26 Şubat 2012 Pazar

Sinema hatıraları

Sinemaya gitmeyi oldum olası çok severim. Elimde buram buram tereyağı kokan patlamış mısırımla koltuğuma yerleşmenin, filmlerin kimi zaman gülüp kimi zaman heyecanlandıran o büyülü dünyasında kaybolmanın verdiği hazzı başka hiçbir şeye kolay kolay değişmem. Bana sinemada film izlemek kadar keyif veren başka bir şey varsa o da sinemaya eş-dost ve arkadaşlarımla gitmek şüphesiz. Çünkü onlarla daha bir keyifli, daha bir maceralı oluyor her şey. İşte size onlardan bir kuple… 

* Bir keresinde erkek kardeşimin doğum günü şerefine sinemaya gitmeye karar vermiştik. Kız kardeşim Esra ve kuzenim Cihat’la birlikte dört kişiydik. Vizyonda da “George of the Jungle” adında bir Tarzan parodisi vardı, hiç unutmam. Çok güzel ve keyifli bir filmdi, bol bol kahkaha atmıştım tüm seans boyunca. Ama bu kahkahalarımın yarısını yanımda oturan Esra’ya borçluydum. Çünkü film altyazılıydı ve sevgili kız kardeşim yazıları okurken filmi takip edemiyor, filmi izlerken de diyalogları kaçırıp duruyordu. Mesela o anda komik bir sahne gerçekleşiyordu ve tüm salon kahkahayı patlatıyorduk. Esra hariç… Tam gülüşmeler yavaş yavaş dinerken o bana dönüp şöyle fısıldıyordu: “Ne dedi?” Birkaç dakika sonra komik bir şey daha oluyordu ve Esra yine bana dönüp o meçhul sorularından birini yöneltiyordu: “Ne oldu?” Filmi mi takip etsem, ona mı açıklama yapsam şaşırmıştım anlayacağınız. 

* Üniversite yıllarımda sınıf arkadaşlarımla birlikte “Perili Köşk” adındaki korku filmine gitmeye karar vermiştik. Beni tanıyanlar korku filmleriyle aramın ne kadar iyi oluğunu bilir, afişini görsem kaçarım. O derece yani… Tabi o zamanlar gençliğimin de verdiği ‘yiğitliğe şokella sürdürmeme’ çabalarımdan dolayı sesimi çıkartmamıştım. Neyse efendim filme girdik, başladık izlemeye. Işıkların kapanmasıyla ben koltuğuma gömüldüm zaten. Neyse ki çok başarılı bir film değildi ve korkulacak pek bir şey yoktu ortada. Derken bir sahnede başaktörlerden biri köşkün bahçesinde dolaşırken yoruldu ve başucunda büyükçe bir heykel bulunan mermer bir havuzun kenarına oturdu. O anda heykel hareket etti ve koskocaman eliyle adamı yakalayıp suda boğmaya başladı. O elin hareket etmesiyle birlikte ben bir çığlık attım ki sormayın gitsin. Etrafımdaki diğer seyirciler, özellikle de Soner adlı arkadaşım filmdeki sahneden değil de benim çığlığım yüzünden koltuklarında öyle bir sıçradılar, öyle bir korktular ki anlatamam. 

* Bir bayram akşamı evde sıkılan üç kardeş, Zor Ölüm 4’e gitmeye karar verdik. Her zamanki gibi son anda harekete geçtiğimiz için sinemaya vardığımızda neredeyse tüm koltuklar dolmuştu. Sadece en ön sıranın en solunda yan yana üç koltuk bulabilmiştik hatta. Buna da şükür deyip biletlerimizi aldık ve salona geçtik. Kapıdan girmemizle birlikte sağ gözümün üst köşesinde bir tıkırtı duymam bir oldu. Sonra birdenbire görüşüm bulanıklaştı. Şaşkınlıkla elimi gözlüğüme attım ve yerinde yeller estiğini fark ettim. İnanır mısınız bilmem ama kapıdan adımımı atmamla gözlüğümün sapının kırılması bir olmuştu. Ne yapacağımı bilemedim tabi, öyle kalakaldım kapıda. O esnada arkadan gelen diğer seyircilerin – nazik – seslenişleri kibar itiş kakışlarıyla kendimi içeriye girmiş buluverdim. Eh, bilet parasını da ödemiştik haliyle. Bu noktadan sonra dönüş yoktu. Koltuklarımıza yerleştik ve filmin başlamasını beklemeye koyulduk. Ben de bu esnada gözlüğümü gözümde tutabilmek için başımı geriye yaslamak, sağa sola eğilmek gibi çeşitli atraksiyonlara giriyordum mecburen. Derken film başladı. Lakin en ön sıranın en solunda olduğumuz için filmi takip edebilmek bizim için tam bir işkenceydi. Önce en soldan başlayıp perdenin sağına doğru altyazıyı hızlı bir şekilde okuyor, ardından kafamızı 45 derece yukarı kaldırıp önce perdenin soluna sonra çabucak sağına bakarak filmi kaçırmamaya çalışıyorduk. Bu esnada ben de sürekli kayıp düşen gözlüğümle cebelleşiyordum bir de. Arada da kız kardeşimin soruları geliyordu yine: “Ne oldu? Ne dedi?” Tam bir komediydi anlayacağınız. İki saate yakın bir seanstan sonra üçümüzün salonu terk edişiyse kesinlikle görülmeye değerdi; 45 derece açıyla yukarı bakan, boyunları tutulup kalmış üç kardeş…

7 comments:

zeynep dedi ki...

Nasıl bir film aşkıdır bu :))yasık sana keyiften çok işkence izlemişsiniz hatta izleyememişsiniz:))Daha bu yaşıma kadar bırak korkmayı ürperten bir filme rastlamadım:))
Mutlu pazarlar..

Syhn dedi ki...

ön sıradan izlenmez kesinlikle :D
ve ben bir şey yiyip içemem maalesef mısırda dahil buna ama pek severim sinema ve tiyatroyu

mit dedi ki...

@ Zeynep: Abla niye öyle diyorsun yahu? :) Bak ne güzel eğlenmişiz işte. Yıllar geçmesine rağmen unutamamışım çektiğim eziyeti... aman, şey... aldığım keyfi :) Size de mutlu pazarlar efendim.

@ Syhn: Hafif acılı, bolca da boyun ağrılı bir tecrübe eşliğinde öğrendiğim üzere size sonuna kadar hak veriyorum; kesinlikle izlenmez :) Yorumunuz için çok teşekkürler.

Lô - Lâ dedi ki...

guzel bir an'i parcasi olmus iste .. okumasi guzeldi : )

mit dedi ki...

Sağ olun, okurken keyif aldıysanız ne mutlu.

sihirlitorba dedi ki...

demekki neymiş evde film izlemenin tadı başkaymış ;) ehehheh :))) tamam tamam şaka yaptım.bu arada evde film izlerken geriye falan alma şansında var,kaçırdığın yerleri :))) tamam tamam sustum.

mit dedi ki...

Hahaha! O da bir bakış açısı tabi :) Yorumun için çok teşekkür ederim arkadaşım :)

ShareThis