29 Mart 2021 Pazartesi

Soyadı Karmaşası

Beni tanıyanlar bilir, çok fazla küfür çıkmaz ağzımdan. Hatta çok samimi olmadığım insanlarla sizli bizli konuşmaya, saygı çerçevesini aşmamaya çok dikkat ederim. Öte yandan gülmeyi de seven bir yapım var. O yüzden üniversite arkadaşlarım, asker arkadaşlarım gibi aşırı samimi olduğum dostlarla konuşurken de şaka yollu olarak argo kelimeler sıkıştırırım mutlaka araya. Maksat gülmek, güldürmek...

Neyse efendim, üniversiteden beri görüştüğüm, Baki adında çok sevdiğim bir dostum var benim. 22 yıl oldu, hâlâ aynı samimiyeti koruruz. Soyadı da Usta. Hâliyle telefonda Baki Usta olarak kayıtlı. Bir de senelerdir bizim sülalenin tamirat işleriyle ilgilenen, 80 yaşına merdiven dayamış bir Baki ustamız var bizim. Sürekli bizim apartmana gelip gider. Bir iş olduğunda hemen kolları sıvar, gençlere taş çıkarttıracak bir enerjiyle çalışmaya koyulur. Ama aynı zamanda da çok ciddi adamdır. Öyle şakaya, aşırı samimiyete falan hiç gelmez.

Geçenlerde bir işi düşmüş bana. Beni aradı. Telefonumu babamdan almış. Ben de hadi dedim, kaydedeyim adamcağızın numarasını, belki lazım olur. Hiç düşünmeden Baki usta diye kaydetmişim onun ismini de. Sadece isim satırına yazmışım, soyadını boş bırakmışım. Telefon da kabul etmiş, uyarı vermemiş. Ondan sonra unuttum gitti adamın numarasını kaydettiğimi.

Siz deyin bir, ben diyeyim iki ay, aradan şöyle epey bir zaman geçti. Bir gün telefon çaldı. Baktım, arayan kişi Baki Usta olarak gözüküyor. Ben de üniversiteden, eski dostum Baki sandım. Yüzüme muzip bir gülümseme yerleşti. Dur dedim, şununla bir dalga geçeyim. Açtım telefonu, başladım bağırmaya.

"Ne var lan? Ne istiyon? Ben sana beni bu numaradan arama demedim mi?!"

Hatta derin bir sessizlik oldu... Yüzümdeki o sırıtışla bekliyorum ben hâlâ. Derken yaşlıca ama korkutucu derecede başka bir yerden tanıdık olan o ses höt höt konuştu. "Ben Baki..." 

Evet, doğru tahmin ettiniz. Arayan eski dostum Baki değil, dedem yaşındaki Baki ustaydı. Tabii o anda yüzümdeki sırıtış anında donmaya, gözlerimden biri korkuyla hafiften seğirmeye falan başladı. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü ne demek çok iyi anladım diyeyim size, gerisini siz tahmin edin. O panikle hemen açıklama yapmaya çalıştım ama ne fayda...

"Ayy, Baki usta, sen miydin? Ben de seni Baki Usta sanmıştım! Şey, yani... Benim arkadaşımdan bir üniversitem var da... Aman yani, şey! Üniversiteden bir arkadaşım demek istedim! Onun ustası da baki. Ay, şey! Bakisi de usta... Of yaa!"

Adamcağız benim bu gevelemelerime 'ben seninle sonra hesaplaşırım' dercesine, mesafeli ve soğuk bir "Baban orada mı?" ile karşılık verdi. Ben de 40 yaşındaki her olgun erkeğin yapacağı şeyi yapıp 6 yaşındaki bir çocuk gibi "Babaaaaaa! Seni arıyolaaaar!" diye ciyakladım.

Neyse, gel zaman git zaman Baki ustayla da bir samimiyet oluştu sonradan aramızda. Yani demem o ki biriyle yakınlaşmak istiyorsanız ona küfre... Yok, bu değildi. Siz siz olun, soyadı Usta olan arkadaşlarınızla ilişkiyi kesin! Ay, bu da olmadı galiba 😂 Siz anladınız onu!

4 Şubat 2021 Perşembe

Yeni Çeviri: Kral Kanı (Hançer ve Sikke 2)

Hançer ve Sikke (The Dagger and The Coin) serisinin ikinci kitabı "Kral Kanı" için yaptığım çeviri önümüzdeki hafta Pegasus Yayınları aracılığıyla fantastik edebiyat okurlarıyla buluşacak.

Enginlik Serisi'nin (Expanse) iki yazarından biri olan Daniel Abraham'ın kaleme aldığı kitap arka planda bankacılar ile kralların, para ile hançerin arasındaki mücadeleyi konu alıyor. Ön plandaysa Marcus, Üstat Kit, Cithrin, Dawson ve Geder'in maceraları devam ediyor.

