26 Ağustos 2010 Perşembe

Fanatik

Gölge E-Dergi'nin 35. sayısında yayınlanmıştır.


İzmir, Kıbrıs Şehitleri Meydanı…


Pastanenin kapısı büyük bir gümbürtü ile açıldı. Duvara hızla çarpan kapının camı anında tuzla buz oldu. İçeriye ellerinde kalın sopalar, üstlerinde sarı-kırmızı formalar olan bir grup ateşli genç doluştu. Kimi bandana takmıştı kimininse yüzleri boyalıydı. Pastanenin içine doluşup hep bir ağızdan tezahürat yapmaya başladılar.

“Göz-göz-Göztepe! Göz-göz-Göztepe!”

Masalarda oturan müşteriler hep birden ayaklanıverdiler. Bayanlar korku dolu çığlıklar atarken, erkek müşteriler gruba bağırıp çağırmaya başlamışlardı. Pastanenin sahibi olan adam ise tezgâhın arkasından hışımla fırlayıp delikanlıların önüne dikildi.
“Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz? Defolun gidin dükkânımdan!” diye bağırdı adam. Orta yaşlı, kısa boylu bir adamdı. İri göbeği o bağırdıkça hop hop hopluyordu, kel kafası sinirden kıpkırmızı olmuştu.

Ateşli taraftarlar bir anda sustu. Fakat gitmeye hiç niyetleri yokmuş gibi görünüyordu. İçlerinden biri gayet laubali bir şekilde, ellerini kollarını sallayarak ileri çıktı.
“Sen hangi takımlısın dayı?” diye sordu dayılanarak.
“Manyak mısın kardeşim? Müşterilerimi korkutuyorsunuz, gitsenize işinize!” diye bağırdı pastanenin sahibi.
“Sen önce sorumuza cevap ver babalık.” dedi bir diğeri elindeki sopanın ucunu diğer elinin avucuna vurarak.
“Bela mısınız kardeşim? Rahat bıraksanıza adamı!” dedi müşterilerden biri ileri çıkarak. Formalı gençlerden iki tanesi hemen o yöne yöneldi. İçlerinden birisi cebinden sustalı bir çakı çekerek “Bir şey mi dedin maydanoz?” diye sordu sırıtarak.
Korkan müşterilerden bir çığlık daha yükseldi.
“Kesin lan sesinizi!” diye bağırdı elinde çakı tutan. Az önce sesini yükselten adam da dâhil olmak üzere ayaktaki müşterilerin hepsi birkaç adım geri çekildi. Kadınlardan biri kendini tutamayıp sessiz sessiz ağlamaya başladı.

“Sen hangi takımlısın dayı?” diye sordu pastanenin sahibinin karşısındaki genç tekrar.
“F-Fe-Fenerbahçe…” dedi adam tereddütlü bir sesle.
“Ne demek lan Fenerbahçe?” dedi delikanlı. “İzmir’de yaşıyorsun ama İstanbul takımı tutuyorsun öyle mi? Şerefsiz misin lan sen?” diye bağırdı ardından. Sonra da beş kişi birden zavallı adama sopalarla ve tekmelerle saldırdılar. Adamın hiç şansı yoktu, saniyeler içinde yere yığılmış, ağzı burnu kan içinde kalmıştı. Diğer müşterilerden biri hışımla ileri atıldı fakat grubun geri kalanı hızla önünü kesip bir dayak da ona attılar. Kadınlar artık resmen çığlık atıyordu fakat yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Tek çıkış yolu kapıydı ve onun önü de bu eli sopalı haydutlar tarafından kesilmişti.

Elinde çakı olan genç yerde boylu boyunca yatan pastane sahibinin üzerine eğildi ve adamın kulağını çekmeye başladı. Acıyla haykıran adamın başı yerden hafifçe kalktı.
“Şimdi hangi takımı tutuyorsun ayı?” diye sordu genç, alay edercesine.
“Göztepe…” diye fısıldadı yaralı adam.
Bir anda gruptan coşkulu bir sevinç narası yükseldi. Ardından tekrar tezahüratlara başladılar.
“Göz-göz-Göztepe! Göz-göz-Göztepe!”

