11 Nisan 2010 Pazar

Aşk, hüzün...

Genç adam çok heyecanlıydı. Bugün büyük gündü. Bugün uzun zamandan beri sevdiği kıza aşkını itiraf edecekti. Onu çok ama çok seviyordu ve eğer kabul ederse hayatının geri kalanını onunla geçirmeye şimdiden razıydı. Onu nasıl sevmesindi ki? Hayata bakış açıları tamamen aynıydı bir kere. Aynı şeyleri seviyor, aynı müzikten hoşlanıyorlardı. En sevdikleri yemek aynıydı, en sevdikleri tatlı da… Espri anlayışları da aynıydı. Gülmeden geçirdikleri bir saniye bile yoktu. Hatta sadece bir bakış ile bile birbirlerinin ne demek istediklerini anlıyorlardı. Kendisini onun yanında o kadar rahat, o kadar kendisi gibi hissediyordu ki… Ah, işte yine yapıyordu. Suratında aptal bir ifade ile sırıtarak hayallere dalmıştı gene… “Toparla bakalım kendini genç aşık, yapılacak çok işimiz var.” dedi kendi kendine gülerek. Aynanın karşısına geçip saçını taramaya başladı. Heyecandan ufak ufak titriyor, midesinde kelebekler uçuşuyordu. “Ya kabul etmezse?” dedi aynadaki görüntüsüne endişe ile bakarak. Aynadaki görüntü ciddileşti ve “Edecek, merak etme. O da seni seviyor!” dedi.

“Nereden biliyorsun? Hiç söylemedi ki… Söylemedim ki… Onu sevdiğimi…”

“Böyle düşünme! Biz ruh ikiziyiz, ruh eşleriyiz. Bunun başka açıklaması yok. Göreceksin, kabul edecek.” dedi aynadaki görüntüsü göz kırparak.

Genç adam derin bir iç çekti ve kararlı bir biçimde kafasını salladı. Sorun şuydu ki sevdiği kıza gerçek hislerini daha önce hiç belli etmemişti. Bugüne kadar hep arkadaşça davranmışlardı birbirlerine ve genç adam nasıl bir tepki ile karşılaşacağını bilemiyordu. Gömleğinin yakasını sertçe çekiştirip düzeltti ve buluşma yerine gitmek üzere evden ayrıldı.

Yarım saat sonra Kadıköy iskelesinin önündeydi. Hava oldukça güzeldi ve martılar tepesinde dans ediyorlardı. Denizden gelen hafif bir meltem eşliğinde iç çekti ve rahatlamaya çalıştı. O kadar heyecanlıydı ki elleri adeta buz kesmişti. Sonra birden onu gördü. Vapurdan çıkan insanların arasından tereddütlü adımlarla çıkışa doğru ilerliyordu. Ne kadar güzeldi! Ve ne kadar da zarif… İşte şimdi o da kendisini görmüştü. Yüzüne yayılan o mutlu gülümseme, gözlerindeki o ışıltı genç adamı kendinden almıştı adeta.

“Merhaba. Çok bekletmedim umarım?” dedi genç kadım, onu iki yanağından öperken.

“Hayır, tam zamanında geldin.” dedi adam ona gülümseyerek. Sonra da bir kolunu genç kadının gireceği şekilde öne uzatarak “Gidelim mi?” diye sordu.

Kadın bu teklifi geri çevirmedi ve gülümseyerek adamın koluna girdi. İkili neşeli bir şekilde ilerlemeye başladı.

Az sonra oldukça şık bir restorandaydılar. Genç kadın etrafına hayranlık ve beğeni ile bakıyordu. “Beni buraya getirdiğine inanamıyorum! Burası çok lüks.” dedi şaşkın bakışlarla.

“Beğenmediysen kalkabiliriz?” diye sordu adam.

“Şaka mı ediyorsun? Buraya bayıldım!” dedi gülerek. “Ama burası biraz şey değil mi? Pahalı?”

“Senin için hiçbir masraftan kaçınmıyorum işte, daha ne istiyorsun?” diye sordu adam gülerek, garsonlardan biri yemeklerini servis ederken.

“Çok tatlısın.” dedi kadın sıcacık bir gülümseme ile.

“Teşekkür ederim hanımefendi.” dedi orta yaşlı garson sırıtarak.

