştun.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tek yol buydu. Senin de daha sonra fark ettiğin gibi…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu yetmezmiş gibi bir de “seçilmiş kişi” olduğumu ileri sürmüş ve beni bir tür intihar görevine göndermeye kalkmıştın. Kusura bakma ama ben hâlâ tüm bu saçmalıklara inanmı…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aniden dışarıdan gelen korkunç bir çığlık duyuldu ve ikili hızla sandalyelerinde doğrularak tartışmayı kesti. Çığlık, insanın kanını donduran cinsten, yüksek perdeden ve vahşice atılan bir çığlıktı. Kesinlikle bir insana ait değildi. Wulf’un eli gayri ihtiyari olarak boynundaki madalyona gitti. Madalyonun ön yüzeyinde büyük bir yarasa sembolü uğursuz bir kırmızı parıltı ile parlamaktaydı. Sembolü gören Madam ve Wulf, endişeli bakışlarla birbirlerine baktılar. Aynı anda zenci koruma Reinfred pompalı tüfeği elinde olduğu halde odanın kapısında belirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Vampirler! Etrafımızı sardılar!” diye bağırdı koruma. Tüfeğinin üzerindeki rünler soğuk bir parıltı ile ışıldıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu nasıl olur? Koruma büyülerimi nasıl aştılar? Yerimizi bulmaları imkânsız!” diye yankılandı Madam’ın sesi zihinlerde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mephisto…” diye fısıldadı Kenn, “Benim yüzümden! İzimi sürüyor olmalı.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama nasıl? Burası her tür iz sürme büyüsüne karşı dayanıklıdır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi bunun önemi yok. Hazır olun, geliyorlar!” dedi Reinfred. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Devam edecek )&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Street art by&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #414d4c; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 15px; font-weight: bold; line-height: 17px;"&gt;&lt;a class="u" href="http://3vilcrayon.deviantart.com/" style="background-attachment: initial !important; background-clip: initial !important; background-color: transparent !important; background-image: initial !important; background-origin: initial !important; background-position: initial initial !important; background-repeat: initial initial !important; border-bottom-width: 0px !important; border-color: initial !important; border-left-width: 0px !important; border-right-width: 0px !important; border-style: initial !important; border-top-width: 0px !important; color: rgb(25, 107, 167) !important; text-decoration: underline; zoom: 1;"&gt;3vilCrayon&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4412957559178859960?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4412957559178859960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4412957559178859960&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4412957559178859960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4412957559178859960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/kehanet-bolum-2.html' title='Kehanet ( Bölüm 2)'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-aeIhr4-WMEw/TevhvMA8wQI/AAAAAAAACIk/jbzZ19pTeXQ/s72-c/Hong_Kong_Alley_by_3vilCrayon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-2789207397064020254</id><published>2011-06-05T20:20:00.003+03:00</published><updated>2011-06-05T20:23:52.857+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Takıntılar'/><title type='text'>Hizaya geeeel!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JI5ExrYa_2s/Teu6uy2kw3I/AAAAAAAACII/-l0jtsB6Qiw/s1600/kitap.gif" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-JI5ExrYa_2s/Teu6uy2kw3I/AAAAAAAACII/-l0jtsB6Qiw/s320/kitap.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kitap satan bir mağazada çalışmak kesinlikle keyifli bir iştir. Hele ki kitap okumayı seviyorsanız. Yeni çıkanlar daha ilk günden elinizin altındadır, yeni yazarlarla tanışma fırsatınız vardır, şüphe duyduğunuz bir kitabı satın almadan okuyabilirsiniz vs. Fakat bunların dışında bir alışkanlık daha kazandırır kitap dükkânlarında çalışmak; aşırı ötesi düzenlilik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşırı ötesi derken abartmıyorum, inanın bana. Ben normalde de düzenli biriyimdir zaten ama kitapçılıkta bu düzen olayı cidden abartılmış durumda. Bir kere tüm kitapların türlerine göre ayrılması gerektiği ortada. Bunun yanı sıra alt türlerine göre de ayırmalı, yazar soyadlarına göre de sıraya sokmanız gerekir. Yoksa onca kitabın arasında aradığınızı bulmanız imkânsız. Buraya kadar anlattıklarımın yorucu olmak dışında bir kusurları yok. Asıl mesele çalışmaya başlamanızın üzerinden birkaç ay geçince başlıyor. Eliniz sürekli raflarda, masalarda, vitrinlerde… Devamlı olarak istemsiz bir biçimde kitapları alfabetik sıraya sokmaya, üst üste istiflenmiş olanları düz bir hizada duracak şekilde düzeltmeye başlıyorsunuz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir keresinde Aziz’le birlikte kitap fuarına gitmiştik. Daha önceki yazılarımdan hatırlarsınız belki, Aziz de benimle birlikte kitapçıda çalışan arkadaşlardan biri. Hatta bize çok gülmüşlerdi, “Olm zaten bütün gün kitapların içindesiniz. Ne işiniz var kitap fuarında?” diye… Biz yine de gitmiştik tabi. Fuarda gezerken bayağı dağınık bir standa denk gelmiştik ve kendimize hâkim olamayarak kitapları düzeltmeye başlamıştık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“İhsan, ne yapıyorsun?” diye sormuştu Aziz bana, kitapları sıraya sokarken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kitapları düzeltiyorum.” demiştim ben de, önümdeki yığını düzenlerken.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Görüyorum da neden düzeltiyorsun?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bilmem, sen niye düzeltiyorsun?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Ben de bilmiyorum.” demişti Aziz. Sonra halimize kahkahalarla gülerek oradan uzaklaşmıştık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir seferinde de kardeşlerimle birlikte Konak Pier’deki kitapevine girmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam kitap işinden ayrılmamın üzerinden yaklaşık iki yıl kadar bir süre geçmişti. Acaba ne alsak, yeni neler var diye dolanırken gözüm birden raflardaki kitaplara takıldı. Harf sıraları karışmıştı. L dizisinde K ile başlayan bir kitap vardı. Önlenemez bir şekilde kitabı aldım ve olması gereken yere yerleştirdim. Sonra bir tane daha çarptı gözüme, onu da yerleştirdim. Derken bir de baktım ki bütün rafı düzeltiyorum. Hem de raf görevlisinin şaşkın bakışları arasında. Kardeşlerim ise “Ne yapıyorsun ya?” diyerek kaçıştılar etrafımdan, utanmışlardı anlaşılan. Ama durduramıyordum işte kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi bunları neden mi yazdım? Çünkü kitapçıdan ayrılalı neredeyse dört yıl geçti ama ben geçen kitap fuarında yine tezgâh düzelttim de ondan…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-2789207397064020254?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/2789207397064020254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=2789207397064020254&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2789207397064020254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/2789207397064020254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/hizaya-geeeel.html' title='Hizaya geeeel!'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-JI5ExrYa_2s/Teu6uy2kw3I/AAAAAAAACII/-l0jtsB6Qiw/s72-c/kitap.gif' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-5835730775068614491</id><published>2011-06-02T11:19:00.001+03:00</published><updated>2011-06-25T20:58:25.980+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fantastik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><title type='text'>Kehanet ( Bölüm 1)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-c2dMTkG0a_E/TedFnaxBQvI/AAAAAAAACIE/rmj00mluLtc/s1600/Werewolf_by_pmoodie.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-c2dMTkG0a_E/TedFnaxBQvI/AAAAAAAACIE/rmj00mluLtc/s320/Werewolf_by_pmoodie.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Gözlerini aniden açtı ve yatağında hızlıca doğrulup etrafına bakındı. Karanlık otel odası yatmadan önce nasıl bıraktıysa aynen öyleydi. Yani gayet sıradan ve küçük… Pencereden sızan dolunayın solgun ışığı odayı bir parça da olsa aydınlatıyor, içerideki eski mobilyaları yarım yamalak ortaya çıkarıyordu. Etraf oldukça sessizdi fakat adam az önce bir tıkırtı duyduğuna yemin edebilirdi. Eli gayri ihtiyari olarak boynunda asılı olan madalyona gitti. Zinciri çekip atletinin altında gizli olan madalyonu ortaya çıkardığında şüphelerinde haklı olduğunu gördü. Madalyonun yuvarlak kenarlarını süsleyen rünler soğuk ve mavi bir parıltı ile ışıldıyordu. Normalde boş ve pürüzsüz olan orta kısmında ise şimdi uluyan bir kurt başı görünüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Tam o esnada meşhum tıkırtıları bir kez daha duydu ve pencerenin önünden iri bir karartı geçiverdi. Adam hışımla yatağından fırlayıp yatmadan önce yastığının altına gizlediği tabancalarını eline aldı. Tabancalar gümüş renkli, Colt marka birer 45’likti. İkisinin de namlusuna dönerek ilerleyen birer ejder motifi işlenmişti ve ağızları namlunun ağzına denk gelecek şekilde açık duruyorlardı. Bu da sanki mermiler ejderlerin ağzından çıkıyormuş gibi bir izlenim veriyordu. Adam silahları başının hizasına kaldırdı ve “Lykánthroph…” diye fısıldadı. Ejder işlemeleri anında kızıl bir pırıltı ile parıldamaya başladı ve namluya sürülen mermi sesleri duyuldu. Bu, mermileri gümüş kurşunlara çevirmek için söylenen büyülü kelimeydi. Adam artık dövüşe hazırdı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Aniden odanın camı patlarcasına kırıldı ve bir sürü küçük cam kırığı eşliğinde içeriye devasa bir kurt adam giriverdi. Boyu iki metreden fazlaydı ve iki adam genişliğindeydi. Vücudu kül rengi tüylerle kaplıydı, gözleri ise adeta birer kan çanağıydı. Kurt adam avına büyük bir iştahla baktı ve başını geriye atıp vahşice uludu. Adamın buna cevabı silahlarını kaldırıp hızla ateş etmek oldu. Fakat kurt adam çok hızlıydı, çabucak kenara sıçrayıp dört pençesiyle birlikte duvara tutundu. Adam silahlarını süratle o tarafa çevirip birkaç el daha ateş etti ama canavar bir kez daha sıçradı. Bu kez tavandaydı. Kurt adam vahşi bir hırıltı koyuverip hızla avına doğru dalışa geçti. Adamın bu kez ateş edecek kadar zamanı yoktu. Son anda kendini yere atıp ileriye doğru yuvarlandı. Kurt adamın duvara toslamasıyla çıkan tok sesi duyduğunda ise keyifle sırıtmadan edemedi. Olduğu yerde çabucak döndü ve ayağına batan cam kırıklarına aldırmadan doğrularak silahlarını bir kez daha ateşledi. Kurt adam yine yana doğru sıçramaya çalıştı fakat bu kez yeteri kadar hızlı değildi. Gümüş kurşunlardan biri bacağına, bir diğeri ise omzuna saplandı. Dengesini kaybeden koca canavar bir köpek yavrusu gibi inleyerek yatağın üzerine devrildi. Eski mobilya, üzerindeki sıra dışı ağırlığa itiraz ederek gıcırdadı ve kırılarak parçalarına ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adam silahlarını yerde yatan yaralı yaratığa doğrultmuş bir vaziyette yatağa yaklaştı. Kurt adam kana susamış gözlerle kendisine yaklaşan düşmanını süzüyor ama hareket etmeye cesaret edemiyordu. “Seni kim gönderdi?” diye sordu adam, uzun siyah saçlarını başının sert bir hareketi ile yüzünden çekerek. Kurt adam bu soruya sadece pis pis gülmekle yetindi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sana bir soru sordum!” dedi adam, kurt adamın ayaklarının dibine bir mermi göndererek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kurt adam vahşice hırladı ve sivri dişlerini göstererek hısımına baktı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Beni kimin gönderdiğini çok iyi biliyorsun Kenn Wulf.” diye cevapladı ardından, rakibinin ismini telaffuz ederek. “Ve neyin peşinde olduğumuzu da biliyorsun. Sonsuza kadar kaçamazsın, er ya da geç efendimiz Mephisto istediğini elde edecek. Her zaman eder.