15 Ağustos 2015 Cumartesi

Çanlar Hugo Ödülleri İçin Mi Çalıyor?



Fantastik ve bilimkurgu edebiyatının en saygın ödüllerinden biri olan Hugo Ödülleri bu yıl politik savaşların gölgesinde kaldı. Sağcılar ve solcular arasındaki ezeli rekabet ödüllere de sıçradı ve ortaya belki de bir daha asla tamir edilemeyecek derecede hasarlı bir sonuç çıktı.

Önemli not: Bu yazı hazırlanırken hiçbir şekilde taraf tutulmamış, olaylara tamamen objektif bir bakış açısı getirilmeye çalışılmıştır. Amaç kesinlikle sağ ya da sol ağırlıklı bir görüş sunmak değil, tam aksine Hugo Ödülleri’nde yaşanan olayları en ayrıntılı şekilde aktarmaktır. Eğer okurken yazarın taraf tuttuğu gibi bir izlenime kapılacak olursanız lütfen samimiyetle yazılmış bu notu göz önünde bulundurun.


1953 yılından beri düzenlenmekte olan Hugo Ödülleri’nin bilimkurgu ve fantastik edebiyatı için önemi ve prestiji su götürmez bir gerçektir. Bugüne dek Isaac Asimov, Ursula Le Guin, Arthur C. Clarke, G.R.R. Martin ve Neil Gaiman gibi pek çok yetenekli ustanın hak ettiği ilgiyi görmesini sağladığı gibi Dune, Karanlığın Sol Eli, Ender’in Oyunu, Neuromancer ve Mülksüzler gibi ölümsüz eserlerin dünyanın dört bir yanındaki kitap tutkunlarıyla buluşmasına da önayak olmuştur. Hangimiz bu ödüle layık görülen bir eseri okuma listemize eklemedik ya da üst sıralara taşımadık ki?

Hugo’yu diğerlerinden farklı kılan en önemli unsur, adayların da galiplerin de okurlar tarafından belirlenmesidir hiç kuşkusuz. Örneğin Nebula Ödülleri, Amerikan Fantastik ve Bilimkurgu Derneği tarafından dağıtılır. Ama Hugo Ödülleri her yıl düzenlenen WorldCon’a (Dünya Fantastik ve Bilimkurgu Kongresi) katılan, o yıl çıkmış kitapların çoğunu okuyan ve 40 dolarlık üyelik ücretini ödeyecek kadar kendini bu işe adamış gerçek kitap kurtları tarafından belirlenir.

Ya da belirlenirdi… Bu yıla dek. Çünkü 2015 Hugo Ödülleri şimdiye kadar benzerine rastlanmamış bir politik çekişmenin savaş alanına dönmüş durumda. Hem de gerçek anlamda… Eğer sitemizde düzenli olarak paylaştığımız ödül haberlerini takip ediyorsanız bu yılki Hugo listelerini de görmüşsünüz demektir. Ve muhtemelen sizler de bizim gibi kafanızı kaşımışsınızdır. Evet, her ödül haberinde karşımıza çıkan Ancillary Sword’u ve sürpriz bir şekilde çok sevdiğimiz Dresden Dosyaları’nı orada görmek güzeldi ama… 6 farklı eserle 3 ayrı dalda birden aday olarak rekor kıran şu John C. Wright da kimdi? Diğer ödüllerde (Locus, Nebula, World Fantasy) karşımıza sık sık çıkan Peripheral (William Gibson), Lock In (John Scalzi), The Three-Body Problem (Cixin Liu), Bay Mercedes (Stephen King) ve övüle övüle bitirilemeyen tüm o diğer kitaplar neredeydi? Kimdi bu aday listelerini dolduran tanınmayan isimler?

Evet, Türk okurlar olarak ödül haberlerindeki isimlerin bir kısmını çoğunlukla tanımıyor oluruz zaten; fakat arada iki-üç tane tanıdık yazar illa ki satır aralarından bize el sallar. Ama bu yıl değil… Çünkü bu yıl aday olan isimlerin %90’ını Amerikalı okurlar bile tanımıyor. Bu bir şaka değil, acı gerçeğin ta kendisi. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Bu sorulara yanıt bulabilmek için DeLorean’ımıza atlayıp zamanda biraz geriye gitmemiz gerekiyor.

Sağcılar ve Solcuların Bitmek Bilmeyen Savaşı

Her şey Larry Correria ile başlıyor. Kendisi yurtdışında Monster Hunter adlı fantastik serisiyle ünlenen ve muhafazakar sağcı olmasıyla tanınan bir yazar. Birkaç kez New York Times Çok Satanlar listesine girme başarısı göstermiş ve kitapları pek çok dile çevrilmiş. Hatta üç yıl önce Campbell Ödülleri’ne aday bile gösterilmiş, ama kazanamamış. Zaten fitili ateşleyen de bu olmuş.

Aday olduğunu öğrendiğinde çok sevinen Correria, gerek ödül töreninden önce gerekse de sonra aldığı tepkiler yüzünden büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Solcu bir gazetecinin “Eğer Correria Campbell Ödülü’nü kazanırsa bu edebiyatın sonu olur!” sözü aldığı en sert tepkilerden biriymiş. Tören sırasında da insanların kendisiyle konuşmaması ve onu sürekli dışlamaları bardağı taşıran son damla olmuş. Tabii bunların ne kadarının doğru olduğunu bilmiyoruz, sonuçta hepsi de kendi iddiaları.


