18 Nisan 2022 Pazartesi

Aptal Müteahhit...


Doksanlı yılların sonunda, bir gün rahmetli dedemlerin evinde oturuyoruz. O evin salonu epey geniş ve ferah bir yerdi. İçeriye iki tane yemek odası takımı sığardı, o kadar diyeyim ben size. Ama bir eksiği vardı: Elektrik prizi.

Dedem çok sert bir adamdı. Çok da gür bir sesi vardı. "Eşşoooğluuu..." diye bir bağırdı mı bütün mahalle duyar, apartmandaki komşular Ferit Bey gene sinirlendi diyerek en yakın mobilyanın arkasına siper alırdı.

Hatırlamadığım bir nedenden ötürü o gün salonda priz arıyorduk. Televizyonun yerini mi değiştirecektik neydi, öyle bir şey... Ama yok oğlu yok. Koskoca odada sadece odanın girişinin yanında iki tanecik priz var. Uzatma çekiyoruz, yetmiyor. Uzatmaları birbirine bağlıyoruz, bu sefer de her taraf kabloyla doluyor, anneannem kızıyor. Misafirlere çirkin gözükecek diye...

En sonunda patladım. "Yahu bu müteahhit de ne salak herifmiş! Koskoca salon yapmış, içine iki tanecik priz koymuş. Koysana şu duvarlara da. Aptal herif!" diye söylenmeye başladım.

Dedem birden sessizleşti. Dönüp ona baktığımda kızarıp bozardığını, kaşlarını hafiften çatmaya başladığını fark ettim.

O anda beynimin çarkları hızla dönmeye başladı. Bu apartman kimindi? Dedemin... Dedem emekli olmadan önce ne iş yapıyordu? Müteahhitlik... O zaman ben demin kime salak herif demiş oluyordum???

Kendime sorduğum her soruyla gözlerim giderek daha çok açılıyor, verdiğim her cevapla da ecel terleri döküyordum. "Dede..." dedim sonunda, fare gibi bir sesle.

"Efendim..." diye karşılık verdi dedem, davudî bir homurtuyla.

"Bu evi kim yapmıştı?" diye sordum, hafif hafif yana kaçarken. 

"BEN!" diye geldi cevap, tam da korktuğum gibi. Sonrasını anlatmama gerek yok sanırım. Çok şükür hâlâ yaşıyorum, hayattayım. Beden ve ruh sağlığım da az buçuk yerinde sayılır hamdolsun. O günden beri nerede bir priz görsem hürmetle yaklaşıyor, hâlini hatırını soruyorum. Müteahhit kelimesini duyunca da hafif bir ağlama krizi geçirdiğim oluyor. Ama iyiyim yani... Valla.

15 Nisan 2022 Cuma

Bayinizden ısrarla isteyiniz...


İngilizcede bir şeyi kesip biçip havalı kısaltmalar bulmak ne kadar kolay yahu. Orson Scott Card "computer interface implants" (bilgisayar arayüzlü implantlar) kelimelerinden "cifi" diye bir isim türetmiş mesela. Hem orijinal olmuş, hem de sci-fi (bilimkurgu) gibi okunan bir şey çıkmış ortaya.
 
Nasıl yapmış peki? Baş harflerini birleştirmiş sadece. Computer'ın "c"sini, inter-face'in "i" ve "f"sini, implant'ın "i"sini yan yana yazmış alt tarafı. Ben aynısını yapsam ne oluyor peki? "Bayi..." 

Gitti bütün karizma! 😅

18 Mart 2022 Cuma

Batman: Dünyadaki Son Şövalye | Kitap İnceleme


Batman: Dünyadaki Son Şövalye'yi nihayet okuyabildim. İhtiyar Logan'ın DC'deki karşılığı gibi olmuş.

Batman bir gün gözlerini Arkham'da açıyor, kendini hatırladığından daha genç buluyor ve yıllardır doktorların gözetiminde yaşadığını öğreniyor. Hiç Batman olmamıştır... Batman sadece deliliğinin ona oynadığı bir oyundur. Joker, İki Surat ve Penguen gibi azılı düşmanlarıysa tımarhane çalışanları... Alfred ona yıllardır tedavi gördüğünü, artık normale dönmenin vaktinin geldiğini söylüyor.

