15 Ağustos 2013 Perşembe

Üç yüz otuz üççççç...


Şakayla karışık 33'ü de devirdim a dostlar. Hâlbuki "Ben daha 30 olmadım, sadece 29,99'um!" diye bas bas bağırdığım yazıyı yeni yazmışım gibi geliyor. Zaman şaşırtıcı derecede hızlı geçiyor, Usain Bolt yanında halt etmiş.  Hakikaten, o üç sene nereye kayboldu yahu? Oyunumu kaydetmemiştim üstelik, tüh! 

Tabii 33'ün de güzel yanları yok değil. Artık biri yaşımı sorduğunda dudaklarımı büzerek otuz üççç diyebilecek ve zahmetsiz bir biçimde kameralara ruj sürme pozu verebileceğim. Öhöm, ne diyorduk?


Blog yazılarıma geri dönme çabalarıma ve yırtınmalarıma, hatta kibar sözlerinizin ardından gelen eli sopalı tehditlerinize rağmen buralara kapağı tekrar atmak bir türlü nasip olmadı. Bu biraz yoğunluğumdan biraz da üşengeçliğimden kaynaklanıyor, yalan yok. Bu yılın başından beri İthaki Yayınları için çeviri ve editörlük yapıyorum, vaktimin çoğunu da bu alıyor. Onun dışında o bir karış boyumu mart ayından itibaren Oyungezer'de de göstermeye başladım. Yani yazınsal açıdan her şey yolunda gidiyor Allah'a şükür. Tamam tamam, evet, blog hariç... Ama altı ayda biri 480, öbürü 450 iki kitabın çevirisini mevirisini, editörlüğünü meditörlüğünü yaptım yahu! Vallahi vaktim olmuyor.

Bunlardan birincisi Gölge Oyunu adlı bir kısa hikâye derlemesiydi. Rahmetli Bradbury anısına yazılmış öykülerin ve de hoşça kal notlarının toplandığı gayet anlamlı bir çalışmaydı hatta. Ben çevirisini tamamladıktan sonra bir de Bram Stoker ödülü aldı (Adamlar biliyor canım kıymeti, ehe). İkincisiyse daha önceki kitaplarının tanıtımını burada da yaptığım heyecanlı mı heyecanlı, komik mi komik, eğlenceli mi eğlenceli Dresden Dosyaları'nın (yoksa siz hâlâ...?) dördüncü cildinin editörlüğüydü. Bayağı eğlenceli bir kitaptı, çevirdikçe güldüm, güldükçe çevirdim, çevirdikçe güldüm (Hızır idi, Yunus idi!) ve çok eğlendim. Bu aralar da hem Hugo hem de Nebula ödülüne layık görülen başka bir kitapla cebelleşmekteyim. O da son sayfalarına yaklaştı, yakında onu da teslim edeceğim umarım.

 

Ben bunlarla boğuşur ve doğum günümü bile unuturken çok sevdiğim üç arkadaşım bana ikişer hediyeyle sürpriz yaptı. İlki son günlerde pek bir suratsız olduğumu ve adımı Yorgun Savaşçı'dan Somurtkan Maraşlı'ya (başka bir şey uyduramadım, idare edin :P ) çevirmem gerektiğini noterden alınan tasdikli bir belgeden daha iyi kanıtlayan, üzerinde "Bilmiyorum da, umursamıyorum da," yazan bir Garfield tişörtü. Garfield'ı çok severim zaten, e tişörtü gönderenleri de ayrı bir sevince, hele hele üzerinde o kelimeleri ve yanında gelen eğlenceli mektubu görünce çooook ama çok mutlu oldum hâliyle. Öyle ki kargocunun zile uzun uzun basıp beni sinir etmesini falan anında unuttum.

Ama kargocu bu, huyundan vazgeçer mi hiç? Bayramdan sonra kargodan gelen aynı eleman zile her zamanki kayıtsızlığıyla uzuuuuun uzun basıp beni yine çileden çıkarır ve ben de otomatiğe bastıktan sonra satırımı bilemeye başlamışken bir de ne göreyim? Uzun mu uzun, kocaman bir paket! "Allah Allah, kim ne gönderdi ki acaba?" diyerek paketi içeri aldım (bu esnada da adamı Freddy Krueger'a havale ettim tabii) ve merakla açmaya başladım. İçinden bu güne kadar gördüğüm en manidar hediye çıktı: kılıç saplı bir şemsiye! Blog sayfamı yakından takip ediyorsanız milattan önceki yazılarımda en güneşli havalarda bile yağmura yakalandığımı, şemsiyemi açarken ağzımla ışın kılıcı efekti yaptığımı (hayır, deli raporum yok, daha alamadım) hatırlarsınız. İşte bu yüzden çok manidar ve bir o kadar da enteresan bir hediye oldu bu benim için. Üçüne de buradan ayrı ayrı teşekkürler, iyi ki varsınız!




Benim tişörtüm beyaz ve daha güzel, çünkü benim! Ayrıca çok rica ediyorum, şanlı kılıçsiyemin altındaki dantelleri de sormayın efenim! Otuz üç yaşın verdiği bir duygusallık diyelim. Zırhıma da dantel eklettiğim külliyen bir yalandır bu arada, ama ponpon kuyruk hakkında yorum yok.

Efendim bir programın daha sonuna gelirken "Bundan sonra daha sık yazacağım!" demiyorum, çünkü artık bunu ne siz ne de ben yutuyorum. O hâlde şöyle bitireyim: hâlâ buralara uğrayıp da okuma zahmetine katlanan dostlara selam olsun.

8 comments:

Pabuc dedi ki...

İyi ki doğmuşsun ,gerçekten bak senin gibi insanlar 33 yılda bir geliyor dünyaya :)

Rabbim her şeyin hayırlısını versin öce sana sonra bizlere de tabi :)

Kitapların hayırlı olsun okuyucuların çok olsun..

Bir de seni sahalarda (blogdu ya hu) görmek ne güzel :)

mit dedi ki...

Hahaha, teşekkürler güzel insan :) Hep birlikte nice senelere inşallah. Burada olmak benim için de güzel, gerçi biraz paslanmışım ama o kadar olacak artık. Sevgi ve dostlukla :)

Murat dedi ki...

Doğum gününüz kutlu olsun. Yazılarınızı hem buradan hem kayıp rıhtımdan hem de oyungezerden takip ediyorum.

Nice güzel, sağlıklı ve başarılı günler geçirmenizi dilerim.

mit dedi ki...

Teşekkürler Murat Bey, eksik olmayın. Her ne kadar yorum yapmasam da ben de arada sırada sizin kitap yazılarınızı takip ediyorum. Tekrar teşekkürler :)

Adsız dedi ki...

Çok doyurucu bir değerlendirme olmuş, ellerine sağlık! Devamını bekliyoruz..

mit dedi ki...

Teşekkürler :)

Hayal Kahvem dedi ki...

Binlerce kasırga aşkına! 33 yaşında mısınız siz? Yok artık! Bi daha asla uğramam bu bloğa... Çok yaşlıymışsınız. Ne fena!!!

mit dedi ki...

Çaktırmayın, aslında daha çok. Evlenene kadar küçülterek söylüyorum, annem öyle öğretti :P

ShareThis