Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2020 Salı

Geçmişin Gölgesi...

Son kitabım basılalı 7 yıl olmuş. O zamandan beri tek tük toplu seçkiler dışında ne bir roman yazdım ne de hikâye. Aklımda 3-4 farklı macera vardı hâlbuki. Biri polisiye, ikisi bilimkurgu, biri fantastik... Ana hatlarını az çok hatırlıyorum aslında ama hiçbirini yazamayacağım anlaşılan. Ne enerjim var ne isteğim ne de vaktim.

Bir de paslanmışlık var tabii... Yazarlık da demir gibi; işledikçe parlıyor. Yazdıkça üslup gelişiyor, kelime oyunları ve bugün okuyunca "Bunu ben mi yazmışım?" dedirten etkileyici cümleler birbirini kovalıyor. Ama yazmaya ara verince hepsi uçup gidiyor işte... Oturup bir şeyler yazayım desem bile çıkmıyor artık kelimeler. 

Çevirmenlikte de hissediyorum bazen bunu; hep aynı kelime dağarcığını ve sözcük yapılarını kullanıyorum. Blog yazısı yazmak bile zor geliyor bazen.

Neyse... Güzel zamanlardı. Aşkın ağabeyim sayesinde kısa süreli de olsa bir hayalimi gerçekleştirmiş, doya doya yaşamış oldum en azından :) Bu da böyle bir iç döküş olsun.

7 Aralık 2018 Cuma

Ya Batarsa?

Yazdığım son roman gerçek oluyor...

Titanik II, ilk geminin yapılışının 100. yılı şerefine yeniden inşa ediliyor ve 2022 yılında öncülünün orijinal rotasını kullanarak denize açılacak. Geminin aslına sadık bir şekilde çok şaşaalı olması ama modern teknolojileri de kullanması hedefleniyor.

Aslında ilk olarak 2012'de duyulmuştu bu haber ama daha sonra ses çıkmamıştı. Şimdi işler ciddi, Blue Star Line da projeye dahil oldu ve geminin inşası hızla devam ediyor.

"Geçmişin Gölgesi Geleceğin Laneti" adlı kısa romanımda ben de benzer bir şekilde Titanik'in 100. yılında yeniden inşa edildiğini ve orijinal rotasını kullanarak denize açıldığını işlemiştim. Yine benzer bir şekilde aslına sadık ama modern bir gemiydi. Ama içine fantastik öğeler ve bir miktar **öhhö** Cthulhu **öhhö** katmıştım tabii :)

Hatta o kitapta Titanik batmadan tam 14 yıl önce "Titan" adlı, Titanik'e çok benzer bir gemi hakkında roman yazan ve gemiyi bir buzdağına çarptırarak batıran Morgan Robertson'dan da bahsetmiştim.

Kaderim benzemesin :)

27 Nisan 2018 Cuma

İkinci Baskı!


Cthulhu mitosu ile Titanik faciasını harmanladığım kısa romanım "Geçmişin Gölgesi Geleceğin Laneti" (Bkz. Bir kitaba neden uzun isim vermemeliyiz) ikinci baskısını yapmış. 

Başta emekleri için sevgili editörüm Aşkın Güngör olmak üzere okuyan herkese ve bugüne kadar tek kuruş telif ödemeyen yayınevime teşekkürler 😄

21 Nisan 2013 Pazar

Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Laneti



Yeni bir kitap, yine bir kitapla karşınızdayım efendim. Bir süredir sevgili Aşkın Güngör ile birlikte üzerinde çalıştığımız kitap nihayet son aşamaya geldi ve yakında raflardaki yerini alacak. Bu kez farklı, daha uzun soluklu bir çalışma var elimizde. Kısa kısa öykülerden oluşan bir kitap değil de tek bir konuyu anlatan, 175 sayfalık mini bir roman (tabiri caizse bir novella).

Arka kapak yazımız ise şöyle:

Titanik...

Dünya onu lüks ve şaşaanın sınır tanımadığı rekorlar kıran bir gemi, insanoğlunun o
güne kadar yarattığı en muhteşem şey olarak tanımaya hazırlanıyordu. Oysa o, tarihe
hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bir faciayla geçti. Hepsi birkaç ihmalkarlık ve
talihsiz bir kaza yüzünden. Yoksa öyle değil mi?