Correria o noktada Campbell, Hugo ve Nebula gibi prestijli ödülleri asla kucaklayamayacağı sonucuna varmış. Çünkü hem Hugo Ödülleri’nin hem de fantastik-bilimkurgu edebiyatının son yirmi yıldır solcuların, ya da kendi deyimiyle “sosyal adalet savaşçılarının” eline geçtiğine ve kazananların yazdıkları eserin kalitesine göre değil de, siyasi görüşüne ve kitaplarında yer alan sosyal mesajlara göre belirlendiğine inanıyor. Hatta kişisel blog sayfasında kullandığı ifadeler aynen şöyle:

Uzun zamandır Hugo Ödülleri’nin yazarların siyasi görüşleri doğrultusunda dağıtıldığını söylüyorum. Yazarlar eserlerinde ya sol kanadın düşüncelerini desteklemek ya da çenelerini kapatmak zorundalar. Onlara açıkça karşı çıkmanız kesinlikle kabul edilemez ve sabotajla, iftirayla sonuçlanır. Bilimkurgu ve fantastik eserlerde mesaj vermek ve siyasi görüş belirtmek, eğlenceli ve kaliteli olmaktan çok daha önemli hâle geldi.

O da bunu değiştirmeye karar vermiş, fakat kurallar çerçevesinde… Belki biz bilmiyoruz ama yabancı basındaki pek çok yazarın iddia ettiğine ve okurların da fikir birliğine vardığı üzere küçük politik oyunlar Hugo Ödülleri’nin daima bir parçasıymış. Yazarlar etkinliklere katılır, kitabının Hugo’ya aday olduğunu söyler, imza dağıtır ve açık açık oy istermiş. Örneğin, bu ödülü iki kez üst üste kazanma başarısı gösteren Orson Scott Card aynen öyle yapmış. Katıldığı panellerde diğer yazarların kitaplarını övmüş, köşe yazısında onlardan övgüyle bahsetmiş, imza günleri düzenlemiş ve WorldCon üyelerinin büyük çoğunluğunun sempatisini (ve de oylarını) toplayarak büyük ödüle uzanmış.

Bunun örneğini günümüzde de görmek mümkün aslında. Çok yakından tanıdığımız bir isim, Neil Gaiman da bu ödülü geniş çevresine ve insan ilişkilerindeki başarısına, doğal olarak da topladığı oy sayısının çokluğuna borçluymuş. Bir diğer tanıdık isim, John Scalzi, her yıl kişisel blog sayfasındahangi eserlerinin (roman, kısa hikâye, deneme) Hugo’yu kazanabileceğini duyurup okurlarından WorldCon’a üye olmalarını ve kendisine oy vermelerini istiyor. Ve sizin de bildiğiniz üzere, şimdiye dek çıkardığı hemen hemen her kitabıyla ödüle aday olduğu gibi, 2013 yılında yazdığı Kırmızı Üniformalılar ile mutlu sona ulaştı da (Bilmediğimiz şeyse John Scalzi’nin sıkı bir solcu olduğu ve sol görüşlü bir yayınevi olan Tor’la yaptığı başarılı sözleşmelerinin yurtdışındaki çevrelerce o kadar da büyük bir sürpriz olarak karşılanmadığı).

Muhafazakar sağcı Larry Correria ile liberal solcu John Scalzi hemen hemen her konuda birbirleriyle tartışmalarıyla ve hiçbir şekilde anlaşamamalarıyla ünlü. Ancak Scalzi’nin bu başarısına tanık olan Correria onun yöntemini aynen kullanmaya, yani okurlarını WorldCon üyesi yapıp oyların büyük çoğunluğunu toplamaya karar vermiş. Dediğimiz gibi, bu yıllardan beri yapılan bir şey ve kesinlikle yarışmanın kuralları dahilinde. Yani her şey “kitabına” uygun.

Sad Puppies

Böylece Correria iki yıl önce kişisel blog sayfası Monster Hunter Nation üzerinden okurlarıyla iletişim kurmaya, onları WorldCon üyesi olmaları için teşvik etmeye ve kendisine oy vermelerini rica etmeye başlamış. Ayrıca kendisi gibi sağcı olan ve çalışmalarını sevdiği birkaç yazarı da desteklemelerini istemiş. Hatta bu hareketi için bir isim bile bulmuş: Sad Puppies (Üzgün Köpek Yavruları). “Bu ad mesaj kaygısı içeren, sol görüşlü macera kitaplarını okuduğumuzda çıkardığımız hüzün dolu sesin köpek yavrularını andırmasından geliyor,” diye açıklıyor blog sayfasında.