Pastane sahibini yerde kıvranır bir biçimde bırakarak onu kurtarmak için harekete geçen ama grubun geri kalanından dayak yiyip yere yığılan öteki adamın etrafında toplandılar. İçlerinden biri adamı saçlarından kavrayarak başını havaya kaldırdı.
“Sen hangi takımlısın maydanoz?” diye sordu adama.
Adam bu soruya ağır bir küfürle karşılık verdi. Bu yanlış bir hareketti… Gençler hep beraber yerde yatan adamı acımasızca tekmelemeye, bir taraftan da Göztepe tezahüratları yapmaya başladılar.

İşlerini bitirdiklerinde yani adamın yerden kalkamayacağına emin olduktan sonra sıradaki kurbanlarına, kendilerine en yakın duran bir başka adama yöneldiler.
“Ya sen hangi takımlısın ihtiyar?” diye sordu biri.
“G-Gö-Göztepe…” dedi adam oldukça endişeli bir biçimde. Elleri gözle görülür bir biçimde titriyordu.
“Ooo… Öyle mi? Say bakalım Göztepe’nin ilk on birini.” dedi delikanlı.

Sayamadı.

Ve ölümüne atılan dayaklardan nasibine düşeni fazlasıyla aldı.

“Karşıyakalı var mı aranızda?” dedi delikanlılardan biri dayılanarak. Ağlayan kadınların hıçkırıkları ve burun çekişleri haricinde hiç kimseden ses çıkmadı.
“Konuşsanıza lan! Kime diyorum?” diye bağırdı genç, en yakınındaki masanın örtüsünü hışımla çekip üzerindekileri yere dökerek.

O sırada yanındaki arkadaşlarından biri kolunu dürtüp başıyla arka masalardan birini işaret etti. En arka masada bir adam oturmuş sakince kahvesini içip gazetesini okuyordu. Olay başladığından beri yerinden kıpırdamamış hatta o yöne bakmamıştı bile.

Saldırgan grup yavaş adımlarla o yöne ilerledi ve adamın etrafını çevirecek şekilde masanın etrafına dizildiler. Adam kafasını kaldırmadan tek eliyle tuttuğu gazetesini okumayı sürdürüyordu. Diğer eli ise bacaklarının üzerine kadar çektiği masa örtüsünün altında olduğundan görünmüyordu.
“Sen hangi takımı tutuyorsun babalık?” dedi delikanlılardan biri.
Adam hiç istifini bozmadan kahvesinden bir yudum aldı ve okumaya devam etti.
“Sana dedik lan, sağır mısın?” diye sordu bir diğeri, adamın elinden gazeteyi çekip yere fırlatarak.
“Gayet iyi duydum.” dedi elindeki fincanı masaya koyan adam usulca. Bakışlarını kaldırıp çarpık bir tebessümle etrafındaki gençlere baktı. Otuzlu yaşlarında, orta boylu bir adamdı. İyi tıraşlı temiz bir yüzü ve koyu kahverengi kısa siyah saçları vardı. Kısık göz kapaklarının ardındaki açık mavi gözleri ışıl ışıl parıldıyordu. Üzerinde beyaz bir gömlek ve kumaş bir pantolon vardı. Sandalyesinin arkasında siyah bir deri ceket asılıydı, masanın üzerinde ise siyah, dar kenarlıklı bir fötr şapka vardı.
“Madem duydun cevap ver o halde. Hangi takımlısın?”
“Beşiktaşlıyım.” dedi adam gayet sakin bir şekilde, hâlâ çarpık bir tebessümle gülümseyerek.
“Ne Beşiktaş’ı lan?” dedi delikanlı. “Var mı öyle İzmir’de yaşayıp da İstanbul takımı tutm…”
“Aslına bakarsanız ben İstanbulluyum.” diyerek delikanlının lafını kesti adam. “İzmir’e sadece bir… İş… Evet, bir iş için geldim.”
“Bu bir İstanbul takımı tuttuğun gerçeğini değiştirmez.” dedi gençlerden biri.
“Aslına bakarsan değiştirir.” dedi adam. “İstanbul’da oturup da bir başka şehrin takımını tutsam bana ne derler bir düşünsenize? Şerefsiz mi?” diye devam etti kıkırdayarak.
Masanın etrafında duran gençler adamın bu esprisi ve soğukkanlılığı karşısında afallayıp birbirlerine bakındılar. Bir tanesi omuzlarını silkip başını iki yana salladı, bir iki tanesi ise bu şakaya küçük bir tebessümle karşılık verdi.