Yıl 1912... İngiltere'nin önde gelen gemi yapım firması White Star Line, rakipleriyle
başa çıkabilmek için daha önce emsali görülmemiş bir gemi yapma kararı alır. Ve
yıl 2012... Finansal sorunlarla boğuşan ve iflasın eşiğine gelen White Star Line eski
görkemli günlerine geri dönebilmek için kendilerine en çok ün getiren projeyi bir kez
daha masa üstüne yatırmaya karar verir. Titanik...

İlk Titanik'in başına gelen gizemlerle dolu olayların aslı neydi? Geminin batışı sadece
talihsiz bir kaza mıydı yoksa daha büyük ve daha kötücül bir şeyler mi iş başındaydı?
Kazadan tam 14 yıl önce Titanik'in batışını birebir kaleme alan Morgan Robertson'ın sırrı
neydi? Yeni Titanik üzerindeki kuşku ve uğursuzluk bulutlarını atıp öncüsünün makus
talihinden kurtulabilecek mi?

Geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen, iki farklı Titanik'i konu alan, gizem ve
sürprizlerle dolu bir macera...

Korku edebiyatının büyük ustası Lovecraft'ın başyapıtı, insanlık tarihinin tanıklık ettiği
en büyük faciayla buluşuyor.

"Ph'nglui mglw'nafh Cthulhu R'lyeh wgah'nagl fhtagn."

Yapımda emeğ... Ehem... Yorumlarıyla, varlıklarıyla, dostluklarıyla bana destek olan herkese bir kez daha teşekkürler. Veee keyifli okumalar.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Bursa 11. Kitap Fuarı


Gökler başımıza yıkılmaz, başımıza taş yağmaz, canına yandığımın Pırpır'ı arıza yapmaz, lastik patlamaz ve şoför atlamazsa 16-17 Mart tarihleri arasında iki günlüğüne fuardayım inşallah. İmza günü için deseler de stantları toplayacak adam eksiğini kapatmaya çalıştıklarından şüphelenmiyor da değilim. O  tarihlerde oralarda olacak olan ve yaşayanların dikkatine. Şemsiyelerinizi hazır edin, ben geliyorum.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Yitik Öyküler Kitabı 2 raflarda...



Geçen yazımda yeni kitabımın kapağı belli olur olmaz buradan sizlerle paylaşacağıma dair bir söz vermiştim. Şimdi o sözü yerine getirme vakti...

Kitap şimdilik sadece İstanbul Kitap Fuarı'nda satılıyor, fuardan sonra İdefix, D&R ve diğer satış sitelerinde ve tabi ki kitapçılarda da boy gösterecek. O yüzden bu yazıyı okur okumaz sokaklara fırlayıp kendinizi parçalamayın ( Bkz. Mütevazı yazar örneği ).



Şaka bir yana her zamanki gibi değerli destekleriniz için en başta ailem olmak üzere, tüm dostlarıma, iki büyük ustam Sadık Yemni ve Aşkın Güngör'e, hep yanımda olduklarını hissettiren Ahmet Yüksel ve Ümit Kireççi ağabeylerime, Kayıp Rıhtım ailesine (Hakan Tunç, Hazal Çamur, Tarık Kaplan, Buğra Şenyüz, Onur Selamet, S. Fatıma Gemalmaz, Beyza Taşdelen, Kürşat Toker, Yosun Erdemli, Mehmet Berk Yaltırık, Özgürcan Uzunyaşa, Asilkan Büke ve isimlerini saymakla hayatta bitireceğim tüm diğer kıymetli arkadaşlara) ve tabi ki  siz blog dostlarıma ayrı ayrı teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

İyi ki varsınız!

14 Kasım 2011 Pazartesi

Yitik Öyküler Kitabı çıktı

Rıza Türker
Yitik Öyküler Kitabı isimli yeni kitabım (gel de aynı cümlede iki kez kitap kelimesini kullanma. Aaa? Üç oldu!) bu ayın 12'si yani kitap fuarının ilk günü itibariyle raflardaki yerini aldı. Üstelik değerli yazar, sevgili dost Aşkın Güngör'ün "Kayıp Ruhlar Kulübü" adlı kitabıyla yan yana! Kitabımın çıktığına mı sevinsem yoksa ağabeyim kadar sevdiğim bu değerli şahsiyetle aynı standı paylaştığıma mı, bilemedim doğrusu. Bu yıl düzenlenen İstanbul kitap fuarını ziyaret etme imkanı bulursanız her iki kitabı da BU Yayınları standından temin edebilirsiniz.

