Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2015 Pazartesi

"Kahramanın Yol Türküsü" Radyo Programında Çevirmenliği Tartıştık

Geçtiğimiz hafta... Yok, geçen ay... Yoksa ondan önceki ay mıydı? Ne zamandır girmiyorum ben bu sayfaya yahu? Tamam blogçum, kızma hemen! Ben de biliyorum çok uzun bir süredir sana gerekli ilgiyi, alakayı, şefkati ve de sevgiyi gösteremediğimi. Hatta tüm bunların bana tekme, tokat, kafa ve dalak olarak döneceğinin de gayet farkındayım ama NE YAPAYIM? Cidden meşguldüm. Valla...

Bu süreç içerisinde 2 kitap çevirisi, 2 kitap düzeltisi yaptım. Üstelik her gün Oyungezer için haberler, dosyalar, incelemeler yazdım. Bir taraftan da farklı haberleri, dosyaları ve incelemeleri Kayıp Rıhtım adına kaleme aldım. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de forum yöneticisi oldum. Yaa, yaa... sorma. Ne demek "Sormadım zaten," terbiyesiz! İnsan bari numaracıktan önemsiyormuş gibi yapar.

Neyse efendim, Kahramanın Yol Türküsü'ne ve sevgili yayıncısı, biricik dostum Hazal Çamur'a ayıp olmadan (zaten olmuş olacağı kadar) konuya döneyim ben.

Geçtiğimiz mart ayında 4 yıldır dinleyici olarak katıldığım, dinlemeye doyamadığım, bana pek çok şey katan ve bir o kadar da eğlendiren Kahramanın Yol Türküsü adlı radyo programına canlı yayın konuğu olarak katıldım. Yayın boyunca bilimkurgu ve fantastik türlerindeki kitapların çevirilerinin nasıl olması gerektiğine "örneklerle" değindik. Ayrıca çevirmenliğe ve editörlüğe nasıl başladığımı, bu alandaki komik anılarını da paylaştım. Gayet keyifli ve bol kahkahalı bir yayın oldu.

Programın kayıtlarını (2 parça) aşağıdan dinleyebilirsiniz. Buradan başta sevgili yayıncımız Hazal Çamur olmak üzere katılan, dinleyen herkese tekrar tekrar çok teşekkür ederim.

Sizlere de keyifli dinlemeler dostlar...

Birinci Kısım:



İkinci Kısım:

2 Mart 2015 Pazartesi

TRT Kent Radyo İzmir'e konuk oldum!

Geçtiğimiz salı benim için büyük, insanlık tarihininse umurunda olmayan bir an yaşandı ve sevgili Nalan Kolağası İmre'nin sunduğu "Kent Kitaplığı" programına canlı yayın konuğu olarak katıldım! 

Aslında her şey bir İnsan Kaynakları kursuyla başladı... "Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. (Ah, pardon. O kapının ziliymiş.) Efenim şöyle ki, bundan seneleeeer önce, bendeniz bir taraftan haldır huldur iş ararken bir taraftan da insan kaynaklarına ilgi duymaya başlamıştım. Ben de madem hazır boştayım, şu öğrencilik günlerine hızlı bir dönüş yapayım dedim. Böylece 9 Eylül Üniversitesi'nin hazırladığı bir kursa balıklama daldım. Tarih yine tekerrür etti ve daha önce yazıldığım tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi meslek değil, iyi arkadaşlıklar kazandım. Bunlardan biri de hem oradan sınıf arkadaşım hem de komşum olan Aslı (Evet, o da insan kaynaklarında çalışmıyor).

Sevgili komşum geçen hafta yakın bir arkadaşının radyo yayıncılığı yaptığını ve programında yazarları konuk ettiğini söyledi bana. "Katılmak ister misin?" diye sordu. Ben de tüm profesyonelliğimle "Önce bir randevu defte... EVET!!!" diye yanıtladım. Böylece Nalan Hanım'la kısa bir görüşme yapıp program için sözleştik. 

Programın yapılacağı gün tüm soğukkanlılığım, cesaretim ve kendime güvenimle tir tir titredim! Dizlerim Red Kit'in çapraz bacakları gibi birbirine çarpıp durdu. Yani düşünsenize... canlı yayına çıkmak kim ben kim? Bu sayfalarda yazdığım devrilen çam ve kırılan pot sayısını düşünürseniz ne demek istediğimi şıp diye anlayacağınızı sanıyorum.