İlk kitabın tanıtımında da belirttiğim gibi, seri "low fantasy" türünde. Yani kudretli büyücüler, destansı savaşlar, mistik canavarlar gibi etmenlere çok fazla rastlamıyoruz. Daha çok siyasi çatışmalar ve entrikalar üzerinden gidiyor kitaplar. Ama arka planda ejderhaların yarattığı, birbirinden farklı on üç ırkın bulunduğu fantastik bir dünya da yer alıyor.

Kral Kanı'nın editörlüğü önceki ciltte olduğu gibi yine Pelin Zorbay'a ait. Kitap şu anda ön siparişte; 18 Şubat 2021'den itibaren de raflardaki yerini alacak.


19 Ocak 2021 Salı

Bizim Asansörcünün Çektikleri

Her ay bizim apartmandaki asansörün bakımını yapmaya gelen bir Sedat ağabeyimiz var. Kendisi hafif toplu, kır saçlı biridir. Çok sessiz, çok saygılı bir adamdır. Zile basar, sonra birkaç adım geri çekilir, ellerini önünde kavuşturur ve kapıyı açmamız için öylece bekler. Konuşurken başını hafif yana eğer, bir şeye itiraz ettik mi gıkı çıkmaz. Bir arıza oldu mu motoruna atlayıp hemen geliverir. İyi biridir yani...

Benim de huyum kurusun, apartmana devamlı gelip giden, yüz yüze baktığımız kişilere takılmadan edemem. Kapıcı, asansörcü, sucu, kargocu... Hepsiyle illa şakalaşırım, onları güldürecek bir şeyler yaparım. Sedat ağabey de bu konuda bir istisna değil.

Mesela geçen ay asansörümüz arıza yaptı ve birkaç parçasının değişmesi gerekti. Eh, bir miktar para tuttu hâliyle. Babam dedi ki, "Oğlum, Sedat ağabeyin gelecek. Portmantonun üstüne 400 lira koydum, verirsin." Tamam dedim ben de ve beklemeye başladım. Derken beklenen an geldi, kapı çaldı ve bir koşu gidip açtım. Daha adamcağız bir şey söyleyemeden, "Sedat ağabey... Babamın dediğine göre bize para verecekmişsin. Alayım!" dedim, boş avucumu ona uzatıp. Adam bir bana baktı, bir avucuma. Önce hafiften güler gibi oldu, sonra yüzü düştü, ardından bir daha güldü. Ne diyeceğini şaşırdı anlayacağınız. 

Başka bir seferinde de, yine kontrole geldiğinde bizim kapıyı çalıp çatının anahtarını istedi. Makine dairesine girecek. Ben de çıkarıp verdim anahtarı, bir taraftan da, "Dikkat et, sakın düşme. Bir daha otomatiğe basmam valla," diye takıldım ona. Aradan beş dakika geçti, yine zil çaldı. Gittim, diyafonun düğmesine bastım, yine Sedat ağabey... Motosikletinden bir parça almak için aşağı inmiş. Ama ben rahat durur muyum hiç? "Ben sana dikkat et, damdan düşme demedim mi? Açmıyorum işte!" dediğimde adamcağız kahkaha krizine girdi.

Bugün de hem bakım yapmak hem de senelik sözleşmeyi yenilemek için yine bize uğradı kendisi. Açtım kapıyı, selamlaştık, karşılıklı hâl hatır sorduk. Sonra sıra geldi asıl meseleye. "Yeni sözleşme getirdim. İmzalamanız gerekiyor," dedi. Sonra da daha alçak bir sesle, utangaçça ekledi. "Bakım ücreti zamlandı. 20 lira arttı." Ben de, "Ha, öyle mi? O zaman bundan sonra seninle çalışmıyoruz, gidebilirsin," diyerek kapıyı yavaşça kapatmaya başladım. Sedat ağabeyin gözleri ardına kadar açıldı; boştaki elini kaldırdı, indirdi, sonra tekrar kaldırdı; ağzı bir açılıp kapandı. Tabii dayanamadım daha fazla, gülmeye başladım. Benim güldüğümü görünce rahatladı, şöyle kocaman bir tebessüm etti. "Ya İhsan," dedi, "ne adamsın."

Ama ne yapayım? Sedat ağabeyin yüzünde gördüğüm o tebessüm var ya... İşte o benim için de pozitif bir enerji kaynağı oluyor. Ben de gülüyorum, mutlu oluyorum, hayata daha pozitif yaklaşıyorum. Gün içerisinde bizim kahrımızı çeken, emeklerinin karşılığında bir teşekkür veya güler yüz bile görmeyen o kadar çok insan var ki... Garsonlar, kasiyerler, güvenlik görevlileri, satış elemanları. Kapıcılar. Asansörcüler. Kargocular. Bu insanlara bir günaydın dediğinizde, azıcık güler yüz gösterdiğinizde, hâllerini hatırlarını sorduğunuzda ne kadar mutlu olduklarını hiç fark ettiniz mi? Gözlerinin içi güler, omuzları gevşer, yüzlerine bir tebessüm yerleşir. İnsan olduklarını hissederler. Demem o ki böyle kimselere bir tebessümü çok görmemek lazım. Bir deneyin, size de iyi geldiğini fark edeceksiniz.

