11 Haziran 2010 Cuma

Küçük Flamingo ( Bölüm 1 )


Teyzem için... Onun isteği üzerine yazmıştım bu hikayeyi. Hiç okumaya fırsatı olmasa da...

Bir varmış bir yokmuş. Pireler berber, develer tellal iken uzak mı uzak diyarların birinde,
oldukça geniş bir gölde bir Flamingo sürüsü yaşarmış. Göl, masmavi gökyüzünün altında alabildiğince uzanıyormuş. Eski günlerde
flamingolar burada bütün gün uçar, yemek yer ve eğlenirlermiş. Fakat bu uzun zaman önceymiş çünkü flamingolar artık mutlu değillermiş. Yaşadıkları göl giderek kurumaya ve bir bataklığa dönüşmeye başlamış. Bu yüzden yiyecek bulmakta oldukça zorlanıyorlarmış. Daha önceleri binler basamağını bulan sayıları gün geçtikçe azalmış ve yüzler basamağına düşüvermiş. Bu da yetmiyormuş gibi can düşmanları olan Balıkçı Kartallar ile Marabut Leylekleri de kendilerine hiç ama hiç rahat vermiyormuş.

İşte böyle bir ortamda ergenliğe erişmişti küçük flamingo. Sürüdeki en genç flamingo oydu ve şimdilik görünürde ondan başka çocuk da yoktu. Fakat o etrafında olan bitenlerden pek de haberdar değildi. Çünkü o, birkaç gün önce pembeleşen tüylerini hayran hayran seyretmekle ve uçmayı öğrenmekle meşguldü bu aralar. Başarılı bir uçuş denemesinden sonra gölün üzerinde genişçe bir daire çizip yavaşça inişe geçti ve heyecanla ailesini yanına koştu.
“Baba, gördün mü? Başardım, yükseklere kadar uçtum!” dedi küçük flamingo heyecanla.
“Aferin sana oğlum.” dedi baba flamingo gururla. “Yakında annenden bile daha iyi uçacağına eminim.” diye kıkırdadı ardından.
“Onu şımartma hayatım!” dedi annesi onaylamaz bir sesle. “Ayrıca herkes biliyor ki aramızda kötü uçan biri varsa o da sensin.” diye ekledi gülerek. Hep beraber neşe ile güldüler. Sonra baba flamingonun gülümsemesi soldu ve ciddileşerek oğluna döndü. “Söyle bakalım ufaklık, kendini uzun mesafelere uçacak kadar güçlü hissediyor musun?”
“Hayatım, bence daha hazır değil!” diye itiraz etti karısı.
“Olmak zorunda, vakit yaklaşıyor.” dedi baba flamingo.
“Ne vakti baba?” diye sordu küçük flamingo merakla.
“Bu bir sürpriz… Şimdi, söyle bana… Kendini nasıl hissediyorsun?” diye yanıtladı baba.
“Bütün gün uçabilecek gibi!” dedi küçük flamingo kanatlarını açıp olduğu yerde hafifçe yükselerek.
“Aferin benim oğluma!” dedi baba, gururla. Sonra da kararlı bakışlarla eşine dönerek “Toplantı talep edeceğim.” dedi. Karısı endişeli bakışlarla kendisine baktı sonra da derin bir iç çekerek tamam anlamında başını salladı.
“Ne toplantısı? Ben de katılabilir miyim?” dedi küçük flamingo.
Baba flamingo ufak bir kahkaha attı sonra da “Korkarım hayır evlat. Sen bu tür konular için henüz çok küçüksün.” dedi.
“Ama neden? Ben de katılmak istiyorum!” diye mızmızlandı.
“Annenin yanında kalıyorsun ufaklık ve bu konu burada kapanmıştır. Şimdi gitmem gerek.” dedi babası ve yanlarından ayrıldı.

