
Kitap satan bir mağazada çalışmak kesinlikle keyifli bir iştir. Hele ki kitap okumayı seviyorsanız. Yeni çıkanlar daha ilk günden elinizin altındadır, yeni yazarlarla tanışma fırsatınız vardır, şüphe duyduğunuz bir kitabı satın almadan okuyabilirsiniz vs. Fakat bunların dışında bir alışkanlık daha kazandırır kitap dükkânlarında çalışmak; aşırı ötesi düzenlilik.
Aşırı ötesi derken abartmıyorum, inanın bana. Ben normalde de düzenli biriyimdir zaten ama kitapçılıkta bu düzen olayı cidden abartılmış durumda. Bir kere tüm kitapların türlerine göre ayrılması gerektiği ortada. Bunun yanı sıra alt türlerine göre de ayırmalı, yazar soyadlarına göre de sıraya sokmanız gerekir. Yoksa onca kitabın arasında aradığınızı bulmanız imkânsız. Buraya kadar anlattıklarımın yorucu olmak dışında bir kusurları yok. Asıl mesele çalışmaya başlamanızın üzerinden birkaç ay geçince başlıyor. Eliniz sürekli raflarda, masalarda, vitrinlerde… Devamlı olarak istemsiz bir biçimde kitapları alfabetik sıraya sokmaya, üst üste istiflenmiş olanları düz bir hizada duracak şekilde düzeltmeye başlıyorsunuz.
Bir keresinde Aziz’le birlikte kitap fuarına gitmiştik. Daha önceki yazılarımdan hatırlarsınız belki, Aziz de benimle birlikte kitapçıda çalışan arkadaşlardan biri. Hatta bize çok gülmüşlerdi, “Olm zaten bütün gün kitapların içindesiniz. Ne işiniz var kitap fuarında?” diye… Biz yine de gitmiştik tabi. Fuarda gezerken bayağı dağınık bir standa denk gelmiştik ve kendimize hâkim olamayarak kitapları düzeltmeye başlamıştık.
“İhsan, ne yapıyorsun?” diye sormuştu Aziz bana, kitapları sıraya sokarken.
“Kitapları düzeltiyorum.” demiştim ben de, önümdeki yığını düzenlerken.
“Görüyorum da neden düzeltiyorsun?”
“Bilmem, sen niye düzeltiyorsun?”
“Ben de bilmiyorum.” demişti Aziz. Sonra halimize kahkahalarla gülerek oradan uzaklaşmıştık.
Bir seferinde de kardeşlerimle birlikte Konak Pier’deki kitapevine girmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam kitap işinden ayrılmamın üzerinden yaklaşık iki yıl kadar bir süre geçmişti. Acaba ne alsak, yeni neler var diye dolanırken gözüm birden raflardaki kitaplara takıldı. Harf sıraları karışmıştı. L dizisinde K ile başlayan bir kitap vardı. Önlenemez bir şekilde kitabı aldım ve olması gereken yere yerleştirdim. Sonra bir tane daha çarptı gözüme, onu da yerleştirdim. Derken bir de baktım ki bütün rafı düzeltiyorum. Hem de raf görevlisinin şaşkın bakışları arasında. Kardeşlerim ise “Ne yapıyorsun ya?” diyerek kaçıştılar etrafımdan, utanmışlardı anlaşılan. Ama durduramıyordum işte kendimi.
Şimdi bunları neden mi yazdım? Çünkü kitapçıdan ayrılalı neredeyse dört yıl geçti ama ben geçen kitap fuarında yine tezgâh düzelttim de ondan…







