11 Eylül 2011 Pazar

Yemekhanedeki kıkırdamalar

Üniversite yıllarım… Yaz stajımızı yapabilmek için haldır huldur uygun yer bakınıyorduk Fatih’le. İşletmelerin stajyerlere bakış açısı şimdi nasılsa o zaman da aynen öyleydi. Yani stajyer eşittir istenmeyen adam. O yüzden staj yeri bulmak pek de kolay olmuyordu. Yine de uzun uğraşlar sonucu bir tekstil fabrikasında kendimize yer bulmuş ve hemen başlamıştık. 

Her ne kadar stajyerler istenmeyen adamlar olsalar da el altında bulundukları vakit değerleri birdenbire artar. Neden mi? Çünkü ücretsiz işçi pozisyonundadırlar. Bu yüzden her türlü işe koşturulup boş oturmamaları itinayla sağlanır. Bu kural bizim için de değişmemişti ve daha ilk günden koskoca fabrika içinde dört dönmüştük Fatih’le. Laboratuar, boyahane, dokuma, iplik derken girmediğimiz delik, çalışmadığımız yer kalmamıştı. 

O günün iş çıkışını hiç unutamıyorum. Yazın sıcağının altında bacaklarımızda derman kalmamış bir halde otobüs durağına yürüyorduk Fatih’le. Bir an göz göze geldik. İkimizde resmen ağlayacak vaziyetteydik. Birbirimizin varlığından destek almasak hüngür hüngür ağlayabilirdik de… Şimdi hatırladıkça gülüyoruz o halimize. 

İşin bir de yemekhane kısmı vardı. Kriz döneminde olduğumuzdan (evet, o zaman da vardı bu illet) fabrikaların kısıtlamaya gittiği ilk şey yemekhane masrafları oluyordu. Bizimkinde de durum farklı değildi. Haftanın belirli günlerinde hep aynı yemek çıkardı. Mesela pazartesileri kuru fasulye-pilav ikilisi… Salı günleri ise en çok güldüğümüz menü vardı; beyaz peynir, salatalık, domates ve su. Stajın ikinci günü büyük bir iştahla girdiğimiz yemekhanede bu sofrayla karşılaşmak tam bir hayal kırıklığı olmuştu bizde. 

“Bari yanında çay verselerdi.” demişti Fatih. 

“Suyun çay olduğunu hayal et.” demiştim ben de. Sonra da çay gibi höpürdeterek bir yudum su içmiştim. 

Fatih önce somurtmuş sonra o da benim oyunuma katılmıştı. O gün yemekhanede menüye rağmen gülebilen bir tek biz vardık herhalde. Ondan sonraki yemeklerde de bu oyunu sürdürdük ve çay niyetine yudumladık sularımızı. Etraftakilerse bize hep deli gözüyle bakmaya devam ettiler staj boyunca. 

*** 

Yıllar yıllar sonra askerdeyken aklıma geldi bu anı. Kışla yemekhanesinde oturmuş, Erhan’la önümüzdeki yemeğe bezgin bir şekilde bakıyorduk. Hep aynı yemek çıkıyordu çünkü; tavuk… 

Kısa bir iç çekişin ardından Erhan’a baktım ve tabağındakileri memnuniyetsizlikle süzdüğünü gördüm. Ardından onu neşelendirmek için su-çay oyunumuzdan bahsetmeye başladım. Zaten askerliğimin yarısı Erhan’ın moralini düzeltmeye çalışmakla geçmişti. Onunla uğraşmaktan kendi şafağımı saymıyordum. Eh, bir bakıma da iyi oluyordu. Askerlik psikolojisine kapılmıyordum bu sayede. Her neyse, anlattığım hatıra çok hoşuna gitti ve çelik bardaklardan birini kapıp höpürdeterek bir yudum aldı. 

“Oh, mis gibi çay.” dedi kıkırdayarak. Ben de ona uydum ve etraftakilerin şaşkın bakışları arasında gülmeye başladık. 

“Burası da boğaz zaten…” dedim, elimle pencereleri işaret ederek. 

“Vay be, manzaraya bak.” dedi Erhan, daha da fazla gülerek. “Ya şu karidesten çok sıkıldım artık. Hep karides, hep deniz mahsulü olmaz ki ama…” diye ekledi sonra da, önündeki tavuğu işaret ederek. 

“Al benden de o kadar! İnsan ara sıra tavuk falan yapar yahu!” dedim ben de kahkahalar eşliğinde. Ondan sonraki yemeklerde de bu oyunu sürdürdük çılgın kahkahalar eşliğinde. Etrafımızdakilerse bize hep deli gözüyle bakmaya devam ettiler askerliğimiz boyunca.

7 comments:

zeynep dedi ki...

Nerede olduğun değil nerede olmak istediğin önemli değil mi zaten:))
Çıkış yoksa ve katlanmak zorunda isen en güzeli keyifli hale getirmek:))Bu nedenle güzeldir çizgi film sevmek ve bayılarak izlemek, nereden nereye bağladım ama anladın sen!
Sevgiler..

öykü dedi ki...

Bence herkese senın gıbı bır arkadas lazım:))


sevgılerımle

mit dedi ki...

@ Zeynep: Anladım ablacım, merak etme sen :) Çıkış yoksa ve katlanmak zorunda isen en güzeli keyifli hale getirmek... Ne güzel de özetlemişsin :) Bunu başarmak çok önemli. Teşekkürler güzel yorumun için :)

@ Öykü: Çok teşekkür ederim, mahcup ettin beni Öykü kızı :) Sizin gibi arkadaşlara sahip olmasam ben de bugün olduğum kişi olamazdım. Bu da bir gerçek :) Sevgiler...

Pabuç dedi ki...

Yoksa siz deli misiniz? Diyecektim ki iki olayda da mekanlar değişmiş ama kişilerden sadece bir tanesi hiç değişmemiş mi sorusu aklıma takıldı..Mit,yoksa sen deli misin ? :)

Senin gibi arkadaş deliler pardon dostlar başına :)

İçindeki bu gizli çocuk hiç yaşlanmasın :)

Selam ,huzur ve dua ile...

mit dedi ki...

Hehehe :) Yorumun göz önüne alındığında deliyim sanırım :P Ama şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim :) Yorumun için teşekkürler arkadaşım. Sevgi ve dostlukla...

sihirlitorba dedi ki...

bizde de bi ara hep pazartesileri kuru-pilav çıkardı :))neyse bu kuralı biraz bozdular sanki ;)) hem stajerlikte hem askerlikte seninde şansın hep böyle manzaralı istediğini sipariş edebileceğin yerlerden açılmış,naparsın :)))
iç ses:sanki birinden fena halde azae işiecekmişim aman okuyacakmışım gibi geliyor :)

mit dedi ki...

Yaaa, ne demezsin! :) Hele askerde öyle bol seçeneğimiz vardı ki sorma gitsin. Haşlama tavuk, kızarmış tavuk, tavuk ızgara, tavuk bonfile, kanat. Bunları beğenmezen haşlama hindi, kızarmış hindi... :)))