29 Eylül 2018 Cumartesi

Çevirmenin Çemberi: Toz Gibi Yıldızlar


Asimov nicedir içimde bir ukdeydi. Bundan bir-iki yıl evvel, İthaki Bilimkurgu Klasikleri yeni yeni başladığı sıralarda Alican Saygı Ortanca bana gelip, “Ben, Robot’u çevirmek ister misin?” diye sormuştu. İsterdim tabii! İsterdim istemesine ama… o sıralarda başka bir kitap için Pegasus’la anlaşmıştım. Üstelik öyle sıradan bir kitap için değil, The Witcher serisinin ilk cildinin editörlüğünü yapacaktım. Beni tanıyanlar o serinin benim için çok özel bir yeri olduğunu, Türkçeye kazandırılması için yıllarımı verdiğimi bilirler.

Kendinizi o durumda hayal etsenize. Bir elinizde Ben, Robot var, diğerinde de gönülden bağlı olduğunuz başka bir kitap ve sadece birini seçebilirsiniz. Ne yapardınız? Zor bir karar, değil mi? Eh, ben The Witcher’ı seçtim ve içim kan ağlayarak da olsa Ben, Robot çevirisini reddettim. Sonra ne oldu peki? Sapkowski ve ajansı, The Witcher serisinin İngilizceden değil, Almancadan çevrilmesini şart koştu ve bir anda o iş de yattı. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldum anlayacağınız.

İşte bu yüzden Alican geçen sene bu sefer de Galaktik İmparatorluk üçlemesinin çevirisini önerdiğinde evde iki kat fazla göbek atmış olabilirim. Ve hayır, karşı apartmandaki komşuların tam o sıralarda aniden kör olmasının suçunu hâlâ kabul etmiyorum…

Üçlemenin ilk kitabı olan Toz Gibi Yıldızlar, kronolojik olarak Robot Serisi’nden 1400 küsur yıl sonra, Vakıf Serisi’nden ise 8600 sene evvelki bir zaman aralığında geçiyor. Yani Trantor İmparatorluğu henüz ortada yok. Ancak insanoğlu uzaya açılmış ve çeşitli yıldız sistemlerini kolonileştirmeye çoktan başlamış. Hatta aralarında bazı ufak tefek imparatorluklar bile var. Bunların en güçlüsü de acımasız Tyrann İmparatorluğu.

Dünya ise yaşanan nükleer savaşlar sonucunda artık radyoaktif bir gezegen hâline gelmiş, öyle ki çok az bir kısmı yaşanılabilir durumda. Bununla birlikte insanlar hâlâ tarih, felsefe, uzay mekiği pilotluğu gibi kadim ilimleri öğrenmek için Dünya Üniversitesi’ne gidip burada eğitim görüyor. İşte biz de o öğrencilerden biri olan Biron Farrill’in başından geçenlere ve kendisini bir anda Tyrann egemenliğine karşı kurulan bir komplonun tam ortasında bulmasına şahit oluyoruz kitapta.

24 Eylül 2018 Pazartesi

Nasıl???

Şu sıralar Isaac Asimov'un Pebble In The Sky adlı romanını çeviriyorum. Daha doğrusu çevirmeye çalışıyorum... Çünkü daha ilk 50 sayfada ağzımı burnumu dağıttı üstat. Daha önceki iki kitabına nazaran çok daha fazla bilimsel açıklama var çünkü içerisinde. Zincirleme reaksiyonlar, protoplazmalar, kolloidal dispersiyonlar falan derken şaftım fena kaydı sizin anlayacağınız. Hayır, öyle bir-iki satırlık şeyler de değiller ki. Yazdıkça yazmış üstat, yazdıkça yazmış. Bazı yerlerde iki-üç paragrafı, bazen de bir sayfayı buluyor bu açıklamalar. Hâl böyle olunca da bir günde çevirdiğim sayfa sayısı dibe vurdu.

Sonunda dayanamadım, "Yahu ben bunu bugünün imkânlarıyla bile çeviremiyorsam 1980'lerde nasıl çevirmişler o zaman??" diye sordum kendime, kalan bir tutam saçımı da yolarak. Öyle ya... Bugün elimizin altında hem internet hem de envai çeşit sözlük var. O zamanlardaysa daha doğru dürüst İngilizce sözlük bile yoktu muhtemelen.

Böylece fırlattım attım elimdeki her şeyi, internete girip kitabın Türkçe baskısını aramaya başladım. Sonunda buldum: "Zamandan Kaçış" adıyla Altın Kitaplar'dan çıkmış. Ne zaman? 1984'te... İndirdim dosyayı, açtım ilgili bölümü ve baktım nasıl çevirmişler diye.

Çevirmemişler... :))