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Öyle mi?” dedi Kenn, yüzüne yerleşen sert bir ifade ile. “Bunu göremeyecek olman çok yazık. Çünkü yolun sonuna geldin kuçu kuçu!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Tam o esnada otel odasının kapısı büyük bir gümbürtü eşliğinde açıldı ve içeriye elinde çifteli tüfeğiyle otel sahibi girdi. “Neler oluyor burada? Sana otelimde gürültü eden müşte…” diye bağırıyordu otelin kel kafalı sahibi. Fakat karşılaştığı bu beklenmedik manzara karşısında bir anda gözleri fal taşı gibi açılıverdi ve dili tutuldu. Sadece bir anlığına dağıldı Kenn’in dikkati, sadece bir saniyeliğine silahlarını hafifçe kapıya doğru yöneltti. Ama o bir saniye kurt adam için fazlasıyla yeterliydi. Korkunç bir hırlama ile olduğu yerde ileri, tam düşmanının üzerine doğru sıçradı. Kenn son anda kendisini yana atarak bu saldırıdan kıl payı kurtuldu. Neyse ki kurt adam kendisini değil de tam arkasındaki pencereyi hedef almıştı. Yaratık, pencere aralığından uçarcasına çıkarak odayı terk etti. Kenn yattığı yerden hızla doğrulup pencereye doğru koştu fakat artık çok geçti. Kurt adamın iri gölgesi binadan binaya atlayarak hızla uzaklaşmaya başlamıştı bile.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kenn Wulf okkalı bir küfür savurarak yüzünü odaya döndü ve hâlâ kapının yanında duran otelci ile göz göze geldi. Adamın beti benzi atmıştı ve korkudan zangır zangır titriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi misin?” diye sordu Kenn.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“O… o… o bir k-k-ku… O bir k-k-kur…” diye kekeledi titremekten konuşamayan adam.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, o bir kurt adamdı.” dedi Kenn, gayet sakince.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“H-ha-hayır.” dedi otel sahibi. Göz bebekleri iyice küçüldü ve boşluğa bakarak kendi kendine bir şeyler gevelemeye başladı. “Ku-kurt adam… Yoktur. Yalan! Kurt adam… Kurt adam… Yoktur!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hey, sakin ol! Kendine gel.” dedi Kenn, adamı omuzlarından kavrayıp sarsarak. Fakat otel sahibi kendisinden beklenmeyecek bir güçle onu iterek kendinden uzaklaştırdı ve görmeyen gözlerle otel koridoruna çıkıp ellerini kollarını çılgınca sallayarak koşmaya başladı. Bir taraftan da “Kurt adam! Kurt adam!” diye bağırıyor ve kahkahalar atıyordu. Kenn Wulf yüzünde bir acıma ifadesi ile deliren adamın arkasından bakakaldı. Buna benzer olayları daha önce de görmüştü. İnsanoğlu varlığını reddettiği bu tarz şeylerle karşılaştığında etraflarına ördükleri sahte gerçekliğin duvarları yıkılıyor ve zihinleri bunun ağırlığını kaldıramıyordu. Kendisi ise bu korkunç gerçekle uzun yıllardır savaşıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Üzüntü ile başını iki yana salladı ve eşyalarına doğru yöneldi. Burada daha fazla kalamazdı, kurt adam her an hemcinsleri ile geri dönebilirdi. Ya da daha kötüleri ile… Siyah renkli tişört ve pantolonunu hızlıca giydi ve silah kemerini omzuna astı. Gümüş tabancalarını yerine yerleştirdikten sonra parmakları kesik deri eldivenlerini eline geçirdi. Yatak çarşafının bir kısmını yırtarak sıkıca ayaklarının etrafına sardı, bunun küçük cam kesiklerini bir nebze de olsa kapatmasını umuyordu. Deri çizmelerini ve siyah uzun pardösüsünü de üzerinde giydikten sonra uzun saçlarını arkadan topladı. Son olarak da küçük sırt çantasını gizlediği yerden çıkarıp içindekilere şöyle bir baktı. Mühürler hâlâ yerli yerindeydi. Kendinden emin bir şekilde gülümseyerek çantasını sırtına attı ve seri adımlarla küçük odadan ayrıldı. O koridorda ilerlerken odalarından çıkmış olan diğer müşteriler ona meraklı bakışlar atıyor, birileri ateş edildiğinden bahsedip polis çağrılması yönünde bağırıp çağırıyor, kadınlar ve çocuklar ağlayıp sızlıyorlardı. Üst koridorlardan bir yerden ise hâlâ otel sahibinin çığlıkları ve çılgın kahkahaları duyuluyordu. Çok geçmeden oteli terk edip Manhattan’ın karanlık sokaklarına karıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;( Devam edecek... )&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;Werewolf art by &lt;a href="http://pmoodie.deviantart.com/"&gt;pmoodie&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-5835730775068614491?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/5835730775068614491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=5835730775068614491&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5835730775068614491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/5835730775068614491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/06/kehanet-bolum-1.html' title='Kehanet ( Bölüm 1)'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-c2dMTkG0a_E/TedFnaxBQvI/AAAAAAAACIE/rmj00mluLtc/s72-c/Werewolf_by_pmoodie.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7969014657679962496</id><published>2011-05-28T09:10:00.000+03:00</published><updated>2011-05-28T09:10:00.230+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Polisiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Gizemli Soygun ( Bölüm 6 ) -Son-</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/index.php"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;sitesinde yayınlanan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;için yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ufs5GSgMNRE/TdFBbpOchCI/AAAAAAAACHg/wR0wusgPLbs/s1600/istanbulda_kar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="204" src="http://2.bp.blogspot.com/-ufs5GSgMNRE/TdFBbpOchCI/AAAAAAAACHg/wR0wusgPLbs/s320/istanbulda_kar.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şimdi ana haber bültenimize bağlanıyoruz!” dedi porselen dişlerini yapmacık bir sırıtışla sergileyen sunucu. Araya kısa bir jenerik girdi ve ekrandaki görüntü yerini daha somurtkan bir spikere bıraktı.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi akşamlar Türkiye.” dedi erkek muhabir, gayet ciddi bir sesle. “Bildiğiniz gibi İstanbul son birkaç gündür bir Noel Baba krizi yaşıyor. Kılık değiştirmiş soyguncular önce bir bankayı sonra da şehrin önde gelen alış-veriş merkezini güpegündüz soydular. Ortaya atılan çete iddiaları da cabası… Tam “Polis nerede, güvenlik güçleri uyuyor mu?” diye sormaya başladığımız anda beklenen açıklama gerçekleşti.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Görüntü değişti ve bir kürsü üzerinde konuşma yapan baş komiser Haldun Gürses görünmeye başladı ekranda. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu akşamüzeri saat 18:00 sularında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün kapısında bir konuşma yapan baş komiser Gürses çetenin tüm üyelerinin yakalandığını bildirdi.” diye anlatmaya devam etti spiker. “Olayı çözenin ünlü müfettiş Selim Kuzgun olduğunu belirten Gürses, halkın artık korkmasına gerek kalmadığını ve yılbaşı gösterilerinin planlandığı gibi yapılmasında hiçbir sakınca olmadığı müjdesini de verdi. Bu haber tüm şehirde bayram havası yaratırken…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Gökyüzünde patlayan havai fişekler karla kaplı caddeleri çeşitli renk ve ışık oyunları ile boyarken siyah bir araç ağır ağır Kağıthane yönünde ilerliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şefin Melahat hakkındaki demecine yer vermemişler anlaşılan.” dedi Murat, az önce haberleri sunan radyoyu kapatırken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Eh, kanallarının kapatılma riskini göze alamazlardı. Hem de süresiz…” diye yanıtladı Selim, gülerek. Üzerlerinde bir yerde birkaç fişek daha patladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kutlamalara bayağı erken başladılar.” dedi ön camdan eğilerek yukarıyı seyreden Murat. “Baksana saat daha 21:00 bile olmadı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bunca olaydan sonra onlara hak vermemek elde değil.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey… Baş komiserin önünde beni ele vermediğin için teşekkür ederim. Hani şu bulmaca olayı ile ilgili…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sorun değil.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Yani evet, biliyorum içinde aksi ya da ihtiyar geçen her sorunun karşısına senin adını yazmam yanlıştı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne yazdığın umurumda bile değil evlat. Seni korudum çünkü suç mahallindeki bir delille oynadın ve bunun cezası da oldukça ağırdır. Ortağımdan olmak istemedim, hepsi bu.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ortak… Bu seninle çalışmaya devam etmemi istediğin anlamına mı geliyor yoksa ihtiyar?” diye sordu Murat, biraz da havalara girerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, bu benimle çalışmana izin verdiğim anlamına geliyor bay çokbilmiş.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İkili kısa bir an için birbirlerine dik dik baktılar sonra da aynı anda gülmeye başladılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Eh, ortağız o halde.” dedi Murat gülümseyerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ortağız. Şimdilik…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Söylesene Selim, daha önceki iş arkadaşının ölümüne sebep olduğun şakaydı değil mi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim cevap vermek yerine, sessizce aracı sürmeye devam etti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Değil mi?” diye üsteledi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Yakında görürsün.” dedi Selim, bıyık altından gülerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ah, hiç komik değil!”&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RN-AGmLFFw4/TdE_FQl_3bI/AAAAAAAACHY/j4i5qg0Z0qU/s1600/snowy_street.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-RN-AGmLFFw4/TdE_FQl_3bI/AAAAAAAACHY/j4i5qg0Z0qU/s320/snowy_street.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İşte geldik.” dedi Selim, konuyu değiştirerek. “Şu karşıdaki kırmızı bina.” Oldukça eski püskü, fakir bir mahalleydi burası. Binalar, yollar hatta arabalar bile yıkık döküktü. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Aracı çok dikkat çekmeyecek bir yere park ederlerken Murat cep telefonunu çıkartarak evi gözetleyen ekibi aradı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şahin bir.” diye açtı karşı taraf telefonu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Selam çaylak! Röntgencilik kariyerin nasıl gidiyor bakalım?” diye sordu Murat, sırıtarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şahin iki diye cevap vermen gerekiyor seni ukala!” diye çıkıştı telefonun diğer ucundaki Güngör Hepyatar, homurdanarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Boş versene, bu tarz şeyler acemiler için. Hem senin çatlak sesini nerede olsa tanırım eski ortağım.” Eski kelimesinin üzerine özellikle basmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Güngör tam küfür etmeye başlamıştı ki Selim, ortağının elindeki telefonu kapıverdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hey! Ben konuşuyordum!” dedi Murat, bozularak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ben Kuzgun.” diye tanıttı kendini Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ah, özür dilerim müfettiş! O sözler size değildi.” dedi Güngör, telaşla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sorun değil, bazen ben de aynı şeyleri düşünmüyor değilim.” dedi Selim, pis pis sırıtarak. “Durumumuz nedir?