Senelerdir mücadele ettiği kansere yenik düştü, bizi bir başımıza bırakıp gitti teyzoşum.
Seni çok ama çok seviyorum teyzem.
Mekanın cennet olsun.
Allah'a emanet ol..
Kısa hikayelerim ile trajikomik anılarımın buluşma ve kendi aralarında kaynatma noktası...
Bir ara Fas’ta yaşadığımdan daha önce bahsetmiş miydim sizlere? Evet, doğru okudunuz. Ömrümün tam üç yılını Kuzey Afrika’da, bizim dilimizde Fas oranın diliyle ise Magreb adı ile anılan bu ülkede geçirdim. Haritadan bakmak isterseniz İspanya’nın hemen altında, Tunus’un yanı başındaki küçük bir yerdir Fas. İş için gitmiştik oraya… Gitmiştik diyorum çünkü ailecek oraya taşınmıştık o zamanlar. Ah ne eziyetli bir iştir taşınmak! Dolaplar, masalar, yataklar kısacası sökülebilir tüm mobilyalar sökülür. Vitrinler boşaltılır, bütün cam eşyalar, bardaklar ve tabaklar dikkatlice gazetelere sarılır. Halılar katlanır, kıyafetler bavullara tıkılır. Götüremeyeceğiniz eşyalara istemsizce veda edersiniz. “Küsme ama seni götüremeyeceğim.” dersiniz o eşyanın başını şefkatle okşayarak. Sonra da “Bakma bana öyle! Ağırlık haddi var, ben ne yapayım?” diye kavga edersiniz onunla. Genellikle de kitaplar olur geride kalanlar. En fazla ağırlık yapanlar onlar olur çünkü. Ömrünüzde bir kere bile olsa kitap yüklü bir koli taşıdıysanız ne demek istediğimi çok iyi anlamışsınızdır. Neler neler bırakmak zorunda kalmıştım o zaman. İtina ile biriktirdiğim Teks, Zagor, Örümcek-Adam ve Martin Mystere ciltleri… İçlerinde Jules Verne’in başyapıtlarının da olduğu sayısız roman ve hikâye kitabı… Sadece çok ama çok sevdiğim maceralarını yanıma almıştım çizgiden arkadaşlarımın. Kitaplardan ise Yüzüklerin Efendisi ile Ejderhamızrağı Destanı olmuştu bu yolculukta bana eşli eden.
Gittiğiniz memlekette aylarca geminin limana yanaşmasını beklemek de üstün bir sabır gerektirir. Emanet koltuklarda oturup emanet yataklarda uyurken resmen kendi eşyalarınız burnunuzda tüter. Gemi yanaştığında sevinçle gidersiniz limana ama unuttuğunuz bir şey vardır. Tekrar gümrükle uğraşmanız gerektiği… Üstelik burada yabancısınızdır. Dillerini bilmez, âdetlerini anlamazsınız. Karşı tarafın size olan bakış açısı da “yolunacak kaz” şeklinde olunca işler hiç de beklediğiniz gibi gitmez. Sevinçle gittiğiniz limandan hüzünle dönerken bulursunuz kendinizi. Arkanıza bakıp sıra sıra konteynırların arasında olduğunu bildiğiniz eşyalara seslenirsiniz; “Merak etmeyin, geri geleceğim!”


Nihayet oldu!
Kayıp Rıhtım sizlere ilk kitabını büyük bir mutlulukla sunar!
M. İhsan Tatari'nin kaleminden, ilk olarak sadeceAylık Öykü Seçkisi için yazılan ve daha sonra da gelen devam bölümleri ile kitaba dönüşen bu eseri sizlere gurula sunuyoruz…
Yemin ve Öç, sizleri Unutulmuş Diyarlar evrenin farklı bir dilimine götürecek ve bir barbar ile inatçı bir cücenin dostluklarını gözler önüne serecek.
Editörlüğünü Onur SELAMET'in, kapak resmini A. Gökhan GÜLTEKİN'in, iç sayfa çizimlerini Celalettin CEYLAN'ın ve sayfa düzenini Hakan TUNÇ'un üstlendiği bu eser ile olağanüstü bir maceraya sizler de dâhil olun!
Umuyoruz sizler de bu kitabı bizler kadar sevecek ve okurken büyük keyif alacaksınız.
Şimdi de sizleri, kitabın künye bilgilerinin yer aldığı ve indirebileceğiniz adresi veren sayfamıza buyur ediyoruz. Künye bilgileri içinburaya, kitabı indirmek içinse buraya tıklamanız yeterli.
Şimdiden keyifli okumalar!
Sevgili DBP, eksik olmasın bir ödüle layık görmüş beni ve blog sayfamı. Hayır, hayır... En ayı blogger ödülü değil bu, resme bakıp da yanlış anlamlar çıkarmayın lütfen. En sevimli blog ödülü...
Ülkemizde basılan kitaplarda mevcut olmayan ve bizzat J.R.R. Tolkien tarafından yazılan bu önsözde; yazarın kitaba nasıl başladığını, hangi yazım aşamalarından geçtiğini ve bazı eleştirilere verdiği cevaplar bulunuyor. Özellikle de alegori tartışmalarına verdiği cevap bu önsözün değerini oldukça arttırıyor.