27 Haziran 2010 Pazar

Küçük Flamingo ( Bölüm 3 ) -Son-

Küçük flamingo gözlerini tekrar açtığında kendisini çamurlu bir su birikintisine boylu boyunca yatarken buldu. Etrafı ağaçlarla çevriliydi ve dört bir yanı kurbağa vıraklamaları ile cırcır böceklerinin ötüşleriyle doluydu. Yavaşça doğrulup üstünü başını silkeledi. Birkaç çizik dışında kırık çıkık yok gibiydi, görünüşe göre su birikintisi düşüşünü yavaşlatmıştı.

“Şanslıyım sanırım.” dedi kendi kendine. Sonra etrafındaki karanlık ormana bakınca fikri değişiverdi ve “Ya, ne şans ama…” diye homurdandı huysuzca. Ağaçların yaprakları arasından süzülen gün ışığına bakılırsa vakit sabahın erken saatleriydi. Yani bayağı uzun bir zamandır baygın yatmıştı.

“Eyvah!” dedi küçük flamingo “Ailem ne yöne gitti acaba? Ya ben? Ben neredeyim? Şimdi onları nasıl bulacağım?” Korku ve çaresizlik tüm bedenini bir anda kapladı ve üzüntü ile olduğu yere çöküp ağlamaya başladı.


Küçük yavrucak dakikalarca oracıkta çaresizce ağladı. Ağlarken hıçkırıklarının ormanda yankılandığını duyuyordu. Öyle bir yankıydı ki bu, flamingo ağlamayı kestiğinde bile devam ediyordu. “Ya orman çok geniş ya da bu yankı değil.” dedi flamingo, kanadının tersiyle gözyaşlarını silerken. Daha dikkatli bir şekilde dinlediğinde şaşkınlıkla bu sesin gerçekten de başka birine ait olduğunu fark etti.

Ne yapacağına karar veremez bir vaziyette orada bir müddet daha oturdu. Sonra merakı kendisine galip geldi ve sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Daha birkaç adım atmıştı ki sesin tahmin ettiğinden çok daha yakından, biraz önündeki çalılığın ardından geldiğini fark etti. Başını uzun çalıların arasından uzattığında ilerideki ağaçların altında büzülmüş kalmış birini gördü. Küçük bir insandı bu ya da büyük ahalinin de dediği gibi; bir çocuk. Ellerini bacaklarına sarmış, yüzünü dizlerine gömmüş, bir ağacın dibinde iki büklüm oturmuş bir vaziyette ağlıyordu çocuk.

Flamingo hayatında ilk kez bir insanı bu kadar yakından görüyordu ve ne yapacağını şaşırmıştı açıkçası. Yanına yanaşmaya korkuyordu ama onu böyle ağlar vaziyette bırakmaya da gönlü razı olmuyordu bir türlü. İleri doğru tereddütle bir adım attı ve yanlışlıkla yerdeki kuru dallardan birine bastı. Aniden çıkan çatırtılı ses küçük çocuğun korkup yerinde sıçramasına neden olmuştu.

“Kim var orada?” diye sordu küçük çocuk telaşla.

“B-be-benim, küçük flamingo.” dedi flamingo, çalıların ardından. Fakat ağzından çıkan kelimeler, küçük çocuk için sadece garip seslerden ibaretti. Çocuk hemen o yöne baktı ve flamingoyu görünce dehşetle bir çığlık atıp hemen ağaçların arkasına saklandı. O bağırınca flamingo da korktu ve o da kendini başka bir çalın arkasına atıverdi. Sonra aynı anda, kafalarını saklandıkları yerden yavaşça çıkararak birbirlerine baktılar.

“Hey, bu bir kuş! Ne garip şeysin sen öyle?” dedi çocuk, flamingoyu gördüğünde.

“Ben bir kuş değilim, flamingoyum ben!” diye itiraz etti ufaklık.

Fakat çocuk yine ne dediğini anlamamıştı. Onun duyduğu sadece bir flamingo ötüşünden ibaretti çünkü.

“Of, beni çok korkuttun küçük kuş.” dedi çocuk kendi haline gülerek. Kahverengi, kıvır kıvır saçları olan, dolgun yanaklı bir ufaklıktı bu. En fazla 9-10 yaşlarında olmalıydı ama flamingo bunu bilmiyordu elbette. Çocuk gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü elleri ile sildi ve flamingoya daha dikkatli bakmaya başladı. “Hiç senin gibi bir kuş görmemiştim.” dedi ardından.