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Emrettiğiniz gibi saat 18:00’den beri şüphelinin tam karşısındaki daireden evi gözetliyorum efendim.” dedi Güngör.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim hafifçe eğilerek ön camdan dışarı baktı ve az ilerideki apartmanın pencerelerinden birinde belli belirsiz bir el hareketi gördü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, seni gördük.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne profesyonelce bir hareket ama!” dedi Murat alayla. “Böyle el sallamayı nerede öğrendin? Kız Meslek Lisesinde mi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Güngör bir homurtu daha koyuverdi ama bu kez kendini tutmayı başardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Devam et, aldırma sen ona.” dedi Selim. “İyi yer tutmuşsun.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Zor olmadı. Dairenin sahibi bir alt katta oturuyor. Kendisine civardaki soygun olaylarını araştırmaya geldiğimi söylediğimde ‘Nereden öğrendiniz? Ben ihbarı falan vermedim’ diye sordu şaşkın şaşkın.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne ihbarı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Üç gün önce aracı çalınmış. Sıkı durun; Mazda marka beyaz bir minibüs.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Banka soygununda kullanılan mı yani?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ta kendisi.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Neden ihbar etmemiş peki?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Büyük ihtimalle çalıntı ya da ruhsatsız... Adamı fazla sıkıştırmadım, sadece Türk polisi daima bilir tarzında bir şeyler geveleyip dairenin anahtarını istedim. O da fazla üstelemeden verdi zaten.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi iş Güngör.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Teşekkür ederim efendim.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şüpheli ne âlemde peki?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şimdilik sıra dışı bir olaya ya da harekete rastlamadım efendim. Sizin de önceden tahmin etmiş olduğunuz gibi haber saati koşa koşa televizyonun başına geçti. Baş komiserin açıklamasını dinlediğinde ise çok mutlu görünüyordu.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Güzel, yemi yuttu demektir. Evde başka biri var mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Annesi şu an içerde.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Anlaşıldı, harekete geçiyoruz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Oğlum kapı çalıyor! Kalk da hareket et biraz!” diye çıkıştı mutfakta çalışan kadın.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Öf anne ya! İşim var!” diye söylendi Ruhi Gezer, odasından çıkmayarak. Kızıl saçlı, bol sivilceli bir çocuktu Ruhi. Akranlarına göre daha kısa ve çelimsizdi. Jöle ile dikleştirdiği saçları bir kirpi gibi görünmesine neden oluyordu. Yatağında oturmuş, gelecekle ilgili planlar yapmakla meşguldü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne işin var? Hey Allah’ım, bu çocuk beni öldürecek.” dedi kadın, ellerini önlüğüne silerek kapıya ilerlerken. “Sabahları işe git, akşam gel yemek hazırla. İnsan bir minnet gösterir, yardım eder ama nerde!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kapı deliğinden bakıp da karşısında iki yabancı adam görünceye dek söylenmeye devam etti. O anda telaşla nefesi kesildi ve az önce neden bahsettiğini bile unutuverdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kimsiniz?” diye seslendi kapının ardından.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim sadece rozetini gözetleme deliğine yaklaştırmakla yetindi. Kadın ürkek bir biçimde kapıyı aralayıp “Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Durdu Gezer?” diye sordu Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, benim.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ben Selim Kuzgun, bu da ortağım Murat Pekcan.” Murat güven verici bir şekilde gülümseyerek kadını başıyla selamladı. Kadın da aynı şekilde fakat pek de samimi olmayan bir biçimde selama karşılık verdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Oğlunuza birkaç soru sormamız gerekiyor.” dedi Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Oğluma mı? Ama… Şey…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İçeride olduğunu biliyoruz. Öğretmenlerinden biri ile ilgili birkaç soru, hepsi bu.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey… Tamam, burada bekleyin lütfen.” dedi kadın ve içeriye doğru bir-iki adım atıp seslendi. “Ruhi! Oğlum gelsene bir dakika.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Fakat yanıt gelmedi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ruhi! Oğlum kime diyorum?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yine cevap gelmeyince kadın odaya doğru ilerlemeye başladı. Selim, başıyla ortağına kendisini takip etmesini işaret ederek kadının ardından içeri girdi. Murat da hemen onun ardındaydı. Ağır bir rutubet kokusu vardı içerde. Etraftaki az sayıdaki ve eski eşyalar ailenin maddi durumunun pek de yerinde olmadığını gösteriyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ruhi, cevap versene oğlum.” diye seslendi kadın, çocuğun odasının kapısını aralarken. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Oda boştu. İçerdeki tek hareket açık pencereden esen rüzgârla dalgalanan perdelerden geliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nereye gitti bu çocuk? Şimdi buradaydı.” dedi Durdu Gezer şaşkınlıkla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim daha fazla beklemedi ve kadını kibarca yana iterek pencereye doğru koştu. Aynı esnada Murat’ın telefonu çalmaya başladı. Arayan Güngör’dü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet?” diye açtı Murat telefonu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Yukarı çıkıyor! Yangın merdiveninden kaçtı!” dedi Güngör telaşla. Fakat Selim olayı çoktan çözmüş, pencereden dışarı adımını atmıştı bile.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kadının bağırışlarına aldırış etmeden Murat da pencereden fırladı ve ortağını takibe başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nerede?” diye sordu Güngör’e.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çatıda! Yan apartmana atladı!” diye yanıtladı telefondaki Güngör.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-rTrRPgZ4o_A/TdE_GH6wbNI/AAAAAAAACHc/A4ti2U5RAP8/s1600/snowy_night.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="243" src="http://3.bp.blogspot.com/-rTrRPgZ4o_A/TdE_GH6wbNI/AAAAAAAACHc/A4ti2U5RAP8/s320/snowy_night.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Az sonra iki ortak çatıdaydı. Karla kaplı çatıda kaçağın izlerini bulmaları hiç de zor olmamıştı. Asıl zahmetli olan şey ise bu zeminde koşarak ilerlemekti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kaçıyor! Ne diye oyalanıyorsunuz?” diye bağırdı Güngör.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kolaysa sen yakala!” diye söylendi Murat, ayakları kaya kaya koşarken. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim çok da uzak olmayan karşı çatıya sıçradı ve yerde ufak bir takla atarak takibine hızla devam etti. Murat onun kadar becerikli değildi. Buzlu zemin üzerinde kayarak kıç üstü yere kapaklanıverdi. Neyse ki aynı şey Ruhi için de geçerliydi. Hızla uzaklaşan çocuk bir anda tökezleyerek düştü. Bu Selim için yeterliydi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Dur!” dedi Selim, silahını çekip doğrultarak. “Kıpırdama!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ruhi yavaşça arkasına döndü ve yüzünde şeytanca bir sırıtışla rakibine bakmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Murat zor da olsa kalçasını tuta tuta ikilinin yanına geldi ve “Yolun sonuna geldin ufaklık.” dedi neşeyle.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hiç sanmıyorum aynasız.” dedi Ruhi Gezer, yüzündeki sırıtışı koruyarak. Aynı anda Selim silahını Murat’ın şakağına dayayıverdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“N-Ne? Ne yapıyorsun ihtiyar?” diye sordu Murat korkuyla. Yan gözlerle ortağına baktı ve gördükleri hiç hoşuna gitmedi. Selim Kuzgun bomboş gözlerle dimdik karşıya bakıyordu. Ağzı hafif açılmıştı, diğer kolu ise yanında tasasızca sallanıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şu anda seni duyacağını pek sanmıyorum.” dedi Ruhi, keyifle kıkırdayarak. “Ya da kim bilir, belki de duyuyordur. Bu işleri daha da zevkli yapar.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Selim?” diye seslendi Murat. Fakat hiç yanıt yoktu. “Ona ne yaptın seni aşşa…” O anda Selim, silahının namlusu ile Murat’ın başına okkalı bir darbe indirdi. Murat acı ile ahlayarak yere kapaklandı. Telefonu ise uçarak çatının uzak köşesine yuvarlandı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Yerinde olsam sözlerine dikkat ederdim aynasız! Ne de olsa hayatın benim elimde!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Murat elini alnına götürdü ve parmaklarına bulaşan kendi kanını hissetti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ayağa kalk!” diye emretti Ruhi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Murat zor da olsa denileni yaptı. O kalkar kalkmaz Selim bacaklarına bir çelme takarak tekrar düşmesine neden oldu. Ruhi keyifle kahkaha attı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Görüyor musun? Gücümü hissedebiliyor musun? Ona ne istersem yaptırabilirim. Ne istersem…” dedi ardından, kendinden geçmiş bir vaziyette.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ayağa kalk, tekrar.” dedi Ruhi, ağzından buhar huzmeleri çıkarken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir kez daha kalktı Murat fakat bu sefer başka darbe gelmedi. Selim yeniden silahının namlusunu Murat’ın başına dayamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Silahını at.” dedi sırıtan Ruhi. Murat bu lafı ikiletmedi ve tabancasını yavaşça çekip çatının uzak köşesine fırlatıverdi. Başı zonkluyor, alnından akan kan görüşünü bulanıklaştırıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nasıl?” diye sorabildi zorlukla, “Nasıl becerebiliyorsun? Bir silahla mı, yoksa bir tür ilaç mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İlaç mı?” diye sordu Ruhi, alaycı bir kahkaha eşliğinde. “O basit şeylere ihtiyacım yok. Bunu yapan şey sadece benim. Kendi gücüm ve kudretim!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Anlamıyorum.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Mutlak kontrol aynasız, üstelik sadece beyin gücüyle… İnanmıyorsan bak.