“Şimdi de ben size bir soru soracağım.” dedi çarpık gülümsemeli adam. “İstediğiniz hayat bu mu?”
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu içlerinden biri.
“Şöyle bir etrafınıza bakın. Kanlar içinde yerde yatan adamlar, korkudan bir köşeye sinmiş kadınlar. Ve bu sizin işiniz… Sizin eseriniz… Kendinizi güçlü hissetmenizi sağlıyor değil mi? Bir şeyler başarmış gibi hissediyorsunuz, bir yere ait olduğunuzu hissediyorsunuz değil mi?”
Delikanlılar kendilerinden ve yaptıkları işten memnun bir şekilde birbirlerine baktılar ve göğüslerini şişirerek “Evet, doğru.” dediler hep bir ağızdan.

“Hayır, yanlış.” dedi adam sırıtarak. “Bu işler hep böyle başlar. Önce bir kavgaya karışırsın sonra ötekine. Ait olduğun bir grup vardır ya da çete. Sen onları korursun onlar seni. Ama bir gün bir de bakmışsın çıkışı olmayan bir kavgaya karışmışsın. Karşındaki sana bir bıçak çekmiş ya da bir silah doğrultmuştur. Kaçışın yoktur, ya sen öleceksin ya da o. Eğer ölürsen tarih olursun ama hayatta kalırsan işte o zaman şanslısındır. Doğru mu?”
Gençler cevap vermeden önce destek almak için yine birbirlerine baktılar ve “Evet, doğru.” dediler bir kez daha, ama bu kez biraz tereddütle.

“Hayır, yine yanlış.” dedi adam, artık iyice soğumaya başlayan kahvesinden bir yudum daha alarak. “Hayatta kalırsan yine ölmüşsün demektir. Çünkü bir insanın hayatına son vermişsindir. Bunun sana çektirdiği vicdan azabı korkunçtur.” dedi adam. Biraz duraksayıp etrafındaki gençlerin gözlerine teker teker baktı, artık gülümsemiyordu. “Ve bir kez bu pisliğin içine batarsanız…” diye devam etti “…gerisi mutlaka gelir. Pis işlerini yaptırmak isteyen insanlar peşinizi bırakmak bilmez. Mafyalar, uyuşturucu satıcıları, zengin züppeler… Hatta polis bile! Hepsi kirli işlerini yaptırmak için peşinizden gelirler. Çünkü ellerini kirletmek istemezler ama sizin elleriniz kirlidir. Ve ne biliyor musunuz? İstediklerini yapmak zorundasınızdır aksi takdirde hapsi boylamanız an meselesidir. Ayrıca yemek ve barınmak için paraya ihtiyacınız vardır. Çünkü sizin arkanızı daima kollayan o çeteniz, aileniz, grubunuz ya da her neyse o artık yoktur. Siz artık bir yabancı, bir katilsinizdir onların gözünde. Böyle bir hayatın ise sadece iki sonu vardır. Bir; hapishaneye düşersiniz ve ciğerlerinize saplanan paslı bir şiş ile can verirsiniz. İki; karanlık bir ara sokakta iki omzunuzun arasına bir mermi yersiniz. Hayatınız ellerinizden akıp giderken de şunu sorarsınız kendi kendinize; bunların hepsi ne içindi? Ben söyleyeyim; meşin bir yuvarlak ve hiç tanımadığınız 11 yabancı için…”

Delikanlılar sus pus olmuş bir şekilde adamı dinliyorlardı. Kiminin gözleri kocaman açılmıştı kiminse ağzı bir karış… Hiç birinden çıt çıkmıyordu. Derken uzaklardan gelen siren sesleri duyulmaya başladı pastanenin içinde. Delikanlılar bir rüyadan uyanmış gibi gözlerini kırpıştırmaya ve birbirlerine bakmaya başladılar. “Haydi gidelim…” dedi içlerinden biri. Bu seste ne bir coşku ne de cesaret vardı artık; sadece korku ve endişe… Ardından hepsi önce yavaş sonra da koşar adımlarla pastaneyi terk ettiler. Giderken hâlâ masasında oturan bu çarpık gülümsemeli, mavi gözlü adama son bir kez dönüp bakamadan da edemediler.

