15 Nisan 2019 Pazartesi

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları | Kitap İnceleme

İthaki Yayınları, 2015
Çevirmen: Aslı Dağlı
Editör: Emre Aygün
Keyifle okunan, bir an bile sıkmayan, eğlenceli bir gençlik fantazyası.

Kitabımızın başkahramanı Jacob, büyükbabasının anlattığı tuhaf hikâyelerle büyüyen, sıradan bir çocuk. Ama çocukluk yıllarını geride bırakıp 16 yaşına geldiğinde kendisine anlatılan şeylerin aslında gerçek olmadığını, küçük bir çocuğu eğlendirmek için sıkılan palavralar olduğunu anlıyor. Ardından dedesiyle arası açılıveriyor. Ama günün birinde dedesi tıpkı hikâyelerinde anlattığı tuhaf bir "şey" tarafından öldürülünce aslında tüm o tuhaflıkların gerçek olabileceği fikri kafasına dank ediveriyor.

Böylece hem hakikati öğrenmek hem de büyükbabasının son nefesinde kendisine verdirdiği sözü tutmak için düşüyor yollara. Ve kendisini Bayan Peregrine ile Tuhaf Çocuklarıyla karşı karşıya buluveriyor.

Kitap bir bakıma Harry Potter'ın formülünü uyguluyor aslında. Sıradan bir çocuk. Tuhaf güçlere sahip çocuklarla dolu bir yetimhane. Hepsini koruyup gözeten bir öğretmen. Kaçınılması gereken gölge yaratıklar. Benzerlikler çok bariz. Bununla birlikte kendi ayakları üstünde durmayı ve kendi evrenini yaratmayı başarıyor yazar. Hikâyesini anlatmak için gerçek fotoğraflar kullanması da öyküsünün etkisini arttırıyor.

Açıkçası okurken hiç sıkılmadığım, acaba ne olacak diye her sayfayı merakla çevirdiğim bir kitap oldu. Hatta son bölümlerde heyecan dozu öyle bir artıyor ki satırları atlaya atlaya okumamak için kendimi zor tuttum. Tabii bunda Aslı Dağlı'nın çok başarılı ve akıcı çevirisinin de katkısı büyük.

Bakalım devam kitabında neler olacak?

13 Nisan 2019 Cumartesi

Çevirmenin Çemberi: Uzay Akımları

Asimov’la üç perdelik çeviri dansımızda sıra Uzay Akımları’na geldiğinde kafam pek yerinde değildi açıkçası. Bir daha başkalarının çevirilerine editörlük yapmayacağıma dair dizlerimin üstüne çöküp gök gürültüleri eşliğinde yumruklarımı havaya sallayarak ettiğim tüm yeminlere rağmen, yaşadığım maddi sıkıntılardan ötürü tükürdüğümü bir güzel yalamak zorunda kalmış ve Babür İmparatorluğu’yla ilgili tarihi bir romanın düzeltisine başlamıştım. Ama ne yazık ki düzeltmem gereken kitap hatalı çevirinin sınırlarını dikiş yerlerinden patlatırcasına zorladığından o iş maddi bir destekten çok ruhi bir kösteğe dönüştü.

O yüzden, en nihayetinde Uzay Akımları’na geçebildiğimde beynim hayli yorgundu. Delhi, Agra ve Semerkant civarlarında dolaşırken bir anda Trantor, Sirius ve Arcturus civarlarına ışınlanınca da hepten ambale oldum. Neyse ki kitap beklediğimden daha keyifliydi. Bir Asimov romanı çeviriyor olmanın verdiği kıvanç, romanı okurken aldığım keyifle birleşince ortaya gayet memnun kaldığım, güzel bir çeviri süreci çıktı.

Uzay Akımları (Currents Of Space), üçlemenin ilk kitabı olan Toz Gibi Yıldızlar’dan yaklaşık 6200 yıl sonra, 11129 yılında geçiyor. O nedenle iki roman arasında aynı evrende geçmeleri dışında hiçbir bağlantı yok. Bununla birlikte Trantor İmparatorluğu’nun artık kurulduğunu ve giderek yayılmaya başladığını görüyoruz. Bu da Biron Farrill ve arkadaşlarının başarılı olduğu izlenimini uyandırıyor bizde. Dünya gezegeni ise çok farklı ve enteresan bir konumda çıkıyor karşımıza. Ama kitabın sürprizlerini bozmamak için bunun ne olduğunu söylemeyeceğim.

Kitapta Florina adlı bir tarım gezegeni ile ona hükmeden Sark adlı egemen bir gezegen arasındaki ilişki anlatılıyor. Florina “kirt” denilen, çok özel bir bitkinin tüm galakside yetiştiği tek yer olma özelliğine sahip. Sark çok uzun yıllar önce burayı hâkimiyeti altına almış ve gezegenin halkını âdeta köle gibi çalıştırıyor. Galaksinin geri kalanıysa kirtten mahrum kalmamak adına Sark’ın yaptıklarına göz yumuyorlar.

Derken günün birinde Rik adındaki, yarım akıllı bir Florinalı birdenbire akli melekelerini geri kazanmaya başlıyor ve aslında başka bir gezegenden geldiğini, geçmişte başka biri olduğunu hatırlıyor. Daha da önemlisi Florina’nın yakında yok olacağı gibi çok elzem bir bilgiye de sahip kendisi. Böylece başına ne geldiğini araştırmak için koyuluyor yola. Ancak hiç hesaplamadığı şey hem Trantor casuslarının hem de Sark kuvvetlerinin onun peşine düşeceği… Polisiye-bilimkurgu tadındaki maceramız da bu şekilde başlamış oluyor.