Neyse ki korktuğum başıma gelmedi ve gayet eğlenceli bir program oldu. Bunda Kayıp Rıhtım ekibinin yayın boyunca internet üzerinden canlı olarak verdiği desteğin de rolü büyüktü elbette. Hatta sevgili Hazal çamur yayına telefonla katılarak bana çok güzel bir sürpriz bile yaptı.

Buradan başta Nalan Hanım, Aslı, Hakan, Hazal ve tüm Kayıp Rıhtım tayfası olmak üzere benden desteğini esirgemeyen tüm aileme ve dostlarıma teşekkürler. İyi ki varsınız!

Radyo yayınını dilerseniz buradan, dilerseniz aşağıdaki Youtube videosundan dinleyebilirsiniz. (Ağdalı sesimin akıl ve ruh sağlığınızda neden olabileceği kalıcı hasarlardan müessesemiz sorumlu değildir.)

28 Mart 2013 Perşembe

China Miéville Röportajı Yayında!



Ve geldik şenlik projelerimizin son halkasına. Geçenlerde de isim vermeden duyurusunu yaptığımız gibi, şenliklerimizi çok ama çok önemli bir röportaj ile sonlandırıyoruz. Kitapları, görüşleri, aldığı ödüller ve sosyalist kimliği ile dünya çapında tanınan yazar China Miéville ile sizler için keyifli bir röportaj gerçekleştirdik!

"Kral Fare", "Perdido Sokağı İstasyonu", "Şehir ve Şehir" ve "Un Lun Dun" gibi kitaplarıyla tanıdığımız, üç kez Arthur C. Clarke Ödülü alarak adını tarihe yazdıran Miéville, kendisiyle sesli olarak yaptığımız röportaja verdiği içten ve uzun uzun cevaplarıyla bizleri oldukça mutlu etti. İnanıyoruz ki az sonra okumaya başlayacağınız röportajda, sizler de aynı duygulara sahip olacaksınız.

John Scalzi röportajı gibi Türkiye’de ilk olan bu röportajdan keyif almanızı umut ediyor ve okumak için sizleri BURAYA davet ediyoruz.

Umuyoruz, gecikmeler yaşansa da beşinci yılımızla alakalı bu şenlik projeleri hoşunuza gitmiştir. Bir sonraki yıl, çok daha iyileriyle karşınızda olmak dileğiyle.

İyi okumalar!

Röportajı Gerçekleştiren, ORÇUN CAN
Türkçeye Çeviren, M. İHSAN TATARİ
Son Okuma, YOSUN ERDEMLİ

30 Ocak 2013 Çarşamba

John Scalzi ile Röportaj


Kayıp Rıhtım beşinci yıl şenlikleri bomba gibi bir röportajla başladı! Sitemizin beşinci yılını (5 yıl!) kutladığı şenlikler kapsamında pek çok röportaj, makale ve hikayeler sunulacak okurlara. Bunların yanı sıra ödüllü radyo programı ve yarışmalar da eksik olmayacak! 

Şenliğin açılışı, dünyaca ünlü Amerikalı bilim-kurgu yazarı John Scalzi'yle yaptığımız röportajla yapıldı. Bu röportaj aynı zamanda kendisinin Türk okurlara ilk seslenişi olma özelliğini de taşıyor. Sanırım işin en güzel tarafıysa tüm ününe ve başarısına rağmen zerre kendini beğenmişlik taşımaması yazarın. Çok sıcak, çok samimi ve çok içten biri kendisi. Kitaplarındaki o neşeli üslubun ve insana kahkaha attıran esprilerin kaynağını şimdi daha iyi anlıyoruz. Neyse efendim, lafı fazla uzatmadan röportaja geçelim. 

Karşınızda John Scalzi!