Çünkü kendisine göre son yıllarda ödül kazanan tüm fantastik ve bilimkurgu eserleri heyecanlı, eğlenceli ve sürükleyici olmaktansa deneysel, edebiyat parçalamayı ön planda tutan ve feminizm, eşcinsel hakları gibi konularda mesajlar vermeyi amaçlayan şeyler. Ve Correria bunları hem sıkıcı buluyor hem de (muhafazakarlığından dolayı) tasvip etmiyor. Dünya çapında kendisi gibi düşünen, Hugo Ödülü kazanan bir kitabı satın aldığında sosyal mesajlarla karşılaşmayı istemeyen, başka dünyalarda kaybolmayı, heyecanlı serüvenler yaşamayı özleyen bir sürü okur olduğunu iddia ediyor. Kısacası (her ne kadar kendisi isim vermese de, son yılların kazananlarına baktığımızda göreceğimiz üzere) Ötekiler Arasında’yı fantastik olmamakla, Kırmızı Üniformalılar’ı aşırı deneysel olmakla, Mavi Mars’ı gereğinden fazla edebiyat yapmakla itham ediyor; bu kitapların büyük ödülü kazanacak kadar iyi olmadığını ve bunu başarmalarının tek nedeninin yazarların siyasi görüşü ve sol yanlı WorldCon zümresi içindeki popülerliği olduğunu ileri sürüyor.

Okurlarına yaşattıkları heyecan dolu saatlere karşın çoğu macera romanı yazarı eleştirmenler tarafından asla tanınmayacak, hatta elit edebiyatçılar tarafından hor görülecekler. Eğer Monster Hunter Legion adlı kitabım Hugo’ya aday olursa dünya çapındaki elitist edebiyat züppeleri gerçek bir senaryosu, sahiden de bir şeyler yapan karakterleri olan ve bol bol mesaj vermeyen arsız bir macera romanının kutsal salonlarına girmeye cesaret etmesinden dolayı dağılıverecekler.

Correria tüm çabalarına rağmen ilk yıl Hugo’ya aday olamamış, fakat desteklediği isimlerden bazıları bu başarıyı göstermiş. Hiçbiri ödülü kucaklayamamış elbette, ancak bu durum sadece Correria’yı daha da kamçılamaya yaramış. 2014’te yanına kendisiyle aynı siyasi görüşü paylaşan ve her ikisi de muhafazakar birer fantastik-bilimkurgu yazarı olan Brad Torgersen ile Vox Day’i (bu ismi aklınızda tutun) katarak “Sad Puppies 2” hareketini başlatmış. Amaçları basitmiş: üçünden birine Hugo Ödülü kazandırmak ve varolduğuna canı gönülden inandıkları sol hegemonyasını kırmak.

Ve neredeyse başarıyorlarmış da. 2014 Hugo Ödülleri Aday Listesi’ne baktığımızda topladıkları oylar sayesinde Larry Correria’yı “Warbound” ile En İyi Roman, Brad Torgersen’i “The Chaplain’s Legacy” ile En İyi Kısa Roman ve “The Exchange Officers” ile En İyi Romancık, Vox Day’i ise “Opera Vita Aeterna” ile yine En İyi Romancık dalında görüyoruz. Ancak bu başarı Hugo için yıllardır oynanan “küçük politik oyunların” büyük bir politik savaşa dönüşmesine neden olmuş.

İlk Kıvılcım

Correria’nın daha sonra da itiraf edeceği üzere, Sad Puppies 2’nin tek amacı üçünden birine Hugo’yu kazandırmak değilmiş aslında. Aralarından birinin, bir sağcının, Hugo Aday Listesi’ne girecek olmasının solcuları kızdıracağından ve kendilerine karşı bir karalama kampanyası başlatacaklarından eminmiş. Ve bunu ispatlamak istiyormuş. Dediği de olmuş. Listeler açıklandıktan birkaç gün sonra paylaştığı blog yazısında durumu şu şekilde açıklıyor Correria:

Çoğunuz adımı daha önce hiç duymamıştınız, ama internet size ne kadar korkunç bir insan olduğumu açıklamakta oldukça hızlı davrandı. Sahtekarlıkla, oyları satın almakla ve sahte hesaplar açmakla suçlandım. Küçük düşürücü iftiralar da başladı. Aleyhimde konuşanlar dinleyen herkese benim nasıl bir ırkçı, homofobik, kadın düşmanı, tecavüz zanlısı, öfkeli bir beyaz adam, dindar bir yobaz olduğum ve eşcinselleri öldürüp kamyonumun arkasına atmayı arzuladığımla ilgili pek çok ileti ve tweet yayınladı.
İftiralar o kadar saçma boyutlara ulaştı ki, yıllardır görüşmediği tanıdıkları karımı arayıp bu kadar korkunç, berbat, öfkeli ve kötü bir adamla evli olduğu için onun hakkında endişelendiklerini söylediler. Bu iftiraların hiçbiri doğru değil elbette, ama beklenmedik de değiller. Başarılı olduğum takdirde saldırıya uğrayacağımı biliyordum. Aslına bakarsanız tüm o insanlara teşekkür etmek istiyorum, çünkü haklı olduğumu kanıtladılar.