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim durduğu yerde step dansı yapmaya başladı. Murat hayretler içinde ortağının ayak hareketlerini izlerken Ruhi ise kahkahalarla gülmekteydi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bundan çok keyif alıyorsun, değil mi?” diye sordu Murat. Başı dönmeye başlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kapa çeneni…” dedi hâlâ kıkırdayan Ruhi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ah, evet alıyorsun. Çok güzel bir his, değil mi? İnsanları kontrol edebilmek… Söylesene, okulda itilip kakılan bir tiptin, değil mi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kapa lanet çeneni…” diye yanıtladı Ruhi, artık gülmüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Büyük çocuklar sürekli seni pataklıyorlar mıydı? Fakir olduğun için hor mu görülüyordun? Onları da mı böyle kontrol ettin? Birbirlerini mi dövdürdün ha, söylesene?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sana kapa lanet çeneni dedim!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Peki ya öğretmenin? Çetin Muallim? Öldürmeden önce ona neler yaptırdın? Ya baban? Onu da kontrol ettin mi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çeneni kapa!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim sert bir yumrukla ortağını yere yıktı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Babamı isteyerek öldürmedim! O bir kazaydı!” dedi Ruhi, yanaklarından süzülen öfkeli yaşlar eşliğinde. “Sarhoştu, annemi dövüyordu. Onu durdurmak istedim. Sadece durdurmak…” Gözyaşları ve hıçkırık sesleriyle dolu birkaç saniye geçti. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Gücümün o gün farkına vardım. İnsanları… İnsanları kontrol edebiliyordum. Ruhum onların bedenine akıyor gibi… Aynı anda hem burada hem de onlarlaydım. Ben ne istersem onu yapıyorlardı, ne dilersem hem de. Üstelik benim kontrolümdeyken çok güçlü oluyorlardı, aynı zamanda çok da hızlı… Ama bir yan etkisi var. Beden aynı anda iki ruhu taşıyamıyor ve ben terk eder etmez diğeri kalp krizi geçiriyor. Babam kriz geçirdiğinde bunun bir tesadüf olduğunu sanmıştım. Ama okulda kavga ettiğim ve ele geçirdiğim çocukta da aynı şey olunca durumu kavradım. Babamı ben öldürdüm.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bak, ben… Bilmiyordum, üzgü…” diye söze başladı Murat fakat Selim’in midesine attığı tekme ile inleyerek yattığı yerde kıvrılıverdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kapa çeneni! Üzgün falan değilsin! Hiç biriniz değilsiniz! Çetin Muallim denen o hıyar da öyle! Babamın öldükten bir sonraki gün beni sözlüye kaldırdı ve gözümün içine baka baka bana sıfır verdi.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lc9ptxppuiQ/TdFCkLJ9X_I/AAAAAAAACHk/gVwCPOWUQ9A/s1600/empty_snowy_street.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="173" src="http://2.bp.blogspot.com/-lc9ptxppuiQ/TdFCkLJ9X_I/AAAAAAAACHk/gVwCPOWUQ9A/s320/empty_snowy_street.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ama intikamımı aldım!” dedi yeniden sırıtmaya başlayan Ruhi. “Önce onu kontrolüme aldım ve o çok değer verdiği parasını harcadım. Sonra annemle bana bir ömür yetecek parayı çaldım. Çok kolaydı, işin ucunun bana dokunması imkânsızdı. Ama sonra siz girdiniz işin içine. Sen ve şu ihtiyar teke…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim kendine bir tokat atıverdi. Gözleri hâlâ ifadesizdi ve darbeyi fark etmemişti bile.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sen de gidip bir başka soygun yaparak bizi yanlış yere yönlendirmeye çalıştın.” dedi Murat, zorla ayağa kalkarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ruhi bir an şaşırmış gibi göründü. Sonra kendini toparlayarak “Çok güzel aynasız, bravo.” dedi. “Demek küçük numaramı yutmadınız?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bizi kandırmak için bir başkasının hayatına kıydın.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne olmuş?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne mi olmuş? O da senin gibi, annen gibi bir insandı!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Umurumda değil. Ben canımdan çok sevdiğim öz babamı bile öldürdüm, tanımadığım insanların hayatını ne diye umursayayım?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sen bir hayvansın!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sen de bir ölü… Ortağın da öyle.” dedi Ruhi sırıtarak. Selim tabancasının horozunu kaldırdı, Murat ise sadece gözlerini yummakla yetindi. Ardından atılan tek bir el silah sesi geceyi yardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Murat yere devrilen bir bedenin çıkarttığı sesi duydu. Tek gözünü aralayıp baktığında Ruhi Gezer’in cansız bedeninin yüzükoyun yatmakta olduğunu gördü. Onun birkaç metre ardındaysa silahının namlusu tüten Güngör duruyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne? Ne oldu?” dedi o anda Selim, kendine gelerek. Bir an için Muratla göz göze geldiler. Sonra aniden elini göğsüne götürerek acı ile inlemeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır! Selim, hayır!” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Neler oluyor?” dedi koşarak yanlarına gelen Güngör.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kalp krizi geçiriyor! Ambulans çağır, çabuk!” diye bağırdı Murat, ortağının kravatını gevşetip gömleğini yırtarcasına açarken. Ne baş dönmesi ne de baş ağrısı kalmıştı aklında.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Burası Şahin bir, acil desteğe ihtiyacımız var!” diyordu Güngör, telefonla merkezi ararken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kalbi durdu!” diye haykırdı Murat. “Lanet olsun ihtiyar. Beni bırakma.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ellerini Selim’in göğsünde birleştirdi ve hızla kalp masajına başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“1… 2… 3… Haydi, Selim! Haydi ihtiyar!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“1… 2… 3…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“1… 2… 3…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İstanbul’un yüksek gökdelenlerinden birinde bir telefon 3 kez çaldı. Gölgeler arasında oturan adam ahizeyi yavaşça kaldırıp kulağına yaklaştırdı. Tek bir kelime bile söylemedi, gerek de yoktu zaten.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ben Fısıltı. Denek 26’yı kaybettik.” dedi telefonun diğer ucundaki ses. “Selim Kuzgun işi bozdu. Güzel haber ise deneyin başarılı olması. Kontrol sağlanabiliyor. Projeye devam ediyoruz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adam tuşlardan birine tek bir kez basmakla yetindi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Anlaşıldı.” dedi Fısıltı. “Aynen devam ediyoruz. Gelişmeler için ararız.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adam telefonu kapattı ve purosundan kocaman bir nefes çekip sırıttı. Her şey planladığı gibi gidiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;- SON -&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7969014657679962496?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7969014657679962496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7969014657679962496&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7969014657679962496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7969014657679962496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/05/gizemli-soygun-bolum-6-son.html' title='Gizemli Soygun ( Bölüm 6 ) -Son-'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ufs5GSgMNRE/TdFBbpOchCI/AAAAAAAACHg/wR0wusgPLbs/s72-c/istanbulda_kar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-7290059448386198045</id><published>2011-05-25T09:19:00.000+03:00</published><updated>2011-05-25T09:19:54.974+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Dünya mutfakları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wb52mxVfRjA/TdE8bUFx63I/AAAAAAAACHU/eFOdth_WKqU/s1600/Lozan+Meydan%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="224" src="http://2.bp.blogspot.com/-wb52mxVfRjA/TdE8bUFx63I/AAAAAAAACHU/eFOdth_WKqU/s320/Lozan+Meydan%25C4%25B1.jpg" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Dünya Mutfakları Festivalini bilir misiniz? Hemen hemen her yıl İzmir Fuarında gerçekleşen bu festivalde Dünya’nın dört bir yanından birbirinden aç… Aman, şey… Maharetli aşçılar gelir ve ziyaretçilere parmak yalatan yeteneklerini sergilerler. Çin mutfağından tutun da İtalyan mutfağına, Balkan mutfağından Meksika sofralarına, Hintlilere ve Fransızlara kadar çeşit çeşit ülkeye rastlamak mümkündür burada. Her yerde olduğu gibi burada da Türkler araya kaynamıştır ve her iki stantta bir yurdumun çeşitli bölgelerinin sofralarını görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl? Düşüncesi bile insanın iştahını açıyor, değil mi? İşte böyle iştahlı bir anımızda karar verdik biz de bu festivale katılmaya. Yani ben, Göker ve Sinan… O akşamüzeri fuarın Lozan Kapısı önünde gayet aç bir şekilde buluştuk ama bu durumu birbirimize çaktırmamaya da çalışıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nerede bu festival acaba?” diye sordu Sinan.&lt;br /&gt;“Ne o, acıktın mı yoksa?” diye sordum.&lt;br /&gt;“Yoo… Ben sizin için sordum. Ben fazla bir şey yemem zaten.” diye cevapladı.&lt;br /&gt;“Ben de yemem herhalde. Zaten niye acele ediyoruz anlamış değilim. Ne güzel geziyoruz işte.” dedi Göker.&lt;br /&gt;“Tabi canım, dolaşalım. Yemek yemeğe mi geldik buraya?” dedim ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde konuşarak yarım saat kadar dolaştık fuarın içinde. Sözde geziyorduk ama hepimizin gözü yemek festivalini arıyordu elbette. Fakat bırakın festivali daha yiyecek satan tek bir yere bile rastlayamamıştık. Midelerimiz de yavaştan guruldama modundan tamtam moduna geçmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Birine soralım mı?” dedim sonunda dayanamayıp, sesimdeki açlığı gizlemeye çalışarak. Yine de sesimin bir inilti gibi çıktığına bahse girebilirim.&lt;br /&gt;“Evet, evet. Soralım.” dediler ikisi de hevesle ve açlıktan küçülmüş gözlerle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldan geçen bir adamı resmen yaka paça durdurup sorduk.&lt;br /&gt;“Yemek festivali varmış burada abi, Nerede? Konuş çabuk! Nerede ha, nerede?” Aç değiliz ya…&lt;br /&gt;Adamcağız ya halimize acıdığından ya da kendisine yiyecek gibi baktığımızdan hemen tarif ediverdi festivalin yerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış kapıdan girmiştik, festival Basmane tarafındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Acele adımlarla ve açlıktan büzüşmüş midelerle hemen o tarafa doğru ilerlemeye başladık. Artık aç olduğumuzu birbirimize çaktırmamak gibi bir derdimiz kalmamakla beraber karşıdan gelen herkese de yiyecek bir şeyler gözüyle bakmaya başlamıştık. Karşımızdan kalabalık bir grup sosisli sandviç bize doğru gelirken birdenbire o tabelayı gördük; “Dünya Mutfakları Festivali.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yaşasın!”&lt;br /&gt;“Aman Ya Rabbim, yemek!”&lt;br /&gt;“Hepsini yemek istiyorum! Hepsini! Hepsini!