Röportaj teklifimizi çok kısa sürede cevaplayıp kabul ederek öncelikle Kayıp Rıhtım ekibi olarak bizi, sonrasındaysa tüm üyelerimizi çok mutlu ettiniz. Dilerseniz vakit kaybetmeden sorulara geçelim.
  • İlk olarak ülkemizde de çok sevilen John Perry karakteri ile başlayalım. Kendisinin kalbimizde ayrı bir yeri var. Her şeye en az bizim kadar yabancı olması ve her durumu bir şekilde şakaya vurabilmesi bunun en büyük sebebi gibi görünüyor. Sizce de öyle mi? Peki siz karakterleriniz arasında en çok hangisini seviyorsunuz?
John Perry’nin çoğu duruma mizahi açıdan yaklaştığı doğru – bu, onun hayatındaki muazzam değişiklikle başa çıkma yöntemi. Düşünsenize; tüm hayatınızı dünyada geçirdikten sonra uzaya çıkıyorsunuz ve sizi öldürmek isteyen birçok yabancı yaşam formuyla savaşmanız isteniyor, kafanızda buna bir anlam verebilmek için bir yol bulmaya çalışırdınız!
John Perry’nin ayrıca çoğu okuyucunun anlayıp yakınlık duyacağı bir karakter olması gerekiyordu – o bir süper kahraman değil, normal bir insan. Bence bu onun ulaşılabilir biri olmasını ve her nerede olurlarsa olsunlar çoğu insana tanıyıp sevdikleri bir kişi gibi görünmesini sağlıyor.
  • John Perry ile devam edecek olursak, ona baktığımızda sizinle aynı ismi taşıdığını görüyoruz. Bu kendinize yaptığınız muzip bir gönderme mi, yoksa bir yerden esinlenme mi? Çevreniz sizi Perry ile benzetir mi?
John Perry benim değil, Journey adında Amerikalı bir rock grubunun iki üyesinin adını taşıyor. Adı klavyeci Jonathan Cain’den ve soyadı eski solist Steve Perry’den alındı. İlk bölümde Steve Cain adında da bir karakter var; solistin adını ve klavyecinin soyadını alıyor.
İnsanlar bana çoğunlukla John Perry ben miyim diye soruyor, ben de hayır diyorum – öykünün başında benim şehrimde yaşıyor olmasına karşın! Ama kişilik olarak o benden çok farklı. Yaşlı Adamın Savaşı’ndaki karakterlerin içinde bana en çok benzeyeni Harry Wilson.
  • Bu defa da sorumuz Jared Dirac için gelsin. Serinin devam kitabında ana karakter olarak benimsediğimiz kişi gidiyor ve sadece adı bir kere geçmesine rağmen eksikliği pek hissedilmiyor. Bunu nasıl başardınız? Jared'ın o kendine has duygusal ve içe kapanık yapısını düşünürsek kendisini pek çok okura sevdirdiği de ortada. Bu aslında Perry ile karşılaştırıldığında büyük bir ironi. Gerçekten zıt kişiliklere sahipler. John Perry'yi Jared'ın abisi gibi görebilir miyiz? Jared Dirac'ı yaratıcısı olarak siz nasıl tanımlarsınız?
Hayalet Tugay’ı yazdığımda, Yaşlı Adamın Savaşı’nın devamı olmasını düşünüyordum fakat beni endişelendiren konulardan biri insanların ilk kitabı okumadan ikinci kitabı göreceği ve olayları takip edemedikleri için küçümseyeceğiydi. Bunu istemediğimden tek başına ayakta durabileceğini düşündüğüm bir kitap yazdım – yani Yaşlı Adamın Savaşı’nı okumayıp sadece Hayalet Tugay’ı okuduğunuzda da hoşlanabilecektiniz. Bunu yapmanın bir yolu yepyeni bir baş karakter, yani Jared Dirac’ı tanıtmaktı.
Kısmen okuyucuların sadece tek tip karakter yazabildiğimi düşünmemeleri için Jared’ın John Perry’den farklı olması gerekiyordu. Ama aynı zamanda o özel bir karakter tipiydi – Özel Kuvvetler’in bir üyesiydi ve bu tipte biri olarak John Perry ve diğer insanlardan farklı bir hayatı olması gerekiyordu. Bu nedenle farklı biçimde canlandırılmalı ve farklı bir kişiliğe sahip olmalıydı.
Şahsen John Perry’yi Jared Dirac’a bir ağabey olarak görmüyorum, fakat başkalarının bunu neden isteyebileceğini anlıyorum ve bu ilişkiyi kurmalarında benim için sakınca yok.