Günün sürprizi ise Aşkın Güngör'ün sitesinde dolanırken Yitik Öyküler'in Vatan Kitap'ta yayınlanan tanıtımına rastlamam oldu. Tanıtımının yapıldığını daha önceden duymuştum ama bu kadar ayrıntılı bir yazı beklemiyordum doğrusu. Tahminlerimde yanılmıyorsam Aşkın ağabey tarafından kaleme alınmış hem de. Okurken hem duygulandım hem de her yanımı bir heyecan sardı. Ne mi yazıyordu? Gelin, hep beraber bakalım.


***

M. İhsan Tatari'den Yitik Öyküler Kitabı

A.Gökhan Gültekin
M. İhsan Tatari imzalı fantastik öykü derlemesi Yitik Öyküler Kitabı raflardaki yerini aldı.

BU Yayınevi’nden çıkan, M. İhsan Tatari’nin yazdığı dokuz öyküyü içinde barıdıran kitap okurları maceradan maceraya sürükleyecek. Ayrıca her hikâyeye özel çizilmiş görseller kitaba farklı bakış açıları kazandırıyor. Bu çizimler Celalettin Ceylan, A. Gökhan Gültekin, Devrim Kunter ve Rıza Türker’e ait.

Bundan bir yıl önce ilk kitabı Yemin ve Öç ile karşımıza gelen Tatari’nin, yeni eseri olan Yitik Öyküler Kitabı’nın arka kapak tanıtımında şunlar yazıyor:

Dokuz…
Kılıçlar ve kalemler, şövalyeler ve hırsızlar, büyücüler ve cadılar, yaşayan ölüler ve insanlar, cesurlar ve korkaklar, dürüstler ve yalancılarla dolu dokuz farklı öykü.
Mısır’ın engin çöllerinden nükleer bir felaket sonrası İstanbul’a, iblislerin hüküm sürdüğü alternatif boyutlardan gelecek zamanların teknoloji harikası şehirlerine, perili köşklerden cıvıl cıvıl üniversite kampüslerine dek uzanan dokuz farklı hikâye.
Kimi zaman heyecanlandıran, kimi zamansa duygulandıran, kimi zaman düşündüren kimi zamansa kahkahalar attıran dokuz farklı macera.
Dokuzu da aynı yazarın kaleminden, dokuzu da tek bir kitapta, elinizde tuttuğunuz cildin sayfalarında…
Hayal gücünüzün kapılarını aralayın.


Celalettin Ceylan
Editörlüğünü ve sayfa tasarımını Aşkın Güngör’ün üstlendiği kitabın kapak tasarımını Rıza Türker, iç sayfa çizimlerini ise Celalettin Ceylan, Devrim Kunter ve A. Gökhan Gültekin üstlenmiş. Ayrıca değerli yazarlarımızdan Aşkın Güngör’ün bu kitaba da bir Ön(süz)söz yazdığını not olarak düştükten sonra, kısaca öykülere göz atalım:

Yitik Öyküler Kitabı’nda dokuz öykü var. Bu öyküler Arayış, Mektup, Çölün Yüreği, Cesur ve Geveze, Eve Dönüş, Bahar Şenliği, Nazik Bir İş, Kılıçların Gardiyanı ve Ölüm Kulesi adını taşıyor.

Öykülerin tamamı fantastik bir artalana inşa edilse de, yazarlar için en büyük lütuflardan olan esprili ve eğlenceli anlatım dili kullanabilme meziyetine sahip M. İhsan Tatari, hemen her öyküsüne kendi ‘özel şerbetini’ katmayı da başarıyor. Hem fantastik hem de alabildiğine gerçek evrenler ortaya çıkıyor böylece. Ve Tatari, bazen bir şövalye atının terkisinde, bazen vampirlerle dolu bir şatonun kuytu köşesinde, bazen bir ormanın sık ağaçları arasında gizlenmiş de, tanık olduğu olayları okura anlatıyormuş hissi vermeyi başarıyor. Genç bir yazar için hiç de azımsanacak bir özellik değil bu.

Yitik Öyküler Kitabı’ndaki öyküler sadece fantastik değil. Araya birkaç da bilim kurgu öyküsü katmış Tatari.Mektup ve Eve Dönüş böyle öyküler.

İlerleyen teknolojinin basit bir mektup yazmayı bile nasıl eziyete dönüştürdüğünü anlatan Mektup, keyifli üslubu, sürpriz çıkışlarıyla hem güldürmeyi hem de ince ince düşündürmeyi başarıyor.
Devrim Kunter

Eve Dönüş’teyse basbayağı karanlık bir gelecek tasviri var. Makinelerin hükmettiği, insan ırkının büyük çoğunluğunun zombiye dönüştüğü bu gelecekte, genç bir savaşçının soluk soluğa okunan serüvenini aktarıyor Tatari. Ve bunu da öyle ustalıkla yapıyor ki, kahramanımızın üstüne atılan zombilerden birinin bizzat yazarın kendisi olduğunu anlamakta gecikmiyoruz.