Ama Batman bu, böyle bir şeye körlemesine inanır mı hiç? O da başlıyor araştırmaya ve aslında işlerin hiç de Alfred'in anlattığı gibi olmadığını keşfediyor. Tam aksine, tıpkı İhtiyar Logan'daki gibi mahvolmuş bir gelecekte uyanmıştır Batman. Kötüler kazanmış, şehirler yıkılmış, tuhaf anormallikler topraklara hâkim olmuştur. Ve nasıl ki yaşlı Wolverine yanına kör Hawkeye'ı alıp o uğursuz topraklarda bizi bir gezintiye çıkarıyorsa, genç Batman de yanına cam bir fanusun içindeki Joker'in kellesini alıp başlıyor buraları dolaşmaya.

İlk cilt kanımca aralarındaki en iyisiydi. Maceraya giriş, bir sürü gizem unsuru, Joker'le karşılaşmak, kafada deli sorular...

İkinci ciltte bu topraklarda tam bir tur atıyor, DC evreninin yeni ve eski karakterlerinin (bazıları o kadar eski ki göndermeleri anlamak için internetten araştırmam gerekti) başlarına gelenleri görüyor ve sonunda Gotham'a geri dönüyoruz.

Üçüncü ve son ciltteyse Batman'in bu distopik dünyanın baş kötüsü olan Omega'yla savaşmasını okuyoruz. Açıkçası Omega'nın kim olduğunu daha en başından doğru tahmin ettiğim için bu ciltte yaşananlar bana o kadar etkileyici gelmedi. Yine de o son sahneyi sevdim. Klasik maceralar arasına koymam belki ama okuduğuma da kesinlikle pişman değilim bu seriyi.

Yeni 52'den tanıdığımız Snyder ve Capullo ikilisi yıllar sonra bir araya gelip gene güzel bir iş çıkarmışlar. JBC Yayıncılık her zamanki gibi muazzam bir baskı kalitesiyle buluşturmuş bu ciltleri bizlerle. Emre Taşkıran'ın çevirisi ve Aslı Dağlı'nın editörlüğü de her zamanki gibi dört dörtlüktü. Hepsinin ellerine sağlık.

Son olarak sevgili Ertan Ergil'e hem teşekkürlerimi hem de özürlerimi gönderiyorum buradan. Bana bu ciltleri inceleme yazmam için yollamıştı. Ama ben ailevi sağlık sorunları nedeniyle ona sözümü tutamadım. En azından bu şekilde yorumumu ve tanıtımımı yapayım bari dedim ben de.

19 Şubat 2022 Cumartesi

İsimsizin Çocukları | Kitap İnceleme

Akılçelen, 2021, 170 Sf.
Çevirmen: Deniz Evliyagil
Editör: Selcan Yıldız
Bu kadar ince bir kitap nasıl hem bu kadar dolu hem de bu kadar eğlenceli olabilir? İnsan Sanderson'a her seferinde biraz daha hayret ediyor doğrusu...

İsimsiz'in Çocukları, Magic: The Gathering adlı ünlü kart oyunu için yazılmış kısa bir roman aslında. Ama Magic hakkında hiçbir şey bilmeniz gerekmiyor. Wizards of the Coast, Sanderson'dan kendileri için yepyeni bir karakter yazmasını istemiş ve ona sınırsız yetki vermiş. Ünlü yazar da bu kısa ama doyurucu romana imza atmış.

Kitap Yaklaşımlar adlı, karanlık ve kasvetli bir diyarda geçiyor. Buranın halkı Batak'tan geldiklerine inanan ve ölülerini yine onun sularına bırakan insanlardan oluşuyor. Köylerin etrafı her türden iblis ve canavarla dolu. Ama içlerinden biri kısmen şanslı, çünkü Tacenda ve Willia adlı iki kutsanmış koruyucuları var. Bu ikiz kız kardeşlerden Tacenda çok güçlü bir sese sahip ve şarkılarıyla canavarları köyden uzak tutabiliyor. Cesur Willia ise çok güçlü bir kılıç ustası. Ama ikisinin de bir laneti var: Tacenda gündüzleri, Willia ise geceleri bütünüyle kör oluyor. Yine de bu durum onları nöbetleşe olarak köyü korumaktan geri bırakmıyor.