***

Baba flamingonun toplantı talebi diğerleri tarafından pek de heyecanla karşılanmasa da kabul edildi. O akşam, gün batımından hemen önce flamingolar gölün ortasında toplandılar. Güneşin kızıl ışıkları göle yansıyor ve ortaya nefes kesici bir manzara çıkıyordu. Toplantıya sadece yetişkin flamingolar katılmıştı. Hatta aralarındaki en ihtiyar ve bilge olan yaşlı flamingo bile oradaydı. Onsuz bir toplantı düşünülemezdi zaten. Ufak bir çember oluşturmuşlardı ve hepsi de kendilerine en rahat gelen pozisyonda yani tek ayak üzerinde duruyorlardı. Ördeklerinki gibi geniş ve perdeli olan ayakları sayesinde dengeleri hiç bozulmadan saatlerce bu şekilde durup dinlenebilirlerdi.

Babası farkında olmasa da küçük flamingo da hemen arkalarındaki sazlıkların içine gizlenmiş, toplantının başlamasını sabırsızlıkla bekliyordu. “Ne konuşacaklar acaba?” diye kendi kendine düşünürken en yaşlı flamingonun konuşmasıyla birlikte toplantı başladı.
“Nedir bizi böyle alelacele toplaman?” diye sordu yaşlı flamingo. Pembe tüyleri yavaş yavaş beyaza dönmeye başlamış, kambur bir flamingoydu bu. Yine de gözlerinde bir bilgelik ışığı vardı. Küçük flamingo onun konuştuğunu ilk kez duyuyordu. Sesi pek bir çatlak gelmişti kendisine.
“Bildiğiniz gibi göl kuruyor ve yiyeceğimiz çok azaldı.” diye söze başladı baba flamingo. “Yakında sular iyice çekilecek ve burası bizim için yaşanmaz bir yer haline gelecek.”
“Bunu biliyoruz.” dedi yaşlı flamingo hüzünle.
“Ama ne yapabiliriz ki?” diye sordu bir diğeri. “Yıllardır her kış hep buraya göç ederiz biz.” “Ama ille de buraya gelmek zorunda değiliz ki!” diye itiraz etti baba flamingo.
“Evet, ama senin de çok iyi bildiğin gibi burayı seviyoruz. Burası bizim evimiz.” dedi başka bir flamingo.
“Ben de burayı seviyorum ama canımdan ya da ailemin hayatından fazla değil.” dedi baba flamingo. Küçük flamingo duydukları karşısında hayrete düşmüştü. Demek son zamanlarda eskisi kadar yemek yiyememesinin sebebi buydu. Göl kuruyordu… “Ben de aptal gibi diğerlerinin tüm yiyeceği bitirdiğini düşünüyordum.” diye mırıldandı kendi kendine.
“Peki, ne yapmamızı öneriyorsun?” diye sordu yaşlı flamingo.
“Başka yerler de var. Daha güzel yerler… Oralara gitmemiz gerek.” dedi baba flamingo.
“Varsa bile biz bilmiyoruz ve oraları ararken bir kartala yem olmak da istemem doğrusu.” dedi yaşlı flamingo aksice. Diğerlerinden bir onay mırıltısı yükseldi. Ama baba flamingonun bu kadar kolay pes etmeye niyeti yoktu.
“Ben bir tane biliyorum.” diye atıldı. “Üstelik harika bir yer ve duyduğuma göre orada bizim gibi başkaları da var. Ve başka kuşlar da… Binlercesi! İnsanlar oraya ne diyorlarmış biliyor musunuz, Kuş Cenneti!”
Bu sözle birlikte flamingolar arasında heyecanlı bir fısıldaşma ve mırıldanmalar başladı.
“Bir cennet?”
“Hem de kuş cenneti?”
“Neredeymiş peki burası?” diye sordu sonunda içlerinden biri.
“Ege kıyılarında bir yerde…” dedi baba flamingo.
“Peki, sen burayı gördün mü? Oraya hiç gittin mi?” diye sordu yaşlı flamingo kuşkuyla. Bunun üzerine bir sessizlik oldu ve tüm bakışlar baba flamingoya döndü.
“Ben… Hayır.” diye cevapladı baba flamingo. Diğerlerinden büyük bir hayal kırıklığı nidası yükseldi. Yaşlı flamingo hariç… O çatık kaşlı bir ifade ile baba flamingoyu süzmekteydi. “Demek hiç gitmedin. Bizi bir hayalin peşinden bilinmeyen yerlere mi sürükleyecektin?”
“Ama bu bir hayal değil, bu gerçek! Ak Pelikan oraya gitmiş!” diye itiraz etti baba flamingo.
“Ak Pelikan mı? Ona mı inanacağız yani? Ak Pelikan bunağın tekidir!” diye çıkıştı yaşlı flamingo. Baba flamingo haricindeki tüm flamingolar bu söze kahkahalarla güldü. Küçük flamingo ise öfkeyle homurdandı. Babasına gülmelerinden hiç hoşlanmamıştı. Ayrıca Ak Pelikan’ı da pek severdi. Ona böyle hitap etmeleri hiç hoş değildi.