“Ah, şey… Size demedim, arkadaşımla konuşuyordum.” dedi kadın.

“Ah, elbette. Ne kadar aptalım.” dedi garson utanarak.

“Bunlara hiç gerek yoktu gerçekten de…” dedi kadın. “Önemli olan seninle birlikte olmak benim için, gerisi boş.” diye ekledi ardından. Bu sözlerle birlikte adamın kendine olan güveni arttı ve konuya girme vaktinin geldiğine karar verdi. “Seninle konuşmak istediğim bir konu var.” diye söze başladı adam.

“Elbete, buyurun. Benimle her konuda konuşabilirsiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu garson.

“Şey… Sizinle değil, arkadaşımla konuşuyordum.” dedi adam sıkılarak.

“Ah, tabii ya… Üzgünüm.” dedi garson, bir kez daha utancından kıpkırmızı olarak. “Bir garson ile konuşmayı kim ister ki?” diye mırıldandı masadan uzaklaşırken. Genç çift, garsonun ardından bakakaldılar. Kısa bir süre göz göze geldiler, ardından da kahkahalarla gülmeye başladılar.

“Biliyor musun, gülmek sana çok yakışıyor. Hep gülmen için her şeyimi verebilirdim.” dedi adam sonunda.

“Teşekkürler.” dedi kadın, biraz utangaç bir tavırla. “Benimle ne konuşmak istiyordun?” diye sordu sonra da. Adam sustu. Karşısındaki kadının gözlerine uzun uzun baktı. Onu seviyordu, gerçekten seviyordu. Ama ya o kendisini sadece arkadaş olarak görüyorsa? Ya onu tamamen kaybederse? “Ben onun arkadaşı hiç olmadım ki…” diye düşündü kendi kendine. Derin bir nefes alıp kendi kendine belki de yüzlerce kez prova ettiği konuşmasına başladı. İlk kelime çıktıktan sonrası kolay olmuştu. Uzun zamandır içinde saklı tuttuğu kelimeler denizi dışarı çıkışı bulmuş, kendi kendine hızla dökülüyordu dudaklarından adeta. O konuştukça kadının yüzündeki gülümseme soluyor ve yerini ifadesiz bir yüze bırakıyordu. Ne düşündüğünü anlayamıyordu adam, şu anda umursamıyordu da. Tek düşünebildiği konuşmasını bir an önce tamamlayabilmekti.

“…yani demek istediğim şey, seni seviyorum.” diye bitirdi adam sözünü. Kadın hiç kıpırdamadan, ifadesiz bir şekilde kendisine bakmayı sürdürüyordu. Bir müddet daha böyle bakıştılar. Sonra kadın hafifçe gülmeye ardından da kahkahalar atmaya başladı. Adam ne yapacağını bilemez şekilde onun kahkahalarına aynı şekilde karşılık verdi. Kadın güldükçe gülüyor, resmen gözlerinden yaşlar geliyordu. “Ah sen yok musun sen…” dedi sonunda, gülmesini biraz olsun bastırabildiğinde. “Bu şimdiye kadar başıma gelenlerin en iyisiydi. Yani daha önce de deneyenler olmuştu ama hiç biri bu kadar başarılı değildi.” dedi tekrar kahkaha atmaya başlayarak. Adam biraz tereddütle de olsa gülmeyi başardı. “Neyi daha önce deneyen?” diye düşündü kendi kendine.

“Harikaydı gerçekten de… Bugünün 1 Nisan olduğunu unutmuştum biliyor musun? Neredeyse sana inanacaktım.” dedi kadın gülerek.

1 Nisan… Bugün 1 Nisan mıydı? 1 Nisan… Nasıl böyle bir hataya düşebilmişti?

“Bu şimdiye kadar ki en iyi şakaydı, inan bana.” dedi kadın kıkırdayarak. Ama adam tepki vermedi. Gülümsemesi solmuş, beti benzi atmıştı. onun bu halini görünce kadın da gülmeyi kesti ve tereddütle onu izlemeye başladı. “Şakaydı… Değil mi?” diye sordu endişe ile.

Genç adam boğazında oluşan yumruyu zorlukla yuttu ve sahte bir kahkaha atarak “şakaydı elbette. Başka ne olabilirdi ki?” diye sordu. Kadın gözle görülebilir bir şekilde rahatladı. “Şaka olmasına sevindim. Yani öbür türlü olsaydı… Gerçek olsaydı ne kadar kötü hissederdim anlatamam. Böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyorum.”