Ancak günün birinde Fısıldayanlar adlı yeşil hayaletler köye musallat olur, Tacenda'nın şarkısı onları kaçırmayı başaramaz ve Willia ölür (sürpriz bozan değil, korkmayın; daha ilk sayfalarda oluyor bu olay). Koskoca köyden geriye bir tek Tacenda kalır. Genç kız bu olayın sorumlusunun o topraklara yeni taşınan ve köyün efendisi olarak bilinen gizemli adam olduğundan emindir. Böylece intikam almak için adamın konağının yolunu tutar...

Açıkçası kitabın ilk 20 sayfasını zor okudum. Ağlayıp duran Tacenda, yavaş ilerleyen kurgu, kasvetli bir atmosfer, keder, keder, keder... Derken sahneye kitabın kapağında boy gösteren Davriel Cane giriyor ve kitabın bütün gidişatı bir anda değişiveriyor.

Davriel son yıllarda okuduğum en eğlenceli karakterlerden biri. Karizmatik, zeki, soğukkanlı ve... son derece tembel. Tek istediği çay içip uyumak ve rahat bırakılmak. Etrafında olan hiçbir şey umurunda değil. Pek çok şeye muktedir olmasına rağmen şekerleme yapmaktan başka bir şeyle ilgilenmiyor. Aslında çok büyük bir yeteneği yok; tek kabiliyeti insanların zihinlerine girip onların büyülü güçlerini kısa bir süreliğine çalmak. Bir de iblislerle çok zekice anlaşmalar imzalamak... O yüzden etrafı ruhunu almak için sırada bekleyen ama bu esnada anlaşma sona erene kadar ona çeşitli şekillerde hizmet eden bir sürü ifrit ve iblislerle dolu.

Ve ne var biliyor musunuz? Bütün bu saydığım karakterlerin hepsi birbirinden renkli, sevilesi ve ilginç tiplemeler. Sanderson şu kısacık kitabın içine bu kadar detaylı, eğlenceli ve bol karakteri nasıl yerleştirmiş diye şaşırmadan edemiyorsunuz okurken.

Kitabın çevirisi de gayet iyi ve akıcı. Deniz Evliyagil ve Selcan Yıldız çok iyi bir iş çıkarmışlar. Akılçelen'in önceki eserlerinde yaşadığım sıkıntıların hiçbiri gözüme çarpmadı. Birkaç ufak yazım hatası dışında çok temiz bir çeviri olmuş. İkisinin de ellerine sağlık.

Özetle Davriel'i çok sevdim. Olayları bir onun gözünden, bir Tacenda'nın bakış açısından okumak da epey keyifliydi. Heyecanı, espri dozu, merak unsuru dozunda, eğlenceli bir kitap oldu benim için İsimsiz'in Çocukları. Sanderson sevensen herkese tavsiye ederim.

10 Eylül 2021 Cuma

Gururum ben...


Bugün Yordam Kitap'ın sahibinden beni çok mutlu eden bir telefon aldım. "Şehir ve Şehir" kitabı için yaptığım çeviri düzeltisini kontrol etmiş, sonuçtan çok memnun kalmış. "Oya gibi işlemişsiniz çeviriyi. Çok beğendim. Bu ülkenin işini sizin gibi özenle yapan daha çok insana ihtiyacı var," dedi. Sevindirik oldum :)

Kitabın sayfa sayısını da arttırmışım bu arada; dizgici arkadaş "Ee, bu kalınlaşmış?" diyormuş 😂 Kapağa yine ikinci çevirmen olarak adımı yazmak istiyorlarmış. Bu arada benden önceki çevirmen hanımın o sıralar bazı ailevi sorunları varmış. O yüzden istediği kadar ilgilenememiş kitapla. Üzüldüm ona da. İnsan üzgün veya sıkıntılıyken çeviri yapamıyor, iyi bilirim.

Şehir ve Şehir'in yeni baskısının çıkmasına biraz daha vakit var. Tarih belli olunca duyururum inşallah. Ondan sonraki projemiz ise Perdido Sokağı İstasyonu olacak. Ama yakın gelecekte değil.