9 Aralık 2010 Perşembe

Kayıp Rıhtım'la röportajım


Kayıp Rıhtım forumlarında düzenlenen "Üyelerle Röportaj" adında bir etkinlik var. bu etkinliğin bu ay ki konuğu bendim. Onlar sordu, ben cevapladım. Ortaya da oldukça keyifli bir röportaj çıktı. Okumak isteyenler için bir kopyasını da burada yayınlıyorum. Bu güzel röportaj için berre'ye, muhteşem görseli için magicalbronze'a ve soruları ile katkıda bulunan ve bulunmayan tüm Rıhtım Ahalisi'ne teşekkürler.

- Kendinizi kısaca nasıl tanımlarsınız?

1980 yılında doğmuş, bir geçiş dönemi çocuğuyum ben. 80'lerin kendine has bir özelliğinden dolayı tam iki kuşak arasına sıkışıp kalmış, ne eski ne de yeni döneme tam olarak ait değilim. Eskilerin düşünce yapısına sahibim mesela; dostluk, dürüstlük, yardımseverlik gibi kavramlar benim için çok önemlidir. Ama aynı zamanda teknolojik şeylere de bir o kadar meraklıyımdır. Ayrıca 30 yaşıma gelmiş olmama rağmen ne çizgi-film seyretmekten ne de oyun oynamaktan bıkmamış biriyim. İflah olmayacak derecede desem daha doğru olur sanırım... Bol bol çizgi-roman okur, bol bol hayal kurarım. Bu tanım yeterince - kısa - olmuştur umarım Smiley

-Fantazyayla nasıl tanıştınız? En sevdiğiniz fantastik seri ya da kitap hangisidir? (Fırtınakıran)

Fantazya ile çocukluk arkadaşıyız biz. Şaka yapmıyorum, cidden öyle... Çok eski günlerde, taa ufacık bir çocukken Kral Arthur ve Büyücü Merlin'in maceralarını merakla okur, benzeri şövalyelik öykülerini ve Martin Mystere tarzı gizemli çizgi-romanları beğeni ile takip ederdim. Ama gerçek anlamda okuduğum ilk fantastik roman Yüzüklerin Efendisi idi. Onu da bir tesadüf eseri, "Yüzüklerin Efendisi sonunda Türkçe'ye çevrildi!" benzeri bir röportaj ile keşfetmiştim. Tam olarak ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu ama kesinlikle benim tarzım olduğunu hissediyordum. Öyleydi de... Hatta çok daha fazlası. O gün hayatım resmen değişti çünkü sonunda hep eksikliğini hissettiğim ama bir türlü adını koyamadığım şeyi bulmuştum; Fantastik Edebiyat. Beni bu tür ile tanıştırdığı için de en sevdiğim seri Yüzüklerin Efendisi. Onun ardından da Ejderha Mızrağı Destanı ile Sislerin Vampiri geliyor.


-Çevrenizin bu -fantastik- ilgi alanınıza karşı olan tepkileri nasıl? (Fırtınakıran)

Aslına bakarsanız oldukça iyi. Ailem ve arkadaşlarım da benim gibi uçuk kaçık kişiler olduğundan ve hayal dünyamız oldukça geniş olduğu için fantastik edebiyat bizler için biçilmiş kaftan. Erkek kardeşim tam bir fantastik edebiyat kurdudur mesela. Aldığım bütün kitapları benden önce okuyup beni sinir eder mesela. Düşünsenize bir... Hevesle kitapçıya gidip okumayı feci derecede arzu ettiğiniz bir kitabı satın alıyorsunuz. Eve gidip okumaya başlıyorsunuz. Sonra bir de bakıyorsunuz ki kaşla göz arasında kitap kardeşinizin eline geçmiş ve bitirmeden bırakmaya niyeti yok! Hikayenin yarım kaldığına mı yanarsınız yoksa kardeşinizin yüzündeki keyifli sırıtışa mı? Kitabın en can alıcı noktasını siz daha kitabı okuyamadan çıtlatma hastalığı da cabası...
 