“Sen kendine bak ihtiyar tüy yumağı!” diyen, kahkahaları bastıran bir ses duyuldu ansızın. Tüm flamingolar dönüp sesin geldiği yöne baktılar ve Ak Pelikan’ın uçarak kendilerine yaklaşmakta olduğunu gördüler. Neredeyse yaşlı flamingo kadar hatta belki de daha yaşlı bir kuştu Ak Pelikan. Süzülerek yakınlarda bir yere indi ve badi badi yürüyerek flamingoların oluşturduğu çembere yaklaştı. Tam baba flamingonun yanına gelip durdu ve bir omuz atarak ona selam verdi.
“Ne haber evlat?” diye sordu Ak Pelikan dostça.
“Hoş geldin eski dost.” dedi baba flamingo gülümseyerek.
“Hoş bulduk. Şimdi, az önce ne diyordunuz bana bakayım?” diyerek diğer flamingolara döndü yüzünü. Flamingolar sus pus oldular ve bir şey diyemediler. Yaşlı flamingo hariç elbette…
“Bunak dedim, ne var?” dedi yaşlı flamingo aksice.
“Eski dostlarını hep böyle mi karşılarsın?” diye kıkırdadı pelikan. Yaşlı flamingo ise başını başka bir tarafa çevirip burnundan solumakla yetindi. “Bakıyorum ki hâlâ o eski bahis yüzünden bana kızgınsın.” dedi Ak Pelikan.
“Hile yaptın da ondan!” diye çıkıştı yaşlı flamingo.
“Bence bir pelikanın seni bir uçuş yarışında geçmesine katlanamıyorsun hepsi bu!” diye kıkırdadı Ak Pelikan.
“Yaşlı flamingoyu mu geçtin?” diye sordu flamingolardan biri hayretle.
“Evet, hem de iki kere!” diye şişindi Ak Pelikan. Kalabalıktan bir hayranlık nidası yükseldi.
“Hah! Daha genç olduğum zamanlarda yarışmış olsaydık…” diye homurdandı yaşlı flamingo.
“Haydi oradan, ikimizde hemen hemen aynı yaştaydık.” diye güldü Ak Pelikan. Ardından da yaşlı flamingonun sırtına dostça bir şaplak indirdi. Yaşlı flamingo aldırmıyormuş gibi görünse de bıyık altından gülümsediği dikkatli gözlerden kaçmamıştı.

