10 Ağustos 2011 Çarşamba

Kar

İstanbul’da doğup büyüdüğüm için soğuğa ve kara alışkındım. Özellikle küçüklüğümde babam, kız kardeşim ve kuzenlerimle boyum kadar kar birikintilerinin içinde oynadığımı daha dün gibi hatırlarım. Ama hiçbir zaman askerde üşüdüğüm kadar üşümedim hayatımda.

Manisa Kışla’sında acemiliğimizin son gününü yaşıyorduk. Yarın dağıtımımız yapılacak ve önümüzdeki 14 koca ayı nerede geçireceğimiz belli olacaktı. Batı illerinden gelen erlerin çoğu Doğu Anadolu topraklarını incelerken, o taraftan gelenler de Batı şehirlerine bakıyordu. Bu işin genel kuralı belliydi çünkü. Batılı doğuya, Doğulu ise batıya gider. Bir an için gözlerim haritanın ortasındaki Konya’ya takıldı ve “Bir Allah’ın kulunu da şuraya vermezler mi be?” diye hayıflandım yüksek sesle. Verdiler… Ertesi gün dağıtım yerleri açıkladığında koskoca bölükten Konya’ya giden tek kişi bendim.

Yanlış hatırlamıyorsam Konya’daki birliğime katıldığımda tarihler 7 Mart 2005’i gösteriyordu ve ortalık bembeyazdı. Çok üşüdüğümü anımsıyorum ama soğuğu göz ardı etmeye ve kendime moral vermeye çalışıyordum “Bu bana vız gelir. Ben ne soğuklar atlattım! Ayrıca ben karı çok severim! Hem birazcık soğuktan ne zarar gelebilir ki?” diyordum kendi kendime. Demez olaydım… 

O sene ülke genelinde son yüzyılın en soğuk kışı yaşandı ve bizim orada hava -27 dereceye kadar düştü. Nöbete giderken kazak üstüne kazak, eşofman üstüne parka giyiyorduk ama nafile. Nefes alırken burnumuzun içi çatırdıyor, ellerimizi ısıtmak için ağzımızdan hava üflediğimizde eldivenlerimizin üzeri buz kesiyordu. Bu arada da yürürken bol bol kıç üstü düşüyorduk. İşin güzel tarafı düştüğünüz sırada etrafınızda size gülen biri varsa canınızı sıkmanıza gerek kalmamasıydı. Çünkü yaklaşık beş saniye kadar sonra düşme sırası ona, gülme sırasıysa size geliyordu. “Olsun,” diyordum “Ben karı çok severim.”

Şimdi o ayları düşündüğümde bol bol kar kürediğimizi anımsıyorum. Her sabah kalkıp giyiniyor, kahvaltımızı edip içtima alanına geçiyor ve tüm alanı karlardan temizlemeye çalışıyorduk. Sabah içtimasından sonraysa sıra yollara geliyordu. Biz kürüyorduk kar yağıyordu, biz yine kürüyorduk kar yine yağıyordu. Elimizdeki işi bitirip arkamıza döndüğümüzde tüm yolun hâlâ karla kaplı olduğunu görüyorduk. Tam bir kısır döngüydü anlayacağınız. “Ben karı severim…” diyordum hâlâ kendi kendime, eskisi kadar coşkulu olmayan bir ses tonuyla.

Mayıs ayının ortalarına doğru kar yağışı nihayet durdu. Bu işkenceden kurtulduğumuz için bayram ettik haliyle. Hepimizin elleri çatlamıştı ve yüzlerimiz kar yanığı nedeniyle aşırı derecede bronzlaşmıştı. Hani bir gören olsa bizi deniz kenarında güneşlenmişiz sanırdı. 31 Mayıs gecesi hepimiz mutlu ve huzurlu bir şekilde yattık yataklarımıza. Yarın yaz aylarının ilk günüydü ve bir ayı daha devirmiştik. Biz ne bilelim ertesi sabah kalktığımızda her yeri yine yeni yeniden bembeyaz bulacağımızı?

1 Haziran 2005 tarihinde tüm Konya ovası kışın yağan kardan bile daha kalın ve soğuk bir kar tabakasıyla kaplanmıştı. Arkasında ise birbirine sarılıp ağlayan bir bölük asker ve “Kardan nefret ediyorum!” diye bağıran bir er bırakmıştı. 

Ben ne bileyim önümüzdeki yaz aylarının son elli yılın en sıcak mevsimi olacağını ve sıcaklığın 47 dereceye yükseleceğini?

9 comments:

puzzyyy dedi ki...

bu aralar askerlik ile ilgili çok yazıyorsun ne o tekrardan gidesin mi war:))

mit dedi ki...

Sen de geleceksen giderim :) Şaka bir yana da bazen rüyamda hepimizi yeniden askere aldıklarını görüyorum. Eksik günümüz varmış ve hepimiz yine oradayız. Berbat bir rüya :)

Pabuç dedi ki...

Her yazının sonunda tebessüm ettiriyorsun ya süpersin ya :)

Bir de,akserlik anıları kolay kolay bitmezmiş bu yazının 2si 3'ü ...8'i 9'u olacak mı;)

Yüreğin dert görmesin güzel insan :)

Sevgiler hürmetler efenim....

Huzur ve dua ile...

Lütfen saha sık yaz...

Sakarya Fırat'ı izliyorum reklam arası bitti ben diziye döneyim ,görüşürüz :)

mit dedi ki...

Teşekkür ederim arkadaşım, sağ ol. O gülümsemeler yüzünüzden eksik olmasın inşallah :)

Erkeklerin askerlik anısı bitmez. 15 ay yapar 55 sene anlata anlata bitiremeyiz oradaki maceraları :)

İyi seyirler, görüşmek üzere :)

Berre dedi ki...

İnanın sizi çok iyi anlıyorum. Yazları dahi kar görmeye alışık bir şehir olan Erzurum doğumlu olan ben, bu kış yaptığım ufak bir memleket gezisinden buz kütlesi olarak döndüm. -28 derece soğukta, kış olimpiyatlarını izleme gayretimiz gerçekten görülmeye değerdi. Oysa şimdi 38 derece sıcakta o soğuğu tahayyül dahi edemiyorum.

Her zamanki gibi son derece samimi, gülümsemeler ile dolu bir yazıydı. Ellerinize sağlık ^^

mit dedi ki...

Erzurumlu olduğunu bilmiyordum doğrusu. Söz konusu soğuk olunca boynumuz Erzurumlular önünde eğik kalıyor. Bak, benden bir derece daha fazla soğuğu görmüşsün :)

Olimpiyatları nasıl izlediğinizi hayal edemiyorum. Herhalde hepiniz bu tutmuşsunuzdur. Yarışmacılar da "Ne soğuk seyirci, bir alkışlamadılar gitti." diye hayıflanmıştır Allah bilir :)

Teşekkürler ^^

puzzyyy dedi ki...

walla Tati ben de arada görüyorum tekrardan askerdeyim komutana "komutanım ben askerliğimi yaptım ama" diorum o da bana "olsun gene yap dior":))
kan ter içinde uyanıyorum walla:))

mit dedi ki...

Hahaha :) Demek ki sadece bende değil, herkeste görülen bir problem. İşin ilginci bu olayı babama anlattım, o da görürmüş zamanında. Buyur, buradan yak :)

puzzyyy dedi ki...

yok kardeşim herkeste war bu sadece bizde değil:))