- Kendinize yakın bulduğunuz bir oyun/film/kitap kahramanı var mıdır? (Laughing Madcap) Fantastik karakterlerden biriyle tanışma imkanınız olsa hangisini tercih ederdiniz? Neden?(Fırtınakıran)


Var tabi, Pikachu! - desem de siz bana inanmayın Smiley İşin aslına bakarsanız ben kendimi her zaman Peter Parker / Örümcek Adam ile özdeşleştirmiş biriyimdir. Burada çizgi-romanlardaki "klasik" Peter Parker'dan bahsettiğimin altını çizmek isterim, filmler ile berbat edilen Parker'dan değil. Peter o örümcek tarafından ısırılmasaydı muhtemelen benimki gibi bir hayatı olurdu. Ne gariptir ki Peter Parker için çizilen karakter profili, davranışları, olaylar karşısında aldığı kararlar vs. benim kişiliğim ile acayip derecede örtüşmekte. Dostları için hep kendini feda etmesi, herkese elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışması vs... 

- Genel olarak sanal dünyayla, fantastik kurguyla aranız oldukça iyi. Sizce bunun sebebi nedir?(Laughing Madcap)

Aklım bir karış havada olduğu için elbette Smiley Çok hayal kurarım ben ve bu hayallerin büyük çoğunluğu anormal, haydi şöyle diyeyim fantastik şeylerdir. Kimi zaman kahraman olur çatılarda uçarım, kimi zaman ise bir kaşif olur, diyarlarda dolanırım. Sanal dünyaya olan ilgim ise bilgisayarlara olan bitmek bilmeyen merakımdan geliyor sanırım. Teknolojiyi yakından takip ederim, ense kökünde dolanırım. 

- Türk fantastik yazarları hakkında neler düşünüyorsunuz? Türklerin fantastik eserlerinde gelecek görüyor musunuz? (Fırtınakıran)


Bu soruyu birkaç yıl önce sorsanız cevabım hayır olurdu. Ama Kayıp Rıhtım'a üye olduğumdan beri öyle yetenekli yazarlar ile tanıştım, öyle hikayeler okudum ki fikrim tamamen değişti. Sizler yazmaya devam ettikçe sadece fantastik eserlerimizde değil tüm edebiyatımızda parlak bir gelecek görüyorum ben.

- Yazı yazmaya kaç sene önce başladınız ve gelişmek için neler yaptınız? (wale, black_helen)

Sene 1987... Üzerimde siyah bir önlük var ve bir ilkokul sırasında oturuyorum. Efendim? Ha, pardon... Hikaye yazmaya ne zaman başladığımı soruyorsunuz siz. İşin aslı çok da eski bir mazim yok yazmak ile ilgili. Ortaokul sıralarındayken kendi çizgi-romanlarımı yazar ve çizerdim, sanırım ilk yazarlık tecrübemi o zamanlar edindim. Profesörün İntikamı adından bir çizgi-romanım vardı, sınıftaki herkes beğeni ile okurdu. Çılgın bir profesör tüm dünyayı sular altında bırakıyor, insanlar denizin altındaki cam kubbeli şehirlerde yaşamaya başlıyorlardı. Daha sonraki yıllarda ise e-mail yolu ile tüm sevdiklerime başımdan geçen komik hatıraları uzun uzun anlatan postalar atmaya başladım. Şu an blog sayfamda yaptığım şeyi e-mail yolu ile yapıyor, sevdiklerime bir nevi işkence ediyordum yani Smiley Neyse ki e-mail o zamanlar daha yeni yeni ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştı da (Sene 1999-2000... Eyvah, yaşım ortaya çıktı!) kimse yazdığım zırvaları okumaktan şikayet etmiyordu. Belki inanmayacaksınız ama ilk uzun soluklu öykümü geçen sene yazdım. O hikaye ise Cadı temasında yayınlanan "Uzak Diyarların Birinde" isimli öykümün ta kendisi... Bakayım; Nisan 2009'da yazmışım. Yani uzun lafın kısası (wale kızacak ama) sürekli yazarak geliştirdim kendimi. Ama bilerek ama bilmeyerek bir şekilde hep yazmışım baksanıza...

- Neden yazıyorsunuz? ( Toplum için, sanat için, kendim için, yazabildiğim için vesaire...)Sizi yazmaya iten unsurlar nelerdir? (Laughing Madcap, Marius)

Nedense aklıma sevgili Cem Yılmaz'ın "Neden mizah?" parodisi geldi bu soruyu okuyunca. Sizin aynı hareketi çekmediğinizi umuyorum Smiley Neden yazıyorum? Hmmm... İnsanları güldürmeyi sevdiğim için mizahi yazılar yazıyorum. Hayat zaten yeterince sıkıcı, biraz eğlensinler istiyorum. Yazarken keyif aldığım ve hayal ettiğim şeyleri başkaları ile paylaşma dürtüsü ise beni yazmaya iten şeyler... Kısacası yazıyorum çünkü keyif alıyorum. 