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen kendimizi stantların arasına attık. Ama bu sefer de daha büyük bir problem çıktı karşımıza; ne yiyecektik? Bir müddet onu yiyelim, hayır bunu yiyelim, hepsini yiyelim şeklinde didiştikten sonra en iyi çözümün ayrılmak olduğuna karar verdik. Yoksa birbirimizi yiyecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nn6QxDUh0sg/TdE8ak9oTcI/AAAAAAAACHQ/Vh-5CQ6O9hY/s1600/d%25C3%25BCnya+mutfa%25C4%259F%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-nn6QxDUh0sg/TdE8ak9oTcI/AAAAAAAACHQ/Vh-5CQ6O9hY/s1600/d%25C3%25BCnya+mutfa%25C4%259F%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hızlıca bir turun ardından Çin ve Hint mutfağından uzak durmamın midemin selameti açısından daha iyi olacağına karar verdim. Bunda tezgâhlarda sergilenen ve adlarının dahi ne olduğunu bilmek istemediğim yiyeceklerin de etkisi büyüktü tabi. Meksika mutfağının oradan gelen “Yandım Allah!” çığlıklarına ve ağzından ateş püskürterek koşuşturan yaşlı teyzelere bakılırsa orası da bana pek yaramazdı. Buraya kadar gelmişken Türk mutfağından bir şeyler yemek komik olur diyerekten memleketimin güzide mutfaklarını da es geçtim. Tam Fransız mutfağını sümüklü böcekleriyle baş başa bırakmıştım ki üzerinde İtalya bayrağı salınan, enfes kokuların yükseldiği bir başka stant takıldı gözüme. Pizzalar, spagettiler, lazanyalar… “İşte!” dedim kendi kendime “İşte aradığım bu!” Hemen sıraya girdim ve en dolusundan bir tabak bolonez makarnayı kapıverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra kararlaştırdığımız buluşma noktasındaydım. Önce elinde bir tabakla Göker geldi, ardından Sinan göründü kalabalığın arasından. Herkes birbirinin tabağına bakıyordu merakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne aldın? Makarna mı yoksa o?” diye sordu Göker.&lt;br /&gt;“Evet, bolonez soslu makarna.”&lt;br /&gt;“Yuh ya, insan buraya kadar gelip de makarna mı yermiş.”&lt;br /&gt;“Sen ne aldın peki?” diye sordum, biraz bozularak.&lt;br /&gt;“Hint mutfağından aldım ben. Şey bu… Et galiba.”&lt;br /&gt;“Ben de Çin mutfağından aldım.” dedi Sinan. “Haydi oturalım artık, açlıktan ölüyorum!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir arayışın ardından kendimize göre üç kişilik bir yer bulduk. Hemen tıkınmaya başladık tabi. Ben keyifle makarnamı mideye indirirken Sinan’dan şöyle bir yorum geldi; “Abi ben bunu yiyemeyeceğim galiba.”&lt;br /&gt;“Ben de…” dedi Göker. “Üstelik benim midem de bulanmaya başladı.”&lt;br /&gt;“Benim de…” dedi Sinan. Sonra ikisi birden dönüp iştahlı gözlerle benim tabağımı süzmeye başladılar.&lt;br /&gt;“Onun hepsini yiyecek misin?” diye sordu biri.&lt;br /&gt;“Yoo…” dedim biraz da buruk bir sesle. “İsterseniz paylaşalım.”&lt;br /&gt;Öyle de yaptık. Bir tabak üç çatal…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük ihtimalle de o gün oradan tam olarak doymadan ayrılan tek insanlar bizlerdik…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-7290059448386198045?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/7290059448386198045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=7290059448386198045&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7290059448386198045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/7290059448386198045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/05/dunya-mutfaklar.html' title='Dünya mutfakları'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-wb52mxVfRjA/TdE8bUFx63I/AAAAAAAACHU/eFOdth_WKqU/s72-c/Lozan+Meydan%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-3785919824621912702</id><published>2011-05-22T08:35:00.006+03:00</published><updated>2011-05-22T08:35:00.111+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Polisiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Gizemli Soygun ( Bölüm 5 )</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/index.php"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;sitesinde yayınlanan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;için yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-q86T9eBj8Iw/Tc_XxslCDgI/AAAAAAAACHA/vtU-Y2M0j70/s1600/detective_office_by_shinobebop.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="216" src="http://4.bp.blogspot.com/-q86T9eBj8Iw/Tc_XxslCDgI/AAAAAAAACHA/vtU-Y2M0j70/s320/detective_office_by_shinobebop.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Başlarım sizin yapacağınız işe!” diye bağırdı baş komiser Haldun Gürses, bütün polis merkezini inleten bir sesle. Masasında oturmuş, sinirinden sandalyesinde hop hop hoplar bir vaziyette Selim ve Murat’ın raporunu dinliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sakin ol Haldun.” dedi Selim, komiser ne zaman bağırmaya başlasa yaptığı gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sakin? Sakin olayım öyle mi? Olayla ilgili tanık var mı diyorum, var diyorsunuz. Nerede diye soruyorum, öldüler diyorsunuz! Nasıl sakin olmamı beklersin? Elinizi kime atsanız öbür tarafı boyluyor maşallah!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Abartma… Adamlardan ilki biz olay yerine varmadan ölmüştü zaten. İkincisini ise hastaneye kaldırılırken yolda kaybettik maalesef.” dedi Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi de ne diye adamı hastaneye götürüyordunuz ki? Bana bak Selim, herifi konuşturmak için onu eşek sudan gelinceye kadar dövdüğünü söyleme bana yine.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kim? Ben mi? Tabi ki hayır, benim öyle bir şey yaptığım nerede görülmüş?” diye cevapladı Selim, abartılı hareketlerle.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Murat ise oturduğu yerde huzursuzca kıpırdanarak ortağına baktı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tabi canım, hiç öyle şey yapar mısın sen?” diye homurdandı Haldun. “Geçen seferki barmeni sorgulayabilmek için iki gün ayılmasını beklemek zorunda kalmıştık, hatırlatırım sana.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“O tamamen bir kazaydı. Adam tökezleyip vitrininin camından dışarı fırladıysa bu benim suçum mu?” dedi Selim, artık bariz bir biçimde gülerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tökezlemişmiş. Sen onu benim külahıma anlat!” diye gürledi Haldun. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bir de ajans sahibine…” diye mırıldandı Murat. Ardından Selim’den yediği dirsek darbesiyle hafifçe inledi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hangi ajans sahibi?” diye sordu Haldun endişeyle.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Önemli bir şey değil.” diyerek araya girdi Selim tekrar, genç ortağına kötücül bir bakış attıktan sonra. “Bak, bu öyle bir şey değildi inan bana. Adamı mezarlıkta kıstırdık. Üzerimize doğru koşarak geliyordu. Sonra… Sonra birdenbire durdu.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, gerçekten de çok garipti.” dedi Murat. “Neredeyse insanüstü denebilecek bir hızla üzerimize koşuyordu. Bir an için bizi ezip geçecek sandım ama tam önümüzde kazık gibi duruverdi. Gözleri görmüyor gibiydi, öylece boşluğa bakıyordu adeta.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kesinlikle! Birkaç saniye sonra ise adamın kendine geldiğine şahit olduk ve dediği şey tam olarak şuydu; &lt;i&gt;neredeyim ben?&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kendine geldiğine mi?” diye sordu Haldun, şaşırarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, sanki bir rüyadan uyanmış gibiydi ve oraya nasıl geldiğini anlamaya çalışıyordu.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Uyurgezer gibi miydi diyorsun yani?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Öyle de denebilir fakat bir ordu dolusu adamı tepeleyecek kadar da uyanıkmış aynı zamanda. Bilemiyorum, garip bir durum…” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ya sonra?” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sonra aniden kalp krizi geçirmeye başladı. İlk müdahaleyi yapıp doğruca en yakın hastaneye kaldırdık fakat oraya vardığımızda artık çok geçti.”&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Off!” diye inledi Haldun, başını avuçlarının içine gömerek. Aldığı haberler yüzünden adeta çökmüş gibi görünüyordu. “Kalp krizleri, ne yaptığını bilmeyen hırsızlar…” diye başladı sonunda konuşmaya. Sesi oldukça ümitsiz ve boğuk bir biçimde çıkıyordu. “Bu dava giderek daha da karışık bir hal almaya başladı ve elimizde tek bir ipucu bile yok. Üstelik bu gece yılbaşı… Halk panik içinde ve büyük bir ihtimalle de kimse yılbaşını rahat bir şekilde kutlayamayacak. Evlerine kapanacaklar ve gördükleri her Noel Baba’ya da şüpheyle yaklaşacaklar. Ya da tam tersi, sokaklara dökülüp onları linç etmeye bile kalkabilirler. Bunların hepsi için de beni suçlayacaklar. Üzerine bir de başka soygunlar gerçekleşti mi tamamız demektir. Mahvoldum, bittim ben! Melahat hepimizi tüm Türkiye’nin gözü önünde maskara edecek.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ms3ehh56914/Tc_YfKhkk-I/AAAAAAAACHE/5HhmiRXtv4U/s1600/DetectiveOffice.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ms3ehh56914/Tc_YfKhkk-I/AAAAAAAACHE/5HhmiRXtv4U/s320/DetectiveOffice.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ümidini yitirme, gün sona bu davayı ermeden çözeceğiz.” dedi Selim, piposunu yakıp derin bir nefes alırken. “Ayrıca başka soygun olacağını da sanmıyorum.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nedenmiş o?” diye sordu Haldun, yüzünü kapayan parmaklarının arasından bakarken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çok açık… İkinci soygun sadece bir aldatmacaydı.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nasıl yani?” diye sordu hem Murat hem de Haldun aynı anda.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bakın…” dedi Selim, masanın üzerindeki olay dosyasından iki farklı rapor çıkararak. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu bankadan çalınan tutar.” dedi bol sıfırlı bir rakamı gösterirken. “Bu ise Cevahir’den çalınan miktar.” diye devam etti Selim, daha ufak bir tutarı işaret edip. “Ne görüyorsunuz?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İkisinin arasında dağlar kadar fark var.” dedi Murat. “Deveyle pire gibi…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Aynen öyle.” diye doğruladı Selim. “Sizce elinde bu kadar yüklü miktarda para bulunan biri neden böylesine ufak bir meblağ için başını belaya sokar ki?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Doyumsuzluk?” diye önerdi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Belki de çok büyük bir iş çeviriyorlar ve daha fazla paraya ihtiyaçları vardır.” diye fikir yürüttü Haldun.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Belki… Fakat adamların neler yapabildiklerini az çok biliyoruz. Niçin bir başka banka, mesela Merkez Bankası değil de onlardan kat be kat daha az para içerdiği açıkça belli olan bir alış-veriş merkezi?” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ne Murat’tan ne de Haldun’dan bir cevap gelmeyince konuşmasını sürdürdü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Peki, mezarlıktaki adam neden ikimizi de oracıkta harcamadı ve öylece duruverdi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey… Elimizde silahlar vardı ya. Belki de korkmuştur.” dedi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, hiç sanmıyorum. O adam bize teslim edildi, bizi yanıltmaya çalışıyorlar. Meraklı Melahat’in uydurma haberleri yüzünden tüm ülke ortada bir Noel Baba çetesi olduğuna ve bütün polis teşkilatının onları aradığı masalına inanmış vaziyette. Büyük ihtimalle hırsızımız da öyle düşünmüş olmalı… Bu yüzden bunun gerçekten de organize bir iş olduğunu ve çetenin diğer elemanı yakaladığımızı sanmamızı istedi. Böylece onun peşini bırakacaktık.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bir saniye, bir saniye…” dedi Murat. “Bu çok mantıksız! Hırsız sadece tek bir kişiymiş gibi konuşuyorsun.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Öyle olduğunu sanıyorum.” dedi Selim düşünceli bir biçimde, piposundan çektiği dumanlar ağzından yavaşça süzülüp odanın tavanında dans ederken. “Her şeyden önce tüm şüphelilerin kalp krizi sonucu ölmeleri sadece basit bir tesadüf olamaz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Onları ortadan kaldırdığını mı ima ediyorsun?” diye sordu Haldun.