Kitaptaki fantastik öyküler de bilim kurgu öyküler kadar iyi. Tatari’nin tasarladığı evrenler kendi içinde çelişkisi olmayan, sağlam, ayağı yere basan yerler. Tüm imkansızlıkların gerçekleşmesine karşın hem de. Öyle ki Cesur ve Geveze adlı öyküde bir cadıyı haklamak için yola çıkan yaşlı şövalyeyle geveze kılıcının bitmek bilmeyen atışmaları bile inandırıcı olmayı başarıyor. Bunu sağlayan, Tatari’nin mekan tasarımları kadar diyalog yazımlarında da son derece başarılı olabilmesi elbette.

Sözün özü, bir solukta okunacak ve her biri bambaşka evrenlere açılan harika dokuz öykü okumayı isterseniz, Yitik öyküler Kitabı tam size göre.

Vatan Kitap, Kasım 2011

***

Bu güzel yazıyı hazırlayan Aşkın Güngör başta olmak üzere benden desteğini, yorum ve eleştirilerini esirgemeyen herkese teşekkürler. 

Şimdi... Gel 20 Kasım, gel!

Not: Yazının orjinaline, künye bilgilerine ve ön okumasına buradan ulaşabilirsiniz.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Yitik Öyküler Kitabı geliyor!

Nihayet! 

Artık uzun süren suskunluğumu bozabilir ve bu güzel haberi sizlerle gönül rahatlığıyla paylaşabilirim. Eğer bir aksilik olmazsa "Yitik Öyküler Kitabı" isimli yeni kitabım bu ay içerisinde satışa çıkacak inşallah. Kitap, Bu Yayınları'ndan çıkıyor ve D&R hariç tüm kitap mağazalarının raflarında bulunacak.

Peki nedir Yitik Öyküler Kitabı ya da Aşkın Güngör'ün deyimiyle YÖK? (Kendi kısaltmasına getirdiği güzel esprisini de buraya aynen ekliyorum :) "YÖK mü? Aman Yareppim!") Kısaca özetlemek gerekirse kimi Aylık Öykü Seçkisinde, kimi bu sayfalarda, kimiyse farklı mecralarda yayınlanan kısa hikayelerimin bir derlemesi. İçinde bir de Nazik bir mesele adında daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir öykü de içeriyor aynı zamanda.

Editörlüğünden tutun da sayfa düzenine kadar neredeyse tamamı sevgili ağabeyim, değerli yazarımız ve bir o kadar da kıymetli insan olan Aşkın Güngör'ün emeğinin ve özverili çalışmalarının ürünüdür. Kapak çizimi sayın Rıza Türker'e, iç çizimler daha önce Yemin ve Öç isimli kitabımda da benimle çalışma lütfünü gösteren A. Gökhan Gültekin ile Celalettin Ceylan'a ve ekibimize katılarak bizi onurlandıran Devrim Kunter'e ait.

Lafı fazla uzatıp canınızı sıkmayayım. Zaten Kayıp Rıhtım'daki değerli dostlar söylenebilecek her şeyi söylemiş. Ne mi demişler? Gelin hep beraber bakalım. 

11 Haziran 2011 Cumartesi

Yemin ve Öç Oyungezer'de!



Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Yıllardan beri yakından takip ettiğim, 10 yılı aşkın bir zamandır hiçbir sayısını kaçırmadığım canım dergim Oyungezer'de benim için çok özel bir tanıtım var bu ay. Oyungezer ailesinin en önde gelen isimlerinden olan ve bunca yıldır yazılarını beğeniyle takip ettiğim sevgili Sinan Akkol nam-ı diğer Blaxis derginin bu sayısında Yemin ve Öç'ten bahsetmiş övgüyle. Yazıyı burada sizlerle paylaşıyorum.

