
Millenium'da herşey değişecek demişlerdi. O zaman kulak asmamışı o sözlere. Kendileri bile ne kadar haklı olduklarını bilmiyordu büyük ihtimalle. Hakikaten de herşey değişmişti. Arka arkaya ölümler, düşman olan dostlar, kaybedilen ev, bitmek bilmeyen bir yolculuk..Yorgunluk birkez daha omuzlarına çöktü. Ne çok dolaşmıştı... İstanbul, İzmir, tekrar İstanbul, Fas, Konya ve gene İzmir... İzmir'de kalmak onun seçimiydi, her ne kadar İstanbul onu çağırıyor olsa da burada kalmak için direniyordu. Artık bitsin istiyordu. Artık bir düzeni olsun istiyordu, yorulmuştu çünkü. "Acaba kalmamalımıydım?" diye düşündü ne ilk kez ne de son kez... sonra gözü yine Karşıyaka vapuruna takıldı. "Ama o zaman bu insanları tanıyamayacaktım" diye hatırlatı kendine, her zamanki gibi. Zaten bu hep böyle oluyordu. Ne zaman "keşke başka bir bölüm okusaydım" dese kulağına gitar sesleri eşliğinde şen kahkahalar ve "ben demiştim" nidaları geliyordu. Ne zaman "başka bir işe girmeliydim, izmirde kalmamalıydım" dese o neşeli ortamı, o güzel insanları hatılıyor ve içini bir sıcaklık kaplıyordu. Askerde de ona dayanma gücü veren ordaki arkadaşlarının varlığı değil miydi? Aklı İzmir'den Denizli'ye oradan da İstanbul'a gitti. Çorlu tarafında biraz oyalanıp İzmir'e geri geldi. Tekrar gülümsedi, uzun zamandır yapmıyordu bunu. "Pişman olmayı bile beceremiyorum" diye homurdandı ayağa kalkarken.

"Gururlu budala" dedi yüksek sesle.
"Efendim abi?" dedi bir ses. Çaycıydı. Gülümsedi.
"Bana bir çay getirir misin?" diye rica etti. Çaycı hemen fırladı.
"Göker olsa kızardı şimdi, geçen sefer bana bir çay içirinceye kadar dört takla atmıştı çocuk" diye geçirdi içinden. Ne demişti Göker ona? "Ya sen ne kadar sağlam bir adamsın böyle, ben seni anlamıyorum, hayatımda gördüğüm yegane güçlü insanlardansın" Evet çok şey geçmişti başından ve daha kim bilir daha neler gelecekti başlarına. Ama yılmayacaktı. Sevdikleri için yılmayacaktı. Dostlarının yanında olacaktı, hatta gerekirse önlerinde siper... Halil'in bir zamanlar ona dediği gibi "evet, zor yalnız başına bir şehri gece dolaşmak ve tüm sarhoşlara yollarını göstermek. Oysa sen bir savaşçısın ne olursa olsun yenilmeyecek" Gururlu bir budala olsa bile...
Şövalye... heh... kulağa o kadar da kötü gelmiyordu... Saatine baktı, gece yarısıydı. İzmir’in bilinen sokaklarından birindeydi. Soğuk nedeniyle denizden insanın gözlerini yakan bir sis yükseliyordu.
14.11.2006
8 comments:
way be !!! diyorum başkada bişiy demiyorum. bu kadar mı güzel anlatılır be abi
şövalyemin yardımına yine çok ihtiyacım var.
gel sen bir kitap yaz satisda 10.000 garanti. daha fazlasi kesin olur, bu kadar guzel cumleler bu kadar guzel tasvir bosa gitmemeli
dostum son yazını çok beğendim
Yazını çok beğendim adamım
Kanka süper olmuş yaw. Senin yazılarını toplayıp kitap yaptırıcam
Sayende romanlara konu oldum. Çok büyük zevkle okudum
Kankü delisin senn:))) Tek kelime ile süper.
Yorum Gönder