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Belki… Hatta neredeyse eminim. Ya Noel Babalar sadece birer kurbansa? Ya rastgele seçilmiş piyonlardan ibaretlerse?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi de bu nasıl mümkün olabilir?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bilmiyorum ama şurası kesin. Ne ilk ne de ikinci Noel Baba’nın da suç kaydı yok. İkisi de kendi halinde yaşayan, dürüst insanlarmış. Öğretmen de öyle… Hiçbiri de bir diğerini tanımıyor ayrıca. Fakat nedense birdenbire Noel Baba efsanesi dâhil tüm batıl şeylerden nefret eden bir adamın İstanbul’un en işlek caddesinde, tam da para transferlerinin gerçekleşeceği saatte kostümlü bir adam kiralayası geliyor. Hem de kartının tüm limitini harcayarak! Sonra da ömrü elvermeyip ölüveriyor! Ardından yaşlılıktan beli bükülmüş bir ihtiyar birdenbire aslan kesilip bir banka dolusu adamı pataklayıveriyor, akabinde bir sokak arasında kalp krizi geçirip nalları dikiyor. Bugün ise tamamen başka bir genç yaşlı adamla aynı yetenekleri sergileyip yine ölüyor. Banka soygunundan minibüsle kaçan kişi ve paraların da hâlâ kayıp olduğunu unutuyorsunuz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tamam, tamam!” dedi Haldun, “Beni ikna ettin, bunun tesadüf olduğunu düşünmek bile polislikten istifa sebebi olur. Diyelim ki söylediklerin doğru. Peki, bunu nasıl yapıyor? Demek istediğim kim bir başkasının iradesi üzerinde hâkimiyet kurabilir ve sağlıklı bir insana kalp krizi geçirtebilir ki?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Aslına bakarsan benim kafamı kurcalayan da bu.” diye yanıtladı Selim, düşünceli bir biçimde. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bir tür silah olabilir mi dersiniz?” dedi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Silah mı? Ne tür bir silah?” diye sordu baş komiser.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hani şu bilim-kurgu filmlerindeki gibi… Şimdi, bu bir film değil diyeceksiniz belki ama…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Aslına bakarsan bana bir daha şef dememeni söyleyecektim fakat o da olur.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey, kusura bakma şef. Her neyse, bu tip silahların gerçekten de yapılabileceğini biliyorum. Bir belgeselde izlemiştim. Bildiğiniz gibi insan kalbi belirli bir ritim eşliğinde çalışır ve bu ritim bozulduğu zamanlarda çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar. Çarpıntı, tekleme…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ve kalp krizi.” diye ekledi baş komiser.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Aynen öyle, kalp krizi… Bundan birkaç yıl önce Amerikalı bazı bilim adamları belirli ses ya da ışın dalgaları ile bu ritmin bozulup bozulamayacağını araştırmışlar. Tahmin edin sonuç ne olmuş.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Başarılı mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Aynen öyle. Daha sonra bu araştırmanın kötü ellerde istenmeyen sonuçlar vereceğini düşünerek dosyayı rafa kaldırmışlar. Ya da en azından bizlere söylenen bu… Ordunun bu projeyi çok gizli yaftası altında devam ettiği iddia ediliyor.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, silah olamaz.” dedi Selim. “Mezarlıkta bizden başka hiç kimse yoktu ve yola en yakın mesafeden hayli uzaktaydık. Ayrıca bu teori adamların bilinçlerini ve vücut kontrollerini kaybetmelerini açıklamıyor.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bir tür ilaç olabilir mi peki? Hani şu beyni uyuşturan zamazingolardan?” diye fikir yürüttü Haldun.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, ilaç da olamaz. Uyuşuk ve hantal hareketlere neden olur, oysa adamların her ikisi de gayet çevik ve güçlüydüler.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Öyleyse ne?” diye sordu Haldun.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bilmiyorum, emin değilim.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Baş komiser derin bir ah çekerek başını masaya yasladığı kollarının üzerine bıraktı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;O esnada odanın kapısı ürkek bir biçimde çalındı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Gel!” diye seslendi baş komiser, kafasını koyduğu yerden kaldırmadan. İçeriye henüz yirmili yaşlarında olan, çekingen bir polis memuru girdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Amirim…” diye söz istedi çekinerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, ne var?” diye sordu Haldun, bezgince.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Müfettiş Kuzgun adına bir paket geldi. Ulaşır ulaşmaz kendisine teslim etmemizi emretmişti.” diye yanıtladı genç memur, yan gözlerle Selim’i süzerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hah!” dedi Selim, bu haberi duyunca ve heyecanla ayağa kalkıp delikanlının yanına ilerledi. “Nihayet, ben de bunu bekliyordum. Sağ ol evlat!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Genç polis Selim’e hayran hayran bakarak “Ben teşekkür ederim efendim. Benim için onurdur.” mahiyetinde bir şeyler geveledi. Ardından heyecandan kıpkırmızı olmuş bir yüzle odayı terk etti. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XwURZs13k1o/Tc_ZsFYbuqI/AAAAAAAACHI/cStJv97QcH4/s1600/writing+sample.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-XwURZs13k1o/Tc_ZsFYbuqI/AAAAAAAACHI/cStJv97QcH4/s320/writing+sample.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nedir o?” diye sordu sonunda kafasını biraz da olsa kaldıran Haldun.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu…” dedi Selim, paketi yırtıp açarken. İçersiden kahverengi, büyük bir zarf çıktı. Üzerine ince ve eğik bir el yazısı ile “İvedidir.” yazılmıştı. “…okul müdüründen istediğimiz yazı örnekleri. Ruhi Gezer adlı öğrenciye ait birkaç sınav kâğıdı ve sicil dosyası… Öğretmenin çektiği siparişi hatırlıyor musun?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, tam soygunun yapıldığı saatte o sokakta yürümesi için bir Noel Baba kiralamış demiştin.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bir Noel Baba alana bir geyik bedava kampanyasından yararlanmış.” dedi Murat gülerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Haldun ve Selim’in dik bakışları ile karşılaşınca gülümsemesi yavaşça soldu ve öğrencinin sicil dosyasını kaparak kızaran yüzünü gizlemeye çalıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İlginç olan şu; adamın yazısı ile formun üzerindekiler birbirini tutmuyor. Bak, bu adamın el yazısı.” dedi bulmacanın üzerindeki eğik yazıyı gösterirken. “Bu ise form üzerinde kullanılan yazı… İkisi ne kadar farklı görüyor musun?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, öğretmene ait olmadığı gün gibi ortada...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kesinlikle. Bu da bize o odada başka birinin daha olduğunu ispatlıyor. Muhtemelen Noel Baba siparişini veren ve öğretmenin ölümünden sorumlu olanda kişi de o. Hatta bankayı soyduran da o olabilir büyük ihtimalle.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bak, bulmacanın üzerinde farklı bir yazı daha var.” dedi Haldun heyecanla. “Belki de ortada birden fazla suçlu vardır. İşte tam şurada! Ne yazmış bakayım? Asabi ve inatçı kişi; Selim.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bunun üzerine Murat’ı küçük bir öksürük krizi tuttu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, sanmıyorum. Diğer yazının sahibinin tek suçu sadece biraz kalın kafalı olması, o kadar.” diye yanıtladı Selim, pis pis sırıtarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne?” dedi Haldun, bir Murat’a bir de Selim’e bakarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Boş ver.” diye yanıtladı Selim, ortalığı daha fazla kızıştırmamaya karar vererek. Ardından baş komiserin aradaki bağlantıyı kurmasına fırsat vermeden kâğıtları alıp ortağına uzattı. “Kontrol et bakalım.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Derhal!” dedi Murat, kâğıtları kaparcasına alırken. Çok fazla incelemesine gerek bile kalmamıştı. “Yazılar tıpatıp aynı.” diye bildirdi sevinç, şaşkınlık, heyecan ve biraz da hayranlık dolu bakışlarla ortağına bakarken. “İyi de nasıl bildin?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bunu biraz da sana borçlu olduğumu itiraf etmem gerek.” dedi Selim, piposunu tüttürürken. “Okul müdürüne sorduğun o soru ve müdürün anlattığı kalp krizi olayı çocuktan şüphelenmemdeki asıl sebepti. Fakat yazıları karşılaştırıncaya kadar ben de tam olarak emin değildim.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Peki ya yanılıyorsak? Ya çocuk sadece o anda orada bulunuyorsa? Öğretmen formu öğrencisine doldurtmuş olabilir pekâlâ.” dedi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Olabilir elbette fakat çok düşük bir ihtimal. İkilinin birbirini pek sevmediğini biliyoruz. Hoş, öğrencilerin hiçbiri öğretmeni sevmiyormuş ya. Ayrıca bir de Ruhi’nin kavga ettiği çocuğun kalp krizi geçirdiği gerçeği var. Hem de bir sürü garip harekette bulunduktan sonra…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tabi ya…” dedi alnına bir şaplak atan Murat. “Bu her şeyi açıklıyor. O çocuk da muhtemelen Ruhi’nin kontrolü altınaydı. Hatta ilk kurbanı bile olabilir.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hazır sicil dosyası elindeyken bak bakalım nerede oturuyormuş?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ruhi Gezer. 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi. Kağıthane’ye bağlı Gültepe mahallesinde annesiyle birlikte yaşıyormuş. Babası… Oh-oh!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Babası bir yıl kadar önce ani bir kalp krizi sebebiyle ölmüş!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Tombala!” dedi Selim, sırıtarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi de…” dedi Murat kendini toparlayarak. “Bu çocuk tüm bunları nasıl başarıyor? Yani o adamları kontrol etme gücü, kalp krizi atakları falan?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bilmiyorum ama bunu öğrenmenin tek yolu var.” diye yanıtladı Selim. “Şimdi, planımız şu…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;( Devam edecek... )&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Detective office art by &lt;a href="http://shinobebop.deviantart.com/"&gt;shinobebop&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-3785919824621912702?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/3785919824621912702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=3785919824621912702&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3785919824621912702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/3785919824621912702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/05/gizemli-soygun-bolum-5.html' title='Gizemli Soygun ( Bölüm 5 )'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-q86T9eBj8Iw/Tc_XxslCDgI/AAAAAAAACHA/vtU-Y2M0j70/s72-c/detective_office_by_shinobebop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-4507024376742294512</id><published>2011-05-19T09:23:00.000+03:00</published><updated>2011-05-19T09:23:20.116+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anı'/><title type='text'>Sağım solum, önüm arkam...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dVZJ4lgcXbs/Tc_V4QPHRpI/AAAAAAAACG8/X7Iu2f2-Cd0/s1600/agent+smiths.