26 Temmuz 2011 Salı

Kusursuz Plan

Sıcak bir yaz gecesiydi. Genç kız böylesine güzel bir havada evinde oturmaktan sıkılmış, arkadaşında ders çalışma bahanesiyle ailesinden izin alıp dışarı çıkmıştı. Apartmandan çıkmadan önce merdiven boşluğunda kısa bir mola verip eteğini bel hizasından katlamayı ve bluzunun üst düğmelerinden birini açmayı da ihmal etmemişti tabi. Evde takındığı cici kız rolünü daha fazla sürdürmesine gerek yoktu ne de olsa.

Sokağa çıkıp havalı olduğunu düşündüğü bir tarzla ana caddeye doğru yürümeye başladı. Kendisini ilgiyle süzen mahalle erkeklerine küçümser bir bakış atıp, yanlarından geçti. Delikanlılardan biri ayağa kalkıp "Hey bebek! Bu gece benimle takılmaya ne dersin?" diye laf attı arkasından. "Ne kadar da banal." diye düşündü içinden. "Seninle takılacağımı düşünüyorsan tam bir salaksın yanee..." dedi kelimeleri yuvarlayarak, omzunun üzerinden geriye bakarken. Basit erkeklerle işi yoktu onun, özel olanı bekliyordu. Mükemmel olanı... Daha aşağısını kabul etmesine imkân yoktu. 

"Gerçek aşkı ne zaman bulacağım ben? Kusursuz sevgilimi?" diye mırıldandı kendi kendine. Sonra elini çantasına atıp en sevdiği kitabı çıkarttı. Kitabın kapağında kırmızı bir elma tutan bir çift el vardı ve büyük harflerle "Twilight" yazıyordu üzerinde. "Benim bir vampire ihtiyacım var. Neredesin mükemmel sevgilim?" diye hayıflandı kız, iç çekerek.

Adımları onu şehrin en gözde mekânlarından birine götürdü. Hiç düşünmeden içeri daldı ve ahşap barın önündeki yüksek taburelerden birine oturdu. Barmeni küçümseyici bakışlarla süzerek kendine içecek bir şeyler söyledi. Ardından kitabını açıp en sevdiği bölümlerden birini okumaya başladı. 
"Ah, en sevdiğim kitap." dedi sağ yanından bir erkek sesi.

Genç kız irkilerek yerinde hafifçe sıçradı. Sesin geldiği yöne döndüğünde hemen yanındaki taburede genç bir adamın oturmakta olduğunu gördü hayretle. Oysa bir saniye önce o taburenin boş olduğuna yemin edebilirdi. 
"Nasıl yani? Twilight sever misiniz?" diye sordu kız, kuşkuyla.
"Evet, bayılırım." dedi adam, dramatik bir tonda. Hareketlerinde garip bir abartı, değişik bir aşırılık vardı. Kız, böyle bir terimin farkında olsa bu tavırlarını teatral olarak adlandırabilirdi belki. Ama değildi... 
"Ne yazık ki gerçeğinin yanına bile yaklaşamıyor." diye devam etti adam, başını mutsuz bir biçimde iki yana sallayarak.
Bu laf üzerine kızın kaşları çatıldı. "Eğer gerçek vampir şöyle olmalı falan diyecekseniz hiç başlamayın yane. Ay, nedir bu Krokula takıntısı anlayamıyorum hiç!"
"Drakula..." diye düzeltti adam.
"Her neyse haltsa işte..." dedi kız, her zamanki gibi kelimeleri uzatarak ve yuvarlayarak.
"Ayrıca ben öyle bir şey demeyecektim. Kitap, vampirleri tam da olması gerektiği gibi yansıtıyor bence." dedi adam, kızın gözlerinin içine bakarak. "Zeki, etkileyici ve yakışıklı... Kusursuz âşık." 