28 Ağustos 2021 Cumartesi

Hayat Kısa, İnsan Fani

Bu hafta iki yakınım üst üste vefat haberleriyle epey bir sarsıldım. Biri üniversiteden arkadaşım, 22 yıllık dostum Soner İper. Daha 39 yaşındaydı; sadece birkaç gün sonra, 1 Eylül'de kırkına basacaktı. Doğum günü gelse de arasam, sesini duysam, konuşsak diye bekliyordum. Keşke beklemeseydim, keşke daha önce arasaydım, sesini son bir kez duysaydım... Keşke, keşke... Ama keşkeler bir fayda etmiyor işte. 

Sesi, gülüşü, espri yapmaya çalışıp da becerememesi kulaklarımda çınlıyor. Kimseye zararı olmayan, tertemiz kalpli, çok iyi bir insandı. Gece yarısı geçirdiği ani kalp kriziyle aramızdan göçtü gitti canım dostum. Geriye eşiyle küçük oğlunu bıraktı. Bu dünyadan bir Soner İper geçti. Onsuz bir yanım hep eksik kalacak.

Diğeriyse Fas'tayken birlikte çalışma fırsatı bulduğum, benden bir-iki yaş daha büyük olan Amina (Emine) Assoued. Üç sene aynı ofiste birlikte çalışmıştık. Neredeyse bütün gün beraberdik. İki oğlu vardı. Gülmeyi ve güldürmeyi, paylaşmayı ve yardımlaşmayı seven, çok dürüst bir kadındı. Oradaki yıllarım boyunca bana hem arkadaşlık hem de ablalık yaparak o uzak toprakları bir nevi daha çekilir kılmıştı. O da koronadan vefat etmiş. Uzun zamandır konuşmamıştım onunla. Onun verdiği pişmanlık yaktı içimi. Halbuki artık o kadar kısa ki mesafeler...  

İkisi de aynı gün vefat etti, ikisi de aynı gün ayrıldı bu dünyadan. İkisi de hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Ama en önemlisi ikisi de kıymetli birer dosttu benim için. 

Allah ikisine de rahmet eylesin. Geride kalan yakınlarına sabırlar versin.

Hayat böyle işte. İş, güç derken sevdiklerimize bir mesajı ve telefonu bile çok görüyoruz. Sonra ararım, yarın konuşurum diye hep erteliyoruz. Ama gerçek şu ki ömür bitiyor, iş hiç bitmiyor. Siz siz olun, sevdiklerinizle geçireceğiniz vakitten ödün vermeyin.

25 Ağustos 2021 Çarşamba

Blacksad: Gölgeler Arasında Bir Yerde | Kitap İnceleme

YKY, 2021, 50 Sf.
Çevirmen: Elif Gökteke, Düzelti: Filiz Özkan
"Biz kedilerle ilgili bir yığın basmakalıp söz vardır. 'Dokuz canlı' olduğumuz gibi... Açıkçası bunun doğruluğunu ispatlamaya hiç hevesli olmadım."

John Blacksad... İnsansı hayvanlarla dolu bir şehirde özel dedektiflik yapan bir kara kedi. Tıpkı her kara (noir) dedektiflik romanı kahramanının olması gerektiği gibi hep karamsar, hep parasız ve epey şanssız biri. Ve tabii ki yasaları çiğnemek uğruna kendi adaletini sağlayan bir anti-kahraman.

Günün birinde eskiden sevgili olduğu, ünlü bir aktris cinayete kurban gittiğinde ve polisin eli kolu bağlı kaldığında John katili kendi başına bulup cezalandırmaya karar verir. Tabii bu esnada başına gelmeyen kalmaz. Bir sürü farklı karakterle tanışır, bir sürü belaya bulaşır, bir araba dayak yer falan... Bu tür dedektiflik hikâyelerini okuduysanız büyük resmi gözünüzün önünde canlandırmanız kolay.

İşin aslı hikâye biraz klişe. Ama çizgi romanın İspanyol yaratıcıları bu 50 sayfalık, kısa eserin her karesine öyle güzel detaylar, öyle güzel çizimler ve öyle başarılı monologlar yerleştirmiş ki okurken bunu pek umursamıyorsunuz.

