26 Şubat 2009 Perşembe

Yalnızlık, yeniden....

Yorgun savaşçı, yüksek bir tepenin üzerindeydi. Durdu ve arkasındaki şehre baktı. İçinde ansızın kızgınlıkla üzüntü arasında bir duygu patlaması oluştu. Kendine hakim olmak için yavaşça gözlerini kapadı. Birkaç derin nefes alıp sakinleşti ve tekrar gözlerini açtı. Güneş aşağıdaki şehrin üzerine yavaşça doğmaktaydı. Şehir buradan ne kadar da güzel görünüyordu. Ve ne kadar masum... ama savaşçı öyle olmadığını biliyordu. Bunu defalarca ve her seferinde acı veren deneyimlerle öğrenmişti çünkü...

Şehri bozan şey içindeki insanlardı, insanların kokuşmuşluğuydu. “Kendi yapay ve küçük dünyalarında yaşayan aptallar” diye düşündü. Çünkü seksti onlar için önemli olan, paraydı, karizmatik görünmekti, içkiydi. Dostluk, vefa, namus gibi şeyleri bilmezlerdi. Bilseler de önemsemezler, sadece çıkar elde edebilecekleri yerlerde hatırlarlardı bu erdemleri.

Bu yüzden nefret ediyordu şehirden ve içindekilerden. Bu yüzden nefret ediyordu hayattan ve bu dünyadan. Çünkü kendisi öyle değildi, olmamak için çaba gösteriyordu en azından. “Galiba rahatça yaşayabilmek için bizim de onlara ayak uydurmamız lazım” demişti bir zamanlar bir arkadaşı. O ise sakince “Onlara ayak uyduracağıma tek başıma kalmayı tercih ederim” diyerek yanıtlamıştı. İşte bu yüzden burada, bu tepenin üzerindeydi bu sabah. İşte bu yüzden terk ediyordu bu şehri ve içindeki herşeyi. Teslim olmak değildi bu, sadece savaşını sürdürmeye devam ediyordu.

Derin bir nefes daha alıp iç geçirdi. Ağzından bir buhar dumanı yükseldi aydınlanmaya başayan gökyüzüne doğru. Yavaşça arkasına döndü ve o zaman farketti orada kendisini beklemekte olanı. Eski dostu yalnızlık her zamanki kasvetli ve siyah giysisi ile orada duruyordu işte. Yüzünde “geri geleceğini biliyordum” dermişçesine bir bakış vardı. Hafifçe gülümsedi yalnızlık ve kolunu uzattı savaşçıya. Savaşçı bir an tereddüt etti. Arkasında bıraktıklarına omzunun üzerinden şöyle bir baktı. Öfke ve hüzün anılarından fırlayıp yeniden canlandı kalbinin derinliklerinde. Omuzlarını silkti, şehre sırtını döndü ve yavaşça ilerleyerek eski dostunun koluna girdi. Ağır adımlarla karanlığa doğru uzaklaştılar kol kola....

02.04.2008

Photo by DanielN (http://www.flickr.com/photos/86474756@N00/)

2 comments:

Oznur dedi ki...

ihsan abi.. okadar etkılendımkı okudugumda .. sanırım ıste bugunlerde tamda hıssetiklerim bunlar ..belkide bundandır okadar etkılenmem .. yuregıne saglık ..

" . . burası gibi değil , gideceğim memleket . . "

alıntı ama olsun eklemek ıstedimm ;)

Girl in a box dedi ki...

hay... Read Moreıır!uyum sağlamak değil!herkes yolunda ilerler ihsancım.uyum sağlamak zorunda değilsin!hatta sağlama da..ama onları kendi yollarında ağırlarsın.biri bi kitap satınalır,ama bilgiyi alamaz.biri bir mevkiye kavuşur,ama saygıya kavuşamaz.en basiti bi yatak alırsın,ama uykuyu alamazsın..yani ihsancım işte bazı insanları yanında ağırlayabilirsin,ama asla hayatına sokmazsın.ayrıca;biri nekadar kötü olursa olsun,kimseyi "kendisi "olduğu için utanmasını sağlıyamazsın!
yani dostum,,söyliyebileceğim iki yol var:1-herkesin yeni bir başlangıca hakkı vardır.
2-ruhunu tamir etmek için,kendini iki yerinden bıçaklamak zorundasındır.
p.s:canım dostum,,kıskanırım ama demek ki yeni kankin "yalnızlık "haaa :P