“Ben kuş değilim, flamingoyum!” dedi yine küçük flamingo. Çocuk ise güldü; “Ötüşün de garip.” dedi. “Sen de mi kayboldun yoksa? Ben kayboldum çünkü. Babamla balığa çıkmıştık ama sonra fırtına bastırdı ve ben kayıktan düştüm. Kendimi kıyıya zor attım ve şimdi nerede olduğumu bile bilmiyorum.” diye ekledi ardından.

“Demek o da benim gibi ailesinden ayrı kalmış bir çocuk.” dedi flamingo kendi kendine. Nedense birdenbire kendisini bu insan yavrusuna yakın hissetmişti. Tereddütle çalıların arasından sıyrıldı ve yavaşça çocuğa doğru ilerlemeye başladı.

“Vay canına! Tüylerin pespembe, ne kadar da güzel bir kuşsun sen öyle.” dedi küçük çocuk, ağzı bir karış açık kalarak.

“Son kez söylüyorum, ben kuş değilim. Ben bir fla… Aman neyse, boş ver.” dedi küçük flamingo. “Görünüşe göre dediklerimin tek kelimesini anlamıyorsun nasıl olsa.”

Çocuğun yanına gitti ve tek ayak üstünde durarak dinlenme pozisyonu aldı. Çocuk, bu hareketi oldukça komik buldu ve neşeyle kıkırdamaya başladı. Nazik bir biçimde flamingonun tüylerini okşadı ve “Merak etme, babam mutlaka beni bulacaktır. O zaman senin aileni bulmana da yardım ederiz belki.” dedi usulca.

“Umarım öyle olur.” dedi küçük flamingo. Artık ne flamingo ne de çocuk ağlıyordu.

***

Bütün gün birlikte ormanda dolaşıp bir çıkış yolu aradılar ama bir türlü bulamadılar. Sonunda yorulup başka bir ağacın dibine çöktüklerinde hava kararmaya başlamıştı bile. “Karnım acıktı.” diye inledi çocuk. Flamingo da çok acıkmıştı ama yapabilecekleri bir şey yoktu maalesef. Yakınlarında akan bir akarsudan su içip sessizce oturdular. Sonra aniden ağaçların arasından garip uğultular duyulmaya başladı.

“O da neydi?” dedi çocuk, korkudan titreyerek.

“Bilmiyorum ama hiç hoşuma gitmedi.” dedi flamingo.

Uğultular ulumalara dönüştü ve sesler giderek yaklaştı. Ağaçların arasından garip ışın huzmeleri görünmeye başladı sonra da. Işıklar ve sesler giderek yaklaşıyor, flamingo ile küçük çocuksa git gide oturdukları yerde daha da büzülüyorlardı.

“Korkma küçük kuş, ben arkandayım.” dedi çocuk ve hemen flamingonun arkasına geçerek iyice saklandı. Küçük flamingo ne yapacağını bilemez vaziyette orada öylece dururken sesler ve ışıklar ağaçların arasından sıyrılıp onların bulunduğu açıklığa vardı. Önce bir hırlama ve bir havlama sesi duyuldu. Ardından “Yavaş ol kızım, yavaş!” diyen bir başka ses.

Flamingo karşısındakilere hayretle bakakaldı. Aynı şekilde karşısındakiler de flamingoya hayretle bakıyordu. Bir köpek ve yetişkin bir insandı bunlar. Anlaşılan o garip ışıklar adamın elindeki şu aletten geliyordu. Ne diyordu insanlar ona? Hah, fener…

“Bak sen şu işe. Bir flamingo, hem de burada.” dedi adam hayretle. Çocuk, bu sesi duyar duymaz olduğu yerde hızla doğruldu ve şaşkınlıkla seslendi. “Baba?”

“Oğlum? Sen misin? Şükürler olsun seni bulabildim.” dedi adam sevinçle. Ve koşarak birbirlerine sarıldılar.

“Babacım! Çok korktum.” dedi çocuk.

“Korkma oğlum, geldim işte.” dedi adam oğlunu öperek. “İyi misin? Bir şeyin yok ya?”

Bu sahne karşısında küçük flamingo kendi ailesini hatırlayarak duygulandı ve üzgün bir şekilde boynunu eğip ötüverdi. Onları ne kadar da çok özlemişti!

“İyiyim baba, arkadaşım bana yardım etti.” dedi çocuk, flamingoyu göstererek.

“Demek arkadaşın?” dedi adam eğlenerek.

“Evet, o da benim gibi ailesini kaybetmiş galiba. Ormanda kaybolmuştu. Ona yardım edebilir miyiz baba? Lütfen.” dedi çocuk.

“Elbette” dedi adam gülümseyerek. “Sanırım onun nereye ait olduğunu biliyorum.” diye ekledi. Sonra flamingoyu nazikçe kucakladı. Flamingo adamdan biraz korksa da karşı gelmeye cesaret edemedi. Önde köpek, arkada adam, çocuk ve flamingo olduğu halde yürümeye başladılar. Kısa bir yürüyüşün ardından garip, dört tekerlekli bir araca bindiler ve upuzun bir yola çıktılar. Araba demişti çocuk bu araç için. “Ne komik bir isim” diye düşündü flamingo. Çok garip olsa da insanlar bu aracı oldukça seviyor gibi görünüyordu. Zaten yolda birkaç tane araba ile daha karşılaşmışlardı.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordu çocuk merakla. Flamingo da aynı şeyi merak ediyordu doğrusu ama anlamayacaklarını bildiğinden soramıyordu.

“Arkadaşının ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu adam.

“Hayır. Bir kuş sanırım.” dedi çocuk.

“Evet ama basit bir kuş değil. O bir flamingo.” dedi adam.

“Hele şükür, kim olduğumu bilen biri.” diye mırıldandı flamingo.

“Flamingolar bu yörede sadece bir yerde toplanırlar, orası da Kuş Cenneti.” diye devam etti adam. Kuş Cenneti! Oraya gidiyorlardı. Flamingo sevinçle gülmeye ve şarkılar söylemeye başladı. “Anlaşılan arkadaşın gideceğimiz yeri beğendi.” dedi adam gülerek. O neşeyle öttükçe çocuk ve babası da mutlulukla gülüyorlardı.

***

Bir saat kadar sonra Kuş Cenneti’ne varmışlardı. Kapıdaki görevli onları güler yüzle karşıladı ve küçük flamingo ile özel olarak ilgilendi. “Birkaç gün önce gelen flamingo sürüsüne ait olabilir.” dedi açıklama olarak. “Zavallılar buraya gelirken fırtınaya yakalanmışlar. Bu hafta bunun gibi birkaç tane daha getirdiler. Allah’tan İzmir halkı bu konularda duyarlı.” diye ekledi gülümseyerek.

“Gördün mü oğlum? Ailesi de burada olabilir.” dedi adam gülümseyerek.

Hem çocuk hem de flamingo bir sevinç çığlığı atıverdi. Birkaç dakika sonra parka ait, üstü açık bir araç ile flamingoların olduğu bölgeye doğru yola çıkmışlardı bile. Küçük flamingo çok heyecanlıydı. Acaba anne-babası burada mıydı? Ya diğerleri? Ya Ak Pelikan? Bu düşüceler ile küçük yüreği pıt pıt atıyordu küçük flamingonun. Az sonra uzakta pembe bir bulut halinde uçan bir flamingo sürüsü göründü. Küçük flamingo heyecanla yerinde kıpırdanmaya başladı. Derken tam tepelerinde bir ses duyuldu.

“Bu o! Küçük flamingo geri geldi! Bu o!” Küçük flamingo heyecanla başını kaldırıp gökyüzüne baktığında Ak Pelikan’ın tam üstlerinde uçmakta olduğunu gördü.

“Şu kuşa da bakın!” dedi çocuk, ağzı yine bir karış açık vaziyette.

“O bir pelikan. Parkın en yaşlılarından…” dedi görevli sırıtarak.

Araç yavaş yavaş durdu ve hep beraber indiler. Onlar iner inmez birkaç flamingo çekingen bir tavırla onlara yaklaşmaya başladı. Küçük flamingo gelenlerin arasında anne ve babasını görünce daha fazla dayanamadı ve sevinçle kanat açarak onların yanına uçuverdi.

“Oğlum! Canım!” diye sarıldı annesi ona. “Seni kaybettiğimizi sanmıştık.” diye ekledi sevinç gözyaşları içerisinde.

“Bizi çok korkuttun evlat” dedi babası, sevgiyle ona sarılırken. Onun da gözleri dolmuştu.

“Ben de çok korktum baba. Sizi bir daha göremeyeceğimi sanmıştım.” dedi küçük flamingo.

“Ben size ona bir şey olmaz demedim mi ha?” dedi yanlarına inen Ak Pelikan. “Adamım benim, çak bakalım.” dedi ihtiyar kuş bir kanadını flamingoya uzatarak. “Baksanıza insanlarla arkadaş bile olmuş.”

Arkadaş sözünün geçmesiyle birlikte küçük flamingo bir anlığına duraksadı ve geriye dönüp kendisini buraya getiren insanlara baktı. Ardından ailesinin kollarından kibarca sıyrılarak onların yanına yürümeye başladı.

“Ne yapıyorsun evlat?” diye sordu babası şaşkınlıkla.

“Teşekkür etmek istiyorum. Ve de veda…” dedi küçük flamingo. Ailesi anlayışla başlarını salladılar ve Ak Pelikanla birlikte onu takip ettiler. Küçük flamingo, çocuğun yanına gelip durdu.

“Sanırım sana veda ediyor.” dedi park görevlisi, oldukça etkilenmiş bir şekilde. Çocuk biraz hüzün biraz da sevinçle onun tüylerini okşadı.

“Sanırım gitmen gerekiyor. Şey… Seni tanımak güzeldi.” dedi çocuk hüzünle.

“Seni tanımak da öyle.” dedi flamingo, çocuğun anlamayacağını bilse de.

“Oğlumuzu bize geri getirdiğiniz içi çok teşekkür ederiz.” dedi baba flamingo.

“Evet, size minnettarız.” dedi anne flamingo.

“Bu inanılmaz! Resmen bize teşekkür ediyorlar.” dedi park görevlisi, karşılarında durup ötüşen flamingolara bakarak. Çocuğun babası da en az onun kadar şaşkındı.

“Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar.” dedi Ak Pelikan kendi kendine.

“Ne?” dedi baba flamingo.

“Ah, öylesine bir şey işte... Hep söylemek istemişimdir.” diye kıkırdadı Ak Pelikan. Ve uçarak uzaklaşıp sürüye katıldılar.

-Son-

Orman çizimi / Forest art by JimmyJaszczurka
"Karanlık Orman" fotoğrafı / "Dark Forest" photo by E. DeLeon
Flamingolar / Flamingos photo by Rob Roy

6 comments:

Serap dedi ki...

Mit bu özelliğini öğrenebilmek için ancak ziyarette bulundum. En sık uğranacakalr listesine yazıldın haberin olsun bu arada : ) Çok güzeldi bu hikayen. Ben hikayeleri ve onları okumayı çok seviyorum. Kalemine sağlık. İzninle diğerlerine bakacağım : )

mit dedi ki...

Teşekkürler Serap, beğenmene sevindim. Diğer hikayelerim buna nazaran biraz farklı, daha çok fantastik tarzdalar, söylemedi deme. Ben de senin sayfanı elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum, gerçekten de keyifli yazıların var. Tekrar teşekkürler...

Sakar Serçe dedi ki...

Merhaba,

Hikayen çok güzel okurken bir çizgi film izliyormuşum gibi geldi ama sanki kısa sanki yazmaktan sıkılıp da yarım bırakmışsın gibi...

Umarım yazmaya devam edersin.

mit dedi ki...

Teşekkür ederim :) Yazarken aklımda o çok sevdiğim animasyon filmlerinin havasını veren bir hikaye oluşturmak vardı zaten. Bu yorumunuz beni çok mutlu o yüzden.

Sıkılıp bırakmadım aslında. Bir yarışmaya katılmıştım bu hikayeyle ve sayfa sayısı, karakter sayısı vb kısıtlamalar vardı. O yüzden kısa kesmek zorunda kaldım.

Tekrar teşekkürler...

CNN dedi ki...

ben çok sevdim, annem de okusa eminim çok severdi. Eline sağlık kuzen!

mit dedi ki...

Sağol canımın içi, yanaklarınızdan öpüyorum ikinizi de ;)