12 Nisan 2012 Perşembe

Çok çalışmak bünyeye zararlıdır

Yeni yıla iş yerinde girdiğimde bir şeylerin feci derecede ters gideceğini tahmin etmeliydim. Millet dışarıda havai fişekler atıp deliler gibi yılbaşını kutlarken ben muhasebe katında oturmuş stok kayıtlarını düzeltmekle cebelleşiyordum, bizim çocuklar da depo sayımını tamamlamaya çalışıyordu. Kepenkleri indirdiğimizdeyse saat gece 1:30’u gösteriyordu. Bir de üstüne arsızca “Yeni yıla burada girdik ya, artık bütün yılı çalışarak geçiririz.” diye espri yapmıştım. Artık yeni yıl dileği kabul edildiğinden midir yoksa hakikaten de “yılbaşını nasıl girersen bütün yılı öyle geçirirsin” hurafesinin gerçek olmasından mıdır nedir bilmem, o günden beri işten erken çıkmak nasip olmadı bana. Hal böyle olunca ne blog tutmaya ne de hikâye yazmaya zaman bulamaz oldum. Demek ki neymiş? Sonucunu düşünmeden espri yapmayacakmışsın. 

Başka mekân ve insan yüzü göremediğim için yazdığım da konuştuğum da iş yeriyle alakalı oluyor kaç zamandır. O da yazmaya vakit bulabilirsem tabi… Ama bu kısıtlama kesinlikle başıma gelen komik şeylerin azaldığı anlamına da gelmiyor. Mesela ne mi? 


* Diğer firmalarla ay sonu mutabakatlarını yaptığımız zamanlardı. Muhasebeciliğin en civcivli dönemleri yani… Ofisteki iki telefon sık sık aynı anda çalıyor, biz de hangisine bakacağımızı şaşırıyorduk. Yine iki telefonun aynı anda çaldığı bir anda Ayşegül (yeni arkadaşımız) bir telefonu kaptı, ben de ağır çekimde uçarak diğerine atladım. Şans eseri ikimiz de yan yana, aynı masanın arkasında duruyorduk. Benim konuşmam biraz hararetli geçiyordu; bir iş konuşmasından çok ağız dalaşı gibiydi desem yeridir. Neyse efendim, karşımdaki şahısla görüşmemizi bitirir ve en derin saygılarımızı karşılıklı olarak birbirimizin sülalesine iletirken benim kulaklarımdan hafifçe dumanlar çıkmaya başlamıştı bile. O sinirle telefonu Çat! diye kapatıverdim. Aynı anda Ayşegül şaşkın şaşkın bir bana, bir elindeki ahizeye bakmaya başladı. 

“Ne oldu?” diye sordum merakla. 

“Abi…” dedi hala bir ahizeye bir bana bakarak. “Benim telefonumu kapattın!” 


* Bir gün yine hararetle çalışırken, hararetimiz fazla yükselmiş olacak ki, elektrikler aniden kesiliverdi. Önümüzde bir sürü yığılmış iş vardı ama öylece kalakalmıştık işte… Ne yapacağımızı bilemez bir vaziyette öylece bekledik bir müddet. Derken ofisin kapısı açıldı ve elinde iki boş pet bardakla Kadir girdi içeri. İçlerinde de birer sallama çay poşeti vardı. 

“Hayırdır Kadir?” dedim. 

“Sebilden sıcak su almaya geldim abi.” dedi gayet doğal bir şekilde. 

“Oğlum elektrikler kesik, nasıl alacaksın ki?” dedim gülerek. 

“Sizin de mi kesik?” dedi şaşırarak. “Aşağı katın elektrikleri kesilmiş de… Ben de bari sizden alayım demiştim.” Gözlerini kırpıştırarak odadan çıktı ve merdivenlerden aşağı seslendi: “Yukarının da cereyanları kesikmiş arkadaşlar!” 

Biz gülmekten yerlere yattık tabi… 


* Muhasebe bölümü çalıştığımız binanın üçüncü katında bulunuyor. Zemin katta da sevkıyatçı arkadaşlar var. Fatura ve irsaliye trafiğimiz çok olduğundan bu iki kat arasında koşturmacamız bol olur. Bir gün Yücel isimli arkadaşımız koşa koşa merdivenlerden çıkıp yanımıza geldi ve bir irsaliye kestirmek istediğini söyledi. Ayşegül de başladı bilgileri girmeye. Bir malzemede ufak bir anlaşmazlık olunca “Durun ben bir aşağıya sorayım.” diyerek telefona sarıldı. Kimse cevap vermeyince ahizeyi yerine koyup bizim kapının önüne çıktı ve merdivenlerden aşağı seslenmeye başladı. Biz de bu esnada masalarımıza oturmuş, kulak misafiri oluyorduk. Baktı yine cevap veren yok bir kat aşağı indi ve tekrar seslendi. Bu kez sesini duyurmayı başarabilmişti. Kısa bir konuşmanın ardından “Tamam!” dedi ve yukarı çıkan ayak seslerini duymaya başladık. Ama nedense ayak sesleri bizim katta durmadı ve bir kat daha çıkmaya devam etti. Ayşegül’le gözlerimizi kırpıştırıp birbirimize bakakaldık. Bir anlık bir sessizlik oldu, ardından yavaş adımlarla aşağı indiğini duyduk Yücel’in. Kapıyı açtığında yüzünde şaşkın bir ifade vardı: 

“Üç kat çıkmaya alışmışız yahu. Hızımı alamayıp en üste çıkmışım. Bir an nereye geldiğimi şaşırıp kaldım.” dedi. Sonrası kahkahalar… 

5 comments:

zeynep dedi ki...

Ahh ne kötü ağlanacak halimize güler hale geldik değil mi..
Başkalarını tatmin etmekten hayatımızı yaşayamaz haldeyiz ve ömür bitiyor farkında olamadan..Bak daha seni evlendiremedik ablası;)

Pabuç dedi ki...

iyi güldümgece gece sağol :))))

M.Ihsan Tatari dedi ki...

@ Zeynep: Diğer türlü de hayat geçmez ablam. Gülmek iyi geliyor hem. Ama dönüp dolaşıp işi yine evlilik konusuna getirdin ya, ne diyeyim ben sana :)

@ Pabuç: Sağ ol arkadaşım, gülmene çok sevindim :) Uzun zamandır uğrayamıyorum sayfana, hakkını helal et.

Pabuç dedi ki...

Ne hakkı ,hakkımız sana ahirete kadar helaldir güzel insan :)

M.Ihsan Tatari dedi ki...

Bilmukabele efendim :)

ShareThis