19 Mayıs 2011 Perşembe

Sağım solum, önüm arkam...

Geçen gün iş yerindeyken oldukça enteresan bir olay geldi başıma. Masamda oturmuş, günlük rutin işlerle uğraşıyordum. Derken kapıdan içeri muhasebecimiz Ali Bey giriverdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından kullandığımız muhasebe programı hakkında bazı soruları olduğunu söyledi.

“Hay hay…” dedim, “Cevaplayabileceğim bir şeyse elimden geleni yaparım.”

Ama değildi. Çok teknik şeyler soruyordu ve programa o kadar da hâkim değildim. “Bu işi çözse çözse bizim bilgisayarcımız çözer.” dedim muhasebeci Ali’ye. “İşin komik tarafı ne biliyor musunuz? Onun adı da Ali.” diye devam ettim. Adam güldü haliyle. “Eh, Ali ismi yaygın bayağı.” dedi. “Ama Ahmet ya da Mehmet kadar da çok değil Allah’tan.”

Hemen bilgisayarcıya telefon ettik. Şansımıza bilgisayarcı Ali yakınlardaydı ve işi de yoktu üstelik. Muhasebeci Ali’ye seve seve yardım etmeye de hazırdı.

Yarım saat kadar sonra bilgisayarcı Ali ile muhasebeci Ali ofisin ortasında hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Ben de köşeme çekilmiş, işlerimi bitirmeye çalışıyordum. O esnada kapıdan içeri kırtasiyeci Ali ağabey giriverdi. Tahsilâta çıkmış, müşterileri dolaşıyormuş.

“Hoş geldin Ali ağabey.” dedim, biraz da bıyık altından gülerek. Üçü birden bana döndüler tabi… Onları tanıştırınca da birbirlerine bakmaya başladılar gülerek. Onlar kendi aralarında konuşurken telefonum çaldı ve sevkiyattaki arkadaş beni yanına çağırdı. Masamdan kalkıp “Ali ağabey sen bekle bir dakika, ben hemen geliyorum.” dedim kırtasiyeciye. Üçü birden bana dönüp “Tamam İhsan, sen git. “ dediler.
Kendi kendime “Amma iş ha…” diyerek aşağı indim. Bir baktım ki karşımda nakliyeci Ali ağabey duruyor! “Yok artık yahu!” derken adam yanıma geldi, selamlaştı ve ufak bir bakiyemiz olduğunu söyledi.
“Eh, madem öyle benimle yukarı gel de halledelim.” dedim.

Kısa bir süre sonra yeniden ofisteydim ve etrafımda dört tane Ali vardı. Üstelik böyle bir ortamda konuşmak çok zordu. Ne zaman birine bir şey söylesem dördü birden cevap vermeye başlıyordu. “İyi ki çok yaygın bir isim değilmiş.” diye kendi kendime söylenirken yine telefon çaldı. Bu kez arayan şirket müdürüydü. “Ali ağabeyin gelmiş, yanında mı?” diye sordu.
“Hangisi?” dedim.
“Ne demek hangisi? Kaç tane Ali ağabeyin var?” diye sordu.
“Dört.”
“Nasıl dört? Kaç kişi var oğlum senin yanında?”
“Dört.”
Bir müddet karşıdan ses gelmedi. Sonra telefonu kapatıp aşağı indi ve gördüğü manzara karşısında o da en az benim kadar şaşırdı. “Ali hoş geldin.” dedi hafif afallayarak.
“Hoş bulduuuuuk…” dediler hep beraber.
O arada ben kahkahayı bastım tabi…

Akşamleyin yorgun argın eve vardım. Kapıyı annem açtı, “Hoş geldin oğlum.” dedi.
“Hoş bulduk anne.” dedim bitkin bir şekilde. “Çok yorgunum, yemeği yiyip yatacağım.”
“Olmaz, misafir var.” dedi.
“Haydi ya… Tüh! Kim geldi yine?” diye sordum bezginlikle.
“Kız kardeşin ve kocası… Yani Esra ile Ali.”

Bir, iki, üç… Tıp!

16 comments:

zeynep dedi ki...

Ay ay sabah sabah ne kadar güldüm Çok hoş bir durum aslında:))Benim başımada hep gelir düşünsene Zeynep Türkiye'de en çok kullanılan bayan adı, telefonumda bile kaç tane Zeynep var.Hatta kaç kez kendi numaranı bilmiyormusun da kaydediyorsun denildi bana düşün artık ne duruma düşüyorum:)))
Hımm görsel cukk olmuş duruma:))
Sevgiler..

zeynep dedi ki...