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/-dVZJ4lgcXbs/Tc_V4QPHRpI/AAAAAAAACG8/X7Iu2f2-Cd0/s320/agent+smiths.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Geçen gün iş yerindeyken oldukça enteresan bir olay geldi başıma. Masamda oturmuş, günlük rutin işlerle uğraşıyordum. Derken kapıdan içeri muhasebecimiz Ali Bey giriverdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından kullandığımız muhasebe programı hakkında bazı soruları olduğunu söyledi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;“Hay hay…” dedim, “Cevaplayabileceğim bir şeyse elimden geleni yaparım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Ama değildi. Çok teknik şeyler soruyordu ve programa o kadar da hâkim değildim. “Bu işi çözse çözse bizim bilgisayarcımız çözer.” dedim muhasebeci Ali’ye. “İşin komik tarafı ne biliyor musunuz? Onun adı da Ali.” diye devam ettim. Adam güldü haliyle. “Eh, Ali ismi yaygın bayağı.” dedi. “Ama Ahmet ya da Mehmet kadar da çok değil Allah’tan.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Hemen bilgisayarcıya telefon ettik. Şansımıza bilgisayarcı Ali yakınlardaydı ve işi de yoktu üstelik. Muhasebeci Ali’ye seve seve yardım etmeye de hazırdı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Yarım saat kadar sonra bilgisayarcı Ali ile muhasebeci Ali ofisin ortasında hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Ben de köşeme çekilmiş, işlerimi bitirmeye çalışıyordum. O esnada kapıdan içeri kırtasiyeci Ali ağabey giriverdi. Tahsilâta çıkmış, müşterileri dolaşıyormuş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;“Hoş geldin Ali ağabey.” dedim, biraz da bıyık altından gülerek. Üçü birden bana döndüler tabi… Onları tanıştırınca da birbirlerine bakmaya başladılar gülerek. Onlar kendi aralarında konuşurken telefonum çaldı ve sevkiyattaki arkadaş beni yanına çağırdı. Masamdan kalkıp “Ali ağabey sen bekle bir dakika, ben hemen geliyorum.” dedim kırtasiyeciye. Üçü birden bana dönüp “Tamam İhsan, sen git. “ dediler. &lt;br /&gt;Kendi kendime “Amma iş ha…” diyerek aşağı indim. Bir baktım ki karşımda nakliyeci Ali ağabey duruyor! “Yok artık yahu!” derken adam yanıma geldi, selamlaştı ve ufak bir bakiyemiz olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;“Eh, madem öyle benimle yukarı gel de halledelim.” dedim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Kısa bir süre sonra yeniden ofisteydim ve etrafımda dört tane Ali vardı. Üstelik böyle bir ortamda konuşmak çok zordu. Ne zaman birine bir şey söylesem dördü birden cevap vermeye başlıyordu. “İyi ki çok yaygın bir isim değilmiş.” diye kendi kendime söylenirken yine telefon çaldı. Bu kez arayan şirket müdürüydü. “Ali ağabeyin gelmiş, yanında mı?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Hangisi?” dedim.&lt;br /&gt;“Ne demek hangisi? Kaç tane Ali ağabeyin var?” diye sordu.&lt;br /&gt;“Dört.”&lt;br /&gt;“Nasıl dört? Kaç kişi var oğlum senin yanında?”&lt;br /&gt;“Dört.”&lt;br /&gt;Bir müddet karşıdan ses gelmedi. Sonra telefonu kapatıp aşağı indi ve gördüğü manzara karşısında o da en az benim kadar şaşırdı. “Ali hoş geldin.” dedi hafif afallayarak.&lt;br /&gt;“Hoş bulduuuuuk…” dediler hep beraber.&lt;br /&gt;O arada ben kahkahayı bastım tabi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Akşamleyin yorgun argın eve vardım. Kapıyı annem açtı, “Hoş geldin oğlum.” dedi.&lt;br /&gt;“Hoş bulduk anne.” dedim bitkin bir şekilde. “Çok yorgunum, yemeği yiyip yatacağım.”&lt;br /&gt;“Olmaz, misafir var.” dedi.&lt;br /&gt;“Haydi ya… Tüh! Kim geldi yine?” diye sordum bezginlikle.&lt;br /&gt;“Kız kardeşin ve kocası… Yani Esra ile Ali.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir, iki, üç… Tıp!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7988226732727064757-4507024376742294512?l=yorgun-savasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/feeds/4507024376742294512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7988226732727064757&amp;postID=4507024376742294512&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4507024376742294512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7988226732727064757/posts/default/4507024376742294512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yorgun-savasci.blogspot.com/2011/05/sagm-solum-onum-arkam.html' title='Sağım solum, önüm arkam...'/><author><name>mit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10077872333190075775</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-JxgpKND-cUk/TXSCWho3_LI/AAAAAAAACBQ/5gZjJxsSMgQ/s220/Leon.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dVZJ4lgcXbs/Tc_V4QPHRpI/AAAAAAAACG8/X7Iu2f2-Cd0/s72-c/agent+smiths.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7988226732727064757.post-5644678184662306835</id><published>2011-05-17T09:14:00.000+03:00</published><updated>2011-05-17T09:14:01.605+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Polisiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kayıp Rıhtım'/><title type='text'>Gizemli Soygun ( Bölüm 4 )</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/index.php"&gt;Kayıp Rıhtım&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;sitesinde yayınlanan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&amp;nbsp;için yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9sj0oYPKgl0/Tc5rveoKfdI/AAAAAAAACG0/6U4z6VTKmJI/s1600/cevahir-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-9sj0oYPKgl0/Tc5rveoKfdI/AAAAAAAACG0/6U4z6VTKmJI/s320/cevahir-2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Noel Baba kılığındaki bir adam, sırtında hediye paketleri olan bir çuval olduğu halde ağır adımlarla yürüyen merdivenden yukarı çıkıyordu. Yılbaşı zamanı olduğu için bunda bir gariplik yoktu. Asıl gariplik adamın aşağı inen merdivenleri tırmanmaya çalışmasıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hey! Ne yaptığını sanıyorsun be adam?” diye sordu merdivenlerden inmekte olan bir kadın. Fakat adam onu duymadı bile. Boş bakışlar ve her iki yanında serbestçe sallanan kollarla merdiveni çıkmaya devam etti. Biraz zor da olsa merdivenleri aştı ve Cevahir’in dördüncü katındaki teknoloji mağazasına doğru ilerlemeye başladı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İçeri girer girmez birdenbire hareketleri hızlanıverdi adamın. Önce köşedeki güvenlik görevlisinin üzerine doğru koştu. Ardından uçan bir tekme atarak görevliyi mağazanın karşı tarafına uçurdu. Neye uğradığını şaşıran güvenlik, üzerine yığılan teknolojik cihazların altında kalıverdi. Etraftaki müşterilerden panik dolu bir çığlık yükselirken Noel Baba kasaların olduğu bölüme ilerlemeye başlamıştı bile. Önünü kesmeye çalışan satış temsilcilerinden birine elindeki çuvalla sert bir darbe vurdu. Çığlık atarak olduğu yerde çakılı kalmış kasiyer kızı da fırlatıp attıktan sonra kasaları açtı ve içlerindeki parayı çuvalına doldurmaya başladı. Kısa süre içinde işini tamamlamıştı. Yine koşar adımlar ve boş bakışlarla mağazanın çıkışına doğru ilerledi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Tam kapıda iki güvenlik görevlisi ile daha burun buruna geldi. Hiç beklemeden elindeki çuvalı soldaki görevlinin kucağına fırlattı. Adam ne olduğunu anlayamaz bir şekilde paraları kucaklarken Noel Baba diğer görevlinin suratına sağ dirseğini geçiriverdi. Adam acı ile bağırıp yüzünü tutarken önce elinin tersiyle bir yumruk sonra da döner bir tekme attı Noel Baba. Ayakları yerden kesilen görevli büyük bir şangırtı eşliğinde vitrinin camını kırarak dışarı uçtu. Vitrinin parçalanmasıyla birlikte mağazanın alarmı da çalmaya başladı. Bütün bunlar o kadar çabuk olmuştu ki diğer görevli kıpırdamaya dahi fırsat bulamamıştı. Noel Baba’nın boş bakışları kendisine döndüğünde ise artık çok geç olduğunu biliyordu. Çuvalı yere bırakıp bacaklarının el verdiğince hızla kaçmaya başladı. Fakat Noel Baba peşinden gitmedi. Çuvalını alıp bir diğer mağazaya doğru yöneldi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;O esnada genç bir kadının sesi duyuldu Cevahir’in tüm katlarında; “Hayır!” Bu, Noel Baba kılığındaki adamın çiçeği burnunda sevgilisinden başkası değildi. “Hayır, ne yapıyorsun? Dur lütfen. Dur!” dedi kadın, adama doğru koşarken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Adam ise oralı bile olmadı. Kadın, adamın koluna yapışarak “Bana bak! Lütfen bana bak!” diye yalvardı. Adamın gözlerindeki boş bakışları gördüğü anda ise donakaldı. “Sen… Sen o değilsin! Kimsin sen?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Aldığı cevap adamın elinin tersiyle gelen bir tokattan ibaretti. Kadının son hatırladığı şey etrafında yükselen çığlıklar ve sevdiği adamın yürüyerek uzaklaşan görüntüsüydü. Sonra her yer karardı.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yaşlı hademe bir taraftan karanlık koridorda romatizmasının el verdiği hızla ilerliyor ve bir taraftan da sesinin duyulacağını umarak bağırıyordu; “Patlama geldim! Geldim!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çift kanatlı ve geniş camlı kapıya vardığında biri pardösülü iki kişinin kendisini beklemekte olduğunu gördü. İçlerinden kısa olanı kapıyı usanmadan tıklatmaya devam ediyor, üstelik bundan oldukça da keyif alıyor gibi duruyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu karda kıyamette dışarı çıktıklarına göre ya dilenci ya da çatlak olmalılar.” diye düşündü kendi kendine. “Evet, ne var?” diye sordu kapıyı açmadan, bir elini ne istediklerini sorar gibi sallayarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İçlerinden uzun boylu ve asık suratlı olanı elini pardösüsünün içine daldırdı ve bir rozet çıkarttı. “Polisler, hıh!” dedi yaşlı hademe. “Dilencileri tercih ederdim.” Söylene söylene kapıyı açtı ve davetsiz misafirlerini içeri davet etti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ben Selim Kuzgun, bu da ortağım Murat Pekcan.” diye tanıttı kendisini uzun olan.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kısa kes aynasız. Ne istiyorsunuz?” diye sordu hademe, aksi bir tavırla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kayıt yaptırmaya geldik.” dedi Murat. “Nereye başvuracağız?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne?” dedi aptallaşan hademe.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Siz ona aldırmayın.” dedi Selim, “Müdür bey burada mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hademe bir Murat’a bir de Selim’e baktı. Sonra da omuzlarını silkerek kendisini takip etmelerini işaret etti. “Şanslısınız, müdür bey az önce geldi.” dedi, ağır aksak karanlık koridorda ilerlerken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Güzel.” dedi Selim. “Kendisine bir-iki sorumuz olacak.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Beni ilgilendirmez! Siz kendi işinize bakın ben de kendiminkine.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Burası neden bu kadar karanlık?” diye sordu Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çünkü okul kapalı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kapalı mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, yoğun kar yağışı nedeniyle tüm okullar tatil edildi. Nerede yaşıyorsunuz siz, mağarada falan mı?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, bir lisenin karanlık koridorlarında.” dedi Murat, sırıtarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hademe Murat’a ters ters bakarak durdu. Sonra da işaret parmağı ile merdivenleri işaret ederek “Müdürün odası üçüncü katta. Madem burada yaşıyorsunuz o zaman kolayca bulursunuz.” dedi aksi bir tavırla. Ardından sırtını dönüp gitti. Selim öfke ile Murat’a baktı, Murat ise omuzlarını silkmekle yetindi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HOU3-EpZIUI/Tc5sQwPuEgI/AAAAAAAACG4/zTbC5m1t1CQ/s1600/dark+corridor.