Bazı "mit"ler bizden çıkar
Yemin ve Öç yaklaşık 2 aydır masamın bir köşesinde, çeşitli kağıtların arasında duruyordu. Bir Türk fantastik roman yazarından geldiğini biliyordum, ama bir türlü zaman bulup okuyamamıştım. Bir hafta önce, yattığım yerden elime alıp da yazan kişinin ismini gördüğümde hoş bir sürprizle karşılaştım: M. İhsan Tatari, neredeyse 10 yıldır iletişimde olduğum bir okurumdu. Yıllardır "yahu, şöyle bir kitap mı yazsam, böyle bir kitap mı yazsam" diye diye daha tek satır yazamamışken, bir okurumun beni aşıp ortaya fiziksel bir sonuç çıkartması çok hoşuma gitti.
Kitaba gelecek olursak: Unutulmuş Diyarlar'da (Forgotten Realms) geçen 3 adet hikayeden oluşuyor Yemin ve Öç. İlk iki hikaye www.kayiprihtim.org sitesinde yayınlanmış barbar Brann ve cüce Korgan'ın ( doğrusu Korban olacak. Sevgili Sinan burada Baldur's Gate 2'ye kadar gidip gelmiş :) - mit ) hikayeleriyken, üçüncü ve tam bir macera uzunluğunda olan hikaye bu ikisini bağlamış. Ne yalan söyleyeyim, çok yüksek bir beklenti ile okumaya başlamamıştım kitabı. Ama okudukça inanılmaz bir şekilde sardı. Yalın ama etkileyici anlatımıyla, fantastik bir film seyrediyormuşçasına gözümde sahneleri canlandırmayı başarıyordu kitap. Unutulmuş Diyarlar'da sırıtmayacak şekilde araya serpiştirilmiş Türkvari esprilerin hepsine gülümsediğimi fark ettim. 200 küsur sayfayı bir solukta bitirdim, hem de büyük bir keyifle. Ve izninizle yazara buradan seslenmek istiyorum: İhsan, eğer Korban ve Brann'ın hikayelerine devam etmezsen , ben de sana oyun incelemesi yazmam bundan sonra :)
- Sinan

İşte böyle... Yıllardır yazılarını büyük bir beğeni ile takip ettiğim sevgili Sinan Akkol'un benim yazmış olduğum bir eser hakkında böylesine güzel bir yorum yazması inanın benim için çok anlamlı. İzninizle kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sevgili Sinan, Brann ve Korban'ın yeni maceraları olmasa da farklı mekanlarda geçen başka kitaplar yazacağım senin için, söz. Yeter ki sen yazmayı bırakma :) Kucak dolusu sevgiler...


8 Ekim 2010 Cuma

Yazarının kaleminden Yemin ve Öç

Gölge E-Dergi'nin 37. sayısında yayınlanmıştır.
Çok değil sadece birkaç ay önce görücüye çıkmış bir roman Yemin ve Öç. İlk olarak Kayıp Rıhtım adlı internet sitesinin fantastik edebiyatseverlere sunduğu bir e-kitap projesi olarak çıktı karşımıza. Sonra o küçük proje kabına sığmaz oldu, büyüdü, gelişti ve kapağıyla, sayfalarıyla, çizimleriyle gerçek bir kitap haline gelmeyi başardı. Peki, nasıl oldu da o küçük proje bunca yolu aşıp kocaman bir kitap haline geldi? İşte bu yazı bu sürecin öyküsünü anlatıyor. Hem de kendi yazarının elinden…

Yemin ve Öç’ü kaleme almaya ilk başladığımda, Kayıp Rıhtım’ın her ay düzenli olarak yayınladığı “Aylık Öykü Seçkisi” için yazılmış kısa bir maceradan ibaretti aslında. Yanlış hatırlamıyorsam o ay ki seçkinin teması “Köle” idi. Bir akşam evimde oturmuş, “Bu tema için nasıl bir hikâye yazabilirim acaba?” diye kara kara düşünürken beynimin bir köşesinde esir düşmüş bir barbarın öfkeli portresi canlanıverdi. Eğer fantastik edebiyata şöyle kıyısından köşesinden biraz bulaşmışsanız barbarların özgürlüklerine ne kadar düşkün olduğunu ve bunu kaybetmemek adına ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu biliyorsunuzdur. Bu fikir o kadar hoşuma gitti ki hemen kalemime sarıldım ve sonunun nerelere varacağını bilmeden o ilk satırları yazdım;

“Sıçrayan Geyik Kabilesi oldukça zor günler geçiriyordu çünkü kış bu yıl çok erken ve çok şiddetli bastırmıştı. Buzyeli Vadisi’nin kışları her zaman sert olurdu ama bu kez her zamankinden de zorlu geçeceğe benziyordu.”