Correria’nın yukarıda belirttiği suçlamaların hepsi gerçek. İnternette yaptığım bir araştırma başta İngiltere’nin en önemli sol görüşlü gazetelerinden biri olan The Guardian olmak üzere pek çok basılı ve dijital yayında, blog sayfalarında, Reddit benzeri topluluklarda ve sosyal medyada kimi küfre varan, kimi orantısız zekâ kullanan karalama mesajlarıyla karşılaşmama neden oldu. Hatta fantastik ve bilimkurgu edebiyatının bir başka büyük ismi Tor.com bile Correria’nın berbat bir yazar olduğunu ve bu yaptığının sahtekarlığa girdiğini yazmış (Ama Tor.com aynı yıl Zaman Çarkı’nın son kitabının adaylar arasına gidebilmesi için okurlarından oy istemiş, 14 kitaplık bir serinin tek bir eser sayılabileceğini öne sürmüş ve bunu da başarmıştı). Sadece hiçbir konuda anlaşamadığı John Scalzi bu yaptığının kendi oy toplama girişimlerinden hiçbir farkı olmadığını söylemiş.

Geçtiğimiz şu son birkaç gün inanılmazdı. Bugüne kadar hep Hugo Ödülleri’nin yazarın kitabının kalitesine değil, siyasi görüşüne göre verildiğini söyledim. Ve bana yalancı dendi. Ama aday listesi açıklanır açıklanmaz sadece birkaç saat içinde tüm solcular beni yenmek için strateji geliştirmeye, herkesin kitabıma “No Award” (Ödül Yok) kaşesi vurmasını sağlamaya ve benimle birlikte hareket eden diğer insanların da aynı şekilde cezalandırılacağını garanti altına almaya giriştiler. Diğerleriyse “istenmeyen kimselerin” dışarıda tutulması için kuralların değiştirilmesini talep ediyorlar. Ve hepsi de kitabımı asla okumamış olmakla övünüyor… Geçen yılın galibi, John Scalzi bile diğer yazarlardan farklı bir şey yapmadığımı söyledi. Ki Scalzi ve ben bir konuda nadiren anlaşırız.

The Federalist adlı sağ görüşlü gazetenin başyazarı Robert Tracinski ise bu savaşları şu şekilde özetliyor:

Artık Kültür Savaşları 4.0’daki tipik saldırı şeklinin temel içeriğini biliyoruz. Her şey şöyle ilerliyor: a) Solcu bir grup daha önce eğlenceli görülen, masum, politik olmayan, tamamen kişisel ve dinlendirici bir alan seçip b) burayı “doğru” Kültür Savaşı pozisyonuna sokuyor, c) kendilerine karşı çıkan herkesi ırkçı, seksist ve yobaz olmakla suçluyor ve d) taraflı basını arkalarına alıp bu saldırıları durmaksızın tekrar ettiriyorlar.

Bununla birlikte, söz konusu politika olduğundan asla tek bir kişinin sözüne güvenmemem gerektiğini de biliyordum. Ayrıca siyasete bulaşmış hemen hemen herkesin söylediğinin şark, yaptığının garb olduğu hepimizin malumu. Bunun üzerine işi her boyutundan ele almaya karar verdim. Sonuç… karmakarışıktı. 3 yıl içerisinde o kadar çok şey söylenmiş, o kadar çok çark edilmiş, o kadar çok iftirada ve suçlamada bulunulmuş, olayların seyri öyle bir değişmiş ki işin içinden çıkmak bir hayli emek ve zaman istiyor. Ama en nihayetinde, kazıya kazıya edindiğim bilgiler şöyle:

Larry Correria’nın blogunu enine boyuna araştırdıktan sonra şu kadarını söyleyebilirim ki kendisi ne bir ırkçı, ne de bir kadın düşmanı. Bu iki suçlamayı doğrulayacak tek bir yazısına bile rastlamadım. Hatta çoğu tanıdığı gerçek hayatta (internettekinin aksine) ne kadar arkadaş canlısı olduğundan ve karısını ne çok sevdiğinden bahsediyor. Bununla birlikte, gerçekten de muhafazakar bir sağcı. Dindar biri; evlilik dışı ilişkileri kesinlikle tasvip etmiyor; eşcinselliğe, eşcinsel evliliklerine, feminizm hareketlerine vb karşı. O nedenle bu tür konuların kitaplarda, özellikle de çok sevdiği fantastik ve bilimkurguda yer almasını istemiyor. Eski tarz, pulp-fiction dediğimiz maceraların geri gelmesini istiyor. Keza aynı şey Sad Puppies’in ikinci adayı Brad Torgersen için de geçerli. Kendisi blog sayfasında durumu şu şekilde anlatıyor:

Yirmi yıl önce bir kitabın kapağında güzel bir uzay gemisi ve arka planda görkemli bir gezegen gördüğünüzde yıldız gemileriyle ve uzak, harika gezegenlerle dolu, heyecanlı bir macera yaşayacağınızı bilirdiniz. Baltasını savuran bir barbar mı gördünüz? Geniş göğüslü kahramanların canavarları biçtiği ve güzel kadınları kurtardığı epik bir fantastik macera sizi bekliyor demektir.
Ama şimdi… Kitabın kapağında uzay gemisi var, fakat bu gerçekten de bir keşif macerası mı acaba? Yoksa sadece ırksal önyargılar ve sömürü üzerine mi? Galaksinin ortasındaki bir gezegen… Bu hakiki bir uzay operası olabilir mi? Kahramanlar, prensesler ve lazer tabancaları? Hayır, bekleyin. Bu da seksizm ve kadınların gördüğü zulümler hakkında… Sonunda, kapağında mekanize edilmiş zırh giyen bir adam olan bir kitap! Bir savaş hikâyesi! Hayır, bekleyin. Bu da geyler ve translarla ilgili…

