Beni bilirsiniz, genelde bu tip konularda pek fazla kalem oynatmam. Ama bu durum cidden çok vahim, okursanız kendiniz de göreceksiniz.
Bu bir internet geyiği değil, yalan bir haber hiç değil. Şimdi
anlatacaklarımın hepsi başımızdan geçen olaylar. Bunları yazmaktaki yegâne
amacım sizleri bilgilendirmek ve aynı tuzağa düşmemenizi sağlamak. Kesinlikle
bir art niyetim, propaganda hedefim yok. Sizden ricam sevdiklerinizin hayatına
ve kendi sağlığınıza değer veriyorsanız sonuna kadar okumanız.
1) Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşımın annesi, kontrol için gittiği özel
hastanede kalp krizi riski sebebiyle apar topar ameliyata kaldırıldı. Anjiyo
oldu, beynine pıhtı kaçtı ve az kalsın hakkın rahmetine kavuşuyordu. Ameliyat
olduğu özel hastane, operasyon sonrasında kadınla hiç ilgilenmedi, üstüne üstlük
böyle ameliyatlarda pıhtı kaçmasının normal olduğu ve yapılacak bir şey
olmadığı şeklinde bir açıklama yaptılar. Kadıncağız yine apar topar taburcu
edildi, fakat durumu gün geçtikçe kötüleşti. Çareyi devlet hastanesine gitmekte
buldular. Orada sadece kadını iyileştirmekle kalmadılar, ameliyatın boşu boşuna
yapıldığını ortaya çıkarttılar. Kalp krizi riski sıfır çıktı. Sıfır.
2) İki hafta önce şeker hastası olan babam kan tahlillerini yaptırmak için
özel hastanelerden birine gitmişti. Dosyasını inceleyen doktor birdenbire panikleyip
dosyayı çarparak kapatmış ve hemen ameliyat olması gerektiğini söylemiş. Kalp
krizi riskinin çok yüksek olduğunu, ameliyatı hemen olmazsa her an
ölebileceğini de ekledikten sonra sözde -aşırı dolu- olan ameliyat çizelgesinde
-sadece bir telefonla babama özel- bir yer ayırtmış. “Hiçbir yakının gelmesin,
boşuna kapıda beklerler, sen de hemen hazırlan, ameliyata giriyorsun,” diye de
ısrarla belirtmiş. Babam alt üst olmuş haliyle.
Eve geldi ve hastaneye yatmak için hazırlıklara başladı allak bullak bir
vaziyette. Fakat ne benim ne de annemin aklına yattı bu iş. Babama bakıyoruz,
turp gibi maşallah. Ne ağrısı var ne nefes nefese kalma durumu. “Bir de devlet
hastanesine gidelim,” dedi annem, tamam dedik. Dokuz Eylül’e gittik, profesör
doktorlardan biri önce tahlillere baktı, fakat bir risk göremedi. “Yine de biz işi
sağlama alalım,” dedi. Tahliller yeniden yapıldı ve sonuç: Değerleri normal ve kalp
krizi riski sıfır çıktı. Sıfır.
3) Dün amcamın oğlu böbrek rahatsızlığından dolayı özel bir hastaneye
gitmiş. Doktor muayeneden sonra dosyayı telaşla kapayıp böbrek taşı çok büyük
olduğundan onu hemen ameliyata almaya kalkmış. Amcamın oğlu şaşırmış, “Benim
hiçbir aşırı ağrım ya da sızım yok ki, ben hiçbir şey hissetmiyorum,” demiş.
Doktorun cevabı aynen şu olmuş: “Böbreğin tamamen çürüdüğü için bir şey
hissetmiyorsun.” Bunu duyan kuzenim yıkılmış, eve dönüp ameliyat hazırlıklarına
başlamış. Sonra bir de devlet hastanesine gideyim demiş Allah’tan. Orada
tetkikler, kan testleri vs bir dizi işlemden geçmiş ve bilin bakalım sonuç ne
çıkmış? Böbrek sağlam, taş var ama ameliyatlık değil, bol bol su içerseniz
geçer.
“Ameliyat olmanız şart!” Bu cümleyi duyan tüm bu insanların ve ailelerinin
o andaki psikolojilerini düşünebiliyor musunuz? Dünya başınıza yıkılıyor, doğru
dürüst düşünemiyorsunuz ve o haleti ruhiyeyle doktorun dediği her şeye razı
oluyorsunuz. Güvenip canınızı emanet ettiğiniz o adamınsa tek derdi var; sizi
masaya yatırmak. Peki neden? Maaşları düştü ya! Artık bıçak başına para
alıyorlar ve durduk yere ameliyat kararı çıkarıyorlar kafalarından.
Bu
anlattıklarım asparagas haber değil, gerçeğin ta kendisi. Lütfen bilinçli
olalım. Bunu her özel doktor yapıyor demiyorum, mutlaka aralarında mesleğine ve
kendisine saygısı olanlar vardır. Ama bu haltı yiyenlerde çok maalesef. O
yüzden siz siz olun, böyle durumlarda en az iki doktora gitmeye, içlerinden en
az birinin devlet hastanesi doktoru olmasına azami önem gösterin.
Çünkü sağlığımız
en büyük servetimiz ve hiç kimsenin onunla oynamaya hakkı yok.