Birde bloğuna reklam falan mı aldın Cherome ile açıldığında virüs uayarısı yapıp sayfayı kapatıyor.Expolerer de sorun yok ama bilgin olsun..

mit dedi ki...

Güldürebilsiysem ne mutlu bana :) Evet, Zeynep ismi de yaygındır. Bu isimde çok tanıdığım var. Mesela annem :)

Ve blog sayfama reklam almadım. Sorun Blog Dergisi'nin sitesindeki bir problemden kaynaklanıyor. Benim sayfamda o siteye bir sürü link olduğundan problem yaşıyorum. Yoksa sayfam tertemiz çok şükür :)

Görüşmek üzere...

Kültürel Güncel dedi ki...

Çok komik bir durum gerçekten... Yani herkese aynı isimleri vermek. Zaman istediği kadar ilerlesin... Ahmet, Mehmet, Ali unutulacak; onların yerine yeni nesil isimler ortaya çıkacak. Ana babalar çocuklarına şimdiden yeni nesil ama kopya isimleri vermeye başladı. Artık sokaklarda yüzlerce, binlerce Buğra, Tankut, Ada, Su, Aleyna, Süleymancan gezip duruyor. İleride aynı olayın farklı versiyonları yaşanabilir kısacası.

mit dedi ki...

Doğru söylüyorsunuz. İsimler değişse de adetler değişmiyor hiçbir zaman. Biraz da sürü psikolojisi ekledik mi üstüne, tam olur :) Yorumunuz için teşekkürler.

berre dedi ki...

Bu tür yaygın isimlere sahip kişilerin toplumda işleri gerçekten çok zor. Ben bir Fatma olarak bu duruma tank gösterilebilirim. Ancak işin en ilginç yanı bu kadar yaygın bir isme sahip olmama rağmen insanların halen adımı unutabiliyor olmaları. Tabii unuttuklarında "Senin adın pek zor." diye bir bahaneleri olmuyor :)

Ciddi bir toplumsal probleme değinen (:)) yazınız için sizi tebrik ediyorum.

Kaleminize kuvvet...

öykü dedi ki...

her zamankı gıbı tatlı seker ve esprılı :)

cok guldum okurken
sen cok yasa emı

mit dedi ki...

@ berre: Teşekkürler sevgili... eee... Sevgili... Neydi senin adın ya? :) Şaka bir yana adını unutmaları hayli enteresan geldi bana. Pek öyle akılda kalmayacak bir şey değil ne de olsa. Senin de kalemine kuvvet ;)

@ Öykü: Gülmene sevindim arkadaşım :) Okuduğun için de çok teşekkür ederim ayrıca. Sen de gör e mi? ;) Görüşmek üzere...

Mugene dedi ki...

Böyle ilginç şeyler de hep senin başına geliyor, kıskanıyorum :)

mit dedi ki...

Eh, Allah vergisi bir gudubetliğim var sanırım :) Nerede abidik gubidik şey varsa dönüp dolaşıp beni buluyor. Şikayetçi değilim ama, en azından bir kahkaha atıyorum hayata... Yorum için teşekkürler :)

firtinakiran dedi ki...

Mugene'nin dediğini ben demek için yorum butonuna basmıştım ki, çoktan söylenmiş. Gerçekten İhsan abi, hep seni buluyor böyle ilginç olaylar. Nasıl aksiyonlu bir hayat bu böyle :D.

mit dedi ki...

Hayatım roman! :P Teşekkürler sevgili Fırtınakıran :) Fena mı işte canım? Bu sayede hem bana yazacak malzeme çıkıyor hem de size okuyacak yazı :)

sihirlitorba dedi ki...

yaaa bu süpermiş MİT :))) güldürdün sabah sabah...güldürenlerin çok olsun inşaallah...

mit dedi ki...

Sağ ol arkadaşım, teşekkür ederim :) Sizin güldüğünüzü bilmek benim için en büyük ödül.

kamikaze dedi ki...

zevkle okudum:))) keşke dilek tutsaymışsın:) benim babamın adı da mehmet.bir zaman önce sık sık telefon çalıyordu.dr.mehmet beyle görüşebilir miyim? diye:) babam dr değil diye diye dilimde tüy bitmişti:)bu anı geldi aklıma:)kalemine kuvvet Mitcim:)

mit dedi ki...

Valla dilek tutmak aklıma gelmedi o anda. Aklıma mukayet olmakla meşguldüm :) Babanın anısı da güzelmiş bayağı :) Teşekkürler arkadaşım.

ShareThis