Tam o esnada Ak Pelikan sazlıkların arasında saklanmakta olan küçük flamingoyu görerek şaşkınlıkla duraksadı. Küçük flamingo çabucak bir sus işareti yaparak pelikanı uyardı. Ak Pelikan kısa bir an daha küçük flamingoya baktı ardından da çaktırmadan göz kırpıp bakışlarını başka tarafa çevirdi.
“Duyduklarımız doğru mu? Gerçekten de Kuş Cenneti diye bir yer var mı?” diye sordu flamingolardan biri.
“Elbette var. Üstelik bir tane de değil, birkaç tane. Ama içlerinde en güzeli Ege kıyılarındaki kuşkusuz.” diye yanıtladı pelikan.
“Peki nerede bu cennet?”
“İnsanların İzmir diye adlandırdıkları şehirde… Ve size şu kadarını söyleyeyim cennet kelimesi orayı tanımlamak için yetersiz kalıyor. Hava mükemmel, yiyecek bol ve bir sürü de dişi pelikan… Ay, şey… Öhöm… Bir sürü de kuş var.” dedi pelikan. Ve böylece Ak Pelikan flamingolara Kuş Cenneti’ni ve oranın sayısız güzelliklerini anlatmaya başladı. Orayı nasıl keşfettiğini, her yıl oraya nasıl gittiğini, orada edindiği yeni arkadaşları ve doğal çevrenin harikalarını uzun uzadıya anlattı. O anlatırken flamingolar da hayran hayran onu dinliyorlardı. Pelikanın anlatacakları bittiğinde ise uzun bir sessizlik oldu. Flamingolar hayallere dalmış bir şekilde uzaklara bakıyorlardı. Sonunda içlerinden biri yerinde rahatsızca kıpırdanıp “Şey… Bence şu cennet denilen yere bir şans vermeliyiz.” dedi usulca.
“Bence de. Bir denemekten ne çıkar?” dedi ir başkası.
“Beğenmezsek geri geliriz, göl kaçmıyor ya?” dedi bir diğeri. Bir anda tüm flamingolardan benzer cümleler ve “Bence de” nidaları yükselmeye başladı. Sonra hepsi dönüp hâlâ sessizliğini bozmamış olan yaşlı flamingoya baktılar. Yaşlı flamingo her birini memnuniyetsiz bir ifade ile süzmekteydi. Bir süre daha yüzünü asıp onlara baktı ve Ak Pelikan’ın kendisini izlediğini fark etti. Pelikan ona dostça gülümseyip kafasını “Haydi ama!” dermiş gibi salladı. Bunun üzerine yaşlı flamingo derin bir çekip “Pekâlâ, pekâlâ… Bir denemenin zararı çıkmaz sanırım.” dedi. Bütün flamingolar aynı anda bir sevinç çığlığı attı. Küçük flamingo da öyle… Ardından da ne yaptığını fark ederek telaşla kanatlarıyla gagasını kapattı. Neyse ki bu gürültüde kimse onun sesini duymamıştı. Yeterince dinlediğine karar veren küçük flamingo sessizce sazlıklardan geriye doğru ilerledi ve toplantı alanını terk etti. Kalbi heyecandan güm güm atıyordu. Cennete gidiyorlardı!

(Devam edecek...)

4 comments:

pabuç dedi ki...

Yüreğine sağlık..Hayvanların dünyasından böyle güzel bir öykü çıkarman çok güzel...

Hım bir de itiraz eden yaşlı pelikanı burdan kınıyorum ;) Tabiki hayallerinin peşinden gidecekler gölün kurumasını izlemekten iyidir :) hıh

mit dedi ki...

Teşekkürler arkadaşım, hem okuduğun hem de yorumladığın için.

Yaşlı Flamingo'yu kınayacaktın sanırım :) Eh, her hikayenin içinde böyle bir karakter olmalı ki baş karakterler amaçlarına ulaşmak için mücadele etsin ;)

Tekrar teşekkürler...

Adsız dedi ki...

Çok güzel valla ellerine yüreğine sağlık azıcık uzun ama azıcıksadece devamını da isterim hemde çok

mit dedi ki...

Teşekkürler :) Devamını bu sayfalarda bulabilirsiniz, uzun zaman önce tamamlanmış bir öykü bu.

Bölüm 2: http://yorgun-savasci.blogspot.com.tr/2010/06/kucuk-flamingo-bolum-2.html

Bölüm 3: http://yorgun-savasci.blogspot.com.tr/2010/06/kucuk-flamingo-bolum-3-son.html

Keyifli okumalar :)

ShareThis