19 Mayıs 2009 Salı

Ye(nil)mekteyiz...



Sizi bilmiyorum ama ben şu son zamanlarda moda olan yok efendim Yemekteyiz, yok izdivaçtayız, biz nerdeyiz vb. tipi yarışmalardan kelimenin tam anlamıyla nefret ediyorum. Bu tip programlar yüzünden bütün sinir ve sindirim sistemim altüst olmakla kalmıyor, üstüne üstlük pek fazla ortaya çıkmayı sevmeyen neşem de bulabildiği en izbe ve karanlık köşelere saklanıyor can havliyle. Zaten iş çıkışı 1-2 saatlik bir zaman dilimi kalıyor kendime ayırıp yaşadığımı tekrar hissedebilmem, aslında fotosentez yapmayan bir varlık olduğumu anlayabilmem için. Ama reyting denen illet uğruna birbirinden saçma fikirleri program adı altında ekranlarımıza taşıyarak o çok değerli saatlerimi de televizyoncular mahvediyorlar sağolsunlar. Bir de tutulursa vay halimize… O zaman da aynı saçmalıkları farklı isimlerle farklı kanallarda izlemeye mahkum ediliyoruz ailece. Televizyon karşısına eğlenmek için mi yoksa eziyet çekmek için mi oturduğumu anlayamıyorum bir türlü. Hoş, eğer ruhunuzda mazoşistlik varsa bu durumda herkesten iki kat daha fazla eğlenme şansınız var. Ama benim gibi tamamen olmasa da az buçuk normal bir şahsiyetseniz o zaman sinir krizleri geçirme ihtimaliniz çok yüksek.

Hatırlarsanız her şey adına BBG denen, içimizdeki röntgenciyi ortaya çıkaran muhteşem (!) Alman harikası ile başlamıştı. Sonra ünlülerin çiftlik hayvanlarına ve çevre halkına eziyet çektirdikleri bir program çıktı, sonra gelin ve kaynana adaylarının birbirlerini hunharca yediği, sonucun ise her halükarda damat adayına patladığı bir diğeri, arkasından da şarkıcılıktan başka her işi yapmaları için yalvaracağımız insanların kulaklarımızı pas içinde bıraktığı bir diğeri patlak verdi. Ve bu furya aldı başını yürüdü, seviye ise düştükçe düştü. Ne yalan söyleyeyim, ben de her birini meraktan bir iki kez izlemiş, ama sonra akıl ve ruh sağlığımı korumak adına televizyondan koşarak uzaklaşmıştım. Ama gelin görün ki ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın bir şekilde kıyısından köşesinden bulaşıp öğreniyorsunuz olan biteni. Bunun en büyük sebebi ise her fırsatta katiyen seyretmediklerini söyleyen ama her detayını en ince ayrıntısına kadar bilen yakınlarımız oluyor genelde.

Bu tip yayıncılık hataları başta ben olmak üzere çoğu kişinin kaçınılmaz olarak televizyondan internete ve oyunlara yönelmesine yol açtı. Eskiden televizyonlarda yayınlanan belgesel ve gezi türü programlardan edindiğimiz kültürü internette, dizi veya film izleyerek yakaladığımız heyecanı ve duygu patlamalarını ise oyunlarda aramaya başladık. Ve bulduk da, hatta fazlasıyla… Reklam arası film izlemekten kurtulmuştuk sonunda. Medyanın isteği doğrultusundaki haberler ve gündemlerle de sınırlı değildik artık.

Bu televizyoncuların gözünden kaçmadı elbette. Hatta çok fena battı gözlerine. Son zamanlarda her televizyon kanalında, hatta her kanala bağlı gazetede “Bilgisayar oyunları şiddete yol açıyor” gibi ya da “İnternette tanıştığı kişinin kurbanı oldu” şeklinde haberleri sıkça görmemiz bu yüzdendir. İnternette şiddet yok mu? Eğer ararsanız var, ama televizyonlarda da var. Oyunlarda şiddet yok mu peki? Onlarda da var tabi ki… Ama televizyonlarda da var. Bugünlerde oynanan ve yapılan tüm macera oyunlarının amacı her gün televizyonlarda boy gösteren onlarca filme benzemek değil mi zaten? Ayrıca oynadığım hiçbir oyunda bir ana haber bülteninde gördüğüm kadar kan ve vahşet gördüğümü de hatırlamıyorum. Tam aksine televizyoncuların dizilere ve yarışmalara taşımayı bir türlü beceremediği keskin bir zeka var hepsinde. Kafanızı çalıştırmanızı sağlıyorlar, görsellikleriyle sizi kendilerine hayran bırakıyorlar ve en önemlisi eğlendiriyorlar. Yani günümüzün televizyonunun yapamadığı her şeyi hakkı ile yerine getiriyorlar.

Ondan sonra da bilgisayarlar televizyonu öldürdü. Hayır efendim, siz harakiri yaptınız.

5 comments:

mit dedi ki...

Bu yazıyı yazdım ama pek de umduğum gibi olmadı malesef :( ciddi bir eleştiriye dönüştü kendiliğinden. içimdeki canavar ortaya çıktı sanki :) sanırım yemekteyiz ve türevlerine sandığımdan da çok içerlemiş durumdayım :)

meral k.bulut dedi ki...

:))) dur daha sırada 50 sarışın var içindeki canavarı bağlaaa:)) malzeme doluu doluuu:)) gayet güzel olmuş :))) yazmış çizmişş ilk yorumuda kendi yapmışş:)) hani ben sizden önce farkındayım yani cidddi olduğunun diye:))

mit dedi ki...

hehehe... Biraz öyle oldu, evet :) 50 sarışını sizin kaleminize emanet ediyorum. Ben 5 kişilik bir yarışmayla zor başa çıktım, onunla hiç uğraşamam :)

shenem dedi ki...

bilgisayarı ne öldüriciik peki kanki:) onunla da ilgili bi analiz bekliorum senden.

mit dedi ki...

Valla bilmiyorum ama bu gidişle bilgisayar beni öldürecek :)

ShareThis