Genç kız anlayamadığı bir sebepten dolayı adama doğru çekildiğini hissediyordu. Hâlbuki tipi de değildi ama... Saçları geriye taranmıştı fakat üzerlerinde zerre kadar jöle yoktu, ne de üzerindeki eşyalarda bir zenginlik belirtisi vardı adamın. Basit giyimliydi, siyah bir pantolon, siyah ayakkabılar, hâkim yaka beyaz gömlek ve siyah bir ceket... Oldukça solgun, beyaza yakın bir ten rengi vardı. Ama bir şekilde kızı kendine çekiyordu işte. Gözleri... 

Kız bakışlarını adamınkilerden zorla ayırıp kendini toparladı. O kadar kolay teslim olmayacaktı.
"Niçün öyle dediniz o halde?" diye sordu.
"Gerçek bu da ondan." dedi gizemli adam. "Kitapta vampir, mükemmel sevgilisini buluyor ve birlikte muhteşem bir aşk yaşıyorlar. Oysa gerçekte öyle mi?" diye devam etti, sağ kolunun yenini alnına dayayıp dramatik bir edayla başını sağa sola sallarken. 
"Nasıl yanee?"
"Öyle işte... Ben... Yo, hayır. Böyle bir kötülüğü size yapamam. Beni sonsuz yalnızlığımla baş başa bırakın lütfen." dedi adam, başını ters yöne çevirerek.
"Sonsuz yalnızlık mı?" dedi kız, merakı iyice artmıştı. "Haydi ama, anlatın lütfeeeen." 
"Pekâlâ..." dedi adam, başını yine kızdan tarafa çevirip. Olması gerektiğinden bayağı çabuk bir şekilde razı gelmişti sanki. "Ben..." dedi. Sonra kuşkuyla etrafına bakındı. Sanki dinleyen biri var mı diye kontrol ediyordu. Sonra yavaşça kızın kulağına eğildi ve şöyle fısıldadı; "Ben bir vampirim."

Genç kız duyduklarını idrak etmekte bir anlığına zorlandı. Sonra da alaycı bir kahkaha patlattı. "Ay inanmıyorum sizeee. Bu hayatımda duyduğum en salakça şey yaniii. Elimdeki kitabı görünce başka türlü bir tavlama şekli düşünemediniz herhalde?"
"İnanmıyorsanız aynaya bakın küçük hanım." dedi adam, gücenmiş bir tavırla.

Genç kız sıkkın bir şekilde üfleyerek tam karşılarındaki büyük bar aynasına baktı. İşte kendisi oradaydı. Her zamanki gibi bakımlı, güzel ve süslü... Sonra bakışları yanındaki adamın yansımasına kaydı ve... Adamın aynada aksi yoktu!

Nefesini tutmuş bir şekilde kafasını hızla sağına çevirdi. Adam hâlâ yanında oturuyordu. Bakışları birkaç kez aynayla adam arasında gidip geldi. "Buna inanamıyorum!" dedi sonunda, fal taşı gibi açılmış gözlerle. "Yanımda kanlı canlı bir vampir oturuyooo!"
"Pek de canlı olduğum söylenemez." dedi vampir.
"Ay, öyle demek istemediiiim."
"Sorun değil, buna alışığım." dedi vampir. "Ben Edward, Edward Connor." diye tanıttı kendini, bir elini kıza uzatarak.
"Edward mı? Edward Cullen gibi mi yaaani?" dedi kız, kendisine uzatılan eli hayranlık ve hayret duygularıyla sıkarak.
"Hahaha! Hayır, hayır." dedi vampir, havalı bir kahkaha atarak. "Cullen benim sahne ismim diyebiliriz, Stephenie'den gerçek ismimi kullanmamasını rica ettim de..."
"Stephenie derken?"
"Stephenie Meyer'i kast ediyorum elbette." dedi vampir, kitabın kapağındaki isme dokunarak. Ceketinin iç ceplerinden bir fotoğraf çıkartıp masanın üzerine koydu. Üzerinde "Edward'a her şey için teşekkürlerimle..." yazan imzalı bir Stephenie Meyer fotoğrafıydı bu.
"Ona hayat hikâyemi anlattım, o da kendi kurgusuyla kaleme aldı. Romantik bir yapım olduğundan işin içine aşk katmayı da ihmal etmedi sağ olsun. Kitaptaki Edward benden daha yakışıklı oldu haliyle, ne de olsa o hayali bir kahraman. Ama ne romantizm konusunda ne de karakter açısından benim mükemmelliğime yakalaşamıyor bile. Ah, bir de gerçek aşkı bulabilseydim!" Vampir sağ elinin tersiyle alnına dokunup başını hafifçe geriye yasladı. Yüzünde acılı bir ifade vardı.