Şimdi önümüzdeki ay gelsin de Sedat ağabeye 20 lira eksik vereyim, bakayım ne yapacak. Hohoho!

17 Ocak 2021 Pazar

Çok şükür!


Üniversite yıllarımda bir hayalim vardı. Büyüyünce oyun dergisi yazarı olacak ve Sinan Akkol'la beraber çalışacaktım. Bana özel bir hayal değildi bu gerçi; o yıllarda Level dergisi okuyarak büyüyen bütün oyunseverlerin ortak düşüydü bu. Ama en nihayetinde sadece bir hayaldi ve gerçek olacağını hiç düşünmemiştim.

Daha önce birkaç mecrada sık sık bahsettim. Bana yazmayı sevdiren, yazıyla insanları güldürebilmenin ve birilerine ulaşabilmenin mümkün olduğunu gösteren kişilerin başında geliyor Sinan. Diğeri de Aşkın Güngör. 

Aradan yıllar geçti, önce Aşkın abiyle tanıştım. Onun sayesinde hikayelerimi kitaplaştırdım, imza günlerine katıldım, kendimi geliştirdim, editörlüğe adım attım. Hiç gerçekleşmeyeceğini sandığım başka bir hayali yaşadım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az.
Sonra bir gün Sinan Akkol'dan beklenmedik bir mesaj aldım. Oyungezer için yeni yazarlar arıyordu. Beni de ekibinde görmek istiyordu. Benimle birlikte çalışmak... O gün mutluluktan nasıl havalara uçtuğumu size anlatamam. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi.

Ve şimdi, yıllar sonra sevgili Sinan bu paylaşımı yapmış Twitter'da. "Kütüphanemde M. İhsan Tatari'nin çevirdiği kitaplar köşesi yapmaya başladım." Sonrasında da bana, "Çevirisini yaptığın kitaplara değer kattığını düşünüyorum," dedi. 

Yaşadığım kıvanç ve mutluluğu hayal edebiliyor musunuz? :) Yazılarını okuyarak büyüdüğüm, ustam olarak gördüğüm iki insandan birinden böyle sözler duymak benim için gerçekten de çok büyük bir mutluluk. Kendisine buradan bir kez daha içtenlikle teşekkür ediyorum.

Şimdi geriye dönüp baktığımda aslında ne kadar şanslı olduğumu görüyorum. Gençlik yıllarımın iki kahramanıyla tanıştım. Onlarla beraber çalışma şansına eriştim. Hatta onlarla arkadaş oldum. İstediğim zaman telefon açıp konuşabileceğim kadar samimiyet kurdum. Ne kadar şükretsem az. Çok şükür! 

Hayatta belki her şey istediğimiz gibi gitmiyor. İrili ufaklı bir sürü aksilik yolumuza taş koyabiliyor, canımızı sıkabiliyor, bizi mutsuz edebiliyor. Ama bu demek değil ki hiç güzel bir şey olmayacak. Yeter ki hayallerinizden vazgeçmeyin...

8 Ocak 2021 Cuma

Yeni Çeviri: Kan, Ter ve Pikseller

Bu sefer değişik bir kitapla, video oyun dünyası üzerine yazılmış kurgu dışı bir eserle karşınızdayım. Kotaku adlı dünyaca ünlü oyun sitesinin eski yazarlarından Jason Schreier'ın kaleme aldığı Kan, Ter ve Pikseller (Blood, Sweat and Pixels)...

Kitapta Pillars of Eternity, Uncharted 4, Stardew Valley, Diablo III, Halo Wars, Dragon Age: Inquisition, Shovel Knight, Destiny, The Witcher 3 ve iptal edilmesiyle çok konuşulan Star Wars 1313'ün arkasındaki yapım hikâyeleri anlatılıyor.

Geliştiriciler bu oyunları yapmaya nasıl karar verdi, hangi aşamalardan geçtiler, ne tür zorluklarla uğraştılar? Hepsi belgelerle ve röportajlarla anlatılmış. Aynı zamanda Dragon Age 2'nin neden kötü bir oyun olduğu, Neil Druckmann'ın nasıl Naughty Dog'un tepesine tırmandığı ve CD Projekt Red'in kuruluş öyküsü gibi ilginç yan detaylar da var.

Çevirinin en zor yanı hiç şüphesiz durmadan oyun oynama isteği uyandırmasıydı :) Ayrıca The Witcher 3'le ilgili bölümü diğerlerinden daha hızlı çevirmiş olabilirim...

Bu benim ilk kurgu dışı çevirim oldu aynı zamanda. Yıllardır Oyungezer'de haberler ve incelemeler yazdığım için kitapta anlatılan konulara az çok hâkimdim zaten. Bugüne dek hep iki ayrı kulvar olarak gördüğüm çevirmen kimliğim ile Oyungezer yazarı kimliğimin tek bir potada erimesi de ilginç bir tecrübe oldu benim için.

Editörlüğünü Emre Aygün'ün üstlendiği kitap bu haftadan itibaren İthaki Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. İlgilenenlere duyurulur.