30 Ocak 2020 Perşembe

Yeni Çeviri: Witcher Evreni

Witcher roman ve oyunlarının tüm hikâyesinin kısa bir özetini içeren "Witcher Evreni" adlı başucu kitabı için yaptığım çeviri önümüzdeki ay Pegasus Yayınları'ndan çıkıyor.

Ciltli, büyük boy, kuşe kâğıt ve illüstrasyonlu bir çalışma olan kitap Kürelerin Birleşimi'nden itibaren Kıta'nın tarihini, coğrafyasını, ırklarını, din ve büyü sistemlerini detaylı olarak özetliyor. Sonrasında Witcher'ların ortaya çıkışından söz ediliyor. Son olarak da ilk kitaptan son oyuna dek Rivyalı Geralt'ın hikâyesi anlatılıyor. O yüzden tüm kitapları ve oyunları bitirmediyseniz son bölümü okumayı ertelemenizi tavsiye ederim, yoksa sürpriz bozan etmenlerle (spoiler) karşılaşırsınız.

Kitapta yer alan bilgiler Dandelion, Villentretenmerth, Yennefer, Vesemir ve Geralt'ın ağzından anlatılıyor. Bunun yanı sıra hem CDPR'ın oyunlar için çizdiği hem de bu kitap için özel olarak hazırlanmış, kimi tam sayfa olan bir sürü görsel yer alıyor sayfalarda. Anlatıların yanı sıra hemen hemen her sayfada küçük anektotlar, bilgi kutucukları, efsaneler, hayali kitaplardan alıntılar gibi şeyler de var.

Witcher serisinin editörü Kemal Küçükgedik'le birlikte çalıştığım bu başvuru kitabı 4 Şubat'ta bizlerle olacak. Dilerseniz şimdiden hatırı sayılır bir indirimle ön sipariş verebilirsiniz.

Keyifli okumalar dilerim.

8 Ocak 2020 Çarşamba

Yeni Yazar Çevirmek Ya da Çevir(e)memek...

Yeni yazarların çevirilerini yapmayı sevmiyorum. Yazım stilleri, üslupları o kadar farklı ki yazdıklarını Türkçeye çevirmek cidden zor oluyor. 

Mesela Asimov, Kim Stanley Robinson ya da GRR Martin gibi ustaların ya da China Mieville, Ted Chiang ve Brandon Sanderson gibi görece yeni yazarların eserlerini çevirdim. Onların süslü, edebi dilleri ya da teknik terimleri de insanı zaman zaman zorluyor ama en azından cümle yapıları düzgün oluyor. Cümlenin başı şarkta, sonu garpta olmuyor. A'dan bahsederken birdenbire B'ye geçmiyorlar. "Ve" ile bağladıkları cümlelerin anlam bakımından bir bütünlüğü oluyor.

Yeni yazarlar da... nasıl desem... bir zorlama var. Yazdıkları güzel görünsün, havalı görünsün diye o kadar kasıyorlar ki that'lar which'ler havada uçuşuyor. Basit bir dille anlatılabilecek bir şeyi mümkün olan en devrik ve ters şekilde yazıyorlar. Kulaklarını tersten tutuyorlar diyeyim hadi. Alakasız yerlerde satır başı yapıyorlar; cümlenin başı ayrı, sonu ayrı paragrafta oluyor. 
Okurken ne demek istediğini gayet iyi anlıyorsun. Ama iş Türkçeye "güzel ve akıcı" bir şekilde çevirmeye gelince resmen tıkanıp kalıyorum. Öyle yazıyorum olmuyor, böyle yazıyorum olmuyor. Sadık kalayım diyorum, "çokomel" gibi oluyor. Güzel yazayım diyorum, yazarın hiç kullanmadığı kelimeler katmak zorunda kalıyorum bu sefer de işin içine.

Kısacası... yeni yazarların dilini sevmiyorum 🙄