Kız bir an ne diyeceğini bilemedi. Bu olanlara inanamıyordu, yaşadıkları gerçek olamayacak kadar olağanüstüydü. Gözleri tekrar aynaya kaydı ve adamın aksinin yerinde hâlâ yeller estiğini gördü sevinçle.
"Şimdi ben anlamadım." dedi her zamanki tiki konuşma tarzıyla. "Bir sevgilin olmadığını mı söylemek istiyorsun banaaa?"
"Hayır, maalesef gökteki dolunay kadar yalnızım şu dünyada. Bella sadece kitaplarda yer alan hayali bir karakter, gerçekteyse kalbim bomboş ve sahipsiz. Tek aşkımı buluncaya kadar elbette." dedi vampir, ağlamaklı bir sesle.
"Bu tek aşkın... Nasıl biri sence? Benim gibi olabilir mi dersin?" diye sordu kız, tek eliyle saçlarını geriye savurup gözlerini süzerken.

Vampir bir anlığına kıza bakakaldı. Sanki karşısındaki güzelliğin farkına yeni varıyormuş gibi bir ifade vardı yüzünde. "Şey..." dedi, "Aslında şimdi siz söyleyince fark ettim de. Gerçekten de çok güzel bir bayansınız."
"Sen de hiç fena değilsin yane." dedi kız, cilveli bir şekilde kıkırdayarak.
"Ben... Ama hayır! Böylesine muhteşem bir olasılığı hayal etmeye bile cesaret edemem!" dedi vampir. "Lütfen beni boş yere umutlandırmayın, kalbimin yeniden kırılmasına dayanamam."
"Ne umutlandırması yha? Bu kitabı okuduğumdan beri senin gibi birini arıyorum ben. Bulmuşken kaçırır mıyım hiç?" dedi kız, cilveli bir edayla.
"Ciddi misiniz?"
"Çok ciddiyim." diye cevapladı kız, adama iyice sokularak.
"Bu harika bir haber!" dedi vampir, kızın elini kibarca öperek. Dudakları buz gibiydi. "Haydi, dışarı çıkıp romantik bir gece yaşayalım."
"Bu gece olmaz aşkitom." dedi kız, pahalı kol saatini kontrol ederek. "Vakit geç oldu, eve dönmem lazım. İstersen yarın öğlen buluşalım."
"Öğlen olmaz!" dedi vampir, gözleri korkuyla açılırken.
"Neden kiii?"
"Çünkü... Şey..."
"Ay ne kadar aptalıııım! Gün ışığında parlıyodun di mi seeen?"
"Evet! Evet, parlıyorum! Kitap basıldığından beri bir sürü genç kız var peşimde. Hiç biri de senin kadar güzel, gösterişli ve mükemmel değil elbette. Kusursuz aşkı hak etmiyorlar. Parladığımı fark ettikleri anda üstüme çullanırlar ve aşkımıza engel olurlar!"
"Hayııır! Olmasııın!"
"Bence de... O yüzden gece buluşalım. 21:00 nasıl?"
"Oluuuur."
"Hatta başka arkadaşlarını da getirebilirsin. Benim kadar yakışıklı olmasalar da aşkı arayan birkaç dostum daha var."
"Gerçekten miii? Ay, James gıbi olmasın sakın? Hani Bella'yı öldürmek isteyen salak şey vardı yaa."
"Hahaha! Hayır, için rahat olsun. Dostlarımın hepsi birer Don Juan'dır."
"Valla donlarının markası beni pek ilgilendirmiyo, insan gibi vampir olsunlar yeter."
Vampir bu cevap üzerine bir anlık afallama geçirse de kendini çabuk toparladı.
"Yarın 21:00'de o halde. Eski sinemanın önünde sizi bekliyor olacağız bir tanecik sevgilim." dedi kızın gözlerinin içine bir kez daha bakarak.
"Tamam aşkitom." dedi kız, kendinden geçmiş bir şekilde sırıtırken.
Sonra vampir kalktı ve mekânı terk etti. 