Onlar gittikten sonra pastanedeki diğer müşteriler de koşa koşa olay yerini terk ettiler. Artık içeride sadece ağır şekilde dayak yemiş ve yerden kalkamayan müşterilerle pastanenin sahibi kalmıştı. Bir de masasında oturan gizemli müşteri… Adam kahvesinin son yudumunu da içti ve masa örtüsünün altında olan elini çekip açığa çıkardı. Elinde 45’lik bir Colt tabanca vardı… “Neyse ki seni kullanmama gerek kalmadı.” dedi adam, silahını yavaş hareketlerle elinde evirip çevirirken. Ayağa kalktı ve tabancasını pantolonunun arka kısmında sıkıştırdı. Sandalyenin arkasındaki deri ceketini sırtına geçirirken gözü yerde duran gazeteye takıldı. Saldırgan grup içeri girdiğinde okuduğu gazeteydi bu… Manşette şöyle yazıyordu; “İzmir’de katliam.” Uzanıp gazeteyi yerden aldı ve haberi bir kez daha okudu.

“İzmir’in simgelerinden sayılan Hilton Oteli’nde dün resmen bir katliam yaşandı. Sabah saatlerinde kahvaltı salonunu basan silahlı bir kişi iki ünlü iş adamını ve beş korumayı soğukkanlılıkla öldürdü. Çatışma esnasında birçok müşteri de yaralandı. Saldırıyı yapan kişinin daha önce farklı şehirlerde benzeri cinayetler işleyen gizemli katil olduğu sanılıyor. Kendisine taktığı “Fanatik” lakabı ile anılan suçlu polis tarafından halen aranıyor.”

Adam manşetin yanına basılmış, saçı sakalı birbirine karışmış haldeki katilin fotoğrafına baktı. Bu kendisiydi. Şu anda fotoğraftaki adamla hiçbir alakası yoktu elbette ama bu fotoğraftaki adamın kendisi olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Çenesini sıvazlayarak “Sakal yakışıyormuş.” diye gülümsedi kendi kendine. Sonra da gazeteyi fırlatıp attı. Siren sesleri iyice yaklaşırken siyah fötr şapkasını başına geçirdi, kahvenin parasını masaya bıraktı ve ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü. Çıkmadan önce son bir kez pastanenin içinde göz gezdirdi ve “Meşin bir yuvarlak ve hiç tanımadığım 11 lanet adam yüzünden…” diye mırıldandı. Ardından yürüyerek mekânı terk etti.

- Son -

Not: Göztepe taraftarları ile hiçbir alıp veremediğim yoktur, kişiler ve mekânlar tamamen temsilidir.

Newspaper photo by Matt Callow

4 comments:

zeynep dedi ki...

Waaaawwwwwwwwwww hepsi gözümde canlandı okurkenn orda hissetim bir an kendimi nasıl güzel bir uslupla yazmışsın.....Fanatizme gelince hiç bir zaman hiçbir şeyin yada kimsenin fanatiği olmadım saçma gelir bana hep ..Sevgiyle çok güzeldi keyifle okudum..

mit dedi ki...

Çok teşekkürler :) Beğenmene sevindim. Fanatizmi ben de hiç sevmem, hikayenin çıkış noktası da burası zaten :) Tekrar tekrar teşekkürler...

self dedi ki...

Hello. I'm the owner of the photograph of the Hat man. That photograph is protected by copyrights and I'm afraid you can't use it freely. I appreciate your understanding and thank you in advance.
Best Regards!

mit dedi ki...

Hi. I had given a link to your deviantart page at the end of the my story. But i understand your concern and i'll not insist about using it. Great photo by the way.
Regards...

ShareThis