Buzyeli Vadisi… Bu isim kendiliğinden, birdenbire dökülüvermişti kâğıda.  Unutulmuş Diyarlar kitaplarından oldukça aşina olduğumuz isme şöyle bir baktım, “Neden olmasın?” dedim ve memnuniyetle gülümseyerek hikâyenin geri kalanını yazmaya devam ettim. Sonrasında ise içinde korsanların, öfkeli bir cücenin ve edilen iki intikam yeminin geçtiği oldukça sürükleyici bir macera ortaya çıkmış oldu.

Aldığım ilk tepkiler oldukça olumluydu. Hatta itiraf etmek gerekirse beklediğimden de iyiydi. Hemen hemen okuyan herkes hikâyemi çok beğendiğini söylüyor, devamını yazmam konusunda beni yüreklendiriyordu.  Eğer yazmazsam +3 kızılcık sopaları ile beni kovalayacakları şeklinde tehditler savurmayı da ihmal etmiyorlardı elbette…

Buna pek gönlüm olmamasına rağmen bir-iki ay sonra yine bir başka seçki için, bu kez “Kül” teması için kaleme aldım hikâyenin devamını. Geri dönüşler yine çok olumuydu. Hatta yorumculardan biri, kendisi Gölge yazarlarından Onur Selamet oluyor bu arada, bu hikâyenin bununla sınırlı kalmamasını, daha da büyütülerek bir e-kitap haline getirilmesi fikrini öne sürmüştü. Kim? Ben? Bir e-kitap yazacağım ha? Yok daha neler… Bu fikrin diğer üyeler tarafından çok tutulacağını nereden bilebilirdim ki?

En nihayetinde Rıhtım’ın kapalı kapıları ardında yapılan uzun toplantılar sonucunda bu projenin hayata geçirilmesine oy birliği ile karar verildi. Bu oy birliğinin sağlanmasında Hurin’in üzerimize savurduğu ışın kılıcının (evet, ne var?) ve Fırtınakıran’ın yılanbaşlı kamçısının nazik darbelerinin yarattığı etki de büyüktü elbette. Bunun akabinde beni kollarımdan sürükleyerek, içerisinde tavana kadar yükselen kâğıt yığınlarının, bir daktilonun ve bir parça kuru ekmek ile suyun bulunduğu bir odaya tıktılar. Ardından ağır kapıları üzerime sürgüleyip hep birlikte bu haberi kutlamaya gittiler.

Üç ay boyunca gerek evde gerekse iş yerinde bulduğum boş zamanlarda macera üzerinde çalışmaya devam ettim. Yazdıkça hikâye daha da genişledi, içine kimi Harkle Harpell gibi daha önceden tanıdığımız, kimi ise benim hayal gücümün oluşturduğu yeni karakterler eklendi. Hatta işin içerisine benim gibi birer Baldur’s Gate hayranı olan kişileri gülümsetecek bir şeyler bile ekledim. Bu esnada TSR’ın çıkardığı yardımcı kitaplardan ve haritalardan bol bol yardım aldım, araştırmalar yaptım ve elimden geldiğince Unutulmuş Diyarlar konseptine uygun kalmaya çalıştım. Öyle ki kitapta adı geçen hiçbir şehir, hiçbir dağ, hiçbir han uydurma değil. Aksine hepsi gerçek birer UD öğesi…

Üç ayın sonunda yazılı metin tamamlandı ve işi ustalarına devretme zamanı geldi. Kayıp Rıhtım’dan hatırlayacağınız Hakan “Magicalbronze” Tunç ve Onur “DarLy OpuS” Selamet düzelti ve sayfa düzeni ile ilgilenirken yine Gölge’den tanıdığınız çizer arkadaşlarımız A.Gökhan Gültekin ve Celalettin Ceylan’da güçlü çizgileri ile kapak resmini ve iç çizimleri hazırladılar. (İzninizle burada çizer arkadaşlarla iletişime geçme konusundaki yardımlarından dolayı sevgili Ahmet Yüksel ağabeyime de teşekkür etmek istiyorum). E-kitabımız nihayet görücüye çıkmaya hazırdı.

Hiçbir kar amacı gütmeden, fantastik eser okumayı seven kitleye bir armağan misali ücretsiz olarak yayınladık e-kitabımızı. Aralarında Sadık Yemni ve Aşkın Güngör gibi çok değerli insanların bulunduğu birbirinden güzel yorumlar ve tebrikler aldık bu projemiz için. Ne de olsa Kayıp Rıhtım’ın ilk e-kitabıydı karşımızdaki. Artık arkama yaslanıp bu zevki yaşama ve biraz da dinlenme zamanıydı benim için… Ya da en azından ben öyle sanıyordum. Maceramın orada bitmeyeceğini nereden bilebilirdim ki?