Çizimlerin yanı sıra en çok beğendiğim şey karakterler ve temsil ettikleri arketipler arasındaki güçlü bağ oldu. Şanssız dedektif, kara kedi. Soğukkanlı haydut, kertenkele. Sadık polis müfettişi, köpek... gibi gibi.

10 yıldır baskısı bulunmuyordu Blacksad'in. YKY bu bahtsız kediyi yeniden bizlerle buluşturmuşken bu fırsat kaçmamalı, kaçmaz. Umarım bu sefer geri kalan 4 cildi de basıp seriyi tamamlarlar.

Bu arada çizgi romanı severseniz yakın bir zamanda çıkan macera oyununu da tavsiye ederim. Çıktığında epey sorunluydu ama hataların çoğu düzeltilmiş. Oynarken epey eğlenmiştim ben.

21 Ağustos 2021 Cumartesi

Thanos Kazanır | Kitap İnceleme

Gerekli Şeyler, 2018, 168 Sf.
Çeviri: Tulgan Köksal, Editör: Nihan Alak

Thanos'u pek sevmem. Ama bu cilt gerçekten de çok keyifli ve epey farklıydı. Yer yer "İhtiyar Logan" tadı aldığımdan olsa gerek...

Marvel çizgi romanlarını okumayı bırakalı çok oldu. Sürekli sıfırlanan evrenler, değiştirilen karakterler, ardından yine sıfırlamalar derken evrene olan ilgimi bütünüyle kaybettim. 80'li ve 90'lı yıllardaki klasikler, Marvel'in altın çağları olarak kalacak benim için.

Bu iki nedenden ötürü Thanos Kazanır'ı okuyup okumamakta epey kararsızdım. Ama bir yandan da hakkında çok güzel yorumlar duymuştum. O yüzden gözümü karartıp ilk birkaç sayfasını okumaya karar verdim. Sonrasını hatırlamıyorum... Öyle sürükleyici, öyle ilginç, öyle yenilikçiydi ki ne zaman bittiğini anlamadım. Bir baktım, son sayfayı çevirivermişim. Gerçekten de son yıllarda okuduğum en güzel maceralardan biriydi.

Onu özel kılan şey bence tıpkı "İhtiyar Logan" gibi Marvel evreninin olası sonlarından birini bize sunması. Bu ciltte Thanos muradına ermiş ve galaksilerdeki neredeyse herkesi öldürerek mutlak hâkim hâline dönüşmüş. Geriye sadece tek bir düşmanı kalmış. Ama onu tek başına yenmesi mümkün olmadığından sağ kolunu (son yıllarda gördüğüm en uçuk karakter) geçmişe gönderip genç Thanos'u yanına, geleceğe getirtiyor. İşte biz de bu sayede gelecekte evrenin nasıl bir yer hâline dönüştüğünü genç Thanos'un gözlerinden görüyoruz.

Dünya'ya ne oldu? Thanos kimi nasıl öldürdü? Hangi kahraman hangi sonla karşılaştı? Kurtulan var mı? Hepsi ya bir karedeki küçük bir görsel detayla, ya uzun uzadıya anlatılan savaş sahneleriyle bize anlatılıyor. Bir kurukafa, çorak toprakların ortasında duran bir nesne, harabe hâlindeki bir gezegen... Enfes detaylar. İşte buralarda da başından beri bahsettiğim o "İhtiyar Logan" tadını alıyoruz.

Thanos Kazanır'ı daha da keyifli kılan şey hiç kuşkusuz az önce bahsettiğim, Thanos'un gizemli "sağ kolu." Yani Kozmik Ghost Rider. Bildiğimiz Ghost Rider'ın kozmik güçlere sahip versiyonunu düşünün. Ama kendisine en az Deadpool kadar kafadan çatlak bir kişilik ekleyin. Gerçekte "kim" olduğunu öğrendiğimiz an kesinlikle müthiş ve bir o kadar da afallatıcıydı. Zaten o kadar popüler oldu ki daha sonra kendi çizgi romanlarına da kavuştu.