- Şu an aktif olarak nerelere yazı yazıyor ya da nerelere yardım ediyorsunuz? (Malkavian)

Bu aralar işler çok yoğun olduğundan hiçbir yerde aktif değilim. Yazma ihtiyacımı ise tuvalet duvarları, otobüs koltuklarının arkası gibi nezih yerlerde gideriyorum - desem de siz buna da inanmayın. En fazla aktif olduğum yer Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü isimli blog sayfam elbette. Buradaki yazılarımı Facebook üzerinde, yine aynı ismi taşıyan sayfada da yayınlıyorum. Onun dışında Kayıp Rıhtım'ın Aylık öykü Seçkisi'ne düzenli olarak katılmaya gayret ediyorum. Ayda bir yayınlanan Blog Dergisi'nde oyun bölümü bana emanet. Her ay en az bir bilgisayar oyunu incelemeye ve güncel haberlere yer vermeye çalışıyorum bu sayfalarda. Blog Dergisi'nin sitesinde de yazılarım yayınlanıyor. Son olarak da BuzzLess isimli güzide sitede editörlük yapıyor, buradaki arkadaşların çeşitli konular hakkında yazdığı yazıların son kontrolünü yapıyorum. Tuvalet duvarlarını saymış mıydım? 

- Bir "Yazar" olarak, sitede paylaşılan yazılar ve bu yazıları yazanlar hakkında neler düşünüyorsunuz? (Laughing Madcap)

Kayıp Rıhtım'da gerçekten çok kaliteli yazılar ve birbirinden değerli yazarlar var. İnsan okudukça burada yatan potansiyele hayran olmadan edemiyor. Şahsen ben bu topluluktaki birçok kişinin ileride kitaplarını da göreceğimize samimiyetle inanıyorum. 

- Yemin Ve Öç adlı romanınızın bu başarıyı yakalamasını bekliyor muydunuz ? (Deadman107)

Doğruyu söylemek gerekirse beklemiyordum. Kitabı yazarken tek düşüncem okuyucu eğlendirecek, aynı zamanda da beni tatmin edecek bir şeyler ortaya koyabilmekti. Bu kadar olumlu dönüşler alacağımı hiç tahmin etmiyordum doğrusu. Fantastik edebiyatla alakası olmayan okurlar bile kitabı bir solukta bitirdiklerini ve ellerinden bırakamadıklarını söylüyorlar. Bu beni hem çok şaşırtıyor hem de çok mutlu ediyor. tarif edilemez bir duygu, hepinizin bir gün yaşamasını dilerim. Aldığım ilginç bir eleştiri ise şu; kitap çok kısa. Bunu okuduğumda Tolkien'e bir kez daha şapka çıkarmadan edemedim. (Çevirdiğimiz ön sözü okuyanlar bilirler, aynı eleştiriyi o da almış. Üç ciltlik devasa romanı için hem de!)


- Yemin ve Öç'ü yazarken içinize sinmeyen bir yer oldu mu? (Gedwesverdar)

Yazarken değil de yazdıktan sonra oldu. Neden "Unutulmuş Diyarlar" yerine daha orijinal bir evrende geçen bir hikaye yazmadım ki sorusunu kim bilir kaç kez sordum kendime. Ve hala da sormaya devam etmekteyim. Bakınız, bir üst satır...

- Son derece doyurucu olan "Yemin ve Öç"ten sonra, kendi evrenini yaratmayı hiç düşündünüz mü? Ufuklarda bir evren ve onunla paralel olarak bir roman projesi var mı? (Darly Opus)

He-he-he... Şimdi hiç kimsenin bilmediği bir şeyi itiraf edeceğim size, benim zaten kendime ait bir evrenim var. Hem de birkaç tane birden... Bunlardan birini "Eve Dönüş" isimli hikayemde gördünüz mesela. Bir diğeri "Uzak Diyarların Birinde" ve "Göl Halkı" isimli hikayelerde geçen evren... Siz bilmiyorsunuz ama Cesur Şövalye'nin dolaştığı o yörelerin hepsi bir haritada toplanmış durumda. Cesur'un öyküsünün ise bir başı ve sonu var elbette... Bunların dışında henüz kimsenin okumadığı iki farklı uzun soluklu hikayem daha var. Bunlar gün ışığına çıkar mı? Yemin ve Öç'ün yakaladığı şansa erişirler mi, orasını Allah bilir. Bekleyip göreceğiz...