Ve bir başka yazısında da şöyle bir ifade yer alıyor:

Son on yıl içerisinde Hugo oylamasının giderek daha edebi (eğlencelinin tersi) eserlere kaydığını gördük. Bu edebi eserlerin içerisinde neredeyse hiç fantastik ya da bilimkurgu öğesi yoktu. Aynı şekilde Hugo oylamasının ideolojilere göre yapıldığını, WorldCon üyelerininse bunu sadece bir pozitif ayrımcılık (sadece dezavantajlı gruplara mensup kimselere tanınan bir hak) olarak kullandığına şahit olduk. Hugo Ödülleri “yeterince temsil edilmeyen bir azınlıktan ya da mağdur gruptan” olan bir yazara ve sanatçıya ya da “yeterince temsil edilmeyen bir azınlıktan ya da mağdur gruptan” karakterler içeren eserlere veriliyor.

Şimdi burada duralım. Yukarıda yazdıklarım doğrultusunda hepinizin kafasında şöyle veya böyle bir fikir oluşmuştur. Bir kısmınız macera romanlarının azlığı, sosyal mesajların çokluğu konusunda onları desteklediniz, bir kısmınızsa haksız buldunuz ve bilimkurgunun aslında tam da bu iş için varolduğunu düşündünüz. Bazılarınızsa kitaplar hakkındaki düşüncelerini falan toptan boş verip homofobik oldukları için onlara öfkelendiniz, ya da tam tersi desteklediniz. Sizin kendi fikriniz var, benim de öyle. Bu çok doğal. Okuyan, düşünen, sorgulayan biri olmanın, insan olmanın bir parçası bu.

Amma velâkin Sad Puppies hakkında hepimizin şiddetle kınayacağı iki suçlama daha var: ırkçılık ve kadın düşmanlığı. İşte grubun üçüncü üyesi Vox Day’in işin içine girdiği ve her şeyi karmakarışık ettiği yer de tam olarak burası.

Vox Day ve Gamergate

Gerçek adı Theodore Beale olan Vox Day, yazarlığının yanı sıra bir oyun yapımcısı ve müzisyen. Kendisi Gamergate hareketinin en büyük ve en ateşli destekçilerinden, hatta önde gelen isimlerinden biri.

Gamergate hareketinin ne olduğunu bilmiyorsanız gerçekten de şanslısınız demektir. Burada açıklaması en az bu yazı kadar uzun süreceği için fazla detaya girmek istemiyorum. Özetle Zoe Qinn adlı bir kadın oyun geliştiricisinin hayatını zehre çeviren kadın düşmanı, ırkçı, anti-feminizm hareketinden doğan bir olay olduğunu söyleyebilirim. Quinn, 2014 yılında “Depression Quest” adlı bir oyun geliştirdi ve bunu yaparken kendi deneyimlerini baz aldı. Yazı tabanlı, basit oyunu pek çok eleştirmenden beklenenin çok çok üstünde iyi notlar aldı. Ancak oyuncular aynı fikirde değildi; oyunlarda bu tip sosyal mesaj görmek istemiyorlardı. Derken Zoe’nin eski erkek arkadaşı birlikte oldukları dönemde kadının 5 oyun yazarıyla yatarak kendisini aldattığına dair belgeler sundu. Bu iddialarda yer alanlardan biri de Kotaku editörlerinden Nathan Grayson’dı. Kotaku, ikilinin arasındaki ilişkinin “daha sonra başladığını” kanıtlasa da iş işten geçmişti. Zoe’nin oyununu duyurmak adına oyun yazarlarıyla yattığı iddiası interneti sallamaya başlamıştı bile.

Oyuncular bu işi kendi yöntemleriyle düzeltmeye karar verdiler. Sözde oyun basınını etik kurallar çerçevesinde hareket etmeye zorlayacaklardı. Sözde diyorum, çünkü iş oraya hiç varmadı. Daha sonra Gamergate adını alan bu topluluk ölüm ve tecavüz tehditleriyle, rahatsız edici telefonlarla, internette adres ve telefon bilgilerini paylaşma, hatta “cinsel organıyla ilgili” iğrenç yorumları uluorta tartışma yoluyla Zoe’ye rahat vermedi. Kendisi en sonunda hem sektörü hem de evini terk ederek kayıplara karıştı. Ama Gamergate orada durmadı ve iki ayrı feminist kadına daha benzer yollarla saldırarak piyasadan çekilmelerini sağladılar.

Vox Day, bu hareket sırasında solcuların tıpkı edebiyata yaptıkları gibi oyun dünyasını da ele geçirmeye; oyunları sosyal mesajlarla, feminizmi ve eşcinselliği savunan öğelerle doldurmaya çalıştıklarını iddia etti. Sad Puppies 2 hareketine de dahil olduğundan Larry Correria’nın iki yıldır kullandığı “sosyal adalet savaşçıları” sözünü Gamergate içinde de kullanarak hepsine savaş ilan etti. Vox Day’e göre “gerçek” oyuncular sadece beyaz tenli erkeklerden oluşuyor. Ona göre “gerçek” oyuncuların arasında zencilere ve kadınlara yer yok. Ve maalesef bu söylevlerle kendine fanatik bir hayran grubu edindi.

Vox Day aynı zamanda Amerikan Fantastik ve Bilimkurgu Derneği’nden kovulma başarısını (!) göstermiş ikinci kişi. 2013 yılında derneğin Twitter hesabı üzerinden siyahi yazar N.K. Jemisin’e “yarı-vahşi,” bir editöre ise “şişko kurbağa” diyen Day’in üyeliği oy birliğiyle iptal edilmiş. O nedenle derneğin eski başkanı John Scalzi ile aralarında geçmişten gelen bir husumet bulunuyor. Day, hemen hemen her yazısında Scalzi’ye ve yayıncısı Tor’a saldırmaktan geri kalmıyor. Hatta okurlarını Tor’u boykota davet ediyor (Sad Puppies ise tam tersine, okurlarından Tor’u boykot etmemelerini rica ediyor). İşte size Vox Day’in kendi sözlerinden birkaç demet:

Eğer bir kadın beyaz bir erkek tarafından tecavüze uğradığını söylüyorsa muhtemelen yalan söylüyordur. Çünkü sadece siyahlar ve İspanyollar tecavüz eder.
Amerikan kültüründeki yozlaşma en küçük kasabalarımızı bile istila eden Afrikalıların, Asyalıların ve Azteklerin suçudur.
Kadınlara oy kullanma hakkı verilmemeli. Kadınların oy kullanması a) boşanmalarda artışa b) kürtajlarda artışa c) zinada artışa d) putperestlikte artışa neden olmaktadır.
Feministlere asitle saldırmanın yanlış bir yanı yok. Asit yanığı birkaç surat, uzun süreli evliliklerin sağlanması için ödenecek ufak bir bedeldir.
Bizler Haçlı Seferlerini ve Engizisyonu yaratan kişilerin çocuklarıyız. Hıristiyanlar şeytanı yenmek istiyorlarsa Gamergate’i ve Engizisyonu örnek almalılar.

Evet… Vox Day ırkçı, kadın düşmanı ve homofobik bir yobazdan başka bir şey değil (Objektifliğin bittiği nokta).

Larry Correria, içlerinden birini Hugo adaylığına yükselterek solcuları kızdırmak istiyordu. Ama Vox Day bu tutumu ve yukarıdakilerden çok daha kötü demeçleriyle sadece solcuları değil, herkesi kızdırdı. Correria ile Torgensen’in Day’in bu tavırlarına hiç ses çıkarmaması onların da (haklı olarak) aynı kefeye konmasına neden oldu. Sad Puppies 2’nin aday listesinin tamamen sağ görüşlü beyaz erkeklerden oluşmasıysa işin tuzu biberi oldu. Sonuç olarak hiçbiri Hugo 2014’te ödülü kucaklayamadı ve herkes bunu mutlulukla karşıladı. Bu yıla dek…

Sad Puppies 3

Larry Correria, ikinci Hugo yenilgisinin ardından bu işten elini eteğini çekmeye ve kendini kitaplarına adamaya karar verdi. Ancak bu kez de pes etmeyen ve bayrağı devralan Brad Torgersen oldu. Farklı bir yol izleyen Torgersen işi bu sefer doğru yapmaya kararlıydı. Böylece aralarında kadınların ve siyahi yazarların da olduğu 20 kişilik bir liste hazırladı. Kimsenin siyasi görüşüne bakmaksızın, sadece iyi olduklarına inandığı eserleri aldı listeye. Ve sizin de görebileceğiniz gibi aralarında Vox Day yok. (Jim Butcher bu kargaşanın ortasına nasıl düşmüş, biz de bilemiyoruz. Cazibe? Dresden şansı? “Daha kötü ne olabilir ki?” cümlesinin evrensel şaşmazlığı? Muhtemelen…)

Larry Correria ödülü kazanmanın umurunda olmadığını, kanıtlamak istediği şeyi başardığını ve listede bunu hak eden birinin bulunmasını istediğini belirterek adaylıktan çekildi. Brad Torgersen ise bunun etik bir hareket olmayacağını düşünerek kendini listeye dahil etmedi. Hatta ırkçılık suçlamalarından çok sıkılmış olacak ki karısı ve çocuğuyla beraber çekildiği aşağıdaki fotoğrafı internette paylaştı. Evet, eşi Annie bir siyahi. Ama adım çıkmış dokuza, inmez sekize derler ya, hem Correria hem de Torgersen ırkçılıkla suçlanmaya devam ediyor.


Vox Day ise tam bir gün sonra Sad Puppies’in listesini aynen alıp beğenmediği isimleri attı ve boşlukları John C. Wright başta olmak üzere “şahsi yayınevinin bastığı” (Castalia House) kitaplarla doldurdu. Kendisini de kısa ve uzun eserlerde ayrı ayrı olmak üzere En İyi Editör dalında iki kez aday gösterdi. Böylece ortaya Rabid Puppies (Kuduz Köpek Yavruları) çıkmış oldu.

Buna ek olarak yazının başında da belirttiğim gibi kimsenin tanımadığı, hiçbir çok satan listesine asla girmemiş John C. Wright’ı 6 farklı eserle üç ayrı dalda aday gösterdi. Peki kimdir bu adam? Kendisi eskiden ateist, daha sonra Katolik, bugünlerdeyse Roman Katolik olan bir bilimkurgu yazarı (Yarın ne olur Allah bilir). Aslına bakarsanız Vox Day’in ruh ikizi bile diyebiliriz kendisine: ırkçı, homofobik, kadın düşmanı ve yobaz. İkna olmak için Day’in Amerikan Fantastik ve Bilimkurgu Derneği’nden kovulmasına neden olan Afrikalı siyahi yazar hakkında söylediklerine bakmanız yeterli:

N.K. Jemisin, Vox Day’in ona hakaret ettiğini düşünerek yanıldı. Ne ben ne de diğerleri (günümüzün genetik bilimi birbirimize denk olmadığımızı gösterse de) onu insan olarak görmüyor değiliz; biz sadece belirli nedenlerden ötürü onu tamamıyla medenileşmiş görmüyoruz. Çünkü değil. Derisini yüzdüğü beyaz erkeklerin aksine, N.K. Jemisin’in kavminin gelişmiş bir medeniyet kurabileceğine, hatta dışarıdan yardım almaksızın birini idare edebileceklerine dair hiçbir kanıt yok.

John C. Wright’ın en ünlü olduğu konuysa Avatar: Legend Of Korra’nın yapımcılarına çizgi-filmin sonlarında, iki kadın karakteri hemcinslerine ilgi duyduğu ve son bölümde el ele tutuştukları için “iğrenç, topal, ruhsuz pislik torbaları” diye hitap etmesi.

Peki kitapları ödül alacak kadar iyi mi? Hugo’ya aday olacak kadar? İşte bunu kimse bilmiyor. Ama Larry Correria öyle olduğunu iddia ediyor. Hatta John Scalzi ilk çıktığı yıllarda ona kendi blog sayfasında yer vermiş. (Scalzi, gelecek vaat ettiğine inandığı yazarlara bu ayrıcalığı tanımasıyla da ünlü) Herhalde artık çok pişmandır. Ayrıca böyle bir adamın kitapları iyi olsa bile kime ne?

İşin ilginç tarafı, tüm o pozitif söylevlerine rağmen John C. Wright’ın Sad Puppies’in listesinde de yer alması. Daha da ilginci, Vox Day’in listesinde birkaç kadının olması. Daha, daha, daha ilginci her iki grubun da iflah olmaz birer China Miéville hayranı olması. Ki kendisi sıkı bir sosyalisttir.

Çok Uzun, Okumadım

Sonuç olarak geçtiğimiz nisan ayında Hugo Adayları açıklandı ve ortaya çıkan tablo tüm edebiyat dünyasını şok etti. Çünkü En İyi Roman hariç tüm kategoriler Sad Puppies – Rabid Puppies tarafından önerilen isimlerden oluşuyor. Hatta Rabid Puppies’in önerdiği 67 isimden 58’i listede. Yani medyada yansıtılanın aksine burada galip gelen Vox Day ve fanatik takipçileri oldu, Sad Puppies değil. Tabii bunun kasıtlı yapıldığını, Torgensen’in kibarca konuşmalarının bir göz boyama olduğunu ve listesinde Vox Day’e bilerek boşluk bıraktığını söyleyenler de var. Ki bu tamamen göz ardı edebileceğimiz bir sav değil. Ancak ortada doğruluğunu ispat eden bir delil de yok.

Aday gösterilen bazı yazarlar Vox Day’le alakalarının olmasını istemediklerinden adaylıktan çekildiler. Hugo Ödülü’nü sunması gereken ünlü yazar Connie Willis (ülkemizde Kıyamet Kitabı adlı eseri basılmıştı) bu görevden affını istedi. Ve tıpkı geçen yıl olduğu gibi tüm sosyal medya ile gazeteler Sad Puppies’i hile yapmakla suçladılar. İşin komik tarafı, kimsenin Vox Day’i direkt olarak suçlamaması, bunu yaptıkları zaman da Sad Puppies ile bir tutmaları. Yani sizin anlayacağını körü körüne, doğru dürüst araştırmadan saldırıyorlar Sad Puppies’in başındaki ikiliye. Hatta dünya devi Entertainment Weekly haksız yere ırkçılık suçlaması yaptığı için Brad Torgensen’den resmen özür dilemek zorunda kaldı.


Bir tek Jim Butcher bu konuyla ilgili tek bir yorumda bulunmadı. Blog sayfasında iki grupla ilgili tek bir satır bile bulunmuyor. Herhalde kendisi de başka türlü hiçbir şekilde Hugo’ya aday gösterilemeyeceğini biliyor olsa gerek. Bu örnek üzerinden bakınca Sad Puppies bu açıdan haklı gibi görünüyor. Peki ama Dresden Dosyaları Hugo’ya gerçekten aday olmalı mı? Beni yakından tanıyanların iyi bildiği üzere ben bu serinin sıkı bir hayranıyımdır. Çok heyecanlıdır, soluksuz okursunuz, sayfaları şimşek gibi çevirirsiniz, bitmemesini ister ama gece yarılarına kadar elinizden bırakamazsınız. Kısacası, çok iyi bir macera romanı serisidir. Ama ödüllük bir eser midir? Bana bir şey katar mı? Bana bir şeyleri sorgulatır mı? Kendimi geliştirmemi sağlar mı? Alt metni var mı? Hayır. Hayır, hayır, hayır. Dresden Dosyaları tam da Larry Correria ile Brad Torgersen’in övdüğü, özlediği türden bir kitap. Güldüren, heyecanlandıran, soluksuz bırakan bir aksiyon… Ama Hugo Ödülü’nü kazanmaya layık bir eser böyle mi olmalı?

