
Geçtiğimiz günlerde SSK’ya gitmem gerekiyordu. Daha önceki tecrübelerime dayanarak kendimi olası sinir harplerine hazırlayarak başladım yolculuğuma. İzmirli olanlarınız bilirler, SSK’nın ana binası Gümrük’tedir. Geçtiğimiz günlerde bina tadilata alındı ve numaratörlü sisteme geçildi. Kurumun ismi de SGK olarak değiştirildi. Böylelikle daha iyi ve daha hızlı hizmet vermeyi amaçlıyordu kurum. Ben, binanın açılışının ikinci gününde oradaydım. Görünüşe bakılırsa değişimin gerçekten de işe yarayıp yaramadığını deneme şansım olacaktı bugün, istesem de istemesem de… Otobüsten indiğimde pırıl pırıl ve havalı bir SGK tabelası ve tüm binayı kaplamış mavi-beyaz balonlar karşıladı beni. “Vay be! Gerçekten de yenilemişler anlaşılan” dedim kendi kendime. Hemen önümdeki kapıya ilerledim. Güvenlik gülümseyerek bana baktı ve başını selam maiyetinde salladı. Bende selamına karşılık verdim ve kapıdan içeri girmek için hamle yaptım. Tam o anda güvenlik kapıyı hızla kapadı ve “Girişler diğer kapıdan!” dedi otoriter bir sesle. Az önceki gülümseyen yüz gitmiş yerini sert bir mizaçlı bir yüze bırakmıştı. Bu ani değişim karşısında afallayarak “Ama…” dedim. Güvenlik aynı ses tonu ve vurgusu ile “Girişler diğer kapıdan!” dedi tekrar. Bu konu üzerinde çok çalışmış olmalıydı. Boynumu büküp durağın uzak tarafında kalan kapıya doğru ilerledim.

Merdivenleri, az önce girmeye çalıştığım kapının hemen yanında buldum. Güvenlik görevlisinin “Girişler diğer kapıdan!” diyen tekdüze sesi geldi kulaklarıma. Merdivenleri çabuk çabuk tırmanmaya başladım. Az sonra birinci kattaydım. Ne olur ne olmaz diyerek tabelalara hızlıca bir göz atıp veznenin burada olmadığından emin olmak istedim. “Sicil takip, İşyeri büroları vs. Vezne yok, tamamdır.” diyerek ikinci kata çıktım. Tam kapıdan girecekken, son anda cama yapıştırılmış ufak bir yazı dikkatimi çekti. “Vezne birinci kattadır.” Bir ayağım havada yazıya bakakaldım.
Az sonra sinirden kendi kendime gülerek tekrar birinci kata iniyordum. Kapıdan girdim ve Giden/Gelen Evrak bankosunun yanından ürpererek geçtim. Neyse ki burası fazla kalabalık değildi. Tek bir koridor hariç… O yönde muazzam bir kalabalık vardı. Gözlerim Vezne tabelasını aradı ama o hariç her tür tabela görünüyordu etrafta. Her tabelanın altına da itina ile “Danışma değildir” kağıtları yapıştırılmıştı. Yüzsüzce yapıştırılan uyarıya aldırmayarak yüzsüzce bankolardan birine yanaştım ve yüzsüzce veznenin yerini sordum. Görevli öfleyip püfleyerek de olsa gideceğim yönü tarif etti. Başımı kaldırıp adamın tarif ettiği yöne baktım ve az önceki kalabalığı gösterdiğini fark ettim. Tam tahmin ettiğim gibi…

Nihayet işlemimi tamamlamıştım. Merdivenleri inerken kurumun içinin gerçekten değişmiş olduğunu ama içerdekilerin kafa yapısının değişmemiş olduğunu düşünüyordum. En nihayetinde bir devlet dairesiydi. Numaratörlü ya da mümaratörsüz olması pek bir şey değiştirmiyordu. Çıktığımda ise tam beklediğim gibi yağmur yağıyordu. Hafifçe tebessüm ederek gökyüzüne doğru baktım. Gözlüklerimi çıkartıp iç ceplerimden birine koydum ve giderek hızlanan yağmurun içine karışarak oradan uzaklaştım.
Nisan 2009
İzmir
2 comments:
kara bahtın kör talihin..:)birgün yağmur yutacak sni:))haha ne güldüm yha ilahi ihsan,gülümseyerek karşılıosun artık su damlalarını
Islanmaktan kaçış yoksa tadını çıkaracaksın. Bu laf böyle değildi galiba ama neyse... :)
Yorum Gönder