“Benim kadar kötü olamazdın.” diye mırıldandı adam kendi kendine. Fakat kadın onu fark etmemişti bile. Günün geri kalanında hep kadın konuştu, adam dinledi. Arada bir onay mırıltısı ya da “Evet, haklısın” cümlesinden fazlasını da etmedi adam. O artık orada değildi çünkü, kan ağlayan kalbini dinliyordu. O günden sonra kadını bir daha görmedi, buluşma tekliflerinden hep bir bahane ile kaçındı. İstemediğinden değil, bu acıya dayanamayacağını bildiğinden…

Not: 1 Nisan günü yazdığım kısa bir hikaye...

Broken heart by starry eyedkid

4 comments:

vildan dedi ki...

Mit,ayıptır söylemesi her Nisan1de acayip şakalarımla şöhret sahibiyimdir:)Hatta beklerler, hazırlarlar kendilerini bilenler..
Şaka yapmadıklarım da sitem ederler.. Unuttun bizi diye.. Kim denk gelirse o gün yaparım bir şeyler ben de:) Bu öyküde çocuk çabuk pes etmemiş mi sizce? Mesela her şakada bir gerçek payı vardır dese devam etse miydi? Yoksa, kız zaten çocukla ilgilenmiyormuş demek ki deyip iyi ki Nisan1 e denk gelmiş diye sevinmeli mi, ne dersiniz:) Harika olmuş. Pazar pazar iyi geldi Mit, ellerinize sağlık!

Roselyn dedi ki...

hmm başındaki garsonlu olayı gördüğümde çouğum şizofren çıkma gibi ihtimaller üşütü aklıma, o yüzden o kadar da doyurucu bulamadım sonunu.

ama oldukça gerçekçi olmuş son. pek sık karşılaşılır buna sanki =) tam tersi senaryolar da mevcuttur hatta. heh.

pabuç dedi ki...

Bari sen yapmasaydın be yorgun savaşçı..Bari sen bi hikayenin bitişini güzel bağlasaydın ..Bizde okurken o suratımızaki sırıtışı hayal kırıklığı bakışına çevirmeseydik...Nisan 1 'miş pehh...Ben erkek olsam ve karşımdaki bayan öyle bi şey dese elimdeki peçeteyi suratına atar onu kahkahalarıyla orda bırakır giderdim (yapardım bunu ) Terbiyesizzzzzzzz sen kimin duygularıyla şaka diye alay edersin tüüü senin gibi arkadaşa ;) Neyse ki erkek de bu çekilde anlamıştır onunla ruh ikizi olmadıklarını yok yani böyle bi tepki veren bayan olsa olsa iguananın ruh ikizi olur :P Duygusuz dikkatsin insan tüüü diyom da başka bişey demiyom artık :)

Bak işte sne hikayeyi şöyle mutlu mesut bağlasaydın ben de burda hiç varolmayan bi bayanın dedikodusunu yapmazdım :)) Hep senin yüzünden dedikodu yaptım :)

Güzel hikaye değil sinir oldum ya kızın tepkisine...ama çok güzel bi anlatım eline sağlık..güzel insan...

mit dedi ki...

@ Vildan: Bu ay şaka konusunda bizi unuttunuz o zaman Vildan Hanım :) Karşısındaki kişiyi tamamen kaybetmeme içgüdüsü ile öyle yaptığını var sayabiliriz. Hatta öyle :) Teşekkürler...

@ Roselyn: Şizofreni? Hmmm... güzel bir fikirmiş aslında, hemen bir kenara not edeyim bunu :) Gerçek hayata daha yakın bir şeyler karalamak istedi bu sefer, o yüzden böyle bitti. BtG'de yazını gördüm bu arada :) Başarılar ve teşekkürler...

@ Pabuç: Gerçekler bazen acıdır arkadaşım. Gerçek hayatta da bu ve benzeri şeylerle karşılaşmak mümkün. Aşk konusundaki deneyimlerim başka kapıya çıkmadığı için farklı bir son düşünemiyorum bile. Yine de yorumunu okurken gülmedim değil :) Her zamanki gibi tebessüm ettirdin, çok sağol. Bir daha ki sefere daha neşeli bir şeyler yazarım :)