Önce şöyle bir yorum peydahlandı; “Mit (bu ben oluyorum, internet âlemindeki ismim), kusura bakmayın. Anlamadım. Kitap çıkardınız. Bu şahane bir haber! İyi de niye indirip okuyayım ki? Ben bu kitabı elime alıp okumak istiyorum. Hem de kabına, içindekilere indirip bakmadan elime almak istiyorum. Söyler misiniz ben bu kitabı nereden satın alabilirim?”

Ardından şöyle bir yorum geldi; “Üzgünüm Mit. Ben eski biriyim, e-kitap falan bilmem. Bizde kitap ele alınır, koklanır öyle okunur. Diyeceksiniz ki maliyeti var. Kim basacak? Kaça basacak? Benim bloğumun adı biliyorsunuz ki Hayal Kahvem! Genelde hayal kurarım. Bir bakmışım ki hayalim gerçek olmuş. Şimdi ben Hayal Kahvem'de bir hayal kurmalıyım. Demeliyim ki Mit'in kitabı basılsın, hatta Mit tarafından imzalansın bana gelsin! Dur bakalım Mit... Hayaller gerçek olur bazen. Tabii çok istersen... Hayat ne oyunlar oynar insana bir bilsen…”

Bu yorumların sahibi “Hayal Kahvem” isimli güzide blog sayfasının yazarı Vildan Ceyhan’dan başkası değildi. Hayalleri gerçeğe dönüştürmek konusunda üstüne olmayan bu değerli insan bir anda yelkenlerin iplerini eline aldı ve proje bambaşka sulara doğru sürüklenmeye başladı. Ben “Durun yahu, ne oluyoruz.” demeye kalmadan Vildan Ceyhan, Hakan Ceyhan, Hakan Tunç ve pek tabii ki değerli yazar, kıymetli şahsiyet Aşkın Güngör’den oluşan bir ekip, bir kitap kardeşliği kuruldu. Neyse ki yazılı materyal hali hazırda elimizde bulunuyordu da yeniden bir odaya kapatılmak zorunda kalmamıştım. Ben şaşkın bakışlarla birbirinden harika insanlardan oluşan bu ekibi izlerken kitap hazırlanmış, düzenlenmiş ve baskıya hazır hale getirilmişti bile (Kocaman bir teşekkür de buradan bu güzel insanlara).

İşte o noktada bir başka sorun ile karşılaştık, telif hakları… Yemin ve Öç ilk başta bir e-kitap, ücretsiz bir hizmet olarak tasarlandığı için böyle bir sorunumuz yoktu. Fakat ne zaman ki iş basılı kitap haline getirmeye geldi işte o anda Unutulmuş Diyarlar’ın bir Wizard of the Coast markası olduğu kafamıza dank ediverdi. Maalesef bunu fark edebilmek için kitabın basılmış olmasını beklememiz gerekiyordu. Eğer bastırmadan önce fark etseydik büyük bir ihtimalle kitap çok farklı bir diyarda, muhtemelen tarafımızdan oluşturulmuş orijinal bir evrende (tercihim her zaman budur) geçecek şekilde yeniden tasarlanacaktı. Ama o zaman da Diyarlar hakkında yaptığım onca araştırma, Harkle Harpell ve benzeri kişiler ve yerler, onca güzelim espri de boşa gidecekti. Sonunda her işte bir hayır vardır diyerek kitabı bu şekilde okurların beğenisine sunmaya karar verdik. Sonrasını biliyorsunuz zaten; Kayıp Rıhtım’ın ilk e-kitabından sonra ilk basılı kitabı da bizlerle…

İşte böyle sevgili okur… Yemin ve Öç isimli kitabımızın basılı hali şu anda Kayıp Rıhtım sitesi üzerinden satışta. Kitabı almak isterseniz kayiprihtim@gmail.com adresine bir mail göndermeniz ve size gelecek cevap mailinde bulunan hesap numaralarına 10 TL. gibi cüzi bir miktar yatırmanız yeterli. Bu rakam basım masraflarını karşılamak adına alınıyor, kitabı bastırabilmek için hatırı sayılır bir ücret ödemek zorunda kaldık çünkü.