***

Şehir mezarlığı
Gece yarısı;

Yarasalar dolunayın solgun ışığı altında, soğuk mezar taşlarının üzerinde uçup o günkü vızıldayan besinlerini avlamakla meşguldüler. Derken diğerlerine göre daha iri görünen bir yarasa göründü ağaçların arasında. Onun gelişi diğer yarasalar dört bir yana dağılıverdi. İri yarasa hiç istifini bozmadan yoluna devam etti ve mermer bir mozolenin üzerine doğru uçtu. Mermer yapının üzerinde bir iki tur attıktan sonra önce sis, ardından da insan formuna büründü. Edward adındaki vampirdi bu. Çevresini hızla kolaçan eden vampir etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra mozolenin kapısına yaklaştı. Mermerden oyulmuş, üzeri kabartmalarla dolu bir kapıydı bu. Vampir bu kabartmalardan birini iterek gizli bir mekanizmayı harekete geçirdi ve ağır kapı yavaşça kenara kayarak açıldı.

"Selam beyler." dedi vampir, mozolenin merdivenlerinden aşağı indiğinde. Daire şeklinde bir odaydı burası. Bir köşede üç tabut, kapakları açık bir şekilde yerde uzanıyordu. Odanın geri kalanıysa oldukça normal döşenmişti. Ya da bir mezar için gayet anormal... Çünkü bir kanepe, iki koltuk hatta bir bilgisayar bile vardı içeride. Ve biri kanepede boylu boyunca yatan diğeri ise bilgisayarın başında oturan iki vampir daha... 
"Hoş geldin Eduardo. Av nasıl gitti?" diye sordu bilgisayar başındaki.
"Harikaydı Alfonso. Hatta muhteşem!" dedi Eduardo, muzafferane bir tavırla.
"Muhtejeeeeem..." dedi kanepede yatan vampir, garip bir sesle.
"Nesi var bunun?" diye sordu Eduardo, şaşkın bakışlarla.
"Emilio'nun mu? Berduşun tekinin kanını emmiş. Herifin kanında kaç promil alkol vardı bilmiyorum ama bizimki kafayı bulduğuna göre bayağı sağlam bir şey içmiş."
"Çoook şağlaaam... Hick!"
"Zavallı serseri..." dedi Eduardo, tiksinen bakışlarla arkadaşını süzerek.
"Hangisi? Bizimki mi berduş mu?" diye sordu Alfonso, hınzır bir şekilde sırıtarak.
"İkisi de..."
"Ya sen? Susuzluğunu dindirebildin mi?" 
"Hayır."
"Muhteşem geçti demiştin?"
"Çünkü öyleydi kana susamış dostum. Bu gece senin şu dâhiyane planını uygulamaya geçirdim."
"Alacakaranlık planını mı yani?" dedi Alfonso, iyice meraklanmış görünerek.
"Evet ve bil bakalım ne oldu? Yarın gece birkaç genç kızla randevumuz var!"
"Ciddi olamazsın!" dedi Alfonso heyecanla ayaklanarak.
"Çok ciddiyim! Kız nasıl da tongaya düştü, nasıl heyecanlandı anlatamam!"
"Ama... Ama bu demek oluyor ki..."
"Aynen öyle! Sayende bundan sonra hiç aç kalmayacağız. Kızlar kendi rızaları ile yanımıza gelecek, düşünebiliyor musun?"
İki vampir kısa bir an birbirlerine baktı, ardından mermer duvarlarda yankı yapan korkunç birer kahkaha patlattılar.