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-HOU3-EpZIUI/Tc5sQwPuEgI/AAAAAAAACG4/zTbC5m1t1CQ/s320/dark+corridor.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kısa bir arayışın ardından müdürün odasını bulmuşlardı. Selim kibar bir şekilde kapıyı tıklattı. Gür bir ses yanıtladı onları; “Gel!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İçeri girenleri gördüğünde müdür önce bir afalladı. Sonra çabucak kendini toparlayarak “Buyurun, hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu elinden geldiğince kibarca. Selim bir kez daha rozetini çıkarıp kendilerini tanıttığında müdürün şaşkınlığı bir kat daha arttı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Buyurun.” dedi tekrardan, ikiliye oturmaları için yer göstererek. Müdürün masasının karşısındaki iki boş koltuğa oturdular. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kıvırcık saçlı, düzgün bir bıyığı olan göbekli bir adamdı müdür. Gözünde kalın çerçeveli, koyu camlı bir gözlük, üzerinde ise lacivert bir memur takımı vardı. Oda ise gayet sade döşenmiş, sıradan bir okul odasıydı. Müdür hemen masasının arkasındaki büyük koltukta oturuyordu. Onun arkasında ise Atatürk’ün gösterişli bir resmi vardı. Odanın uzak köşesinde muhtemelen törenlerde kullanılan bir sancak sessizce bekliyordu. İçerdeki tek sıra dışı nesne pencerenin önündeki ufak televizyondu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Direkt konuya girersem kusura bakmazsınız umarım?” diye sordu Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bilakis memnun olurum. Sizin gibi iki polisin mektebimde ne aradığını fevkalade derecede merak ediyorum zira.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Müdürün konuşma biçimi karşısında Murat’ın bir kaşı hafifçe kalktı. Ama Selim’in kendine yönelttiği tehditkâr bakış, dilinin ucuna kadar gelen esprileri yutması için yetti de arttı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu adamı tanıyor musunuz?” diye sordu Selim, cebinden çıkardığı kimliği müdüre uzatarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Elbette. Zatı âlileri mektebimin hocalarındandır, Çetin Muallim.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Onu en son ne zaman gördünüz?” diye sordu Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Takriben iki ya da üç gün önce… Dün derslere gelmediğini duydum. Daha önce hiç aksatmazdı. Kendisine telefon ile ulaşmaya çalıştım lakin hep meşguldü. Bir mesele mi var?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey, evet…” dedi Murat, boğazını temizleyerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çetin Bey bugün evinde ölü bulundu.” dedi Selim, gayet sakin bir tavırla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Müdürün gözleri birdenbire fal taşı gibi açıldı. “Ne diyorsunuz azizim? Bu fevkalade kötü bir haber!” Adamcağız yavaşça koltuğundan kalkıp gözlüğünü masaya bıraktı ve kravatını gevşeterek rahatlamaya çalıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“İyi misiniz?” diye sordu ayaklanan Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet… Evet, iyiyim.” dedi yeniden oturmaya çalışan adam. Bir müddet soluklandıktan sonra merakla sordu; “Fakat söyleyin bana, bu nasıl oldu?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Henüz bilmiyoruz. Bu yüzden buradayız. Çetin Bey hakkında anlatabileceğiniz her şeye ihtiyacımız var.” dedi Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Elbette, elbette. Ne bilmeyi arzu ediyorsunuz?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bildiğiniz bir düşmanı ya da garip dostları var mıydı?” diye sordu tekrar koltuğuna dönen Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Garip dostları mı, hayır!” dedi müdür istem dışı bir şekilde gülerek. “Çetin Bey son derece muntazam bir hayata sahipti. Bütün hayatı mektep ile evinden ibaretti.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Peki ya düşmanları?” diye sordu Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Şey… Bu mevzu biraz karışık… Çetin Muallim, nasıl desem? Çok sert bir öğretmendi. Kendisi edebiyat hocamızdı ve geleneksel müfredata çok ehemmiyet verirdi. Bu sebepten dolayı talebeler arasında pek sevilmezdi. Sıfırcı Çetin derlerdi ona, çoğu öğrenciyi sınıfta bıraktığını bilirim. Modern Türkçe kullananlara kesinlikle taviz vermez, bu kişilerle dostluk kurmazdı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sizinle iyi anlaşıyordu o halde.” dedi Murat, bıyık altından gülümseyerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Evet, öyleydi.” dedi müdür, gülerek. “Kelimeleri telaffuz biçimimden idrak ettiniz sanırım.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Zor olmadı.” dedi Murat, gülerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ah, ne acı… Anlattıklarım hatalı anlaşılmasın. O çetin bir hocaydı lakin aynı zamanda da iyi bir insandı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Son zamanlarda kuşkulu hareketleri olmuş muydu?” diye sordu Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hayır, her zamanki gibiydi.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Peki, Noel Babalara karşı bakış açısı neydi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Noel Baba mı? Bunun konumuzla ne…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Lütfen sadece soruma cevap verin müdür bey.” dedi piposunu yakan Selim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Pekâlâ… Çetin, Noel Baba da dâhil olmak üzere tüm batıl alışkanlıklardan katiyen nefret ederdi.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Anlıyorum.” dedi Selim, piposundan derin bir nefes alıp düşüncelere dalarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir müddet odada sessizlik oldu. Sonra Murat Pekcan beklenmeyen bir soru soruverdi. “Son zamanlarda okulunuzda bir kalp krizi vakası meydana geldi mi?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bu soruyla birlikte Selim’in gözleri parladı ve takdir eder bakışlarla genç ortağına baktı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu sualiniz çok ilginç aslında. Bundan bir-iki ay önce talebelerimden biri kalp krizi geçirdi. Oldukça tuhaf bir vakaydı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ne açıdan tuhaf?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu talebe, yani kriz geçireni kastediyorum. Önce okulun bahçesinde garip hareketlerde bulundu. Tavuk gibi gıdakladı, inek gibi böğürdü vesaire, sonra da “Ben bir aptalım!” diye bağırdı bir-iki defa. Sonra da aniden kriz geçirip olduğu yere yığıldı.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Ya sonra?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Allah’tan kültür-fizik hocamız oradaydı. Hemen ilk müdahalede bulundu sonra da talebeyi hastaneye kaldırdık.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Gerçekten de tuhaf…” dedi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Daha bitmedi. Asıl tuhaf olanı talebelerimden Ruhi Gezer’in bu olaydan aşırı derecede haz alması ve bunu gizleme zahmetine bile katlanmaması. Diğerlerinin anlattığına göre olay vuku bulmadan birkaç saat önce Ruhi, kriz geçiren çocukla şiddetli bir münazaaya tutuşmuş.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Müna… Ne?” diye sordu Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Münazaa… Yani kavga.” dedi araya giren Selim. “Bu öğrencinin yani Ruhi Gezer’in adresini almamız mümkün mü? Bir de el yazısı örneği gerekli.” diye sordu ardından.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Adresini hemen verebilirim ama el yazısı için vakit lazım.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Sorun değil, bekleriz.” dedi Selim. O anda cep telefonu çaldı. Arayan baş komiser Haldun’du.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Kuzgun.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Selim!” diye gürledi Haldun Gürses telefonun öbür yanından. Sesi tüm odada rahatlıkla duyuluyordu. “Nerelerdesin lanet olasıca?”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Davayı araşt…” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Araştırıyormuş, hah! Sen o uyuşuk kıçını sallarken dışarıda neler oluyor haberin var mı? Hemen televizyonu aç!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim izin istemişçesine müdüre baktı. Adam olumlu anlamda başını sallayınca Murat hemen köşedeki televizyona uzandı. Son dakika müziği tüm odayı doldurdu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Yine yeni yeniden bir son dakika gelişmesi ile karşınızdayım sayı seyirciler. Ben muhabiriniz Melahat Pekmerak ve şu anda Cevahir’in önündeyiz.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kamera alış-veriş merkezine odaklanırken Meraklı Melahat heyecanla konuşmaya devam etti. “Aldığımız bir habere göre Noel Baba çetesi iş başında! Noel Baba kıyafetine bürünmüş bir soyguncu içerideki mağazalardan birkaçını soymuş durumda. Bunu söylemek istemezdik ama biz bu konuda sizi daha önce de uyarmıştık sevgili seyirciler. Polisin bu konuda yetersiz olduğunu ve… Bir dakika! İşte çıkıyor sayın seyirciler! Noel Baba kılıklı haydut kaçıyor!” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kamera alış-veriş merkezini terk eden kırmızı kıyafetli bir adama döndü. Adamın bakışları bomboş olsa da adımları oldukça seri ve hızlıydı. Noel Baba bir müddet kapıda öylece durdu sonra da aniden koşarak uzaklaşmaya başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Hırsız, adliye yönüne doğru koşmaya başladı sayın seyirciler ve gördüğünüz gibi etrafta tek bir polis bile yok. Ne burada ne de gittiği tarafta…”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Bu tarafa geliyor!” diye bağırdı Murat heyecanla.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Duydun mu Haldun? Adam bizden tarafa koşuyor.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Onu hemen yakalayın!” diye bağırdı baş komiser. “Özellikle de Melahat denen o zibidinin gözünün önünde yapın bunu! Hatta arada Melahat’ı da aradan çıkarırsanız harika olur!” Ardından telefonu çarparak kapattı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Selim bir kâğıda çabucak bir şeyler yazarak müdüre uzattı ve “O öğrencinin el yazı örmeğini bu adrese gönderin. Hayati bir mesele…” dedi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Elbette, müsterih olunuz.” dedi müdür. Ardından ikili koşarak odayı terk etti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Müste… Ne?” diye sordu Murat koşarlarken.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Çenen değil bacakların çalışsın evlat. Yakalamamız gereken bir Noel Baba var!”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Az sonra okulun kapısından koşar adım dışarı çıkıyorlardı. Huysuz hademenin “On yedisinde de yetmişinde de hepsi aynı!” tarzındaki şikâyetlerine aldırmadan karla kaplı bahçeye attılar kendilerini. Oradan da sivil polis aracına binip Abide-l Hürriyet caddesinde hızla ilerlemeye başladılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Cevahir bu tarafta!” dedi Murat.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;“Nerede olduğunu gayet iyi biliyorum. Sen gözünü açık tut da adamı kaçırmayalım.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify
