22 Temmuz 2010 Perşembe

Anahtar ( Bölüm 1 )

Kayıp Rıhtım sitesinde yayınlanan Aylık Öykü Seçkisi için yazılmıştır.

Akşam üzeriydi. Güneş yavaş yavaş şehrin üzerinde alçalmaya ve caddeleri kızıl ışıkları ile yıkamaya başlamıştı. İnsanlar günün yorgunluğu ile kendilerini sokaklara atmış ve bir an önce evlerine ulaşabilmek için kalabalık kaldırımlarda birbirleri ile yarışıyorlardı. Kahverengi takım elbiseli, uzun boylu, genç sayılabilecek bir adam bu kalabalıktan sıyrılıp ağır adımlarla daha tenha olan ara sokaklardan birine girdi. Dalgalı açık renk saçları ve yeşil gözleri vardı. Oldukça düzgün ve tıraşlı bir yüze sahipti. Eğer yüzünü sürekli böyle asmasaydı yakışıklı bile sayılabilirdi.

Sıra sıra binaların önünden geçerken bir eliyle kravatını gevşetti. “Şu merete de bir türlü alışamadım.” diye mırıldandı kendi kendine. Apartmanının önüne geldiğinde, açık olduğunu umarak bir eliyle ağır demir kapıyı ittirdi. Kapalıydı. Her zamanki gibi… Derin bir iç çekip elindeki evrak çantasının içini karıştırmaya başladı. Sonunda anahtarlarını iki dosyanın arasına sıkışmış vaziyette bulup çantasından çıkardı ve asabi bir şekilde kapıyı açtı. Ağır adımlarla dairesine çıkan merdivenleri tırmandı. O kadar yorgundu ki bacakları kendisini zor taşıyordu. Sıcak bir duş hayali ile dairesinin kapısından girdi ve çantasını bir köşeye fırlatıp attı. Kravatını da hızla çözüp az önce çantasını fırlattığı köşeye fırlatıverdi.

Dairesi oldukça küçüktü. Mutfakla bitişik bir oturma odası, yatak odası ve ufak bir banyosu vardı dairenin. Ama adama yetiyordu. Hoş, yetmese de kazandığı maaş ile daha iyisini tutmasına da imkânı yoktu. Duşunu aldıktan sonra eşofmanlarını giyip her akşam yaptığı gibi kendini 37 ekran televizyonunun önündeki koltuğa bıraktı. Bir müddet amaçsızca kanalları dolaştıktan sonra kumandayı da bir kenara fırlattı ve sıkıntı ile tavanı izlemeye koyuldu. Düşünceleri ister istemez annesine doğru kaydı. Her akşam olduğu gibi… İçindeki dürtüye daha fazla karşı koyamadı ve koltuğunun yanındaki telefona uzanıp annesini aradı.

“Alo?” dedi karşıdan gelen titrek ses.
“Merhaba anne.” dedi genç adam.
“Merhaba oğlum. Nasılsın? Hiç aramayacaksın sandım.”
“Üzgünüm. İşten biraz geç çıktım da… Nasılsın anne? Kendini nasıl hissediyorsun?”
“İyiyim. Ah… Aslında değilim. Bilmiyorum… Doktorlar iyi olduğumu ve her şeyin yolunda olduğunu söylüyorlar. Ama nedense buna inanmıyorum. Ters bir şeyler varmış gibi geliyor.”
“Yapma anne. Her zamanki gibi durumu abartıyorsun. Doktorla konuştum. İyi olduğunu söylüyor.” dedi genç adam, karşısındakine güven vermek istermişçesine bir sesle.
“Peki, neden hâlâ beni hastanede tutuyorlar o zaman? Bıraksınlar da evime gideyim.” diye sızlandı kadın.
“Anne… Bunu konuşmuştuk. Kısa sürede çıkacaksın, merak etme. Dinle, şimdi kapatmam lazım. Yarın yine ararım, tamam mı?”
“Peki… İyi geceler canım.” dedi kadın.
“İyi geceler.” dedi genç adam ve telefonu kapattı. Boğazındaki yumruyla daha fazla konuşamayacaktı. Annesi kanserdi ve gerekli ilaçları almadığı takdirde birkaç hafta sonra hayata gözlerini yumacaktı. Fakat ilaçlar çok pahalıydı. Ne genç adamın ne de annesinin bunu karşılamaya yetecek gücü yoktu. Kadın gün geçtikçe ölümüne bir adım daha yaklaşıyordu ve bundan haberi bile yoktu. Son günlerini huzurlu geçirmesi adına bunu ondan gizlemeye karar vermişlerdi. En azından doktorlar öyle karar vermişlerdi. Genç adam da buna uymuştu. Ama bu çok zordu. Çok zor… Kısa süre içinde gözyaşlarına yenik düştü ve oturduğu yerde sessizce ağlamaya başladı. Sonunda yorgunluğa ve hüznün dayanılmaz ağırlığına yenik düşüp oturduğu yerde uyuyakaldı.

***

Ertesi akşam adam yine aynı caddelerden yine aynı çökük omuzlarla evine yürüyordu. İşi kendisini hiç tatmin etmiyordu ama hayatını devam ettirebilmek için çalışmaya da mecburdu. Kafasında bu düşüncelerle apartmanına vardı ve açmak için kapıya yüklendi. Yine kapalıydı. Adam içinden bir küfür savurarak çantasını açtı ve anahtarlarını çıkardı. Tam anahtarı kilide sokup çevirmeye başlamıştı ki uğursuz bir “klik” sesi geldi kulaklarına. “Hayır, olmasın! Lütfen öyle olmasın.” diyerek anahtarı geri çekti ve ucunun tam belinden kırılmış olduğunu gördü. “Lanet olsun!” diye bağırarak öfkeyle elinde kalan parçayı sokağa fırlattı. Elleri belinde ne yapacağını düşünerek bir müddet kapının önünde dikildi. Bir taraftan da sol ayağıyla sinirli bir şekilde tempo tutmaktaydı. Birdenbire rüzgârla birlikte gelen küçük bir broşür adamın yüzüne yapışıverdi. Adam neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette broşürü yüzünden alıverdi. Bu da nereden gelmişti böyle? Az önce hiç rüzgâr esmediğine yemin edebilirdi hâlbuki. “Böyle bir şey de ancak benim başıma gelebilirdi zaten.” diyerek bezginlikle homurdandı. Tam broşürü öfkeyle buruşturup atacaktı ki üzerindeki ilan dikkatini çekiverdi. Şöyle yazıyordu; “Anahtar Diyarı! Her türlü anahtar tamiri yapılır.”
Adam ilana şöyle bir baktı. Sonra da “Hıh! Tabii eğer paran varsa…” diyerek kâğıdı buruşturup attı.

Uzun uğraşlar sonucu komşularından birine kapıyı açtırmayı başardı. Bu gerçekten de zor olmuştu. Çünkü apartmandaki hiç kimse kendisini doğru dürüst tanımıyordu. Kapı komşusu bile… “Komşularımla daha fazla diyaloğa girsem iyi olacak galiba.” diye mırıldandı adam. “Peki, onlara ne diyeceğim? Merhaba, ben kapı komşunuzum ve beş parasızın tekiyim mi? Hah!” dedi kendi kendine, merdivenleri ağır ağır tırmanırken. “Eminim harika bir izlenim bırakırım. Bir dahaki sefere kapıyı açmamaya özen gösterirler böylece.” Homurdana homurdana dairesine vardı. Çantasından evinin anahtarını çıkardı ve kilide yerleştirdi. Anında az önce duyduğu “klik” sesinin bir benzeri yükseldi kilitten. Adam irileşmiş gözlerle anahtarı geri çekti ve büyük bir şaşkınlıkla bunun da aynı yerden kırılmış olduğunu gördü. Bu kez ettiği küfürler basit bir “Lanet olsun” kadar masum değildi. Çok öfkelenmişti. Çantasını karşı duvara fırlattı, ceketini yere atıp bir tekme ile koridorun uzak köşesine gönderdi. Sonunda sırtını kapıya yaslayıp elleri yüzünde olduğu halde olduğu yere çöküverdi.

Orada o şekilde kaç dakika oturduğunu bilmiyordu. Nihayet ellerini yüzünden çektiğinde tam önünde, yerde bir broşür olduğunu fark etti. Apartmanın önünde bulduğu broşürle aynıydı bu. Kapının önüne ilk geldiğinde hiçbir şey görmemişti oysaki. Merakla uzanıp broşürü yerden aldı ve bu kez daha dikkatli incelemeye başladı. Oldukça sadeydi. Siyah bir arka planın önünde oldukça eski ve büyük bir bronz anahtar resmedilmişti. Üzerinde de büyük, altın sarısı harflerle “Anahtar Diyarı! Her türlü anahtar tamiri yapılır.” yazıyordu. Hemen altında ise daha küçük harflerle “İlk alış-verişiniz bedava!” yazıyordu. “Bedava” ibaresini görünce adamın bir kaşı ilgiyle havaya kalktı. Aşağıda gördüğü broşürde bu küçük yazının olmadığını umursamamıştı bile…

***

Az sonra apartmanın önündeydi. Dış kapının kapanmamasına özen göstererek kapıyı ardından yavaşça çekti. Kapanmadığına iyice emin olduktan sonra dikkatini elindeki broşüre verdi. Adres satırını okuduğunda ise şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Ne yani? Bizim sokakta mı?” diye sordu kendi kendine. Kafasını kaldırıp broşürün tarif ettiği yere, sokağın sonlarına doğru baktı ve aheste aheste sallanan büyük, anahtar şeklindeki tabelayı gördü. “Garip… Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti.” diye mırıldandı. Umursamazca omuzlarını silkti ve anahtarcıya doğru yürümeye başladı. Tam yolu yarılamıştı ki ardından gelen konuşma ve kahkaha seslerini duyarak irkildi. Hızla dönüp apartmanın kapısına baktı ve bir bayanın çocuğu ile içeri girmekte olduğunu gördü. “Kapıyı kapatmayın!” diye bağırdı telaşla ama çok geçti. Demir kapı büyük bir gümbürtü ile kapandı. Adam sinirlerine hâkim olamayarak “Hay ben sizin gibi komşunun…” diye başlayarak ne ağıza ne de kaleme alınmayacak küfürler sıralamaya başladı. Sonra durup soluklandı ve “Komşularla ilişkiye harika başladım doğrusu!” diyerek kendi kendine sinirle gülmeye başladı. En sonunda aklına yapacak başka bir şey gelmediği için sırtını apartmana döndü ve anahtarcıya doğru yürümeye devam etti.

( Devam edecek... )

Gün batımı fotoğrafı / Sunset photo by KennyQamal

5 comments:

vildan dedi ki...

Tam masamdaki sorunlu işimi bitirdim, bir kahve molasındaydım. Öyküyü okumaya hevesle başladım. Okudum.. Okudum.. Sonunda "devam edecek" cümlesini gördüm ya.. Darkwood'un bütün davulları adına Mit, swaaack diye bir efekt hissettim gene.. Bir öykünün sonunda "devam edecek" yazısı gördüğümde bir bıçak saplanır gibi olur yüreğime:) Öykünün devamını okuyana kadar o bıçak orada durur:)Ne fena bir durum bu! İyi de bu öykünün devamı ne zaman gelecek? Bari onu bileydik Mit:))

zeynep dedi ki...

Merhaba sevgili "mit" ses vermiyorum diye sana uğramıyorum sanma sakınnnn :)hergün burdayım bilgin olsunn........

Newbahar dedi ki...

Soluksuz okudum ve beni hayrete düşürecek, tahmin edemeyeceğim devamını merakla bekliyorum.

Saygılar

öykü dedi ki...

ne kadar sade yalın bır dılle anlatım..
cok sevdım devamını beklıyorum

mit dedi ki...

@ Vildan: Sizinle "devam edecek" ibaresi arasındaki husumeti unutmuşum, bağışlayın :) Hikayenin başında "Bölüm 1" diye özellikle belirtmiştim oysa ki. Ama merak etmeyin, bu ay sona ermeden devamını yayınlayacağım inşallah. Sevgiler...

@ Zeynep: Teşekkürler :) ben de yorum yazmasam bile sayfanıza sık sık uğruyorum sizin de haberiniz olsun. Sevgiyle...

@ Newbahar: Çok teşekkürler sevgili Newbahar, beğenmenize çok sevindim. Devamı da kısa sürede gelecek inşallah. Saygılarımla...

@ Öykü: Beğendin demek sevgili Beyaz Kedim :) Çok teşekkür ederim, sizlerin beğenisini kazanmak benim için önemli. Görüşmek üzere...
@

ShareThis