 
- Yaptığın oyun incelemeleri göz dolduruyor. Bu yazıları genellikle Blog Dergisinde yani bir e-dergide yayınlıyorsunuz. Hiç e-dergi haricinde, profesyonel dergilere başvurmayı düşündünüz mü? (magicalbronze)

Bu soruyu sormanız çok ilginç gerçekten Smiley Ben 99'dan bu yana o zamanlar Level şimdi ise Oyungezer adı altında yazan grubun sıkı bir takipçisiyim. 10 yılı aşkın bir zamandır başta Sinan Akkol olmak üzere tüm ekibin yazdıklarını okuyor, fikir ve düşüncelerine can-ı gönülden katılıyorum. Her Oyungezer okuru gibi benim de en büyük hayallerimden biri bir gün bu dergide çok sevdiğim bu insanlarla birlikte çalışabilmek. Ya da bir zamanlar öyleydi diyelim, bir yerden sonra bazı şeyler için artık çok geç oluyor maalesef. Yine de Blog Dergisi ekibinde yer almaktan ve bu yetenekli insanlarla birlikte çalışmaktan da büyük bir keyif duyuyorum. 


- Hikayeleriniz severek okunuyor ve ciddi bir okuyucu kitlesine sahipsiniz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? (black_helen)


İlk ciddi hikayeme (Ölüm Kulesi) gelen olumlu yorumları gördüğünde çok şaşırmış ve hayretler içerisinde kalmıştım. Aradan bunca zaman geçti ve ben hala hayretler içerisindeyim Smiley Yazdıklarınızın beğenilmesi ve geri dönüşlerin olumlu olması kesinlikle harika bir duygu. Ama insan sadece yorum almak ve kendini bu yolla tatmin etmek için yazmamalı, kendisi için yazmalı. Yoksa yazı yazmaktaki esas amaç kaybolur diye düşünüyorum. 

- Kayıp Rıhtım'a ilk girdiğiniz gün, neler düşünmüştünüz? (magicalbronze)


Aman yarabbim! Nereye düştüm ben böyle? Çıkarın beni buradan, çıkarın! (sansürsüz versiyonu)

 Forum ortamlarına pek yabancı olmadığımdan diğer forumlardan farkı olmayan bir yer gibi görünmüştü gözüme. Forumları pek sevmediğim için de fazla takılmayacağım bir yer olduğunu düşünmüştüm. Fakat içindeki üyeleri yavaş yavaş tanıdıkça yanıldığımı anladım. Burası sıradan bir forum değildi, burası gerçekten de fantastik edebiyat severlerin buluşma noktasıydı. O gün bugündür foruma gün sektirmeden girmekteyim. Allah'tan çok fazla takılmayacağım bir yer olarak görmüşüm...


- Fantazya dışına çıkarsak, kendi blogunuzu nasıl kurmaya karar verdiniz? (Fırtınakıran)


Daha önce de dediğim gibi, uzun zamandır blog sayfamda kullandığım yazım tarzını mail yolu ile yazılar yazarak kullanıyordum zaten. Bir gün "Neden daha fazla insana işkence etmeyeyim ki... aman, şey... Neden yazdıklarımı daha fazla insanla paylaşmayayım ki?" dedim kendi kendime. Ardından da kolları sıvadım. Sıvayış o sıvayış... 

- Fantastik kurgu dışında çok beğendiğiniz ve sizi etkileyen bir kitap var mı? (Varsa neden?) (Marius)

Çok ya da hiç... (Bu nasıl cevap İhsan? Çocukların balatalarını yakacaksın bu genç yaşta) Çok, çünkü çok kitap okurum ve çoğunu da beğenirim. Beğenmediğim kitaplar sayılıdır. Hiç, çünkü hepsinin ortak özelliği kıyısından köşesinden bir şekilde fantastiğe bulaşmış olmaları... Örneğin Arzın Merkezine Seyahat, Baskerville'ların Köpeği (Watson, adın batsın!) Her Otostopçu'nun Galaksi Rehberi, Melekler ve Şeytanlar (Da Vinci'nin şifresi değil, dikkatinizi çekerim), Tarihçi... Hepsi de öyle veya böyle doğaüstü olaylar içerir. 