Şunu belirtmekte özellikle fayda görüyorum. Bu kitabı kesinlikle maddi bir çıkar güderek hazırlamadık. Tek amacımız bizim gibi fantastik edebiyata gönül vermiş Türk okuyuculara bir çeşit hediye, bir armağan sunmaktı. Gönülden gelen, el emeği göz nuru harcanmış gerçek bir eser… Şükür ki bunu başardık. En azından ben başardığımıza inanıyorum. Eğer okuma fırsatı bulursanız sizin de bana hak vereceğinizi umuyorum.

Hepinize şimdiden keyifli okumalar…

Not: Bu tanıtım yazısını hazırlamam konusunda beni cesaretlendirdiği, yazıyı Gölge E-Dergi'de yayınladığı ve bizim gibi genç yazarlara olan desteği hiç bitmediği için buradan sevgili Ahmet Yüksel'e sevgi ve saygılarımı göndermeyi kendime bir borç bilirim. 

Yemin ve Öç görselleri: A.Gökhan Gültekin, Celalettin Ceylan
Gölge e-dergi kapağı: Gökberk Kaya

18 Eylül 2010 Cumartesi

Yemin ve Öç basıldı!

Söze nasıl başlasam bilemiyorum. Sizlere bir süre önce bahsettiğim ve bu sayfalarda tanıtımını yaptığım e-kitabım Yemin ve Öç artık sadece bir e-kitap değil. Tam aksine kapağıyla, dolu dolu sayfalarıyla, çizimleriyle gerçek bir kitap. Üstelik oldukça da kaliteli bir baskıya sahip.


Her ne kadar benden bahsetmeyin dese de sevgili Vildan ve Hakan Ceyhan'ın, değerli ağabeyim Aşkın Güngör'ün ve sevgili dostlarım Hakan Tunç ie Onur Selamet'in bu kitabın ortaya çıkmasındaki katkıları çok büyük. Ben böyle bir şeyi sadece hayal edebilirdim, onlar ise bir hayali gerçeğe dönüştüren kişiler oldular.

Kitabı ilk elime aldığımda hissettiğim duyguları, mutluluğu ve heyecanı size anlatamam. Sayfalarını karıştırmak, sayfalardan bana göz kırpan kelimelerimi görmek, yeni kitap kokusunu doya doya içime çekmek harika bir duyguydu gerçekten de...


Kitap şu an için sadece sembolik bir miktarda basıldı. O yüzden kitapçılarda falan aramayın, bulamazsınız. Bazı telif haklarından dolayı bu yolu seçmek zorunda kaldık. Ama bu bile oldukça önemli bir şeydir benim için.


Kitabı almak için kayiprihtim@gmail.com adresine bir e-posta göndermeniz yeterli. Daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.


Her şey için teşekkürler...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

İlk kitabım yayında...

İşte uzun zamandır çok meşgul olmamın sebebi bu... Uzun uğraşlar sonucu ilk bölümlerini bu sayfalarda okuduğunuz hikayeyi büyütüp geliştirerek bu hale getirmeye çalışıyordum. Ve nihayet bitti.



Nihayet oldu!

Kayıp Rıhtım sizlere ilk kitabını büyük bir mutlulukla sunar!

M. İhsan Tatari'nin kaleminden, ilk olarak sadece Aylık Öykü Seçkisi için yazılan ve daha sonra da gelen devam bölümleri ile kitaba dönüşen bu eseri sizlere gurula sunuyoruz…

Yemin ve Öç, sizleri Unutulmuş Diyarlar evrenin farklı bir dilimine götürecek ve bir barbar ile inatçı bir cücenin dostluklarını gözler önüne serecek.

Editörlüğünü Onur SELAMET'in, kapak resmini A. Gökhan GÜLTEKİN'in, iç sayfa çizimlerini Celalettin CEYLAN'ın ve sayfa düzenini Hakan TUNÇ'un üstlendiği bu eser ile olağanüstü bir maceraya sizler de dâhil olun!

Umuyoruz sizler de bu kitabı bizler kadar sevecek ve okurken büyük keyif alacaksınız.

Şimdi de sizleri, kitabın künye bilgilerinin yer aldığı ve indirebileceğiniz adresi veren sayfamıza buyur ediyoruz. Künye bilgileri için buraya, kitabı indirmek içinse buraya tıklamanız yeterli.

Şimdiden keyifli okumalar!

Mit der ki:

Sizin de anlayacağınız üzere kitap fantastik edebiyat türünde yazıldı. Türle alakanız yoksa ya da hoşlanmıyorsanız sırf ben yazdığım için okuyup da kendinize eziyet etmeyin lütfen. Kitabı ilgili linke tıklayarak ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Desteğinizden dolayı hepinize çok çok teşekkürler.