"Bundan sonra eve davet edilme derdi yok. Balolarda kız tavlamak için dans etmek yok." dedi Eduardo kötücül bir neşeyle. "Tek yapmamız gereken biraz romantik davranıp onları kuytu bir köşeye çekmek. Sonra da..." Uzun dişleriyle bir şeyi ısırır gibi yaptı zalimce gülerek.
"Öpüjeeeem..." dedi sarhoş vampir, kanepeden yuvarlanarak.

"Doğrusunu istersen bu planın bu kadar başarılı olacağını hiç düşünmemiştim." dedi Eduardo.
"Eh, biraz da şans yardım etti. O karanlık sokakta Meyer denilen kadını kıstırdığımda böyle bir şey kafamda hiç yoktu aslında." dedi Alfonso.
"Onun bir yazar olduğunu fark etmen büyük şans."
"Sadece o değil, aklıma Alacakaranlık fikrinin gelmesi de şanstı. Onu köşeye sıkıştırdım ve benim anlattığım gibi bir vampir romanı yazması için onu tehdit ettim. Meyer denilen budalanın başka şansı yoktu. Kitabı yazmazsa bir gece onun boynunu ısıracağımı adı gibi biliyordu ne de olsa."
"Kendi kanına karşılık bütün insanlığın kanı... Bu insanlar tam bir canavar." dedi Eduardo.
"Danalaaaar..." diye mırıldandı Emilio, sarhoş bir şekilde.

"Haydi," dedi Eduardo zalimce sırıtarak. "Şu yazar bozuntusunu biraz daha sıkıştıralım."
Alfonso bu lafı ikiletmedi ve hemen bilgisayarın başına oturdu. Bir iki tıklamanın ardından sohbet programını açmış ve Meyer'e ilk mesajını göndermişti bile.
"Bu sefer ne yazdıralım?" diye sordu Alfonso.
"Bilemiyorum. Parladık, romantik birer âşık olduk... Başka ne olabilir ki?"
 "Buldum! Vampirler sarımsaklı yemeklerden nefret ederler çünkü sevgililerinin yanında ağızlarının kokmasından çekinirler."
"Harika! Söyle, yeni kitabında bunu mutlaka yazsın!"
İki vampir, Emilio'nun hıçkırıkları arasında zalim bir kahkaha daha attı ve Alfonso hemen klavyeye sarılarak yazara yeni kitabının ayrıntılarını sıralamaya başladı. Bu vampirler için yeni bir çağın başlangıcı olacaktı. Aşk sosuna bulandırılmış bol kanlı bir çağ...

- SON -

Not: Gölge E-Dergi'nin 46'ncı sayısında yayınlanmıştır.

6 comments:

Geveze Anne dedi ki...

süpeerrr:) tebrik ederim...
ayrıca yeni yaşında mutluluklar dilerim :)

mit dedi ki...

Teşekkür ederim ve teşekkür ederim :) Hep birlikte inşallah.

Kültürel Güncel dedi ki...

Gölge'de okumuştum. Çok güzel olmuş. Elinize sağlık! Bu arada Mandrake yazıma yaptığınız yoruma cevap yazdım. Buradan yineleyeyim: Bahsettiğiniz öykünüzün adı neydi?

mit dedi ki...

Teşekkürler sevgili Kültürel Güncel, beğenmenize çok sevindim.

Bahsettiğim öykü henüz yayınlanmadı, bu ayki öykü seçkisinde boy gösterecek bir aksilik olmazsa. İstilacılar sadece satır arasında geçen bir ayrıntı yalnız, onu da söyleyeyim :)

Görüşmek üzere...

N.Narda dedi ki...

İğneleyici ve eğlenceli olmuş,tabii bir de bunun çizgi'li halini görmek lazım sanırım :)

M.Ihsan Tatari dedi ki...

Yorumunuz için teşekkürler, beğendiyseniz ne mutlu. Geç cevap için kusura bakmayın, bilgisayarım birkaç gündür arızalı da... Tekrardan teşekkürler.

ShareThis