Thanos'un son düşmanı, onu öldürmeye "neyle" geldiği ve nihai savaş da böyle bir çizgi romana yaraşır cinstendi. Çok keyif aldım şahsen. Thanos'u seven sevmeyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

11 Haziran 2021 Cuma

İki Şehrin Arasında Delirmeceler

Şehir ve Şehir'in çevirisini düzeltirken "Gallimaufrians" adlı uydurma bir halktan bahsedilen bir yere geldim. Arkeoloğun biri anlatıyor: "Sözüm ona tarihi eserleri çıkarıp kendi ıvır zıvırlarıyla karıştıran, sonra da hepsini tekrar gömen farazi bir medeniyet bu," diyor.

Çevirmen "Gallimaufrianlar" yazıp geçmiş. Peki İhsan durur mu? Hayır, durmaz! Çünkü işgüzarlık... aman, şey... editörlük bunu gerektirir.

Dedim şunu bir araştırayım, bakalım buna benzer bir medeniyet ismi var mı... Yokmuş. Ama onun yerine "gallimaufry" diye küflü bir tabir buldum. "Karmakarışık" manasına geliyormuş. Taaa 1800'lü yıllarda Fransızcadan geçmiş İngilizceye. O zamandan beri de pek kullanılmamış.

"Haaa," dedim. "Tarihi eserleri kendi eşyalarıyla karıştırdıkları için bunu kullanmış yazar." Karmakarışıklar gibi bir anlamı vardı yani. Dedim ben bunu değiştiririm! "Karmançormanlar" olsun diye düşündüm önce. Ama zihnimin karanlık köşelerindeki bir ben "Yaşıyor! YAŞIYOR!" diye bağıran Doktor Frankenstein misali, "Daha eski bir kelime bulmalısın. Daha eski! DAHA ESKİİİ!" diye hönkürüyordu gözlerini pörtleterek.


Ben de açtım sözlükleri, başladım karıştırmaya. Darmadumanlar olmaz, Darmadağınıklar olmaz, Tarumarlar heç olmaz... Derken "hercümerç" kelimesine denk geldim. Eski Türkçede "karmakarışık" anlamına geliyormuş. Hah, dedim. Hem eski, hem de Farsçadan geçmiş. Öbürü de Fransızcadan geçmişti zaten. İkisi de F ile başlıyor, hohoho! Böylece "Hercümerçler" yaptım onu.

Sonra biraz altında "usturlabı bulan Arap bilim adamı Arzachel"den bahsedilen bir satıra denk geldim. "Arzachel diye Arap bilim adamı mı olurmuş canım?! Onun kesin başka bir adı vardır?" diyerek gene bıraktım çeviriyi, gene başladım araştırmaya.

Neyse, bu seferki daha kolay oldu ve zat-ı muhteremin bizim tarihimizdeki isminin "El-Zerkali" olduğunu buldum. Onu da değiştirdim.

Başka bir sayfada, “Efendim, Bay Geary... AWOL’a gitti, efendim," diye bir çeviriyle karşılaştım. "İyi de AWOL yer ismi değil ki? Go AWOL firar etti demek!" dedim, keçilerim yavaştan firar etmeye başladığı sırada... Onu da değiştirdim!

Daha sonra "topolganger" diye başka bir uydurma terime rastladım. Topography (topoğrafya) ve doppelganger kelimelerinin birleşiminden oluşturulmuş. Ama eski çeviride ortadan kaybolmuş, yok olmuş, hiç çevrilmemiş bu kelime. "Firar etmiş." Onu da "topoğrafikizi" diye değiştirdim. Değiştirdim de değiştirdim, değiştirdim de değiştirdim.

Velhasılıkelam ben bugün yine bir sürü şey değiştirdim ama gene akşam oldu, gene 3-4 sayfa çeviri yapabildim sadece. Teslim tarihi bir gün daha yaklaştı, programım bir gün daha aksadı. Şimdi benim zaten yarım olan aklımın atan sigortalarını kim değiştirecek, ben asıl onu merak ediyorum.

2 Haziran 2021 Çarşamba

Uydurukçu Geldi Hanıııım!

Bir çevirmen, kelime ormanlarında on atmasyoncu gücündedir derler... 

Bugünlerde China Mieville'in "Şehir ve Şehir" adlı romanının çeviri düzeltisini yapıyorum. Bundan beş yıl kadar önce, kitabı ilk kez okuduğumda, "Tamam güzel kitap ama neden Arthur C. Clarke ödülü almış ki? O kadar bilimkurgu yanı yok," demiştim. Ama artık sebebini anlıyorum.