- Fantastik edebiyatın yalnızca küçük yaştaki okuyuculara hitap ettiğini düşünenlere vereceğiniz cevap ne olur? (Darly Opus)

O yüzden mi bütün dünya Yüzüklerin Efendisi Üçlemesini ağzı açık olarak izledi? 


- Mutlak bir mutluluğu nasıl tarif edersiniz? (Jean Valjean)

Mutlak mutluluk denilen şeyin bu dünyada var olduğuna inanmıyorum. Çünkü insan doyumsuz yaratılmış bir varlıktır. Bugün istediğimiz bir şeye kavuşmak için elimizden geleni yaparız. Elde ettikten sonra ise doğru dürüst keyfini çıkarmadan gözümüzü yeni bir şeye dikeriz. Her zaman şikayet edecek ya da peşinden koşacak bir şey buluruz. O yüzden mutlak mutluluğa bu dünyada erişmek imkansız. 

- İleriye dönük, gerçekleştirmek istediğiniz ne tarz projeler var?(Laughing Madcap)

Kesin çizgiler ile belirlediğim bir şey yok. Kafamda genel hatları oluşmuş birkaç farklı hikaye var. Bunları zaman içinde yavaş yavaş gün ışığına çıkartmak istiyorum. Ama gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden pek emin değilim.

- Yeni isimler türetme konusunda oldukça başarılısınız. Bunun belli bir püf noktası var mı? Karışımın içine ne katmamız gerekiyor (magicalbronze)

Bir tutam sevgi, biraz yarasa kanadı, bir parça da şeytan minaresi Smiley İsim türetmek hikaye yazarken en zorlandığım yerlerden biri. Eğer hikayede geçen herhangi bir karaktere güzel bir isim bulamazsam hikayeyi falan boş verip odanın içinde dört dönmeye başlıyorum, takla atıyorum, amuda kalkıyorum yani o ismi bulmadan yazmaya devam edemiyorum. Eğer yabancı isimli bir karakter kullanacaksam kulağıma hoş bir tını bırakan ve göze hoş görünen bir isim oluşturmaya gayret ediyorum. Türkçe isim kullandığımda ise genellikle ismin o karakterin kişiliğini yansıtmasına özen gösteriyorum. Bu yöntem de en çok kullandığım şey ise kelime oyunları; Derin Kaygılı, Sabri Pekmerak, Azmi Dağdelen gibi...

- Ablanız evlendi. Peki siz evlenmeyi düşünüyor musunuz? (Fırtınakıran, Malkavian, Marius)


Gelelim malum soruya... Öncelikle bu soruyu soran şanslı üçlü için onları canı sıkılan bir kender ordusu ile aynı odaya kapatmak, Mordor ovasında susuz bırakmak ya da ne bileyim 8 saat üst üste Snape ile iksir dersine sokmak gibi gayet nazik fikirler içerisinde olduğumu belirtmek isterim Smiley Evlenen ablam değil kız kardeşim bir kere. Bu da hala genç göründüğümü kanıtlıyor, hem de en az 2 yaş! Hehehehe! 

Şaka bir yana her insan evladı gibi evlenmeyi ben de düşünüyorum elbette. Ama şimdilik düşüncede kalan bir şey bu. Çünkü sadece evlenmiş olmak için evlenmeyi mantıklı bulmuyorum. Önemli olan benzer kafa yapısına sahip, sizi en az sizin onu sevdiğiniz kadar ve sadece siz olduğunuz için, paranız, katınız vs. için değil bedeninizde taşıdığınız ruh için seven doğru insanı bulabilmek. Nokta. Bitti. Finito. Aile baskısı, mahalle baskısı bitti bir de forum baskısı başladı... İyi valla! Evlenmiyorum kardeşim, zorla mı? Bir dakika... bakmayın bana öyle... Gelmeyin üstüme... Bıraksanıza kolumu yahu! Niye beni nikah dairesine sürüklüyorsunuz. Hayır efendim, smokin falan giymem. Bırakın dedim! Bırakın! İmdat!