Hemen geçmiş galiplere bir bakalım. Ursula Le Guin’den Karanlığın Sol Eli; feminist bilimkurgunun ilk ve en önemli eserlerinden biri. Robert Heinlein’dan Yaban Diyarlardaki Yabancı; önyargı ve cinsel özgürlük hakkındadır. Isaac Asimov’dan İşte Tanrılar; üç cinsiyeti olan bir uzaylı ırkından bahseder. Yani Correria ile Torgersen’in çıkarımları kesinlikle yanlış. Hugo yirmi yıl önce de mesaj içeren kitaplara veriliyordu, otuz yıl önce de.

Sad Puppies hile mi yaptı? Hayır. Bugüne dek diğer yazarlar nasıl oy topluyorsa onlar da aynı şeyi yaptı. Sadece daha efektif bir şekilde çalıştılar. Peki yaptıkları etik mi? Yine hayır. Bir kitabın çok satan olması onu ödüle layık bir klasik yapmaz. Ya da şöyle söyleyeyim, farklı bir ödüle layık görülebilir. Ama o yılın en iyi fantastik ve bilimkurgusuna verilen Hugo’ya değil… Aynı zamanda tüm listeyi kaplayacak sayıda aday çıkarmaları da kesinlikle yanlış. Şu anda Hugo listesinde bulunan birkaç eserin (The Goblin Emperor, Dresden Dosyaları, Ancillary Sword, Saga, Ms. Marvel) dışındaki basılı eserleri ve yazarları hiç kimse tanımıyor. Orada olmayı hak edecek kadar iyi ve tanınmış değiller.

Peki kimler dışarıda kaldı? Joe Abercrombie, Larry Niven, Greg Bear, William Gibson, Jo Walton, John Scalzi, Lev Grossman, Ian McDonald, Ursula K. Le Guin, Patrick Rothfuss, Stephen King…

Özet olarak, basında yansıtılanın aksine Sad Puppies masum bir girişim olarak başlayıp ikinci yılında siyasete kaymış, üçüncü yıl ise kendince doğru bir amaca hizmet etmeye odaklanmış bir oluşum. Ancak çok daha kötü bir şeye, Rabid Puppies’e önayak olmuşlar ve Vox Day’le ilişkilerini de kesmemişler. Vox Day ise o hasta zihin yapısıyla her şeyi çok daha kötü bir hâle, bir çeşit Haçlı Seferi’ne dönüştürmüş durumda. Bilimkurgu gibi farklılığı kucaklayan, farklı olmanın korkulacak bir şey olmadığını aşılamaya çalışan, yeni ufuklara yelken açmayı destekleyen bir edebiyat türünün en önemli ödülünün böylesine dar görüşlü ve ırkçı birinin oyuncağı olması gerçekten de çok korkunç.

Şimdi herkes neler olacağını merak ediyor. John Scalzi ve G.R.R. Martin okurlara orada olmayı hak ettiğine inandıkları eserlere oy vermelerini, Puppies listesinde yer alan diğer tüm isimlereyse “No Award” kaşesi basmalarını öneriyor. Bu durumda Hugo tarihinde ilk kez bir kategoriden hiçbir ödül çıkmayabilir. Ancak Vox Day öyle bir durumda Hugo’ya veda etmemiz gerektiğini, çünkü bundan sonraki yıllarda söz konusu kategorilerden hiçbir ödül çıkmayacağını garanti altına alacağını söylüyor. “Bu daha başlangıç,” diye ekliyor üstüne. Neyin başlangıcı? Bundan sonra nereye saldıracak? Nefret ettiği Amerikan Fantastik ve Bilimkurgu Derneği’nin dağıttığı Nebula’ya mı?

Öte yandan Sad Puppies 4 gelecek yıl için şimdiden hazırlık aşamasında. Çünkü bu yıl WorldCon’a üye olan herkesin önümüzdeki yıl da oy kullanma hakkı var. Kuralların değişmesi içinse iki yıl üst üste oylama yapılması gerekiyor. Yani sizin anlayacağınız Hugo önümüzdeki yıl da tehdit altında. Eğer acil bir önlem alınmazsa dünyanın en prestijli ödülleri listemizden Hugo’nun adını silebiliriz demektir. Her şey kazananların açıklandığı 22 Ağustos’ta belli olacak…

Not: Bu makale ilk kez Kayıp Rıhtım'da yayınlanmıştır.

Not 2: "Lines of Departure" adlı kitabıyla hem Sad hem de Rabid Puppies listelerinden aday olan Marko Kloos, makale yayınlandıktan sonra ödülden çekildiğini açıklamış. Yerine listedeki bir sonraki eser, The Three-Body Problem (Cixin Liu) gelmiş. Böylece 3 "normal" aday (The Goblin Emperor, Ancillary Sword, The Three-Body Problem) ve 2 Puppies adayı (Skin Game, The Dark Between the Stars) kaldı En İyi Roman için.

0 comments:

ShareThis