Kitapta yan yana iki şehir var. Hatta sadece yan yana değiller, bazı sokakları ve mahalleleri iç içe geçiyor, bazı noktalarda ortak yolları kullanıyorlar. Mesela bir otobanın bir şeridi bir şehre, öteki şeridi de diğer şehre ait ve bunlar arasında geçiş yapmak kesinlikle yasak. Şehir halkları da birbirlerini görmezden gelmeyi öğrenmişler. Aynı sokakta yan yana yürüseler dahi birbirlerini itinayla görmezden geliyorlar, yok sayıyorlar. Çünkü görürlerse yasalara karşı gelmiş sayılıyorlar. Böyle orijinal bir konusu var kitabın.

Yazar China Mieville işte bu tuhaf düzeni anlatabilmek için birçok uydurma terim kullanmış: Total, alter, crosshatched, elsewhere, grosstopical...

Ama gelin görün ki eski çeviride bunların hiçbiri yok. Önceki çevirmen bu kelimelerin ifade ettiği şeyleri anlamamış, kelime oyunlarına uygun karşılık bulamamış ve... dolayısıyla da hepsini çevirmeden geçip gitmiş. Öyle olunca da aslen bir bilimkurgu, hatta tuhaf kurgu olan kitap daha ziyade iyi bir polisiyeye indirgenmiş. Okuması hâlâ keyifli ama eksik bir eser...
 
O yüzden az önce saydığım bütün kelimelere Türkçe karşılıklar uydurmak zorunda kaldım. Bunu yaparken de hem yazarın verdiği anlama sadık kalmaya hem de bizim dilimizde güzel görünecek karşılıklar bulmaya çalıştım: Bütünsel, dışsal, çapraz hatlar, öteyer, bütünrafya...

Örneğin eski çeviride şöyle bir cümle geçiyor:

"Tramvay sarsılarak yavaşladı ve arabaların arkasında durduk. Durduğumuz sokakta antikacı dükkânları vardı."

Ama bu cümlenin doğru ve tam çevirisi aslında şöyle:

"Tramvay hem yerel hem de öteyer araçlarının arkasında sarsılarak yavaşladı ve Besź binalarının antikacı dükkânlarından oluştuğu bir çapraz hatta geldik."

Eski çeviriden başka bir örnek:

"Kemerlerin üstünde başka başka binalar yükseliyordu."

Doğru çevirisi:

"Kemerlerin üst kısımları, yani rayların geçtiği bölümler öteyerdeydi ama bazılarının ayakları bizim tarafta kalıyordu."

Bir tane daha:

"Burası Besźel’in sakin bir semtiydi, ama caddeler çok kalabalıktı. Kalabalığı yararak ama insanlara bakmadan yürüyordum."

Hâlbuki yazarın anlatmak istediği şey şu:

"Bölgenin Besźel’de kalan tarafı sakin bir semtti, öteyerdeki sokaklarsa kalabalık. Onları görmezden geldim ama aralarından geçip gitmek zaman aldı."

Son bir örnek:

"İki şehre ait bölgeler ve birbirini çapraz kesen kısımlar haritada gösterilmiş, sınırlar griye boyanmıştı."

Doğrusu:

"Başları kanunlarla derde girmesin diye iki şehri birbirinden ayıran bütün çizgiler ve tonlamalar – bütünsel bölgeler, dışsal alanlar, çapraz hatlar– haritadaki yerlerini koruyordu fakat gözle görülür şekilde silik, grinin belirgin tonlarındaydılar."

Bunların dışında yanlış anlaşılan veya çeviri sırasında kaybolan şeyler de var. İşte bu yüzden bir ayda düzeltisini bitiririm dediğim kitabın daha yüzüncü sayfasındayım. Bu gidişle "yine" vaktinde teslim edemeyeceğim. Ama en azından kitap artık eskisine nazaran daha bir bilimkurgu, hatta tuhaf kurgu tadında oluyor.

Bundan sonra ne iş yapıyorsun diye soran olursa uydurukçuyum diyeceğim :)